“Yapabilirim artık, bunu öğrendim”

Bahar Gök

Fatma Yiğit, Şeyma Nur Kılınçlı Şekerpınar’da bulunan Migros Depoda direnen kadın işçilerden, DGD- SEN’de örgütlüler. Onlar da Kod29’dan atıldılar. İçeride uğradıkları baskı, cinsel taciz, mobbing, şiddeti ve direnişin kendilerine kazandırdıklarını anlattılar. 

Türkiye’nin en büyük mağazalarından biri olan Migros’un Şekerpınar’da bulunan deposunda çalışan işçiler insanlık dışı çalışma koşullarının dayatılması ve süreklileştirilmesi nedeniyle sendikal örgütlenmeye gitmiş ve bu faaliyetlerin sonucunda ücretsiz izne çıkarılmışlardı. Daha sonra Kod29’dan işten atıldılar.  O tarihten itibaren depo önünde, direnişe başlayan işçiler DGD- SEN’e üyeler.

Direnişlerini kasa kilitleme eylemleri ile büyütürken, Us Grup, Anadolu Grup önünde yaptıkları açıklamalarla Migros’ta sistematik hale gelen cinsel taciz, mobbing, baskı, sendika düşmanlığı, Kod 29 ve bir dizi suçu teşhir etmeye devam ediyorlar.

8 Mart öncesinde dövülerek gözaltına alındılar, direniş çadırları çalındı, cinsel tacizden ifşa ettikleri amirler hakaretlerine devam ettiler. Aralıklarla ziyaret ettiğimiz direniş çadırında kadın direnişçilerin gün be gün yükselen sesleri ve talepleri eylemlerin yönünü de belirlemeye başladı. İlk zamanlarda yapılan açıklamaları onaylamanın yeterli olduğunu düşünen direnişçi kadınlar, bugün, çalışırken yaşadıklarını dile getirme konusundaki kaygılarını gözle görülür bir şekilde atmışlar ve tek tek isim vererek yaşadıkları, tanık oldukları cinsel taciz ve mobbingi ifşa etmeye başladılar ve ifşa ettikleri iki kişinin (1 tanesi erken davranıp 3600 gün primini doldurduğu için istifasını verip kendi ayrıldı) işten çıkarılmalarını sağladılar. Kadının beyanını esas alacaklarını dile getirmeye başlayan -direnişçileri oyalamaktan öte bir amacı olmayan cümleler- patronlar, ispat istemekten de geri durmadılar.  Migros direnişçilerinden iki kadına yönelttik mikrofonumuzu, işte anlattıkları:

Kendini kısaca tanıtır mısınız?

İsmim Fatma Yiğit. 45 yaşındayım.  İki buçuk senedir Migros depoda çalışmaktayım. Üç çocuk annesiyim. Çocuklarımın ikisi üniversite okuyor (biri tıp, diğeri bilgisayar mühendisliği), biri de lisede.

Çalışma koşullarından bahsedebilir misiniz?

Fatma Yiğit: Oraya ilk girdiğimde depo çökmesi oldu, suların içinde çalıştık ayaklarımıza streç sararak. Çünkü Aralık ayındaydık ve havalar çok soğuktu. O şekilde yırtık ucuz ayakkabılarla bozuk transpaletlerle çalıştık. Zeminler zaten bozuktu ve bizi hiçbir zaman görmediler.  Mecburduk çalışmak zorundaydık. Sonra pandemi dönemi başladı. Eşim trafik kazası geçirdi, daha sonra da iş bulamadı. Tek başıma evi geçindirmek zorunda kaldım. Türkiye’de kadın olmak zaten başlı başına çok zor. Güçsüz görüyorlar.

Şeyma Nur Kılınçlı: Üç senedir Migros depoda çalışıyorum. Şu an Kod 29’dan atıldık. Direnişimizin 59. günü. Direnişimiz güzel geçiyor, kazanımımız zaten direnişle olacaktır. Zafere böyle ulaşacağız eminim. Esasında burada bazı şeylere boyun eğdik. Bunun sebebi ihtiyaçlarımızdı; kiminin borcu, kiminin kredisi vardı, kimi tek başına evi geçindiriyordu.  Ben de bir buçuk senedir evliyim. Ev geçindiriyordum, kredilerim vardı onları ödemek zorundaydım. Evde eşim de ben de çalışıyorduk. Ücretsiz izne çıkarıldım ve Kod 29’dan atıldım. Şu an iş bulamıyorum, bir yere girsem bile ahlaksızlıktan attıkları için lekeli halde çalıştırmayacaklarına eminim.

