Krizin yükünü hafifletirken sınırları zorlayan kadınlar

Bahar Gök

Arzu ve Çiçek, yaşamları boyunca her işte sigortasız, güvencesiz çalışmışlar. Şimdilerde evin gündelik yeme içme ihtiyacını karşılamak için imece usulü salça, konserve,  tarhana, mantı reçel üretirken, kalanları da komşulara eşe dosta satıyorlar. Kazandıkları para yine evin ihtiyaçlarına gidiyor.

Her güne yeni bir zam haberiyle, yeni bir vergi yüküyle uyandığımız memlekette halkın büyük çoğunluğu temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanıyor. Gelir dağılımındaki adaletsizlik yoksulluğun derinleşmesini beraberinde getiriyor. Ekonomik zorluklarla baş edebilmek için insan üstü çabalarla hayata tutunmaya çalışan kadınlar yine de nefes alabilecekleri yol ve yöntemler geliştiriyorlar.

Kadınların yaratıcılıkları ve üretkenlikleri sayesinde geliştirilen yöntemler dayanışmayla bütünleşince zorlukların üstesinden gelmek biraz daha kolaylaşıyor. Evin geçimine katkı sunmak amacıyla diye başladıkları hikayelerini anlattıkça evi geçindirenlerin onlar olduğu da berraklaşıyor. Yoktan var ettikleri olanaklarıyla bir araya gelen bir grup kadının komşuluk ilişkilerini güçlendirerek zenginleştirdiği, kendi üretimleriyle geliştirdikleri yoksullukla mücadele yöntemlerine dair pandemi koşullarını da gözeterek iç açıcı bir röportaj yapmış olduk.

Kendinizi tanıtır mısınız?

Arzu Öksüz: 45 yaşındayım. 20 senelik evliyim, 2 çocuk annesiyim. Zaman zaman ev kadını zaman zaman işçiyim.

Çiçek Gök: 57 yaşındayım. Ev hanımıyım. 41 yıllık evliyim. Birçok işyerinde çalıştım. Evlenmeden önce tarlalarda yevmiyeye gittim.  Evlendikten sonra da devam ettim. İneklerim vardı. Yağ süt yapar satardım.  Çocuklarıma ayakkabı alırdım, çay şeker alırdım. Evin ihtiyaçlarını karşılardım. Sonra Gebze’ye geldik.

Şu an çalışıyor musunuz?

Arzu Öksüz: İki aydır sürekli çalışıyorum. Öncesinde evlere temizliğe gidiyordum. Evlenmeden önce de tekstilde çalışıyordum.

Çiçek Gök: Şu an ev hanımıyım. Gebze’de de okullarda çaycı olarak çalıştım, ev işlerine gittim. Bazı şirketlerde de çalıştım ama sigortasız olarak çalıştım hep. Zaman zaman da evde ev hanımlığı yapıyordum. Gebze’ye geleli 30 yıldan fazla oldu ama şimdiye kadar ekmeğimi hiç bakkaldan almadım hep evden yaptım. Konservelerimi, salçamı, reçellerimi hep kendim yaptım. Tarhana, mantı yaparız komşularımla imece usulü. Fazlasını satarız.

Sigortalı mı çalışıyordunuz?

Arzu Öksüz: Hayır hiç sigortam olmadı. Daha yeni başladı sigortam. 99’dan girişim var ama sadece 15 günlük bir ödeme yapıldı. Evlenmeden önce patronuma rica etmiştim. Öyle bir güzellik yaptı bana sadece girişim var. Şimdiye kadar hep sigortasız işlerde çalıştım. İki aydır sigortalı çalışıyorum.

Evinizde işleri kim yapıyor?

Arzu Öksüz: Çocuklar elinden geldiğince yapıyorlar ama iş yükünün çoğu bana ait. Temizliği yemeği gene gelip ben yapıyorum. Eşim de çalışıyor ama çocukların bakımıyla ben ilgileniyorum yine.

Çiçek Gök: Evin işleri de hep benim üstümeydi. Çocuklarım da yardımcı oluyordu. İlkokuldan beri onlar da yaz tatillerinde çalıştılar. Parasal olarak onlar da eve katkıda bulundular. Çünkü biz kiracıydık. Durumumuz o kadar iyi değildi.

Yağlı ekmek yapıp sattım

Çocuklarınız kaç yaşında çalışmaya başladı?

Çiçek Gök: Çocuklar ilköğretimden sonra yazları az maaşla tekstillerde çalışmaya başladı. Sigorta yok bir şey yok. Getirir elimize verirlerdi yine de çok sevinirdik.

Evi geçindirmek amacıyla yaptığınız bir dayanışma var komşularınızla. İmece usülü yaptığınız üretimlerden bahseder misiniz?

Arzu Öksüz: Kışlık tarhanamızı yapıyoruz. Fazla yapıp satıyoruz ve eve katkı sunuyoruz. Hamur kesiyoruz, makarna, kışlık menemenimizi, salçamızı. Her şeyi ucuza getirmek için yazdan hazırlığımızı yapıyoruz. Boş tarlalardan, dağlardan semizotu, böğürtlen, erik, kuşburnu toplayıp reçelini, marmelatını, şurubunu yapıyoruz. Topluca un alıp ekmek, yağlı ekmek, kete filan yapıyoruz. Bir ara yağlı ekmek siparişleri vardı, mahallede komşulara sattık.

