Tuba Demirci Söyleşi:1   Osmanlı İstanbul’unda kadın emeğinin farklı halleri

Necla Akgökçe    nakgokce@gmail.com

İstanbul Belediyesi Kültür A.Ş, 8 Mart’ta kadınlara yönelik iki ciltlik derleme kitap yayımladı: Osmanlı İstanbul’unda ve Cumhuriyet İstanbul’unda Kadın. Osmanlı İstanbul’unda Kadın kitabında, kapsamlı ve derli toplu bir kadın emeği bölümü var. Bu bölümün yazarı Tuba Demirci ile konuştuk. Söyleşimizi iki bölüm halinde yayınlıyoruz. 

Kadın emeği tarihi konusunda ilk kez derli toplu, kronolojik niteliği de olan bir çalışma yapıldı. Bu konuya nasıl yöneldiniz?

İBB Kültür A.Ş’nin Mart 2021’de bastığı iki ciltlik çalışma içinde yer alan makalemi kastediyorsunuz sanıyorum; bu çalışma tüm Osmanlı –Türkiye coğrafyasında yaşayan kadın nüfus hakkında değil, imparatorluğun başkenti, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli ekonomik ve kültürel merkezi olmayı sürdüren İstanbul kadınlarıyla ilgili, ancak imparatorluğun başka bölgelerinde yaşayan kadınlarla ilişkili ipuçları da içeriyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iki ciltlik çalışması için pek çok araştırmacı, kendi uzmanlık alanlarında katkı verdi. Osmanlı İstanbul’unda kadın emeği bölümünü gelen çağrı üzerine ben üstlendim. Kadın emeği ve tarihi bana göre çok temel bir mevzu; kadınları ve toplumsal cinsiyeti tarihsel olarak araştıran kişiler içinse daha elzem hale geliyor emek konusu. Kadın emeği feminist araştırmalar yapanların eninde sonunda ilgilenmesi gereken bir alan; çünkü kadınlar ve kadınların tarih boyunca maruz kaldıkları eşitsizlik ve ayrımcılığı, kadın emeği konusuna değinmeden anlamak ve anlatmak mümkün değil. Kısaca kadınlar üzerindeki baskı ve eşit bireyler olmaları önüne çekilmiş engelleri, kadın emeğine el koyularak, bu emeğin erkeklerin emeğinden farklı bir biçimde düşünülüp- değersizleştirilmesinden bağımsız olarak ele almak imkânsız bir şey. Yok sayılma emek alanında başlıyor. Annelik de çalışsanız, kadınların siyasal katılım ve kadınlara has kültür- gündelik hayattan da bahsediyor olsanız, kadın emeği ve çalışma biçimlerine tarihsel olarak bakmak durumundasınız. Kısaca emek, erkekler için olduğu gibi, kadın hayatları için de çok temel bir unsur, kadın emeği çok çeşitli biçimleri ve boyutları olan, erkek emeğini mümkün kılan bir emek türü.  Kadınların tarih dışı olarak, topluma katkıları olan marjinal bir yığın olarak anlatılması emeklerinin yok sayılmasıyla başlar. Tüm emek türlerinin ardında kadın emeği vardır, kadın emeği çeşitlidir ve çok çeşitli olmasına karşın yok sayılmıştır. Bu yazıyı yazmaktaki amacım, Osmanlı İstanbul’unda kadın emeğinin ve çalışan kadınların sayısının çok sınırlı ve şehrin ekonomisine katkıları neredeyse yok denecek kadar az olduğuna ilişkin yaygın kanıyı çürütecek çalışmalara bir başlangıç yapmaktı.

Yeni kadın emeği çalışmaları

Cibali Tütün Fabrikasında Paketleme Bölümünde Çalışan Kadınlar. Fotoğraf : Guillaume Berggren. Koleksiyon Rezan Has Müzesi , Istanbul [İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi, İstanbul’da kayıtlıdır.] Fotoğraf Can Nacar, Labour and Power in the Late Ottoman Empire; Tobacco Workers, Managers and the State, 1872-1912, Switzerland: Springer International Publishing Palgrave Macmillan 2019 başlıklı eserde Figure 3.4 olarak , s. 75’de kullanılmış ve buradan kopyalanmıştır. Eser detayları ISBN 978-3-030-31558-0 ISBN 978-3-030-31559-7

Makalenizde kendi işliğini açan kadının emeğini de, manifaturacı kadının emeğini de, dikiş kursu açan kadınları da, bohçacı kadının emeğini de kadın emeği kategorisinde değerlendirmişsiniz, oysa bunların bazıları bugün esnaf diyebileceğimiz kadınlar, tarihsel olarak kadın emeğini nasıl tanımlıyorsunuz ve bu neden önemli?