Evde işleri kim yapıyor?

Şeyma Nur Kılınçlı: Hiç kimse yapmıyor. İşten eve erken gittiğimde kendim yapıyorum, bazen annem yardıma geliyor bizim yemeğimizi yapıyor. Evde bir şey olmadığında annemlere gidiyorum, kaynanamlara gidiyorum öyle kendimize geçim sağlayabiliyoruz. Eşim de çalışıyor ama kredilerimize yetmiyor. Ben çalıştığım zaman da zar zor yettiriyorduk.  Evime icra geldi, gittim avukatla konuştum. Beklemekteyiz ve direniyoruz. Boyun eğmiyoruz eğmeyeceğiz de. Ben kadın gücümle söylüyorum. Bu yolda beraber yürüdük, içerde de beraber yürümüştük. Direne direne kazanacağız.

Şu an eşim de ben de işsiziz

Şu an evi siz mi geçindiriyorsunuz?

Fatma Yiğit: Şu an ben de geçindiremiyorum, eşim de işsiz yani eve hiç para girmiyor. Ne dediysek olmadı bizi hiç görmediler. Biz de dedik sendikaya üye olalım. Üye olduk sonra bir şekilde onlar duydular. Daha fazla arttı baskılar. Zaten sabah 8:00 akşam 22:30, haftanın 7 günü çalışıyorduk.

Migros depo ilk işyeriniz miydi?

Fatma Yiğit: 10 yıldır çalışıyorum sigortalıydım. İki buçuk yıldır da buradayım. Önceki işlerimden kendim ayrıldım çünkü asgari ücretti. Burada prim yapabiliyorsun dediler,  benim çalışmam gerekiyordu. Çünkü üç tane çocuğum var, onların bölümleri ağır olduğu için giderleri de masrafları da ağır. Zaten şimdiye kadar kendim için hiçbir şey yapmadım. Hep çocuklarımı düşündüm. Çocuklarımı düşündüğümü bildikleri için de onların baskılarına daha çok maruz kaldım ben.

Ne tür baskılara maruz kaldınız?

Fatma Yiğit: Nasıl diyeyim, ismimizi kullanmıyorlardı. “Sen oraya gideceksin, sen buraya gideceksin” yani hep emir veriyorlardı.  Hatta bir kaç kere tartıştım amirin biriyle, neden böyle yapıyorsunuz diye. Sonuçta işçi olabiliriz ama neden senli benli konuşuyorsunuz. Gidebilir misin demek varken, neden emir veriyorsun.

Sana 1.50 diyorlarmış, o konuyu anlatabilir misin?

Fatma Yiğit: Bir gün arkadaşımızın biri işe gelmemişti. Biz de o arkadaşla samimiydik. Amir “1.50’nin haberi vardır” dedi. Herkes yeni işbaşı yapmıştı, orada kalabalıktık. Bana bakarak “1.50” dedi. Ben de dedim ki “Yanlışınız var 1.48’im. Bundan da gücenmiyorum. Kendimle gurur duyuyorum” dedim. Bir keresinde hatta geldi “Beyninin birazını da bana kullansana” dedi. Hakaret ediyordu.  Ben orada tepki verdim. “Olmayan beyni nasıl kullanacam” dedim kasıtlı ona. Sonra yemekten döndüğümüzde arkadaş “gel ısınalım” dedi. Isınmaya girdi arkadaş, ben kapıdaydım. Dedi ki “O bana küsmüştür gelmez” dedi. “Ben kimseye küsmem ama bir daha benimle o tarz konuşmayın. Ben kimsenin aklıyla bu yaşa gelmedim.  Üç çocuğu kendi aklımla büyüttüm. Çocuklarım da gayet başarılı. Aklı olmayan bir anneden de böyle çocuklar olmaz” dedim.  Sen bir erkek olarak bana o kelimeyi kullanamazsın. Önce yaşıma sonra anneliğime saygı duymak zorundasın, ben bir kadınım dedim.  Sen beni sevmiyorsun gibi laflar ediyordu. Dedim ki; insanlar buraya birbirini sevmeye gelmiyor birbirimize saygı duymak zorundayız.

