Ekonomi Bizim (de) Meselemiz!

Hazırlayanlar: Emel Memiş ve Şemsa Özar  

emel.memis@gmail.com     ozar2007@gmail.com

Biliyorsunuz ekonomik meseleler ciddi konulardır ve hep erkekler tartışır:) ama tam da bu nedenle o tartışmalarda kadınların yaşadığı ekonomik sorunlardan söz edilmez. Oysa ekonominin her alanı baştan aşağı cinsiyetçidir. Biz de düşündük ki, bu köşede ekonominin cinsiyetçi yapı ve ilişkilerini deşifre edebiliriz. Bugünden itibaren, iki haftada bir hepimizin yaşamında etkili olan ekonomik meselelerden birini ele alıp değerlendireceğiz. Bu değerlendirmelerde temel olarak “nedir?”, “neden?”, “kadınları nasıl etkiliyor?” ve “nasıl bir mücadele?” sorularını soracağız. İlk konumuz yoksulluk. 

YOKSULLUK

Nedir? Yoksulluk, insanca yaşam için gerekli olan yeterli ve iyi beslenme, barınma, sosyal koruma, sağlık ve eğitim gibi kamusal hizmetlerden yararlanma, özgür irade kullanma, toplumsal hayata katılma ve saygı görme hakkından mahrum olma durumudur.

Yoksulluktan korunma,  herkes için bir haktır ve devlet bu hakkı sağlamakla yükümlüdür.

Yoksulluk neden vardır?

Şemsa Özar

İnsanlar “tembel olduğu, yeterince çalışmadığı için yoksulluğa düşerler” gibi yaygın ve yanlış bir kanı vardır. Yani aslında, var olan sosyo-ekonomik sistemin iyi çalıştığı, ama bazı kişilerin bu sisteme ayak uyduramadıkları için yoksul kaldıkları iddia edilir. Oysa, yoksulluğu yaratan içinde yaşadığımız kapitalist sistemin kendi işleyiş tarzıdır. Kapitalizmin bugünkü neoliberal versiyonu da bu yoksullaşma sürecini hızlandırmıştır. Neoliberal kapitalizm eşitsizliklerden beslenen  bir sistemdir. Cinsiyet, sınıf, ırk, etnik aidiyet, cinsel yönelim, yaşanılan bölge gibi birçok faktör, eşitsizliklerin yaratılmasına ve gücü elinde tutanların bu durumu kendi çıkarlarına kullanmasına yol açar. Bu metinde biz, yoksulluğun cinsiyetçi yanına odaklanacağız. Dünyada ve Türkiye’de kadınlar erkeklere kıyasla hem daha yüksek oranda yoksulluk riskiyle karşı karşıya, hem de yoksulluğu daha derin yaşıyorlar.

Kadınlar, aile ve toplumsal yaşamı sürdürebilmek için erkeklerden toplam olarak daha fazla emek harcamakla birlikte, patriyarkal toplum kuralları gereği daha çok bakım işleri gibi ücretlendirilmeyen ekonomik faaliyetleri yerine getirirler. Yine, bu kurallar gereği her türlü mal mülk sahipliğinde de erkekler önceliklidir. Dünyada ve Türkiye’de kadınlar erkeklerden hem daha düşük gelir elde ederler, hem de daha az mülk sahibidirler. Bu nedenle yoksulluğa düşmeleri daha olasıdır.

Kadınlar gelir getirici işlerde çalışıyor olsalar dahi sosyal güvenceden yoksun, yani sigortasızlarsa yoksulluğa düşme riskleri daha yüksektir. Çalışan kadınların %37 gibi yüksek bir oranı sosyal güvenceden yoksun çalışmaktadır. Bu koşullarda çalışanlar işini kaybetmeleri durumunda, emekçiler açısından zaten oldukça kısıtlı olan işsizlik sigortasından yararlanamadıkları için hiçbir gelirleri kalmaz.

Kadınları nasıl etkiliyor?

Kadınlar erkeklere kıyasla yoksulluktan daha olumsuz etkilenirler. Ancak yoksulluğun etkileri sadece cinsiyete göre farklılık göstermez; aynı zamanda sınıf, ırk, etnik aidiyet ve cinsel yönelim gibi toplumsal ve bölgesel eşitsizlikler de önemli rol oynar.

O zaman kime yoksul diyebiliriz?

Bu soruya cevap vermek kolay değil.

