Yeni yılda umut yine dayanışmada

Necla Akgökçe

Zor bir yılı geride bıraktık. Pandemi çelişkileri keskinleştirirken, kadın cinayetleri, kadın işsizliği boyut değiştirdi. Her türlü baskı ve sömürüye rağmen, kadınlar sokaklardan çekilmedi. Sinbo’da da kazandık, Arjantin’de de… Yeni yılda yolumuz açık…  

2021 yılı arefesinde bir günde üç kadın erkek cinayetine kurban gitti. Aylin Sözer katledildikten sonra yakıldı. Orta çağdaki hemcinsleri anneanneleri cadılar gibi… Kadınlar kendi bedenlerine, kimliklerine geleceklerine sahip çıkmak için erkeklere karşı mücadeleyi yükselttikçe, patriyarka en ilkel biçimlerine sarılarak kendini tahkim ediyor. Güce güç… Yasalar mühim de onlarla ancak bir yere kadar gidebiliyoruz ne yazık ki. Feminizmin devrimci niteliğini ve yöntemlerini hatırlamaya ve hatırlatmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Bu yazı üç gün öncesinden yazılsaydı, 2020 yılında kadın istihdamı, kadınların evde, işte çalışan emekçiler olarak neler yaşadıkları ile başlıyor olacaktı. Fakat öldürülüyoruz. Kadın cinayetleri bu ülkede feminist hareketin ilk ve en can alıcı meselelerinden biri olmaya devam ediyor. Canımızın derdindeyiz,  yaşamımızı sürdürmeye çalışırken patriyarka her türlü sömürü ve baskı biçimlerini devreye sokarak bizi köşeye sıkıştırmaya devam ediyor. İstanbul’daki kadınlar bugün 19.00’da (30 Aralık Çarşamba) Kadıköy’de Eminönü İskelesinin kadın cinayetlerine karşı isyan, öfke ve mücadele azimlerini dile getirecekler. Hepimiz oradayız.

2020 yılı herkes için kötü bir yıl oldu. Covid- 19 Pandemisi evde ve işte çalışan kadınların iş yükünü artırırken, bazı kadın sektörlerinde işlerin durma noktasına gelmesiyle kadınlar işsizlik ve açlıkla karşı karşıya kaldılar. Öyle ki DİSK’in raporlarına göre kadın işsizliği en üst seviyesine çıktı.

İLO’nun Haziran ayı içinde yayımlanan Ev İşçileri Raporu ev hizmetlerinde çalışan kadınların küresel ölçekte pandeminin şiddetine, eve kapanma biçimlerine, bölgelere, kayıtdışı ve kayıtlı olmalarına göre farklı şekilde maruz kaldığını gösteriyor.

Ev işçileri işsiz kaldı

Tam tecrit halinde kayıtdışı çalışan ev işçilerinin yüzde 90’ı kayıtlı çalışanların ise yüzde 50’si iş kaybına uğramışlar. Kısmi tecrit durumunda ise yine kayıt dışı çalışanların yüzde 90’ı iş kaybına uğrarken, kayıtlı ev işçilerinde bu oran yüzde 25’lerde kalmış, hafif tecrit durumunda ise küresel ölçekte kayıt dışında bu oran yüzde 33 iken, kayıtlılar arasında yüzde 10’larda seyretmiş. Biz de kadınişçi olarak Türkiye’de kadın ev işçileri ile yaptığımız söyleşilerde özellikle salgının ilk üç ayında işsiz ciddi işsizlik tehdidi ile karşı karşıya kaldıklarını gördük. Kadınlara bu süreçte, kadın arkadaşları, kız kardeşleri, ablaları yardım etmiş ve kadın dayanışması ile ayakta kalmışlar.

