“Ürettiğimiz makarna bize yasak”

Ayla Önder      onderayla@gmail.com

“İşten geldiğinizde hazır makarnanız önünüzde”, diye reklam yapan Adkoturk Makarna’da işçilerin durumu hiç te iyi değil. Sendikalaşmayı sindiremeyen patron, aralarında işyeri temsilcisi Sevcan Dervişoğlu’nun da bulunduğu dokuz işçiyi işten atarken, hamile kadınlara da aman vermiyor. 

Hazır makarna üreten fabrikanın Endonezyalı patronunun yapmadığı haksızlık kalmamış. işten attığı işyeri temsilcisi Sevcan Dervişoğlu, “12 saat çalıştık, mesai alamadık. İşten çıkarmadaki tek amaç işçileri yok sayan uygulamalarına karşı çıkmamızdı” diyor. Çok açık ki, işveren işten çıkarmalar yoluyla sendikal örgütlenmeyi cezalandırmak istemiş. Üç dakikada pişirilip, tüketeni “mutlu ettiğini” söyledikleri makarnayı üreten işçiler büyük mutsuzluk içindeler.  İşçi Sevcan’ın “Ürettiğimiz makarnayı bize vermiyorlar. Eve götürmemiz, tüketmemiz yasak” ifadesi şaşırtıyor. İnsanlara, “Bak işten geleceksin, evde hazır makarnan önünde” sloganıyla bir konfor sunulurken,  Adkoturk’te arka planda baskı ve kölelik var.  İşçilerin örgütlendiği Tek Gıda-İş Sendikası’nın yöneticilerinden Yunus Durdu, “Kadın işçilerin durumu çok daha zor. Hamile olduklarını son ana kadar gizliyorlar, çünkü yönetim öğrendiği anda yasayı çiğneyerek işten atıyor” diyor.

Sevcan Dervişoğlu, liseyi bitirince ekonomik nedenlerle iş aramaya yöneliyor. Artvin Ardanuç’taki köyünden ayrılıp Ankara’ya bu yüzden geliyor. Aile kızlarının köyden ayrılmasına izin veriyor ama akrabalar şaşırıyor.  Aileyi arayıp, “Kız başına ne işi var oralarda, çağırın köye geri” diyorlar.  Babası kulak asmıyor kızına, “devam et” diyor, fakat Ankara’da işçi olarak çalıştığı kurumun parasal koşulları istediği gibi değil. Bu kez İstanbul’da şansını denemek istiyor. Sefaköy’de 400 kişinin çalıştığı bir fabrikaya giriyor. Burada oto teyplerinin üretildiği bölümde ses kontrollerini yapıyor. İşyerindeki tatsız bir olaydan dolayı sorumlu posta başıyla tartışınca onu fabrikanın en ağır işlerinin yapıldığı bölüme alıyorlar Sevcan’ı ve birkaç ay geçince de işten çıkarıyorlar. Yıl 2003. Sonrası evlilik.  Ardından çocuk da doğunca uzun süre çalışmıyor.

Her fırsatta istismar ediyor

Genç kadın bu kez bir makarna fabrikasında işe giriyor. Adkoturk’teki günlük emek sürecini “Sürekli akan bir bant, belli bir hızla çalışan makine ve bu hıza yetişmeye çalışan işçiler” biçiminde aktarıyor. Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren Adkoturk kâr eden ve işçilerine az ücret veren sektörlerden birinde faaliyet gösteriyor.  Kötü koşullarda çalışıyorsunuz ve patronunuz size baskı uyguluyor, sürekli memnuniyetsiz ve sizi her fırsatta istismar ediyor. İşçinin bu durumda yapması gereken örgütlenmek, öyle de yapıyorlar. “Ben zaten başladığımdan beri sürekli bu haksızlıklara karşı durduğum için hep şeflerle karşı karşıya kalma durumum vardı. Mesela yılda bir ikramiye hakkımız var. Senenin dolmasına bir gün dahi kalsa ikramiye ödenmiyor” cümlesiyle işverenin hak gaspını anlatıyor Sevcan.  Büyük çoğunluğu kadınlardan oluşan Adkoturk çalışanları, bütün bunlara karşı çıkabilmek adına, Türk-İş’e bağlı Tek Gıda- İş Sendikası’na üye oluyor. Sendika yetki aldıktan sonra Sevcan Dervişoğlu temsilci olarak atanıyor.