  • İşsiz ve geliri olmayan,
  • İşi olup da kazandığı ile geçinemeyen,
  • Konfeksiyon atölyesinde sigortasız çalışırken iş kazası geçirip, iş göremez hale gelen,
  • Pandemi nedeniyle işyeri kapandığı için kısa çalışma ödeneği ile geçinmek zorunda kalan,
  • Ailenin bakımını sırtlandığı için gelir getirici bir işte çalışma olanağı olmayan,
  • Evin tüm işi, çocukların bakımından arta kalan saatlerinde dışarıya parça başı iş yaptığı halde kazandığı parayla geçinemeyen,
  • Kocası terk ettiği halde boşanmadıkları için sosyal yardımdan faydalanamayan,
  • Sosyal yardım alan ama aldığı miktar çok düşük olduğu için geçinemeyen,
  • Köyde miras kalan toprağı olduğu halde, toprağın ailenin erkeklerine verilmesi nedeniyle sahip olduğu mülkü kullanamayan,
  • Yanlış tarım politikaları nedeniyle ektiğiyle geçinemeyip, ülkenin diğer ucuna fındık toplamaya giderken yolda ölen ya da gittiği yerlerde linç edilmeye çalışılan,
  • Aşık olduğu adamın peşinden gittikten sonra yarı yolda bırakılan; ailesi kabul etmediği ve iş bulamadığı için geçinemeyen,
  • Başka bir ülkeden Türkiye’ye gelmek zorunda kalan ve ayrımcılık nedeniyle iş bulamayan ya da çok düşük ücretle çalışan,
  • Başvuru yaptığı işlere mesleki yeterlilik açısından kabul edildikten sonra trans olduğu ortaya çıkınca işine son verilen ve geçimini sağlayacak iş bulamayan,
  • İş bulsa bile iki çocuğunu bırakacak bir yeri olmadığı için, kocasından şiddet görmesine rağmen boşanamayan,
  • Aldığı nafaka son derece düşük olduğu ve o bile ödenmediği için boşandıktan sonra geçinemeyen,
  • Tek başına çocuklarına bakmak zorunda kaldığı için çalışma imkânı olmayan dul, terk edilmiş, kocası hapiste olanlar,
  • Kocasının mali durumu iyi olsa dahi bir çorap alabilmek için kocasına muhtaç olan ve çoğu kez de isteği ya geri çevrilen ya da türlü çeşitli şekillerde müsriflikle suçlanan.  

Hane içinde gelir eşit olarak bölüşülüyor mu?

Emel Memiş

Liste tabii ki bu örneklerle kısıtlı değil. Bu koşullar bize, yoksulluğun, sadece gelir düzeyinin belli bir miktarın altında olması ile açıklanamayacağını gösteriyor. Yoksulluk, gelir düşüklüğünün toplum içinde var olan eşitsizlik ve dışlanma biçimleri ile kesiştiği bir durum.

Yukarıda verdiğimiz yoksulluk hallerini istatistiklerle takip etmek mümkün olmasa da yine de verilere bakalım: Türkiye’de 2018 yılı verilerine göre, yaklaşık 6 milyonu çocuk olmak üzere 17 milyon kişi (%51’i kadın) gelir bakımından yoksul hanelerde yaşıyor. Oysa biz, kadınların daha yüksek oranda yoksulluğa maruz kaldığını iddia ediyoruz. Çünkü, bu rakam hesaplanırken önce hanede yaşayan tüm fertlerin gelirleri toplanır; daha sonra toplam gelir hanedeki kişi sayısına bölünerek kişi başı ortalama gelir miktarı hesaplanır. Sonra Türkiye’nin tüm nüfusu en düşük ortalama kişi başı gelirden en yüksek düzeye kadar sıralanır. O sıralamanın orta değeri bulunur ve o orta değer gelirin %60’ının altında kalan nüfus yoksul olarak belirlenir. Bu hesaplamada yoksulluğu sadece gelir düzeyine bağlamanın yanı sıra iki önemli sorun daha mevcuttur. Birincisi, bir ülkede küçük bir azınlık hariç toplumun tümünün geliri çok düşük olabilir, böylelikle yoksulluk sınırının üzerinde kalanlar dahi geçimlerini sağlayacak bir gelire sahip olmayabilir. İkincisi ve bizce daha önemlisi ise bu hesaplamalarda hane içinde gelirin eşit olarak bölüşüldüğü varsayılır. Oysa biliyoruz ki, aynı hane içindeki erkekler, kadınlar, kız çocukları, oğlan çocukları ailenin gelirinden aynı oranda yararlanmaz. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, özellikle beslenme, eğitim, sağlık harcamalarında erkekler ve oğlan çocuklarına öncelik verilir; aile gelirinin nereye harcanacağı kararında erkekler hakimdir.

Nasıl bir mücadele?

Yoksulluğu sistemik olarak kendi yaratan patriyarkal neoliberal kapitalist sistem içinde onu önlemeye dair yapılabilecekler sınırlıdır. Genellikle sosyal hizmetler ve yardımlar gibi uygulamalarla yoksulluk azaltılmaya çalışılır. Türkiye’de, yoksullukla mücadele kapsamında verilen sosyal hizmet ve yardımlar, AB üyesi ülkeler ve OECD ülkeleriyle karşılaştırıldığında çok düşük düzeyde kalmakta. Bu yardımların hem toplam kamu harcamalarının içindeki payı düşüktür, hem de sosyal koruma harcamaları özellikle kadınların sorumluluklarından kaynaklanan ihtiyaçlarına yönelik planlanmadığından işlevsel değildir. Zaten siyasi iktidarlar bu programlar yoluyla yoksulluğu ortadan kaldırmayı hedeflemezler. Onların amacı, yoksulluğu yöneterek mevcut sistemi ve iktidarlarını sürdürmektir.

“Her şeyi devletten beklemeyin” derler hep. Devletin bizden alınan vergilerle finanse edilen bir kurum olduğunu unutmadan, insanca yaşama ve sosyal koruma hakkımızı talep edeceğiz tabii. Bunun için de örgütlenmenin önemi büyük. Aynı zamanda, dayanışmacı, eşit, adil, neşeli başka bir dünyanın umudunu içimizde yaşatalım ve böyle bir dünyanın gerçekleşmesini sağlayacak olanların da bizler olduğunu unutmayalım. Dayanışmacı toplumsal ve ekonomik yaşamın örnekleri çevremizde yeşeriyor, yüzümüzü onlara dönelim.

Pin It on Pinterest