Güvencesizliğe karşı mücadele hemen şimdi!

Zuhal Esra Bilir     zuhalesra@gmail.com

‘Güvencesizlik, Yeni Eşitsizlikler ve Çözüm Yolları Konferansı’nda kadın emeğinin güvencesizliği de ele alındı. Konferansta konuşan Şemsa Özar, “Güvencesizliğe karşı mücadele; alandan çekilmeyerek, katılımcı demokrasiyi fiiliyatta gerçekleştirerek, uzun sureli sürdürülebilir çalışmalar, küçük hedeflerle başlayarak ertelemeden hemen şimdi yapılmalı” dedi

İstanbul Planlama Ajansı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı, İstanbul Kent Konseyi ortaklığında ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) iş birliğiyle düzenlediği ‘Güvencesizlik, Yeni Eşitsizlikler ve Çözüm Yolları Konferansı’ 02-04 Haziran’da gerçekleşti.

Güvencesiz çalışma koşullarına ve bu koşullardan etkilenen kesimlerin deneyimlerine ilişkin farkındalık yaratmak, yerel ve ulusal karar alıcıları, ilgili paydaşları bilgilendirmek amacıyla düzenlenen konferansta, COVID-19 salgınıyla birlikte güvencesizliğin farklı bir boyut kazandığına dikkat çekildi. Çeşitli oturumlarda ve atölyelerde, adil istihdam koşullarının yaratılması ve sosyal haklara erişimin sağlanması için yapılması gerekenler ele alındı.

Biz de Kadınİşçi olarak oturumlardaki tartışma ve sunumlardan kadın emeğine dair çıkarımlarımızı ve değerlendirmelerimizi kaleme aldık.

Salgında emek rejimi

‘Pandemi, Değişen Emek Rejimi ve Güvencesizlik’ başlıklı ilk oturumda, Çağlar Keyder neoliberalizmin tarihsel gelişimini ve bugünkü salgında gelinen noktayı ele alırken, Gamze Yücesan Özdemir çalışma kavramını emek süreci, emek rejimi ve çalışmanın bireysel ve toplumsal varoluşu düzeylerinin ilişkisellikleri bağlamında inceledi.

Oturumda salgın boyunca işçilerin emek süreçlerinde yaşadıkları dönüşümler anlatıldı. Pandeminin en yaygın olduğu dönemlerde dahi zorunlu çalışan işçilerin sağlığının hiçe sayılması, işçileri yalnızlaştıran uzaktan çalışmanın kalıcı hale getirilmesi, evden çalışmanın yeni denetim biçimleriyle işçilerin hayatını kameralarla evden de kontrol altına alması, MÜSİAD’ın çalışma kampları önerisi, Dardanel’de 14 gün boyunca fabrikadan çıkmadan çalışma sistemi geliştirilmesi, motorlu kuryelerin üzerindeki müşteri-işveren ortaklığında kurulan baskılar, artan intiharlar bu kapsamda tartışıldı.

Salgının mevcut tartışmalara, emek politikalarına ve çözüm önerilerine yeni bir ufuk sağlaması bakımından imkânları üzerine de tartışılan oturumda; sağlıklı bir hayat, iyi bir eğitim, yaşanabilir konutlar ve insanın kendini geliştirmesine olanak sağlayan bir iş talebi üzerinden oldukça basit bir yaşam anlayışı geliştirilebileceği vurgulandı.

Yücesan konuşmasında son olarak, çalışmayı bireysel ve toplumsal bir varoluş, bunun içinde emek rejimi bunun da içinde çalışma anı olarak düşüneceksek, güvensizleşmeyi ya da çalışmayı ancak bu bütünsellikte bir hayat kurgusu ile sorgulayabileceğimizi düşündürdü.

Sendikaların üzerine düşen…

‘Dönüşen Emek ve Sendikal Mücadele’ oturumunda küresel kapitalizm koşullarında emek süreçlerinin ve emek rejimlerinin geçirdiği değişim, güvencesizleşme süreçleri ve biçimlerinin, pandemi koşullarının getirdiği yeni güvencesizleşme biçimlerinin sendikal mücadeleye etkisini ve sendikaların bu sorunlarla baş edebilmesi için neler yapması gerektiği tartışıldı.