Özellikle kadın çalışanlara yönelik, artık daha fazla dile getirdiğiniz taciz, mobing ya da rahatsızlık verici herhangi bir davranışa tanık oldun mu?

Fatma Yiğit: İçerde genç bir kız arkadaşımıza öyle bir şey olmuştu. Kız -amcası da orada çalışıyordu- “Ben şimdi söylersem kötü olaylar olur. Gidip amire söyleyin” dedi. Ben de “amirler zaten öyle dedim. Bunu yapan da diğer amirdi. Amir amirin bir açığını kesinlikle dile getirmez. Gidip yukarıya söylemez. Onlar birbirlerinin eksiklerini kapatırlar. Gidip de onun suçunu ifşa etmez dedim. Gidip bizzat müdüre söyleyelim” dedim. Gittik Esat Bey’i çağırdık. “Sizinle özel görüşebilir miyiz” dedik. Esat Bey: “İşyerlerinde böyle şeyler oluyor, olur.  Fatma Hanım da bilir. Tecrübesi vardır, görmüştür şimdiye kadar şahit de olmuştur” dedi. Ben de “Daha önce de çalıştım. Kesinlikle burası gibi bir işyeri görmedim. Burada insanlara saygı yok, bir erkek bir bayanın yanında küfredemez. Ama bunlar kadın görünce daha çok coşuyorlar. Bu nedir hiç anlam veremiyorum. Onlar da kız çocuğu yetiştirecekler. Önce kendilerini karşı tarafın yerine koymaları gerekiyor” dedim. Öyle konuşmalar oldu. O arada da işten çıkarılan arkadaşlar direnmeye başlamıştı. Bakacağız dediler ve o amiri ücretsiz izne çıkardılar. Direnişteki arkadaşlar isim verince amirin ertesi gün işine son verildi.

Tacizciyi yolladılar

İsmini ifşa ettiğiniz iki amirden biri miydi çıkarılan amir?

Fatma Yiğit: Benim ifşa ettiğim, önceki arkadaşıma şey yapan gitmişti. Daha sonra biri daha gitti. Yılbaşında da beni ücretsiz izne çıkardılar. O zaman her konuşmamda dile getirdim. O da ondan sonra yani bir hafta bile olmadı gideli.

Diğer amirlerle de bu tartışmaları yaşadınız mı?

Fatma Yiğit: Amirin bir tanesi çok argo konuşuyordu. Amiri mamiri yok. Cumhurbaşkanı da olsan nezaket kuralları vardır. Nezaket kurallarına uyduğumuz zaman bir işyeri daha seviyeli olur. Ne bileyim yani bu tür şeyler yanlış. İnsan ekmeği için geliyor oraya. Kimse kimseye orada başka gözle bakmak için gelmiyor.

Sendikaya üye olma sebeplerinizden biri de bu tür davranışlarla karşılaşmanız mıydı?

Fatma Yiğit: Ben bunu üstü kapalı eşime de anlatıyordum. Bu işyerinde sadece amirler değil işçi arkadaşlardan da konuşmasına dikkat etmeyenler vardı. Çünkü artık normalleşmiş, amir bunu yapıyorsa o da kendinde hak görüyor. Bunların bilincindeydim, yaşım biraz daha genç olsaydı bunlara kesinlikle taviz vermezdim. Ama şöyle düşündüm. Eşim işsizdi, çocuklarım okuyor, borcum var ve işten atılırsam 45 yaşındayım iş bulmam çok zor şu dönemde. O yüzden hep sabrettim ama sabrın da bir sonu var. Çıktığım zaman farkına vardım. İş baskısı, bu tür davranışlar insanı psikolojik olarak çok yıpratıyor. Eve gidiyorsun yorgunsun. Evi otel gibi kullanır hale gelmiştim zaten. Çocuklarımın yüzünü görmüyordum. Amire gidip, böyle olmuyor ben Pazar günü bari evimde kalayım dinleneyim, çocuklarımla zaman geçireyim dediğimde “eşin de çalıştırmasın seni, kapı orada gidebilirsin. Evini nasıl sahipleniyorsan işini de sahiplen” diyordu. Zaten ben sahiplenmişim be adam sabah 8 akşam 10 buçuk eve gidiyorsam, hafta sonu da çalışıyorsam zaten bu sahiplenmek değil mi? Bir ayda 162 saat mesai demek ne demek?  Evi otel gibi kullandığım için temizliği zaten eşim yapıyordu. Çocuklarım ders çalışırken atıştırmalık, kahvaltılık yiyorlar, yemek yapamıyordum.