Uzun bir yazı kaleme almış oldum, makalenin bu denli uzun olmasının temel sebebi de tarih dışı bırakılmış, atıl sayılmış kadınların gündelik hayata ve gündelik hayatın sürmesine dair çok kritik katkılarını dile getirmek, Osmanlı kadınlarının gündelik hayatlarında çalışma aktivitesinin yerini tarihsel olarak elverdiğince tarif etmekti. Yazımda “esnaf” kategorisine girebilecek nitelikte, hatta girişimci olarak adlandırdığım pek çok kadın ve kadınların dâhil olduğu çalışmadan bahsettim.

Temel problemim Osmanlı İstanbul’unda kadınların çalışma örüntülerinin çeşitliliğinden bahsetmekti; bu çeşitlilik de ücretli-yevmiyeli yahut iş sahibi, ev içi üretimde yahut anne, eş ve kadın yakın, hizmetçi veya besleme olarak ev dışında çalışan hane halkına bakım hizmeti sunan kadınların çoğunun  -istisnai ve ayrıcalıklı gruplar haricinde- emek kullanmasından kaynaklanıyor.  Çalışmanın konusu her türü emek kullanımıdır; ancak emek çeşitlidir, sömürüye tabi olma- üretim araçlarına sahip olma durumuna göre farklılaşır. Yazıda esnaf- çoğunlukla küçük esnaf, pazarda satıcı, evde dokumacı, Musevi kadın tüccar-sarraflardan da uluslararası ticaretle uğraşan kadınlardan da bahsediyorum; çünkü bu kadınlar kabul gören, “meşru” ve  “asli”,  devlet kontrolüne tabi olduğu için esnaf ve çalışan addedilen gruba erkek olmadıklarından dâhil olmadıkları için, yok sayılmış veya üzerlerinde durulmamıştır.  Sonuçta ister kayıt dışı esnaf olun, ister işçi, ücretsiz ev emekçisi ya da sütanne, farklı türde de olsa emek kullanırsınız. Esnaf ve girişimci kadınların, evde tezgahında kumaş dokuyan, terzilikten gelip dikiş atölyesi kuran ve zamanla başka kadınları istihdam eden iş sahibi kadınların emek kullanmadığını söyleyemeyiz. Onlar üretim araçlarına ve yatırım potansiyeline sahip kadınlar, bilgileri, öngörüleriyle, kadınları emek ve esnaf grubu olarak tanımayan bir toplumda başkalarına vekalet vererek, yatırım yapacakları alanı öğrenmeye, birlikte çalışacakları veya kendilerine vekil tayin ettikleri erkekleri denetleyip takip ederek çalışıyorlar, buna emek dememek benim için mümkün değil. Aynı biçimde mutfağına sebze meyve yetiştirdiği küçük bağ ve bahçenin mahsulünü pazara taşıyan ve satan kadının emek kullanmadığını mı iddia edeceğiz? Yahut elinde bohça, kadınlar için çok sınırlı bir hareket serbestisi ve zaman rejimine tabi kentte sokak sokak, ev ev dolaşan, nadiren yük hayvanı ve bir seyisi olan kadınlar elbette emek kullanıyordu ve emekçiydi.

Yavuz Selim Karakışla Osmanı Hanımları ve Kadın Terziler, 1869-1923, İstanbul: Akıl Fikir Yayınları, 2014, sayfa 42’den alınmıştır.