Onlar çalışmazken ev işleri durdu mu; elbette hayır? Çeşitli mesleklerde çalışan, temizlik, çocuk ve hasta bakımı için dışarıdan destek alan kadınların bu desteği kesildi ve ofis, büro, fabrikalarda çalışan kadınların bir kısmı ofisi eve taşırken, bu işleri de üzerlerine aldılar ve eviçi iş yükleri artıkça arttı. Bu patriyarkal sömürü biçimi işte ücretli çalışan kadınlarla ücretsiz çalışan kadınlar arasındaki dayanışma için maddi zeminini oluşturuyor bizce. Eviçi emek konusunda feminist politikalar açısından bakılması gereken yerlerden biri de burası.

Evkadınılaştırma süreci

Küresel tedarik zincirlerine bağlı olarak tekstil devlerine ürün üreten Güney Asya’da, Latin Amerika’da, bizde Gaziantep ve Manisa, kısmen Kayseri’de kadın işçiler, firmaların ürün siparişlerini durdurması nedeniyle kapı önlerini koyuldular.  Pandemi döneminde kadın işsizliğinin özellikle genç kadın işsizliğinin artığını DİSK’in ay ay hazırladığı ve artık toplumsal cinsiyeti de hesaba kattıkları işsizlik raporlarından biliyoruz. Pandemi sürecinde zaten çok düşük olan kadın istihdamı oranları iyice düştü ve pek çok kadın istihdam dışına itildi… Ev işlerine dönenlerin büyük bir bölümünün pandemi sonrasında istihdama katılmayacağına dair endişeler var. BM’nin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Birimi raporuna göre “Sadece eylül ayında ABD’de yaklaşık 865 bin kadın iş gücünden ayrıldı. Erkeklerde bu sayı 200 bindi. Bu durum çoğunlukla bakım sorumluluğuyla açıklanabilir”  Küresel düzeyde bir evkadınılaştırılma süreci yaşanıyor. Feministler olarak kadın emeği alanında üzerinde durmamız gereken temel meselelerden biri de bu.

Bazı iyi haberlerde var elbette. Merkezleri Batı’da olan H&B gibi pek çok küresel zincir firması bu ülkelerdeki kadınların protestolarına neden oldu. Kadınişçi’de haberini verdiğimiz DGB’li kadınların Almanya merkezli küresel zincirlerde kadın emeği sömürüsünün sınırlandırılmasına yönelik eylemleri,  kadın emeği sömürüsüne karşı küresel mücadelenin ve dayanışmanın çözüm olabileceğine dair umutlarımızı güçlendirdi.

Bazı sektörlerde çalışan kadınların da iş yükleri artarken, ücretleri yerinde saymaya devam etti.

Hayatın devamını sağlayan işler

Kimdi bunlar?

Hastanelerde çalışan, kadın hekimler, hemşireler, temizlik görevlisi kadınlar… Market zincirlerinde kasiyer, reyon görevlisi olarak çalışan kadınlar, banka emekçileri, devlet dairelerinde çalışan kadınlar… Tarımda ekip, çapa yapıp ürün toplayan geçici, gezici işlerde çalışan kadınlar. Gıda sektöründe paketlemede çalışan kadınlar. İnsanlar evlere kapanıp hayatta kalmanın yollarını ararken, saydığım bu sektörlerde kadınların iş yükleri arttı, çalışma koşulları ciddi bir biçimde ağırlaştı… Marketlerde mesailerin bir türlü bitmek bilmediğini tanıklıklardan anlıyoruz… Hastaneler, gıda üreten fabrikalar ona keza…Pandemi sürecinde demoklesin kılıcı gibi kafalarında sallanan işten atılma tehdidi ile her türlü ücrete ve sağlıksız koşullara katlanmak zorunda kaldılar…

Pandemide her şey hayatta kalmaya, sağ kalmaya kilitlendi. Ev içlerinde ücretsiz emek alanında da dışarıda ücretli emek alanında da yaşamın devamını sağlayacak olan ev ve bakım işleri, tarım, hizmet, sağlık, gıda, temizlik işleri gibi sektörlerde çalışanların büyük bir bölümünün kadınlar oluşturuyordu ve dolayısıyla bu süreçte kadın emeğinin de ne kadar, gerekli ve elzem olduğu da görüldü.

