Ezilmenin elli tonu

Bilge Seçkin Çetinkaya

Korkudan ağlayan ama “konuşur musun?” dersen, susan kadınlar. Zira konuşmanın cezası belli. Hele örgütlenmenin.  Servetin altında onların emeği var doğrudur. Ellerine sağlık kadınların. E bölüşelim o serveti o zaman…Dardanel reklamı ne anlama geliyor. Bilge’ye kulak veriyoruz.

Geçtiğimiz Ağustos ayında Dardanel Ton çalışanlarını karantinada çalıştırmak üzere yurtlara tıkarak gündeme geldi. Sonra da yeni reklamıyla… Ton mu yesek? Finali de 8 Mart Dünya Kadınlar günü çekilen “elinize sağlık” reklamı ile yaptı diyebiliriz.

Dardanel’in Çanakkale kentinde işgal ettiği yerin önemi gibi mevzulara girmeyeceğiz. Zira o konuya girmek gerek ekolojik yıkım gerek tarım mevzularına derin bir dalış gerektiriyor. Bu bağlamda hayvan katlini de maalesef konu dışı bırakıyoruz. Tuna balığının kutulanmasının ekolojik maliyetlerini, iklim değişikliğine etkilerini de.

Ha bu Türkiye’nin en büyük balık konserve fabrikasının sahibi kendi o balıkları yer mi ya da hayvansal protein tüketir mi onu da kapsamımızın dışına atalım. Bir aralar “memlekette burjuva devrimi yok, olsa demokrasi de olurdu” diye geveleyip duran liberal arkadaşların hayal ettiği burjuva tipi midir bu da yok. Peki ne var?

Memlekette en önemli şey hijyen ya…

Peki ne var? diye ben de baktım tabii. Reklamın ardından herkes kendi bakış açısından mevzuyu tartışmış. Tüketicinin çoğu çıplak elle çalışılmasına takmış kafayı. Çünkü bu memlekette en önemli şey hijyen. Bunu söylerken sırıttığımı tahmin etmeniz zor değil. Misal tüketici olarak ben. Elle paketlemeleri bana itici gelmiyor. Plastikten daha güvenli. Mevzum değil. Zaten ton da tüketmem. Ondan.  Fakat memleket üzerinde bir kişi de çıkıp “arkadaş fazla mesaiyi de katarsan en az 12 saati buluyordur balıkla teması işçilerin, bu insanların sağlığı açısından bir risk oluşturmuyor mu?” demiyor. Balık kokusu içinde, elleri suda saatlerce tuvalete bile gitmeleri sorun olurken, tepelerinde ustabaşı dikilirken çalışıyorlar. Muhtemelen bir ömür boyu balık kokusu duymak istemeyecekler.

En son bu tiksintiyi Desa fabrikasının tabakhanesinde çalışan işçilerin yüzünde görmüştüm. Hayvanların katli ile kendi yaşadıkları zulüm ilişkisinde gördükleri paralellikte… İşte işçiler bunlara kafa yorarken çoğu okumuş yazmış eli klavye tutan pek çok insan bu dünyaya gökten zembille indikleri ve ağızda gümüş kaşıkla düştükleri için, bu işçiler uzaydan gelmiş ayrı yaratıklarmışçasına sadece kendilerini ve hijyenlerini konuşmadan edemiyorlar.

Biz gibi avamlar için ise bu insanlar köylüm, çocukluk arkadaşım, yeğenim, kuzenim, yengem… Olmadı komşum. Hatta annem. Olabilirdi. E bana dert bunlar. Az gayret göstersek herkese dert. Herkese yeterince dert olsa hijyen sorunu da çözülecek ama oraya daha çoook uzağız.

Kadınlar yapmış ama….

Hijyen galeyanını aşıp reklamın mantığına da bir laf etmeden geçemeyeceğim. “Pıt diye açılıyor adamlar yapmış”. Memleketin ağzıyla söyleyeyim “Arkadaş neyin reklamını yapıyon(!) kutunun mu?” Eğer pıt diye açılan kutuya bakacaksak Dardanel’e değil kutuyu üreten firmanın fabrikasına zumla…

“O yok, bu yok” dedin; “bir ton laf ettin ne var be! ne var!” noktasına geldiyseniz, ben de artık içeriğe zumlayabilirim. “Adamlar yapmış” gibi dilimize yerleşmiş ataerkil bir kalıbı eleştirme iddiasındaki reklamımız neyi anlatmaya çalışıyor. Şimdi tam burada adam gibi demek aslında düzgün demek falan diyecekler varsa… karı gibi demek neden küfür sayılıyor bir açıklasın.