Benim yaklaşımımı en iyi  “yeni kadın emeği çalışmaları” tarif eder sanırım; bu yaklaşım kadınların emeğini tarihte arayıp bulmak kadar, kadınların çeşitli ticaret ve üretim –zanaat kollarına giriş tarihine odaklanır. Bu yaklaşımın ortaya çıkış gerekçesi klasik ekonomi politiğin kadınların emeğini değer ve kullanım değerinden dışlamış olmasıdır. Ekonomi politiğin işle ilgili tanım, anlam ve kriterleri de eril toplumsal iktidarca belirlenmiştir; hangi eylemlerin iş, hangi eylemlerin iş olmadığı; iş konusunda neyin yüceltilip neyin nefret edileceği de toplumsal cinsiyetle, ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin kaynağı olan iktidarca belirlenmiştir. Feminist teorinin, özellikle sosyalist ve radikal feminist yaklaşımların iş ve emek konusundaki bakışıdır benim kadın emeğine bakışımı şekillendiren; çünkü bu yaklaşımlar iş ve çalışmayı pazarın/ piyasanın ötesine geçerek düşünebilmeleri, özellikle ev içi emeği konusundaki kavramlaştırmalarıyla işle ilgili tartışmaları ev ve aileye getirmiş ve çalışan ve çalışmayan arasındaki farkın temel boyutu olan ücret meselesinin merkeziliğini sarsmıştır. Aynı şekilde iş mekanı ve çalışan tanımını, işe ve emek kullanımına odaklanarak ters yüz ettiklerinden yaklaşımımı yeni kadın emeği çalışmaları yaklaşımı belirliyor.

Bu yaklaşımla ev içi emek tartışması toplumdaki güç ilişkilerinin emekle ilgili boyutu gözler önüne serilmiş, işin ve emek kullanımının tanımı genişletilmiştir. Bu yaklaşım ışığında yapılan tarihi çalışmalar sayesinde yeni iş ve çalışma tanımlarıyla, farklı sosyal pratikler ve grupların emek süreçlerinden haberdar olduk.  Evden çalışma, evde çalışma ve dışarıya evden iş yapma gibi birbirinden oldukça farklı çalışma kategorileriyle ataerkil sorumluluklar ve pazar/ iktidar ilişkilerinin yeni kesişimlerini gözler önüne de seren bu yaklaşım, benim kadın emeğine bakışımı da belirliyor.

Basitçe şöyle bakıyorum; kadın emeği çok çeşitli bir emek türü, bu çeşitlilik hem farklı sınıflara mensup kadınların farklı türde emek kullanmalarıyla, hem de sınıfı kesen farklı dinsel- etnik mensubiyetlerle biçimleniyor, kadınların tümünün emeği asli olarak ataerkil bir değer sistemine tabii. Orta-üst sınıflardan kadınlar emek kullanmıyor mu? Kullanıyor; çocuk bakımı ve ev işleri için başka kadınlarının emeğini kullanıyor olsa da kendi de emek kullanıyor. Evinde çalışan kadınların zamanını, işlerin nasıl yapılacağını planlıyor, alışverişi organize ediyor, çocuğuna başka bir emekçi bakıp, ütüsünü bir başka insan yapsa da, duygusal bir emek boyutu var ailesini döndürmesinin. Ev dışında da zaten çalışıyor. Emek sadece başka kişilerce istihdam edilenlere veya ücret karşılığı çalışanlara has bir mevzu değil.  Ancak her kadının aynı tür emek kullandığı ve aynı biçimde emek sömürüsüne uğradığını söyleyemeyiz. Belki tüm kadınların emek konusunda ortaklaştığı nokta ne türden olursa olsun sarf ettikleri emeğin görünmezliği; aileleri ve yakınları için kullandıkları -en azından- duygusal emeğin klasik ekonomi politikte adının hiç geçmemesi. Kadın emeği öylesine çeşitli, temel ve gündelik hayatı öylesine dört koldan kuran bir emek türü ki,  böyle sistematik bir değersizleştirmeye uğruyor ve yok sayılıyor. Karşılığı hesaplanmaya çalışılsa, değersizleştirilmese bu denli despotça ve kesintisizce sömürülemeyecek bir emek türü.

Hizmetçi emeğine azalmayan talep

Hizmetçilik kadın mesleklerinden biri siz ayrıca bir köle emeği gibi değerlendirilebilecek olan evlatlık, besleme emeğine yer veriyorsunuz çalışmanızda, hizmetçilik yani para karşılığı bu işleri yapma, İstanbul kadın emek tarihi özelinde ne zaman ortaya çıktı, evlatlık emeğinden farklılığı neler? Kimler hizmetçi çalıştırabiliyordu, ücretler nasıldı, vb…?