Direnişe başladığınızdan bu yana sizin yaşamınızda ve hâlâ içerde çalışan kadınların yaşamında nasıl bir değişim oldu?

Fatma Yiğit: Sürekli üzerimizde bir göz vardı. Biri bizi gözetliyor gibi. İştirakçi işten çıkmıştı yerine eleman almadılar uzun zaman. Bizi çıkarmadan önce hazırlıklarını yaptılar. 200’e yakın işçi aldılar. Yanımıza birer ikişer verdiler bunlara işi öğretin, diye. Yeni işçi alıp bizi dışarı çıkaracaklarını hiç düşünmedik.  İştirak yetişmediğinde ben gidiyordum. Prim yapan bir insandım, yüzde 130 prim yapıyordum. Bana az çalıştın, mesailere kalmadın diyemezlerdi.  Bu kadar eleman aldınız neden birkaç tane de iştirakçi almıyorsunuz, dediğimde tartışmaya girdik. Çalışıyorum koşturuyorum ama ürün inecek yarım saat ürün bekliyorum, bu benim zararıma.

Çocuğunuzun yaptığı kaza ile ilgili neler anlatacaksınız?

Oğlum staj yaptığı işyerinde iş kazası geçirmişti. Bana hastaneden mesaj geldi,  ağlamaya başladım.  Ağlamaktan oğlumun numarasını bulup arayamadım. Eşimin de haberi yoktu aradım Emre’ye yetiş dedim. Kendimden geçmişim, arkadaşlar toplaşıp elimi yüzümü yıkamışlar. Amire durumu anlatmışlar.  İzin vermediler. Bana saat 17:30’da servisleriyle git, dedi amir. İki saatin üzerinde depoda ağlaya ağlaya servisleri bekledim.  O günü hiç unutmuyorum. Bu insafsızlık, bir anneye yapılabilecek en kötü şey, bu.

Ertesi gün işe geldik tutanak tutmuşlar. İlk defa tutanak yedim. Performans düşüklüğü, dediler. Ben orada çok gerildim, sinirlendim. Ben bu tutanağı kabul etmiyorum, dedim. Sürekli performans yapan, prim yapan bir insanım. Bir ayda 162 saat mesai yapan bir insana siz tutanak tutamazsınız dedim. Orada Metin Bey diye biri var. Oğlum kaza yaptı o gün siz beni hastaneye götürmediniz,  dedim. Bizim haberimiz yoktu, dediler. Bu daha kötü senin işçinin başına kötü bir durum geliyor sen bundan habersizsin, dedim.  Biz pisliğin içinde, farelerin kedi pisliklerinin içinde çalışıyoruz, temizlik görmüyoruz, sabunsuz, soğuk yemekler, soğuk çorbalar içiyoruz. Siz bizden daha ne bekliyorsunuz, bizim için ne yapıyorsunuz dedim, içimi boşalttım. Zaten biraz da çıkmama sebep olan o oldu. Bu insan artık sesini çıkarıyor, bunu gönderelim artık, diye düşündüler. Bir hafta sonra da ücretsiz izne çıkardılar beni.

İlk başlarda konuşamıyordum

Şeyma Nur Kılınçlı: Ben zaten direnişe 23 Kasım’da çıktım. Sendikayla birlikte buraya geldim. Çok pasif kalmıştım, bilmiyordum ne yapılacak, nasıl ilerlenecek diye.  Ama sonradan bir şeyleri gördüm ve hissettim. Ben ilk başlarda konuşamıyordum, utanıyordum. Sonra özgüvenim gelişti, bir şey yaparken çok düşünmüyorum artık. Bunu yapacağım diyorum ve yapıyorum. Hiç kimseye boyun eğmiyorum. Herkesin önüne geçmek için çabalıyorum. Polislerle karşı karşıya geliyoruz mesela artık onlara kafa tutuyorum. Bunlar aklımın ucuna bile gelmeyecek şeyler. Zabıtalar, güvenlikler geliyor hiçbir şeyden korkmayarak direkt önüne geçebiliyorum onların. Ben bunu yapamayacak bir kişi olarak şu an yapabiliyorum.

