Bir gün kendi hikayesini yazacak Gülay

Necla Akgökçe

Gülay Çatak, genç esmer güzeli bakımlı bir kadın. Ev işçiliği yaparak hayatını kazanıyor. Pandemi başlangıcında üç ay işsiz kalmış. Okumayı  ve yazmayı çok seviyor. İrvin D. Yalom hayranı. Daha adil bir dünyada yaşamak ve hayatının romanını yazmak en büyük hayali. 

20 yıldır İstanbul’dayım diye başlıyor konuşmasına Gülay, aslen Malatyalı, orada doğmuş, çocukluğu orada geçmiş. Gülay akraba evliliği geleneği olan bir aileden geliyor. Annesi, ablasının üvey oğlu ile evlendirilmiş. Babası işi gücü olan biri değilmiş, annesi Tekel işçisi, o idare etmiş evi genellikle. Anne çalışırken onlara anneannesi bakmış hep. “Türkçe bilmiyordu onunla iletişim sağlamak için Kürtçeyi öğrendim” diye anlatıyor. Daha sonra annesi ile babası ayrılmışlar. O vakitler oralarda kadınların kocalarından ayrılması hoş karşılanmıyor.  Bayağı zorluk yaşamış annesi, bu çalkantılardan çocuklar da nasiplerine düşeni almışlar.

Anneannesinin bakımına bırakılmış çocuklar, annemi kaç yıl sonra 11 yaşımdayken gördüm, diyor. Anneannesinin yanında büyümek ablasıyla Gülay’ın geleceğini de belirlemiş bir bakıma. Çok genç yaşta akraba evliliği yaptıklarını söylüyor ve devam ediyor:  “Bize köyde dayım baktığı için oğullarına alacağı bir mal gibi görüp, büyüğünü büyük oğlana, küçüğünü de küçük oğlana alırım, diye düşünmüş.  Biz evlenmedik, alındık biz. Bizi aldılar…

Dayısının oğlu olan eşi o zamanlar İstanbul’da çalışıyor. Evlendikten hemen sonra oğluna hamile kalıyor ve doğum yapıyor Gülay, koca İstanbul’dayken oğluyla birlikte Malatya’da kalıyorlar bir süre. Daha sonra eşi onları da İstanbul’a getiriyor.

Böyle başlıyor İstanbul günleri. Gülay öğrenmeyi, yaşamayı seven ve merak duygusu gelişkin bir kadın… “Koca metropolde kendini yapayalnız hissettim, korkuyordum… Ama merak da ediyordum, televizyonlarda gördüğüm yerlere gitmek istiyordum fakat eşim ‘ne yapacaksın, görüp de ne olacak? ‘ diye geçiştiriyordu”

Sultanahmeti keşfetmek

En merak ettiği en görmek istediği yerlerden biri de Sultanahmettir.  Sonunda bir gün oğlu üç yaşındayken alıyor onu da yanına bakkala adresi sorup, Sultanahmet yoluna koyuluyor. “ Cep telefonum vardı, onu da aldım. Ehh okuma yazmam da var. O otobüsten, diğerine sora, sora buldum…” Çıkış, o çıkış…

Şu anda ev ve bürolarda gündelik, temizlik işçiliği yapıyor. Bazen Beşiktaş’ta oluyor, bazen Kadıköy’de; İstanbul kazan o kepçe.  Boşanalı altı yıl olmuş.  Oğluyla birlikte yaşıyor, oğul 22 yaşında ve üniversite öğrencisi.

Daha önce kısa süreli pek çok işte çalışıyor Gülay,” O zaman eşimin işi iyiydi, rahatlıkla bir yere girip, yapamazsam çıkabiliyordum. Ama boşandıktan sonra artık çalışmak zorundaydım. Benim mesleğim yok, ilkokul mezunuyum o nedenle temizlik işine başladım”

İlk başladığında birkaç ajansa yazılmış, ajans nereyi gösterirse oraya gidiyor, temizlik yapıp dönüyor. Sonra başka bir yer. Böyle gide gele herkes kendi tanıdığına yönlendirdiğinde bir çevre oluşuyor,  kendiliğinden.  Şimdi yalnızca tanıdıklarına gidiyor. İyi insanlara denk gelmiş bugüne kadar, bu işte çalışan  kadınların ciddi sıkıntılarla karşılaştığını, istismarların olduğunu anlatıyor.

Temizlik yapmayı sevdiğini, evde de misafirlikte de hemen temizliğe giriştiğini  söylüyor. “ Bir bakıma sevdiğim işi yapıyorum

Asgari ücretle geçinemeyiz

Bu çalışma biçimi güvencesiz ve sigortasız “ Bazı durumlarda sigorta yapıldığını öğrendim. Gündelik işe gittiğimiz için bu konuda sorumluluk almak istemiyorlar.” Çalıştıranların sorumluluk almak istememesinin yanı sıra o da eline daha fazla para geçtiği için böyle çalışmayı tercih etmiş. Daha doğrusu zorunlu bir tercih bu.  “Düzenli, sigortalı bir işte çalışıyor olsam alacağım para belli; asgari ücret alacağım. Asgari ücret hiçbir şeye yetmez, ev kira benim ve oğlumun masrafları var. Çocuk okuyor… Fakat asgari ücret daha yüksek olsaydı, bizim geçimimizi sağlasaydı elbette öyle çalışırdım.”