Hizmetçiliğin tarihi çok gerilere gittiği için de tam bir tarih veremem, ancak Osmanlı İstanbul’unda ve toplumunda hizmetçilik çok yaygın. Hizmetçiliğin bir özelliği de kadınların bireysel olarak ya da aileleri vasıtasıyla düştükleri yoksulluk hallerinde yapmaya başladıkları bir iş olması. Osmanlı toplumunda çeşitli etnik gruplardan, coğrafi bölgelerden kadınların bölgelerindeki kentler veya büyük şehirlere giderek de hizmetçilik yapmaları yaygın. Bazı etnik grupların örneğin yoksul Rum ve Musevi kadınların evlenmelerinin neredeyse ön şartı olan drahoma ve nedyunya- evlenecek genç kadınların kuracakları ev ve eşleri için para, değerli eşya, mal- mülk hazırlaması zorunluluğu- nedeniyle çalışması gerekiyor; aşçılık ve kâhyalık gibi özel vasıfları zorunlu tutmayan ve süreç içerisinde öğrenilen hizmetçilik alanında ücretli emek olduklarını biliyoruz. Göç ve mültecilik de geçmişte çok yaygın bir olay; göçler de pek çok kadını hizmetçilik yapmaya zorluyor dönemsel veya sürekli olarak. Yine Osmanlı Sarayı’nda da cariyeler (köle) –hizmetçi kadınlar yanında ücretli hizmetçiler de çalışıyor. Osmanlı toplumunda hizmetçilerin çalıştıkları evler de çok çeşitli- ücretler arasında çok fazla fark var. Bu farklılıkları, geliri çok yüksek olmayan evlerde dahi en azından bir hizmetçi bulunabildiğini miras kayıtlarından, dönem edebiyatından, anılarını ve hayatını yazmış veya bu hayat öykülerini toparlamış kişilerin yazdıklarından biliyoruz.1880’den sonra komisyon usulü çalışan hizmetçi idarehaneleri de kuruluyor. Hizmetçiler sadece evlerde değil otel, restoran, devlet dairesi ve fabrikalarda da 1860’lardan itibaren çalışıyorlar. Orta ve Doğu Avrupa’dan hizmetçilik vaadiyle başkente getirilen ve fuhuşa sürüklenen kadınların sayısı da yabana atılır oranda değil. Hiç azalmayan bir talep var hizmetçi emeğine.

Bohçacı kadınlar

Hizmetçilik ile evlatlık-besleme emeğinin farkı şu; hizmetçiler ücretliler;  bu kadınların düşük ya da yüksek, aldıkları bir ücret var. Bu ücret konusunda pazarlık şansına sahipler ve harcama otonomileri de var. Bir tür kontrat ve anlaşma, icar anlaşmaları ile çalışıyorlar, kontratlı çalışma daha geç dönemlerde daha resmi bir özellik kazanıyor.  Ücretlerini alamamaları halinde mahkemeye gitme, yakınlarının yardımını işverenleriyle ücret konusundaki anlaşmazlıklarda kullanma şansına sahip kişiler, en azından bunu mahkemeye yansıyan davalardan biliyor ve yine özgür olmalarından daha fazla pazarlık gücüne sahip olduklarını varsayıyoruz. Ancak çeşitli komisyoncular, akrabalar veya yakınlar yardımıyla bulunan besleme ve evlatlıklar çok küçük yaşlarda, herhangi bir yakın desteği ve otonomi olmaksızın her türlü istismar ve kötü muameleye açık şekilde, ücretsiz olarak ev hizmetleri, tarlada çalışma, çocuk bakımı vs gibi işler için alınıyorlar. Çocuklara herhangi bir ücret ödenmiyor, ödeme en başta çocuğu evlatlık veren aile yakınına yapılıyor ve bir anlaşma yapılıyor.  Çocuğun uzun yıllar ev hizmetlisi olarak çalışacağı evde alacağı görgü ve bilgi, karnının doyurulması, giyim kuşamının sağlanması ve başının üzerinde bir çatı olmasıdır burada emeğin karşılığı. Kısaca çocuğun emeğinin muğlak bir karşılığı var pazarlık gücü de yoktur bu çocuğun, özellikle annesi olmayan kızlar besleme olur, hizmetçi olarak adlandırılmadığı, ev halkından sayıldığı için inanılmaz bir iş yükü vardır ve korumasızdır. Şanslı olanlar bir çeyiz ile evlendirilir ilerleyen yıllarda.

