Pandemide market işçilerinin yükü katlanarak attı

Nur Tuğçe Biga

Nergis Dokman bir market işçisi… Pandemi döneminde evde kalamayan, çalışmak zorunda olan milyonlardan sadece biri. Nergis’le pandeminin çalışma koşullarını nasıl etkilediğini, bu süreçte yaşanan hak ihlallerini, kadın işçi olmanın zorluklarını ve örgütlenme olanaklarını konuştuk.

Siz iktidarın “evde kalın” uyarılarına karşı “evde kalamayanlar”ın içinde bulunduğu bir sektörde çalışmak durumunda olan bir işçisiniz. Bu bağlamda pandemi süreci sizin çalışma koşullarınızı nasıl etkiledi?

İktidarın pandeminin başında evde kalın çağrıları işçiler ve halk açısından gerçekçi bir yerde durmadı hiçbir zaman. Bu çağrıyı yapanlar tarafından işçilerin evde kalabilmesi için temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir gelirin sağlanması, elektrik, su, doğalgaz gibi hizmetlerin parasız olarak halka geri dönmesi gerekirdi. Hayat pahalılığının yüksek olduğu bir ülkede evde kalmayı bir kenara bırakalım işçiler sağlıksız koşullarda çalışmaya mecbur bırakıldı. Market işkolu öğrencilerin, iş bulamayan üniversitelilerin çalıştığı, insanların genellikle dönemsel çalışma yeri olarak gördükleri bir iş koludur. Geçici çalışma yeri olarak bakılan bu sektörde iş tanımı, resmi ve dini tatiller yoktur, çalışma saatleri belirsizdir. Ciddi hak ihlallerinin olduğu işyerleridir buraları. Bu sorunların tamamına bir de pandeminin eklenmesi market işçilerinin yükünü üçe katladı desek yerinde olur.

Bu dönemde insanların gıda, hijyen ürünlerine karşı yüksek bir talep oluşturması ve marketlerin dolup taşıması market işçilerinin iş yükünün katlanarak artmasına neden oldu.  Artan iş yükü karşısında işçi alımı yapılmayarak var olan kadroyla devam edildi. Piyasada en fazla kâr eden bu sektör işçilerin hakkını vermeyi bırak virüse yakalanan işçileri bile ücretsiz izinle karantinaya gönderdi. Zorunlu işkolları arasında olan gıda sektörü her zaman açık olmak ve hizmet vermek zorundadır. Bulaş riskinin yüksek olduğu marketlerde önlemlerin sıkı ve kapsayıcı olması gerekirken işçilerin ve halkın sağlığını tehlikeye atan göstermelik önlemlerle karşılaştık. Market işçilerinin çoğunun virüse yakalanması, ailelerin ve bizimle bire bir alışveriş esnasında temas kurarak insanlara bulaşması şeklinde zincirleme olarak gerçekleşti.

Kadın emeği sömürüsü de arttı

Pandemi sürecinde kadının iş yükünün daha da fazla arttığını biliyoruz. Siz bu süreçten nasıl etkilendiniz?

Pandemi döneminde genel anlamda kadınların ev iş yükü arttı (temizlik, bakım vs). Yalnız yaşayan bir kadın olduğum için bu dönemde sadece kendi hijyenim ve bakımımla ilgilendim. Yoğun bir mesaiden sonra bu bile yorucu geliyordu bana… Çevremde bulunan evli kadınların bu dönemde ev işlerinin bölüşülmemesi sonucu, hem iş yerinde hem de evde bitmek bilmeyen uzun mesailere maruz bırakıldığına şahit oldum. Dışarıda ücretli çalışan bir kadın aynı zamanda çocuğunun bakımıyla, sağlığıyla, eğitimiyle, evde yaşlı varsa onun bakımıyla da, evin düzen ve işleyişi de ilgilenmek zorunda. Bu da iş yükününün pandemi döneminde katmerleşmesine, kadının üzerinden emek sömürüsünün katlanarak artmasına yol açtı.

Hak arayanlar ‘ahlâksızlık’  iftirası ile işten atılıyor

Pandemi sürecinde işten çıkarmaların yasak olması sizce gerçekçi bir yerde duruyor mu? Özellikle işçilerin bu süreçte haksız gerekçelerle işten atıldıklarını ya da ücretsiz izne çıkarıldıklarını göz önünde bulundurduğumuzda nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

Pandemi sürecinde işten çıkarmaların yasaklanması işçiler cephesinden bakıldığında gerçekçi bir yerde durmuyor. Bu dönemde birçok arkadaşımız Kod 29’la işten çıkartıldı. Kod 29, işveren tarafından işçinin ahlâk ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışı nedeni ile iş akdinin feshedilmesi anlamına geliyor. Örneğin işveren, ağır çalışma koşullarını kabul etmeyen bir işçiyi “iyi niyet kurallarına” uymadığı gerekçesiyle işten atabiliyor veya başka iş kollarında sendikalaşan işçilere iftiralar atarak Kod 29’u elinde koz olarak kullanabiliyor. Bu kod ile işten çıkarılan işçi kıdem tazminatı, ihbar tazminatı gibi haklardan yararlanamıyor, işsizlik maaşı dahi alamıyor. Ayrıca işçinin siciline işleyerek iş bulmasının önünde de engel teşkil ediyor.