İkisi de cinsiyeti ifade ediyor, birini olumlar, yükseltirken diğerini yerin dibine sokuyor. Ama ayrımcılık yapıyorsunuz kadın erkek diyerek emekçileri ayırarak falan diyecek olanlarınız varsa şimdi şuradan sağdan uzasın lütfen. Zira incinen yerlerini daha da acıtabilirim. Her gün sistematik olarak cinsiyetinden dolayı dışlanan ayrımcılığa uğrayan öldürülen bir cinsin mensubu olarak sinirleniyorum. Zira bu ayrımcılığı yapan, yapılana dönüp dolaşıp ama ayrımcılık yapıyorsunuz deyince insanın diyecek bir şeyi kalmıyor. AKP karşısındaki halk gibi öyle sessiz bi öfke….

Neyse.

Evet! Hayret bişey! Adamlar mı? Gerçekten de öyle. Dardanel Ton’un istihdamının ağırlığını kadınlar oluşturuyor. Yaklaşık yüzde 60’ını. Ama zaten bu büyüklükteki gıda paketleyen işletmelerde kadın oranı bu aşağı yukarı. Çok da farklı değil yani Dardanel ama gelin görün ki orada çalışan kadınlar için durum fark yaratıyor. Çünkü bu kadınlar Çanakkale’nin artık hayat vaat etmeyen köylüklerinde kısılıp kalmaktansa asgari ücrete sigortalı bir iş için, belki emeklilik için, ömrünü balık işinde tüketmeyi göze alıyorlar. Ömürleri balıktan daha değersiz kabul edilse de. En ufak bir hatada kapı gösterilen, gereğinde çalışma kampına kapatılıveren kadınlar.

Müdürler niye hep erkek

Korkudan ağlayan ama “konuşur musun?” dersen, susan kadınlar. Zira konuşmanın cezası belli. Hele örgütlenmenin. O da belli. Servetin altında onların emeği var doğrudur. Ellerine sağlık kadınların. E bölüşelim o serveti o zaman. Kadınlar eşit işe eşit ücret alıyorlar mı? Aynı işi yapan kadın ile erkeğin ücretleri aynı mı? Hangisinin daha yüksek? Fabrikada kadın işi, erkek işi var mı? Kimi işler erkek işi olarak kabul edilip ücretleri daha yüksek olabilir mi?

Ustabaşları mesela. Fabrikada olan kadın sayısı ile kıyaslarsak kaç ustabaşı var kadın? Yoksa hepsi mi erkek? Bildiğim sektörden örnek vereyim. Tekstil hazır giyim.  Kadınlar çalışır ustabaşı erkek. Misal ütü Türkiye de erkek işi olarak kabul edilir ve ütücülerin ücretleri diğerlerinin bir miktar üzerinde olur hep. Halbuki Bulgaristan’da ütü kadın işi olarak kabul edilir dolayısıyla en düşük ücret alanlar ütücüdür, diğer bölümlerle karşılaştırarak. Tıpkı temizlik bölümü gibi Türkiye’de. Temizlik bölümüne kadınlar doldurulur. Niteliksiz ucuzdur. Dolayısıyla kadın işidir. Gıda sektöründe eminim ki böyle işler vardır hem de sizin fabrikanızın taa içinde. E hadi bakalım bir de yönetim kademelerine. Derdimiz kadınlar illa da yönetici olsun mu, hayır. Ama yönetim kademelerinden iktidardan servetten kadınların nasıl dışlandığını görmek isterseniz bu çok kullanışlı bir yöntem. Kaç müdür var kadın? Bu sistemin vücut bulduğu organizasyonlar olarak şirketlerin yönetim yapılarına bakın. Kadın cinsinin nasıl karar verici mekanizmalardan dışlandığını göreceksiniz.

Sendikalardan da siyasetten de nerdeyse hayatın her alanında. Dardanel’in bir istisna olduğunu hiç sanmıyoruz. E zaten mülkiyetine bakarsanız da apaçık göreceksiniz.

Velhasıl reklamın ana fikrinden biraz saparak kapak mevzusuna da takılmadan, bu durumda da en yoksullar emekçilerin çoğunluğunu oluşturanlar Kadınlar yapmış! Sermayenin erkek sahipleri yemiş, çocuklar da hani bana hani bana demiş…. fakat mevzu şu ki kimse bu reklamla önümüze sürüleni yememiş. Benden söylemesi.

Pin It on Pinterest