Köle emeği ise bambaşka bir olgu, kadın kölelerin sayısı Osmanlı toplumunda erkek kölelere kıyasla hep daha fazla olmuştur. Osmanlı köle sistemi daha çok ev içi- hizmet köleliği biçiminde gerçekleştiğinden, yine çok ağır hizmetlerle yükümlüdür köle hizmetçiler. Ev dışında, tarımda çalışmayı da kapsayabilir, burada hizmetçi değil başka bir insan grubuna ait bir eşya gibisinizdir. Zaten köleliğin kaldırılmasıyla besleme ve evlatlık kızların ev içi hizmetlerine alınışını yaygınlaştırmıştır. Osmanlı Türkçesinde besleme ve hizmetçileri tarif eden, yerel veya yaygın kullanımda onlarca kelime vardır, bu da ücretli hizmetçilik ve beslemeliğin yaygınlığına ışık tutan bir başka kanıttır.

Feshane’nin ev eksenli çalışanları

Kadın üretim işçisi Osmanlı İstanbul’unda (veya genelinde) bir kategori olarak nerede ve ne zaman hangi sektörde ortaya çıktı, kimler önce çalışmaya başladılar,  kısaca değinebilir misiniz?

Kadınların üretici olarak çalışması da çok yaygın ve eski bir olgu. Örneğin ipek üretiminde- ipek böcekçiliği, iplikçilik ve her tür dokuma işinde- iç ve dış piyasaya ürün sunan halı ve kumaş atölyelerinde, sabun atölyelerinde hep çalışmışlardır. Özellikle 18. Yüzyıl sonlarından itibaren Osmanlı ipek sektöründe pek çok kadın irili ufaklı pek çok atölyede ücret karşılığı çalışıyor. İplik boyanması, iplik çekilmesi ve kozaların ipliğe dönüşümü kadınlara has atölyelerde yapılan kadın işi. Sadece ipek değil muslin, pamuklu dokuyanlar var evlerinde, veya esnaf veya müşteri aileler için evde ücret karşılığı dokuma yapıyorlar. Öncesinde de, 17. Yüzyıl sonlarında da ev atölyeleri var, eve iş verilen, İstanbul’un dört bir yanında yatırımcıların ücretle tuttuğu kadınlar var. Bu biçimlerde çalışan kadın ve genç kızlar var.  Kadınların fabrikalarda üretime katılışı daha çok 19. Yüzyılda oluyor, 1830’lardan sonra kurulan devlet fabrikalarında, örneğin Feshane’de;  fes kumaşını alıp evde yüksek saray memurları ve padişaha, devlet memurlarına fes diken işçi kadınlardır bunlar. İstanbul’da dantelciler, özellikle 19. Yüzyıl sonlarında Anadolu kentleri ve İran’a satılmak üzere dantel işlerler, 1880’lerden itibaren terzihane, fanila, korse, gömlek, şemsiye, kravat, karton, kağıt, bisküvi, konserve, sigara- tütün, kibrit, kimyevi madde üretiminde doğrudan, bazen de cam ve kundura fabrikalarında, silah üretiminde hademelik-temizlik ve düzen işlerini, paketleme işlerini yapan işçi kadınlar var. 1908’den itibaren İstanbul, İzmir, Sivas, Burdur, Isparta ve Maraş’ta kurduğu atölyelerde toplam 40 bin işçi çalıştıran Şark Halı Şirketi’nin 40 bin işçisinden 15 bini kadın ve  kız çocuklarından oluşuyordu. Turşuculuk, börekçilik gibi küçük esnaf gruplarının dükkanlarında satılanlar ücretsiz aile işçisi kadınların emeği ile dönmediğini düşünmek imkansızdır.

Cibali Tütün’de cinsiyet esaslı düzenlemeler

Feshane, Basmahane, Cibali Tütün (reji) fabrikasına kadın işçi mekânı olarak baktığımızda neler görüyoruz, mesela mekânsal olarak kadın işçilerin ayrılması, kadınların yaptığı işler, aldıkları ücretler nasıldı?