Pandemi dönemini işten çıkarmaları sözde yasaklama, ücretsiz izin yöntemiyle geçiştirmeye çalışan bir iktidar var karşımızda. İnsanca yaşamak için asgari ücretin yetmediği bir dönemde ücretsiz izin işçiler için kabul edilebilir bir yerde durmuyor.

İstifa etmek zorunda kaldım

Sizin veya arkadaşlarınızın bu süreçte bu şekilde karşılaştığı durumlar oldu mu?

Kendi çalıştığım şubede değil ama başka şubelerde işten atılanların ve ücretsiz izne çıkarılanların olduğunu biliyorum. Ben de bu süreçte işten çıkarılmasam da ağır çalışma koşulları ve gidiş- geliş mesafesinin uzun olmasından dolayı istifa etmek zorunda kaldım. İstifa dilekçemi verdikten sonraki 14 günlük zaman diliminde mağazadan bir arkadaşımızda virüs çıkması sonucu yapılan uygulamaların (dezenfeksiyon işlemi gerçekleşmeden mağazanın müşteriye açılması, işçilerin muayeneden geçmeden iş başı yaptırılması, 4 saat sonra yapılan muayenede dar alanları paylaşmamıza bulaş riskinin yüksek olmasına rağmen  benim dışımda diğer çalışanların yakın temaslı sayılmaması),,, işçilerin ve halkın sağlığının nasıl tehlikeye atıldığını bir bir yazdım. Attığım tweet sonrasında Migros’tan aranarak sorunların tek tek dinleneceğine ve çözüm üretileceğine dair vaatler aldım. İstifa etmemin gerekçelerini dile getirince onlar da telafi edeceklerini söylediler fakat her konuşmanın sonunda tweeti kaldırmam rica edildi. Kaldırmayınca Migros yalan beyanda bulunduğuma, yasal işlemler başlatacaklarına dair tehditvari bir yazılı açıklama yaptı. İnsanların da tepkisini çeken bu açıklama ise onlar için hüsranla sonuçlandı.

Kadın işçiler işten çıkarılma ya da ücretsiz izin gibi durumlardan daha fazla etkilenmiş olabilir mi?

Öyle bir durumla bizzat karşılaşmadım ama söylediğim gibi kadınların ev geçindirme gibi yükümlülükleri olmadığı gerekçesiyle genelde öncelikli olarak işten çıkarıldıklarını söyleyebiliriz.

Market İşçileri Dayanışma Ağı sessizlerin sesi oldu

Günümüz sendikalarını işçilerin yaşadığı sorunların çözümü noktasında yeterli görüyor musunuz? Sizin örgütlendiğiniz Market İşçileri Dayanışma Ağı’nı neden kurma gereği duydunuz?

Günümüz sendikaları pandemi sürecinde işçilerin yaşadığı sorunlar karşısında çözüm üretmede sınıfta kaldı diyebiliriz. Geçirmiş olduğumuz zorlu dönemde örgütlü bir gücün varlığını hissedememek işçiler ve sendika arasında var olan uçurumu daha da derinleştirdi. İşçilerin yaşadığı hak gasplarına karşı doğrudan müdahale edememek, kalıcı çözümler üretmek yerine geçici günü birlik çözümlerle işçilerin sağlıksız iş koşullarında, ağır mesailer altında çalıştırılmaya devam ettirilmesi sendikaya karşı olan güveni ve bağlılığı kopardı. Virüs, işçi sınıfı açısından yeni bir dönemin başlangıcı oldu. İşçiler arasında yeni örgütlenme biçimleri denenmeye başlandı. Market İşçileri Dayanışma Ağı da tam bu noktada ortaya çıktı. Bu zamana kadar ses çıkmayan bir alandan sesimizi yükselterek “market işçileri” ismini duyurmaya başladık. Türkiye genelinde kurmuş olduğumuz “Market İşçileri Dayanışma Ağı” ilk etapta Şok İşçilerinin “cepte şok” uygulamasına karşı bir araya gelerek kurmuş oldukları, sosyal medyadan eyleme geçerek seslerini duyurdukları bir mecraydı. Sonraki dönemlerde başka market zincirlerini de içine alarak, yaşanan ihlallere ve hak gasplarına karşı birlikte çözüm ürettiğimiz, yöntem geliştirdiğimiz bir dayanışma ağı haline geldi.

Neyi hedefliyorsunuz?

Market sektöründe insani çalışma koşullarını oluşturmayı ve işçi sağlığı ve güvenliğini yerleştirerek kalıcı hâle getirmeyi hedefliyoruz.

Yaşadığınız hak ihlallerini sosyal medyada paylaştınız ve paylaşımlarınız ciddi bir ses getirdi. Bu bağlamda yaşanan hak gasplarının duyurulması ve buna tepki oluşturulması noktasında sosyal medyanın etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İş yerinde Covid-19’lu arkadaşımla temasım sonucu karşılaştığım hak ihlallerini sosyal medyada paylaştım. Yaşadığımız hak ihlallerine karşı sesimizi sosyal medyadan duyurmamız, toplumda da bir tepki zemini oluşturdu. Sosyal medyanın gücüyle duyulmayan, görmezden gelinen ihlalleri su yüzüne çıkardık. Bunun karşılığında taleplerimizi oluşturarak destek almaya, dikkat çekmeye başladık. Sosyal medyanın bu anlamda görünmeyeni görünür hale getirdiğini ve etkili bir kamuoyu yaratma mecrası olduğunu düşünüyorum.

Pin It on Pinterest