‘İnsanları kışkırtıyor’ suçlaması

Koşullar zor pişmiş makarna üretiminde. Üstelik bu hazır ve “noodle” olarak tanımlanan bir çeşit. Hamurundan paketine kadar çok tempolu bir çalışma ortamı var. Temsilcilik sürecinde Sevcan arkadaşlarını hakları konusunda bilgilendiriyor. Ne var ki işverenin tutumu farklı. “İnsanlarla konuştum, haklarına dair bilgi verdim, fakat sonuç olarak ‘insanları kışkırtıyor’ diye şikayet edildim.  Tamamen patronun ve onların yandaşlarının insafına kaldığınız bir ortam” diyor. Patron sendikaya üye olanları atacak ama işçi gizliyor üyeliğini. Bunu tespit etmek için fabrikanın vardiya sorumlularına “işçiden e-Devlet şifrelerini isteyin” talimatı veriyorlar. Tamamen özel bir alan olan e-Devlet’e girip üyeleri bu yolla öğreniyorlar! İşçi temsilcisi Sevcan Dervişoğlu bu tutumun sınırlarının genişlediğini anlatıyor: “İlk önce arkadaşların her hareketini izlediler. Sonra baskı kurmaya başladılar. Peşlerine arkadaşlarımızı takarak gözetlemelerini istediler! ‘Bunlar kiminle konuşuyor, ne konuşuyor, takip edin’ dediler yani sendikalı işçiyi adeta gizli örgüt üyesi gibi gördüler. Suçlu olarak muamele ettiler. Benimle birlikte toplamda dokuz arkadaşımızı bu nedenle attılar.”

Hazır makarna üretimi çok zorlu

Merak ediyorum, hazır makarna üretimi nasıl bir sıra izliyor?  Yani insanlara, “Yoğun ve yorucu bir gün mü geçirdin? Bak işten geleceksin, hazır makarna önünde. Üç dakikada hazırla, afiyetle ye!” reklamıyla bir konfor sunulurken o konforun arkasındaki üretim süreci nasıl? Sevcan o zaman dilimini ayrıntıyla anlatıyor. “Üretimde zorlu bir süreç yaşıyoruz. İlk önce mikser bölümümüz var, orada makarnanın hamuru hazırlanıyor. Sonra press bölümünde yapılan hamurun kalıplanıp kesilmesine geçiliyor. Ardından yüksek buhara maruz kalarak hamur pişiriliyor. Sonrasında kızartma bölümünde kızartılıyor. Büyük bir yağ tankı var, kızartma burada yapılıyor. Buradan çıkartılıyor ve soğutma bölümüne alınarak ısısı düşürülüyor. Ve pakete hazırlanıyor. Sonrasında bantlara sıralı halde gelmeye başlıyor. Gelen yaş ve bozuk makarnalar ayıklanıyor. En son olarak hazır paketlenmiş yağ ve soslar makarna üzerine ekleniyor.”

Patronunun hukuksuz tavrı

Yunus Durdu, Tek Gıda-İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı.  Uluslararası yatırımcıların iştiraki ve yüzde yüz yabancı sermayeyle Türkiye’de faaliyet gösteren Adkoturk fabrikası patronlarının hukuksuz tavrını anlatıyor; “Üç kişi işyeri temsilcimiz olmak üzere, sendikal örgütlenmede üç öncü arkadaşımızı ve altı sendika üyemizi 4857 sayılı yasanın 25/2 maddesinden tazminatsız işten çıkardılar. Gerekçe olarak ise ‘İşçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışlar sergilediği’ bahanesini uydurdular. Pandemi döneminde işçi çıkarma yasağına rağmen bunu yaptılar.” Örgütlenmenin anayasal bir hak olduğu ve bu hakkın kullanılmasını engellemenin suç teşkil ettiğini söyleyen Durdu, işyerinde baskı ve tehditlerin devam ettiğini de aktarıyor.

‘Hamileliklerini gizlemek zorunda kalıyorlar’

İşçilerin e-Devlet hesaplarından sendikalı olup olmadıklarının kontrol edildiğini kaydeden Yunus Durdu “İnsan kaynakları müdürleri psikolojik baskı ve tacizle diğer işçi arkadaşlarımızı da işten atmakla tehdit ediyorlar. İşçiler fazla mesai yapmak istemiyor ama buna rağmen 12-14 saatlere varan mesailerde çalıştırılıyorlar. Fabrikanın Endonezyalı sahipleri Türkiye’deki yasaların yetersizliğinden, caydırıcı olmamasından yararlanıyorlar. Devlet de yabancı sermaye Türkiye’den kaçmasın diye bunların hukuksuzluklara sessiz kalıyor. 12 saatlik mesailerin ödenmemesi büyük hak gaspı.  İşçilerimizin facebook ve sosyal medya hesaplarına girip baskı uyguluyorlar… Hak hukuk tanımama tutumları bunlarla da sınırlı değil, hamile arkadaşlarımız büyük baskı altında. Hamileliklerini gizlemek zorunda kalıyorlar çünkü hamile olduğunu öğrendiği işçiyi derhal işten atıyor!” şeklinde konuştu.

Pin It on Pinterest