Çevreniz de fark ediyordur bu değişimi, nasıl karşılıyorlar?

Şeyma Nur Kılınçlı: Eşim, Şeyma sana ne oldu sen böyle değildin diyor. Ben de direnişten kazandım ben bunları diyorum. Hepsinin destekleri var. Maddi manevi. Üzülme kızım, çözülür diyorlar. Ben sürekli stres yapan bir insanım. Hemen duygusala bağlıyorum. Tetikleyen hastalıklarım da var.

İçerdeki çalışma koşullarının etkisi var mı bu rahatsızlıklarınızda?

Şeyma Nur Kılınçlı: Tabi ki var. Arkadaşlarımız üzerinden anlattığımız şeyler bana da yapıldı. Bir amirin gelip de bana evlendikten bir hafta sonra işe başladığımda bana denilen şey “Sen artık kadınsın.” Evet ben kadınım ama onun farklı söylemesi yüzünden çok utandım. Onlar kız sen kadınsın. Böyle bir şey söylemesi benim zoruma gitti. Bu şekilde gülerek söylüyor bir de. Sonradan onun yanına gittim sen neyi ima etmeye çalışıyorsun diye sordum. Kusura bakma dedi ama iş işten geçtikten sonra neyi telafi edeceksin. Bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum, taciz olduğunu bilmiyordum. Kendimi çok kötü hissetmeme sebep oldu.

Şikayet ettiniz mi?                                            

Şeyma Nur Kılınçlı: Hayır, biz sustuk. Sendikaya üye olduktan sonra gözümüz açıldı. Ben oraya 60 kiloyla girdim 51 kiloyla çıktım.  Her geçen gün daha da zayıflıyordum, bünyem düşüyordu. Eve gidiyordum sürekli bayılıyordum. Kan değerlerim zaten düşük. Sürekli aynı şeyler olunca, izin istiyorduk vermiyordu. Tuvalete gittiğimizde niye üç kişi gidiyorsunuz diyordu.

Tuvalete neden üç kişi gidiyordunuz?

Şeyma Nur Kılınçlı: Biz 700 işçi iki tuvalet kullanıyorduk ve bizim tuvaletimiz kadınlar tuvaleti dışarıdaydı.  Orada da fareler, kediler çok dolaştığı için korkuyorduk. Ben fareden çok korkuyordum bir de tuvaletin içinden çıkması yaparken bile korkuyorsun acaba çıkacak mı çıkmayacak mı, diye. Bir anda önüne bile sıçrayabiliyor. Tırcıların da dışardaki tuvalete bir anda önünü açıp içeri girmesi bizi tedirgin ediyordu. Nerden bileceğiz bize bir şey yapmayacaklarını. O yüzden korkuyorduk. Tuvalete üç kişi gidiyorduk ve bize bağırıp çağırıyorlardı. Buyurun gelin siz de görün diyorduk. Şahit oldukları bile vardı ama halen daha üzerimize geliyorlardı.

O günden bu güne ne değişti sizde?

Fatma Yiğit: Ne olursa olsun haksızlığa karşı geliyorum artık.  Bunu öğrendim. Çünkü orada çalışırken artık her şey normalleşiyor. Eve gitmemek, o şartlarda çalışmak, sistem böyle diyorsun. Ama aslında öyle değil. Öyle olmak zorunda da değil. Ne değişti mesela kendime güvenim geldi. Bundan sonra kimse bana emirli konuşamaz, kimse bana yapmam gerekenin dışında yaptıramaz kesinlikle. Ayaklarımın üstüne basmayı öğrendim gerçekten. Demek ki bazı şeyleri yaşamak gerekiyormuş. Bana çok şey kattı aslında.

Türkiye’de kadın olmak nasıl bir şey sizce?