Tank ve otomobil üretilmeden de hayatta kalabiliyorduk, ama buğdayı, sebzeyi, meyvayı, zeytini, portakalı eken çapalayan,  toplayan, çuvallara dolduran, gıda fabrikalarında bunları işleyen, market kasalarında bizlere bunları sunan kadın emeği olmazsa aç kalıyorduk. Ayrıca hemşireler olmadığında sağlığımızı sürdüremezken, hastanelerde,  devlet dairlerinde evlerde, temizlik ve hijyen işlerini yürütün kadınlar olmadan da hayatta kalmamız zorlaşıyordu. Lokantalar kapatıldığında dışarıdan hazır yemek te alamıyor, ya da hazır yemeklerin sağlıksız ürünler olduğunu düşündüğümüz de de evde yemek pişiren kadınlar olmadığında aç kalıyorduk. Pandemi gerçekten te “Biz durduğumuzda hayatın durduğunu da gösterdi” açık açık.

Ama ne yazık ki kadınların ev içlerinde ürettikleri işler de, toplum içinde ücretli çalışarak ürettikleri işler de kapitalizm koşullarında en değersiz en güvencesiz ve en düşük ücretli işler olmaya devam ediyordu. Çünkü emek değerlendirme sistemleri de erkeklerin tekelindeydi ve onlar bunu kendi çalışma biçimlerine göre ayarlamışlardı.

Ücretli ücretsiz emeğimizin değeri

Feministlerin bildiği pandemi sürecinde de iyice açığa çıkan kadın işlerini değeri ve düşük ücretler de önümüzdeki günlerde feminist emek siyasetinin gündeme alması gereken en önemli konulardan olacak.

Pandemide kadın işçi direnişleri de durmadı, Sinbo’da ve Vestel’de kadınlar işleri ve sağlıkları için mücadele ettiler.

Pandemi sürecinde kadın işçilerin de üye olduğu Türk-İş’e bağlı sendikaların sosyal demokratların yönetimde oldukları da dahil olmak üzere, susup oturduklarını söylemek abartı olmaz. Ne sektör araştırması ne basın açıklaması, ne başka bir şey. Asgari ücret konusunda ortak eylemlere bile katılmadıkları görülüyor. Oysa sağlık ve perakende alanın da en fazla üyeye sahip sendikalar, Türk-İş bünyesindeydi.

DİSK’in daha doğrusu DİSK’te çalışan uzmanların işsizlik, kadın emeği raporları, asgari ücretin toplumsal cinsiyet boyutunu gösteren raporlarla bu dönemde iyi iş çıkardıklarını söyleyebiliriz. Bunun dışında sokakta da en çok DİSK Sendikalarını gördük… Bunu not düşelim tarihe.

Ayrıca DİSK’e bağlı Birleşik Metal Sendikası Türkiye işçi sendikaları tarihinde bir ilke imza atarak toplumsal cinsiyet temelli bir işçi sağlığı ve güvenliği vaka analizi yaptı. Bu tür çalışmaların ilerlemesi sendikaların politik metinlerine yansıtılması, kadın işçi sağlığı mücadelesi açısından çok önemli…

2021 yılında kadın emeği alanında, eşdeğerde işe eşit ücret, ücret değerlendirme sistemlerinin toplumsal cinsiyet açısından gözden geçirilmesi, eviçi emeğinin değerinin daha fazla görünür kılınması, görev olarak karşımızda duruyor.

Kadınişçi olarak hayatta kalmamızın da mücadelemizin de dayanışmadan geçtiğine inanıyor…Gücümüzü de buradan alıyoruz. Arjantin’deki kadınların kürtaj hakkı mücadelesinde elde ettikleri kazanım bizim de kazanımımızdır.

Tüm kadınlara kadınişçi olarak sağlıklı, şiddetsiz, sömürüsüz bir yıl diyoruz. Umarız bir daha 2020 yılı gibi bir yıl yaşamayız.

Pin It on Pinterest