Suat Derviş’in kadın işçiyi özne aldığı eseri: Bu roman olan şeylerin romanıdır

Çiğdem İlker 

Fabrika tarifi ile başlayan Suat Derviş’in “Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır isimli kitabında, zor şartlarda çalıştırılan bir grup işçinin hayatı ele alınır. Ana karakterler ise kadın işçiler, işsiz kadınlardır. Onların hem işte hem evdeki sorunları anlatılır.

Suat Derviş, edebiyatçı ve gazeteci kimliği, özgür ruhu, bağımsız duruşu ve siyasi yönüyle kalıplara sığmayan müstesna bir yazar ve gazetecidir. Yıllarca unutulan, yarım asırdan fazla bir dönem boyunca eserler vermiş, Suat Derviş’in hâlâ günümüz okuruyla buluşamamış tefrika romanları bulunur. Yoksulluğun toplumun ezilen pek çok katmanında olduğu gibi kadınlarla olan ilişkisini keşfetmiş bir yazar olarak, bilmekle yetinmeyip edebiyatla görünür kılmaya çalışmıştır.

Kesin bilinmemekle beraber 1905 doğumlu olduğu düşünülen Suat Derviş, eğitime önem veren bir ailenin kızı olarak iyi yetiştirilir. Almanca ve Fransızca öğrenir, eğitim için yurt dışında bulunur.  1920’lerden itibaren gazetelerde kitapları tefrika edilmeye ve gazetecilik yapmaya başlamıştır. Kadın sayfaları hazırlar, röportajlar yapar. Ardından tekrar yurt dışı dönemi başlar ve Almanya’da geçimini yine gazetecilik yaparak kazanır. Nazi Almanya’sında demokrat basının giderek yok olmasıyla yazı yazmak güçleşmektedir. 1933’te tekrar ülkeye geri döner. Kalemi değişmiş, güçlenmiştir. Ülkeye geri döndüğünde artık Nazi karşıtı ve deneyimli bir gazetecidir. 1932’den itibaren yaklaşık 20 sene sürekli olarak pek çok gazete ve dergide yazılarına yer verilir. Özellikle yaptığı röportajlar, 1930’lu ve 1940’lı yılların iklimini ortaya koymak için önemli veriler sunar.

Suat Derviş’in röportajlarında yoksulluk

Yoksullar, kadınlar, çocuklar, işçiler ve işsizler, evsizler, güneş görmeyen odalarda yaşayan sefalet içindeki insanları barındıran bu röportajlara, kapitalizmin gelişimi ve patiyarkayla ilişkisinin Türkiye’deki yansımaları perspektifinde bakıldığında, Derviş’in romanlarını yazarken beslendiği izlekler de ortaya çıkar. Türkiye’de kapitalizmin gelişimini, bu gelişimdeki kadın emeğinin rolünü ve ülkenin genel siyasi-sosyal manzarası içinde yoksulluğun boyutlarını açık bir şekilde ortaya koymuştur. İstanbul’u karış karış bilen Derviş, sokaklarda dolaşarak, işçilerle, işsizlerle, ucuz iş gücü olarak kullanılmaya başlayan kadın ve çocuklarla konuşur. İşçilerin haklarını düzenleyecek bir İş Kanunu eksikliğini, iş ve işçi bulma kurumu gerektiğini yazar. Röportajlarında giderek kadınlaşan bir işçi kesim vardır. Kadın işçiler, hem uzun saatler çalıştırılmakta, hem de işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından oldukça olumsuz koşullara maruz kalmaktadır.

Suat Derviş, 1937’de Tan gazetesi için Sovyetler Birliği’ne bir yazı dizisi hazırlamak üzere gönderilir. Bu dizide Sovyetler Birliği’ndeki toplumsal düzeni, kadınların ve çocukların haklarını ve sosyal yaşama dair izlenimlerini anlatır. Yazı dizisi ses getirir ancak döndüğünde Tan’da çalışmaya devam edemez çünkü patronlar “Bu hanım kıpkızıl komünist onu çalıştıramam!” diyerek işine son vermiştir. Tam da bu dönemde, Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır’ı yazar.

Kapitalist ve patriyarkal sistemin dayattığı eşitsizlikler bağlamında yoksulluğun farklı görünümlerini yaşayan kadınların karşılaştıkları durumları, Suat Derviş’in roman kahramanları yoluyla görünür kıldığının somut göstergelerinden biri gibidir Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır. Kitabın, Derviş’in gazeteci ve romancı kimlikleri arasındaki kuvvetli bir etkileşimin de yansıması olduğunu söylemek mümkün. Aynı zamanda ülke ekonomisinin yarattığı sıkıntıların erken okumalarıdır. Kapitalizmin kendine özgü seyreden gelişimi, devlet destekli bir kapitalizmi doğururken sistemin özünde yer alan sınıflar arası çatışmayı engellememiştir. Savaş dönemine ve Cumhuriyet’in coşkusunun sürdüğü yıllara göre 1930’lu yıllar, işçi sınıfının daha görünür hale gelmeye başladığı yıllardır. Otuzların sonuna doğru Derviş, bunu fark ederek işçi kadınları, çocukları, fabrika önlerinde ya da konfeksiyon kapılarında iş kollayan genç insanları anlatacaktır.