Şeyma Nur Kılınçlı: Kadın olmak çok güzel bir şey bence. Bir şeyleri elde etmek etmeyi,  kadın ruhumu daha yeni yeni fark ediyorum. Ben önceden kendime sen kadınsın bir yerde dur derdim. Şu an öyle değil mesela. Biri bir şey dediğinde sus diyebiliyorum, dur diyebiliyorum. O durumları artık aştım. Kadın olmak güzel bir şey. Kadın dayanışması diyorlar ya hani bir el ele veriyoruz bir şeyleri başarıyoruz. Gerçekten öyleymiş ben bunu anladım. Bugün ziyarete gelen ablalarımızla da ne güzel sohbetlerimiz oldu. Ama bir erkekle bunu yapamayız. Kadınlarla her konuda gülüyoruz eğleniyoruz bu güzel bir şey bizim için.

Kendimden taviz vermiyorum artık

Haftada bir gün direniş çadırında eğitim çalışması yapıyorsunuz. Bu çalışmalar sana ve direnişinize neler kattı sizce?

Şeyma Nur Kılınçlı: Her hafta sonu çalışmamız oluyor. Zoom’da olsun, toplantılarımızda olsun konuşuyoruz zaten. Direniş nasıl ilerler, nasıl büyütebiliriz?  Kademe kademe gidiyoruz.  Burada da ilk önce Migros deponun önünde direnişimize başladık. Ondan sonra Ataşehir’e gittik. Ondan sonra Anadolu Group önüne gittik. Kademe kademe oldu bu. Sürekli paralarımızı çaldılar. Mesela prim aldığımızı ben yeni öğrendim. Üç ay prim alırsan bu sürekli devam edermiş. Halbuki bizde öyle değil. Koşturuyorduk sürekli. İçerdeki baskı da aynı şekilde. Taciz de aynı şekilde, devam ediyordu. Sürekli böyle kademe kademe giderek bir tanesini (tacizci amir) gönderdik. Bu bizim direnişimizin kazancı. Dedik ki bu gidecek, şu gidecek, burası düzelecek. Böyle yavaş yavaş tuvaletleri yapmaya başlamışlar. Zeminleri yapmaya başlamışlar. Emin olun ki bu direniş olmasaydı içerde hiçbir değişiklik olmazdı.

Bundan sonrası için nasıl hayaller kuruyorsunuz?

Fatma Yiğit: Kadınlığımı unutmayacağım en azından. Bundan sonra daha huzurlu yaşamak istiyorum. Benim istediğim çocuklarımın geleceğini sağlamaktı. İki aydır çalışmıyorum, çocuklarım yine okuyor bir şekilde. Demek ki öyle düşünmemek gerekiyor. Kendimden taviz vermemeyi öğrendim. Artık kesinlikle kendimi ezdirmeyeceğim. Sokakta olsun işyerinde olsun her yerde geçerli bu.

Kız çocuğuyum diye beni babam okutmadı. Öğretmenim birkaç kez eve geldi babama rica etti okuyayım, diye. Ama babam “ben onun peşinden gidemem, başına bir şey gelir, okutamam” dedi. Ben şu an kendim okuyorum. Ortaokulu dışarıdan bitirdim, çocuklarımı okula yazdırdıktan sonra yaptım bunu. Eşim bu konuda en büyük desteğim oldu. Birkaç dersim kaldı, şimdi lise mezunu olacağım. İnşallah üniversiteyi de bitireceğim. Tek hayalim kendi dükkanımı açmak. Hamur işini yapmayı çok severim, beceririm de yani. Önce çocuklarım kendi ayaklarının üstünde dursun, mezun olsunlar. Üniversite de ya aşçılık ya da çocuk gelişimi diye düşündüm. Ama aşçılık ağır basıyor. En büyük hayalim okumaktı o hayalimi gerçekleştireceğim işte.

Şeyma Nur Kılınçlı: Öncelikle sendikalı bir yere girmek istiyorum. Sendika faaliyetleri o kadar düzenli ve güzel ki her şey var. Mesela maaşlar zamlı bir kere, çalışma koşulları çok iyi en azından çalışma saatleri belli. Buraya sendikayı koymamızın amacı da zaten bu. Çalışma şartları değişsin biz bunu istedik. Tacizci amirlerin gitmesini istedik. Benim şu an önüm açılırsa yani Kod 29 kalkarsa, amacım sendikalı bir yere girmek. Sendikalı olmayan bir yere girsem bile örgütlenmeye çalışırım. Yapabilirim artık bunu öğrendim yani.

Pin It on Pinterest