Pandemi en başta gündelik işe giden temizlik işçisi kadınları vurdu, biliyoruz. Neler yaşamış o dönemde Gülay? Üç ay işsiz kalmış. Fakat o dönem kızkardeşi ve eniştesi onlarda kaldığı için yardım etmişler. “Biriktirdiğim ufak bir para vardı, onun dışında elbette kartlara yüklendim tabii

Temizlik işçiliği kadına yönelik tacizin, mobbingin, şiddetin yoğun yaşandığı işlerden biri.  Onun başına gelmemiş fakat arkadaşlarından çok dinlemiş, kendisinin iyi insanlara denk geldiğini tekrarlıyor yine. Fakat psikolojik baskı ve mobbingten şikayetçi şöyle başlıyorlarmış “Aaa sen temizlik işi mi yapıyorsun, oturmasını kalkmasını biliyorsun, zekisin, kafan çalışıyor, çok güzel konuşuyorsun, başka iş baksana kendine…” Ardından suiistimal gelebilir, diye hemen kesiyormuş bu tür konuşmaları.

Sağlık sorunları olduğunda ne yapıyorlar? Annesi zamanında bir yeşil kart çıkarmış, onunla idare ediyorlar. Sigorta kapsamında olan hastanelerine gidebiliyorlar. Bu konuda pek seçeneğiniz yok, diyor.

Hem hasta hem parasız

Sağlık söz konusu olduğunda güvencesizlik onu korkutuyor, “Bizim meslek iş kazalarının yoğun olduğu bir meslek, diyelim ki düştüm kolumu bacağımı kırdım, hiçbir güvencem hiçbir garantim yok… Hastalık bir yana, hasta olduğunuzda çalışamıyorsunuz da. Hem hasta, hem parasız kalıyorsunuz

Bunun dışında sürekli deterjan, temizlik malzemesi kullanmak, astım, faranjit gibi çeşitli hastalıklara yakalanıyorlar.  “ Bende şimdilik yok ama ileride ne olacağı belli olmaz. Pek çok arkadaşımız astım hastası, ben dikkatliyim, birbiriyle karışmayacak olan maddeleri karıştırmıyorum, zehirlenme filan olmadı, ama ileri de hasta olmayacağımın bir garantisi yok.”

Sinirlendiğinde öfkesini içine atıyor. Öfkelenip işi bıraktığında çalıştığı zamanların da boşa gideceğini, o gün hiç para kazanmadan eve yollanacağını biliyor.

Tek ebeveyn olarak çalışırken çocuk bakımında pek sorun yaşamamış. İşe başladığında zaten oğlu ortaokul, lise çağındadır.  Küçüklükten beri ona kendi başının çaresine bakmasını öğretmiş zaten. Yorgun argın geldiğinde çocukla, sorunlarıyla psikolojisiyle pek ilgilenemediğini düşünüyor.

İrvin D. Yalom hayranı

Yine pandemiye geliyor konu o üç ay yaşadığı geleceksizlik korkusunu unutamıyor, en büyük kaygılarından biri işini kaybetmek, pandemi var, dışarı çıkmak, tıklım tıklım, otobüslerle,  minübüslerle oradan oraya gitmek, salgına açık bırakıyor onu da… “Dikkat ediyorum, maske takıyorum, başkaları odadayken o odaya temizlik için girmiyorm, çalıştığım yerleri devamlı havalandırıyorum” gibi şeyler anlatıyor. Hastalanmaktan ziyade işsiz kalmaktan korkuyor.

Pandemi koşullarında temizlik yapmak da epey zorlayıcı. Burnunda bir sorun varmış Gülay Hanım’ın, maske taktığında nefes alamadığını, terlediğinde maskenin yapıştığını, nefes almayı iyice zorlaştırdığını, bütün gün maske taktığı için de akşama doğru ciddi baş ağrılarının olduğunu anlatıyor. Zor iş elbette.

Gülay Çatak kitap okumayı çok seviyor. İşten vakit buldukça okuyor, eline ne geçerse okuyor.  Ayşe Kulin de okuyormuş, Tolstoy’da. Bir kitap okudum hayatım değişti, cümlesine uygun bir karşılaşma yaşamış kitaplarla. “İstanbul’a geldiğimin ilk günlerinde marketten bir kitap aldım. Mümin Sekman’dı yazarının adı galiba şu kişisel gelişim kitaplarından biriydi. İsmi de “Ya Bir Yol Bul, Ya Bir Yol Aç, Ya da Yoldan Çekil’di o kitap bitti, bir aydınlanma oldu beynimde, sonra başkasını aldım, sonra başkasını… Böyle başladı kitap okuma maceram. Kitaplar en iyi arkadaşım önümü açtılar, kendimi iyi ifade edebilmemi kitap okumaya borçluyum”  Şu sıralarda İrvin D. Yalom’a merak sarmış onu okuyor ve çok beğeniyor.

Yazıyor mu peki? Evet, bir zamanlar şiire meraklı olduğu için epey şiir yazmış. Elinde tek çizgili bir ilkokul defteri var, onu gösteriyor bana, o gün başından geçen ilginç olayları, bir konuda aklına gelen yorumları, gözlemlediği insanları, yazıyor. En büyük hayali bir gün kendi hayat hikayesini yazmak.

Nasıl bir dünya düşlüyor peki “ Herkesin eşit şartlarda yaşadığı zengin fakir arasında bu kadar uçurumun olmadığı bir hayat isterdim. Daha adil bir dünyada ve ülkede yaşamak isterdim.

Pin It on Pinterest