Çiçek Gök: İki sene boyunca evde yağlı katmer, ekmek yapıp satıyordum. İplik, çocuk çamaşırları, giysileri, kadın penyeleri, iç çamaşırları, çorap getirip mahallede gezip satıyordum. Her yıl bir ay boşsam 11 ay çalışmışım gibiydi. Ama evdeydi. Tükenmez kalem monte ettiriyordum. Komşulara veriyordum. Anlaşmıştım bir tane şirketle, onlar bana getiriyordu ben de evlerde kadınlara veriyordum. Her ay maaş alır gibi hesaplayıp, yaptıkları adetlere göre paralarını verirdim. Çocuklarımla beraber biz de yapıyorduk. Güzel para kazanıyorduk ama sonra eşim istemediği için bıraktım onu.

Alışverişi ucuza mal etmek için de bir yöntem bulmuşsunuz. Bunlardan bahseder misiniz, neler alıyorsunuz, neden böyle bir şeye başvurdunuz?

Arzu Öksüz: Hayatın pahalılığından, geçim zorluğundan. Gidiyoruz markete, hangisi indirimdeyse, hangisi daha uygunsa onları almaya çalışıyoruz. Bu şekilde evin ekonomisine katkıda bulunuyoruz. Komşularla bir araya geliyoruz. Her ay birimizde toplanıp gün şeklinde bir çuval şeker, yağımızı, unumuzu o şekilde para toplayıp alışveriş yapıyoruz. Toplu yapınca alışveriş uyguna geliyor sonra aramızda bölüşüyoruz.

Komşulara da öğrettim

Çiçek Gök: Tarhana, makarna, erişte, içli köfte, katmer, mantı, biber-domates salçası,  reçel, kompostolar, konserveleri üç beş komşumla birlikte yapardık. Evden organik şekilde yapardık. Halen devam ediyoruz. Mersin yöresine ait Sıkıcık çorbasını öğrendim. Sonra bunu geliştirdim. Fazla fazla yapıp kuruttum, buzlukta sakladım. Komşularıma da öğrettim, bundan da para kazandık. Kendimizi sürekli geliştirdik. Mesela dağdan dağ çileği toplayıp marmelatını yaptık. Bizim orada Orcik (cevizli sucuk) derler, dağ çileğinden kuşburnundan orcik yaptık. Çok da güzel oldu.

Alışverişi de mesela şekerimiz yoksa 6 komşu ayda 50’şer lira toplayıp 1 torba şekeri bu ay bana alıyoruz, 1 torbayı öbür ay ona alıyoruz. Unu, yağı, baharatları, soğan, patates işte toptan aldığımızda uygun olan ne varsa bu şekilde hallediyoruz. Başka türlü nasıl geçim yapalım? Böyle yapınca biraz rahatlıyoruz. Hele de bu pandemi döneminde daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Alım gücümüz çok düştü çünkü.

Dayanışmadan artırdığınız, satışını yaptığınız ürünlerden gelen parayı nasıl kullanıyorsunuz?

Arzu Öksüz: Gene eve gidiyor, çocuklara gidiyor. Kendimize harcamıyoruz.

Çiçek Gök: Sattıklarımızla eve katkıda bulunurduk/bulunuruz. Çocuklarım okula gittiği zaman onların okul ihtiyaçlarını karşılardım. Eşime yardımcı olurdum çalışmadığım zamanlarda da bu tür işleri yapardık. Her şeye bir maaş yetişmiyor ki. Böyle olmasa geçim yapamazdık.

Eşim sadece maaşını alır

Eşinizin üretimlerinize katkısı oluyor mu?

Arzu Öksüz: Valla hiç bir katkısı yok. Sadece maaşı alıyor, getiriyor, veriyor, işi bitiyor. Nereye verdin, nasıl yaptın, nasıl geçindirdin evi hiçbir alakası yok. Anca işte kıt kanaat, oradan kes, buradan kes öyle gidiyor. Kendisi yapmış oluyor işte. Nasıl geçindiğimizi bilmiyor.

Çiçek Gök: Eşim sadece maaşını alır. Ben 30 yıl çalışmışım, devlet beni emekli yapmış bana yeter diyor. Tabii ki sıkıntıyı kadınlar çekiyor.

Gelecekle ilgili nasıl planlarınız/hayalleriniz var?

Çiçek Gök: Bir işyeri açmayı düşünüyorum. Katmer, içli köfte filan yapayım istiyorum, sabahları çorba vereyim işe gidenlere mesela. Küçük bir işyeri açmak/işletmek istiyorum.

Arzu Öksüz: Kiradan kurtulmak istiyorum. Bir evim olsun istiyorum. Çalışmak istemiyorum artık, evde rahat rahat oturmak, rahat rahat geçinmek istiyorum. Bütün vaktimi evime ve çocuklarıma harcamak istiyorum. Başka bir şey istemiyorum hayattan.

Pin It on Pinterest