Evde yaşanan kavgalar

Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır adlı eserinin Derviş’in edebiyatçı kimliği açısından yaşanan değişimin önemli bir göstergesi olduğunu daha o zaman fark eden Neriman Hikmet, Derviş’in Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır ile yepyeni bir tarzda ortaya çıktığını ve işçilerin romanını yazdığını vurgular.

Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır’ın merkezinde özellikle işçi kadınlar, işsiz kalmış kadınlar ve çocuklar vardır.  Patronla yaşadıkları sorunlardan, evlerde yaşanan kavgalara kadar yaşamın her alanında işçi kadınların yaşamları ortaya konur. Roman, ilk satırlarında fabrikanın tarifi ile başlar. Çalışanların insan olmaktan çıkmış bir halde olduğu anlatılır. Fabrika ile bütünleşmişlerdir.

Romanın ana karakteri Nazlıdır, onun fabrika işçiliğinden seks işçiliğine giden yaşamı konu edilmiştir. Nazlı’nın öyküsüne paralel şekilde iş kazası geçirmiş Arif’le hak arayan işçiler anlatılır. Romanın kadrosu geniştir ve çoğunlukla da kadınlardan oluşur: Nazlı, Sabriye, Çopur Emine, Çakır Adviye, Gülizar, Sadberk Teyze, Fatma Kadın, Fazilet, Nazlı’nın annesi Huriye ve kardeşi Melek… Sadece kadınları ele almasa da okuyucu her şeyi çoğunlukla Nazlı’nın gözüyle gördüğü için kadınlar dünyasına daha yakın ve hâkimdir.

Kazanca erkekler el koyar

Dönemin fabrikalarında kadınlar, gençler, çocuklar ucuz işgücü olarak görülmektedir. Gelişmekte olan kapitalizm, usta ve işi bilen erkekleri “fazla maaş” ödememek için işten çıkarmakta bulmuştur kolayı. Ev geçindirme yükü Derviş’in röportajlarında yer verildiği gibi erkeklerden kadınlara, kadınlardan çocuklara doğru yıkılmaktadır.

Fabrikada çalışan kadınların yaşadığı sorunlar çeşitlidir. Bir yanda kadın işçilerin namusu fabrikanın namusudur, diğer yanda anne olan işçi kadınlar çocuklarını bırakacak yer bulamaz. Zaten kadınların hiçbiri kazandığı parayı kendileri harcayamazlar. Kadın işçilerin yaşadığı en büyük sorunlardan biridir bu. Kazandıkları paraya kocaları, babaları, sevgilileri kısacası erkekler el koyar.

Derviş’in kadının ikincil konumunu sorunsallaştırdığı ama temeline kadın sömürüsüne dayalı ayrı bir sistem tespitinden ziyade kadın erkek herkesi ezen, sömüren, eşitsizlikleri doğuran sınıfsal bir sistemin siyasal eleştirisini ortaya koyduğu söylenebilir. Roman boyunca kadınların maruz kaldığı ayrımcılık ve eşitsizlikler, anlatının temelindeki tek unsur olamasa da geniş yer bulur. Aile, evlilik gibi kurumları yeniden üretmeyen, aksine bunlara Nazlı aracılığıyla yıkıcı eleştiriler getiren tutumun esere hâkim olması, kadın özgürleşmesine bakışına dair önemli bir veridir. Hem kadın olmaktan dolayı yaşanılan sorunlar hem de kapitalizmin yarattığı yıkımlardır bunlar. Derviş, Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır ile tüm canlılığı içinde işçilerin yaşadığı yoksul mahalleleri anlatmıştır. Türk edebiyatında kadınların hem kapitalist ilişkiler ağı içinde hem de patriyarkal ilişkiler açısından ezildiğini anlatan ilk romanlardan biri sayılabilir.

Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır, 1930’ların Türkiye’sinden kadınların ezme-ezilme ilişkileri içinde hem kamusal alanda çalışırken, hem de ev içinde nasıl bir sömürü düzeni içinde sıkıştığını göstererek aslında bugünü anlamayı kolaylaştıran ve güncelliğini kaybetmeyen bir roman.

KAYNAKÇA

Suat Derviş,  Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır, İstanbul, İthaki Yayınları, 2018.

Suat Derviş,    Anılar Paramparça, İstanbul, İthaki Yayınları, 2018.

Kemal Sülker, “Çileli, Onurlu Yaşamın Temsilcilerinden Biri: SUAT DERVİŞ BARANER”, Sanat Edebiyat’81 Siyasi Dergi, Sayı:15,1982, s.23-27.

Menekşe Toprak, “Hayal ile Hayat: Bu Roman Şeylerin Romanıdır ve Suat Derviş”, Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır, İstanbul, İthaki Yayınları, 2018, s.7-10.

Pin It on Pinterest