Feshane’de kadın istihdamı kadınlar için eve iş verme biçimde gerçekleşiyor en başta; kadınlar- ağırlıklı olarak Hristiyan kadınlar, çoğunluğu da Ortodoks Rum. Feshane’de üretilmiş fes –kaşe- kumaşını alıyor ve evde elde dikiyorlar. 1833’ten sonra bu işçiler Ermeni, Musevi ve Müslüman kadınları da kapsar hale geliyor çünkü fese talep gittikçe artıyor. Bu ilk ayrım; dikim işi uzun süre evde örgütleniyor, kadınlar üretimde, ancak bunu evden gerçekleştiriyorlar. 1871’de evden çalışarak fabrika için fes diken kadın sayısı 750’ye yükselmiştir

Cibali Tütün Fabrikasında Kadın Makine Operatörleri , Fotoğraf Guillaume Berggren. Koleksiyon : Rezan Has Müzesi , Istanbul [İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi, İstanbul’da kayıtlıdır. Fotoğraf Can Nacar, Labour and Power in the Late Ottoman Empire; Tobacco Workers, Managers and the State, 1872-1912, Switzerland: Springer International Publishing Palgrave Macmillan, 2019 başlıklı eserde Figure 3.3 olarak sayfa 70’de kullanılmış ve buradan kopyalanmıştır. Eser detayları ISBN 978-3-030-31558-0 ISBN 978-3-030-31559-7

1850 yılında özel bir girişim olarak kurulan, halk arasında Basmahane olarak bilinen ve Cumhuriyet devrinde Sümerbank adını alacak fabrikada işçilerin çoğu kadın; 1000 kadar kadın işçi var, yarısı kız çocuğu bu işçilerin. Ücretler yaş ve cinsiyete göre düzenleniyor elbette, kadın ve erkek işçilerin, yetişkin ve çocuk işçilerin ücretleri eşit değil ve kadın işçiler vasıfsız olarak adlandırılıyorlar yaptıkları işler vasıf gerektirse de. Kıdemli olan ve kadın işçilerin güvenlik ve disiplininden sorumlu kadın çalışanların ücretleri bir nebze farklı, ancak yine de aynı işi yapan erkeklerle eşitlik söz konusu değil. Cibali Tütün fabrikasında işlikler ve tütün işleme aşamaları zaten cinsiyete göre düzenlenmiş durumda; kadınlar erkeklerce kesilmiş ve harmanlanmış tütünü paketleme- tartma aşamalarında, bir de tütünü sararak hazır sigara haline getirme aşamalarında çalışıyorlar ve yine burada da ücret eşitliği yok. Kesme makinalarını erkekler kullanıyor, tütün ayıklama işini kadınlar yapıyor. Kadınların çalışma alanlarıyla erkeklerinki arasında ayrışma da böylelikle sağlanmış oluyor. Kadınların ücretleri genel olarak erkeklerinkinden düşük ve zaman zaman beliren grev olasılıkları ve ücretlerin yetersizliğinden yakınan şikâyetlerden, üretimde kadın işçi olmanın ciddi bir refaha denk düşmediğini, fabrikalarda koruyucu işçi sağlığı önlemlerinin eksikliğini kadınların sık sık yaşadığı solunum sorunları, zehirlenme, düşük gibi vakalardan biliyoruz. Kadınlar emek yoğun, dikkat ve titizlik gerektiren iş ve görevlerde yoğunlaşıyor.

Tuba Demirci Kimdir

45 yaşındayım. Babam devlet memuruydu, hayli hareketli ve bol okullu-tayinli bir eğitim tarihim var bu nedenle. ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nden lisans, İngiltere Essex Üniversitesi’nden Toplumsal Cinsiyet Tarihi alanında yüksek lisans, Bilkent Üniversitesi’nden  Osmanlı Tarihi alanında doktora derecem var. Araştırma alanlarım çeşitli; Toplumsal cinsiyet ve toplumsal cinsiyet rejimlerinin tarihsel gelişimi ve değişimi; feminist tarih yazımı; Türkiye ve dünyada kadın hareketi; son dönem Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemi sosyal politika ve toplumsal tarihi; Osmanlı ve erken Cumhuriyet döneminde aile ve annelik; Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgelerinin siyasi tarihi; aile ve kent sosyolojisi ile mülteci hareketleri; tarih ve sosyal bilimler öğretiminde toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığı ve ayrımcılık karşıtı yöntemler geliştirilmesi gibi. Bu konularda yayın ve çevirilerim var. 2002 yılından itibaren Sabancı, Başkent, Marmara, İstanbul Bilgi ve Acıbadem, Kanada Calgary ve Altınbaş Üniversitesi gibi çeşitli üniversitelerde tarih ve sosyoloji alanında dersler verdim.

Pin It on Pinterest