“Millet Mars’a çıktı biz daha asgari ücreti konuşuyoruz”

Saniye Evren

 “Ben kalite kontrolcüydüm. Kadınlar çok ince iş yaparlar tekstilde. Yükünü kadınlar taşır tekstilin. Tozunu, pisliğini….

Anlatılan masal değil Zeynep’in yaşam gailesi. Zeynep İstanbul Halkalı’da yaşıyor. 18 yaşından beridir işçi. Uzun yıllar tekstil atölyelerinin tozunu yutmuş, türlü hastalıklarla ve çalışma yaşamının zorluklarıyla sınanmış.

Çalışmak hiçbir zaman bir tercih meselesi olmamış Zeynep için. Aynı zorunluluktandır ki hala ev eksenli işler yapıyor, evden çalışarak üç çocuğuna bakmaya çalışıyor. Eşi taksi şoförü ve kendi de kuyumculuk dâhil çok farklı sektörlerde çalışarak yaşamını idame ettirmiş. İşte onun için tekstil sektörüyle ilgili deneyimlerini anlatırken “iş konusuna berbat bir geçiş yapmışım” diye bahsediyor.

Çocukların ikisi okul çağında ve diğeri henüz bir yaşında. Belediyeden destek aldığımızı söylemeliyim diyor. Çocuklarını büyütürken yaşadığı zorluklar ise anlatmakla bitmez. En büyük giderleri çocukların masrafları. Okul, bakım, gıda derken hayat gerçekten çok zor değil mi? Asgari yaşamlarımız gösteriyor ki çalışmak birikim yapmak için yeterli değil. Birikim şöyle dursun eksilerde yaşamak tam bize özgü. Borçlanmak, kredilerle yaşamak bizim normal yaşantımız oldu, diyor Zeynep de. Başı sıkıştığında yetişen ise aile desteği oluyor.

Kalite kontrolcüydüm

Haftanın beş günü çalışırdım atölyede. 11 saat mesai yapmak korkunç yorgunluk demektir. Bir de mesailer olur. Ben mesailere kalmazdım çok zaman çünkü ücretlerimizi alamazdık. Ama o zaman tabii özgürdüm. Bekârdım, kafama göre takılırdım, diyor. Sorumluluğum yoktu. İşten atsalar da umurum değildi. Ama şimdi öyle mi? Her şeyden önce çocuklar ve onların ihtiyaçları geliyor. Öyle kafana göre de hareket edemezsin. Ben kalite kontrolcüydüm. Kadınlar çok ince iş yaparlar tekstilde. Yükünü kadınlar taşır tekstilin. Tozunu pisliğini misafirini. Erkekler yük kaldırıyor sadece ve zor iş yapmış oluyor. Onların yaptığı işler pahalanıyor. Oysa bir ürünün fiyatını kalitesi belirlemez mi? İşte kalitesini biz belirliyoruz.  Erkekler sadece yük kaldırıyor ve daha yüksek maaşlar alıyorlar. Bu arada kadınlar olarak biz de iş tanımımızda olmadığı halde yük kaldırırız. Ama bu görünmez. Masalar toplansın, ortalık temizlensin, misafir geldi çaylar gelsin, hepsi biz kadınlarda.

Cinsiyet eşitsizliğinin yarattığı öfkenin, ücret eşitsizliklerine duyulan isyanın en yalın, en gerçekçi ve en çarpıcı ifadeleridir bu yaşananlar.

Mesai zorunlu değilse bir iş yerinde iyidir. Ama mesaiye kalmamak da çok yerde işsizlik sebebidir. Zor zor. Tekstil çekilecek dert değildi, çektik işte. Belimde fıtık oluştu benim. Ayakta çalışmaktan oluyor. Yük kaldırmaktan oluyor. Belimde üç fıtık var daha ne olsun.

Sendikalı olmayı çok isterdim, diyor. Kim istemez ki. Ama sendika demek işten atılma korkusu demek bizim için. Olmadı hiç.

Erkek zihniyeti çok fazla. Usta başı erkek, şefler erkek, patron erkek. Bir rahatsızlığın olsa söyleyemiyorsun. Mesai kaldığımda da gece on bire, on ikilere kadar çalıştığımız oluyordu. Çalışma saatleri uzun ve bıktırıcı. Şimdi evden çalışıyorum. Asgari ücreti çıkarıyorum. Millet Mars’a çıktı biz hala asgari ücret konuşuyoruz. Televizyonlarda çocuğunuza avokado yedirin, diyorlar ya bu biz asgari ücretlilere göre değil. Artık bir de pandemimiz var. En azından bir parkta gidip rahatlıyorduk diye hayıflanıyor Zeynep.

Cinsiyet eşitsizliğinden, ücret farklılıklarına, angaryadan uzun çalışma saatlerine, ücret gasplarından, iş yetiştirme baskısına. Her şey var Zeynep de. Zeynep’in yaşadıkları bence hepimiz için ders nitelinde. Erkek egemenliğine dayanan kapitalist üretimin kadın emeğine açtığı savaşta bizim de yerimizi alabilmemiz için.

Pin It on Pinterest