Türkiye, toplu pazarlık hakları bakımından OECD ülkeleri içinde sondan ikinci sırada yer alıyor,

ayrıca ITUC tarafından belirlenen, işçi hakları bakımından en kötu koşullara sahip 10 ülke arasında. Toplam istihdam içerisinde ücretli çalışanların oranı yüzde 70’lerdeyken sendikalaşma oranının sadece yüzde 14,4 olduğunu belirten Çerkezoğlu, kadınların sendikalaşmasında pandeminin olumsuz etkilerini vurguladı. İşgücüne ve istihdama katılımda da oldukça dezavantajlı bir konumda olan kadınlar için sendikalı işçi oranı sadece yüzde 9,5. Ancak toplu iş sözleşmesinden faydalanma oranı ve özel sektöre bakıldığında durum daha da vahim.

Gelir eşitsizliği kadınlar için oldukça derinleşiyor. Özellikle pandemi ile beraber gençler ve kadınlar iş bulma ümidini kaybediyor, istihdam ise daralıyor. Pandeminin ekonomik ve toplumsal tahribatı artıyor. Pandemi ile birlikte kamuda uygulanan uzaktan çalışma uygulamalarının kalıcılaştırılması, kadınların bakım emeği yükünü artırması bakımından önemli.  ‘İş-yaşam uyumlulaştırma’ adı altında devletin tüm bakım yükümlülüğünden ve maliyetlerinden kaçınması, kadınlar için hem eve daha çok kapanacakları hem de ücretli ücretsiz emeklerinin sömürüleceği anlamına geliyor. Dünya çapında kadınlar bakım yükünün 3\4’ünü karşılıyorlar, bu da 10,8 trilyon dolarlık bir maliyete karşılık geliyor. Yani sermayenin birikimi ve kârlılığı açısından tüm bu bakım yükünün kadınların sırtına bindirilmesi çok hayati bir önemde. Yoksullaşma ve şiddet eve kapandıkça daha çok artıyor.

Kadınların büyük bölümü kayıt dışı

Kadın Emeği ve Güvencesizlik oturumunda, Saniye Dedeoğlu kadın istihdamının kırılganlık ve güvencesizlik boyutlarını; insana yakışır iş göstergeleri ve TÜİK’in Hanehalkı İşgücü anketi verileri üzerinden ele aldı. Konuşmasına bakım emeğinin kadınların işgücüne katılımında ne kadar önemli olduğunu belirterek başlayan Dedeoğlu, işgücüne katılmayan nüfusun yüzde 70’inin kadın olduğunu ve işgücü piyasası dışında kalma nedenlerinin başında ev işleri ile meşgul olmak olduğunu vurguladı. Zaman kullanım anketlerine bakıldığında ücretsiz ev ve bakım işlerine kadınların 4 saat 35 dakika harcarken erkeklerin 53 dakika harcadığını görmek mümkün.

İstihdama giren kadınların çalışma koşulları ne durumda diye bakıldığında ise kendi hesabına ve ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların daha güvencesiz ve kırılgan işleri yapan kadınların çoğunlukta olduğu söylenebilir. Türkiye’de kadınların kırılgan istihdamının durumuna bakıldığında kadınların yüzde 42’si kayıt dışı çalışma, yüzde 23’ü ücretsiz aile işçiliği, yüzde 19’u esnek çalışma şeklinde çalışıyor. Bu çalışma türlerinin tamamında en güvencesiz ve kırılgan kadın grupları istihdam ediliyor. Ev eksenli çalışmayı freelance çalışma ve tekstilde parça başı çalışma olarak iki gruba ayırdığı çalışmasında Dedeoğlu, araştırmanın yapıldığı hazır giyim sektöründe ev eksenli parça başı çalışan, sektör için ucuz, pazarlık gücü düşük, erişilebilir bir emek gücü olan kadınların çoğunlukla vasıfsız, düşük eğitimli, evli ve çocuklu olduklarını belirtti. Kadın işgücünün belli sektörlerde yoğunlaştığı, sektörler arası ayrımın derinleştiği görülüyor. İşgücünün feminizasyonu kadınların işgücünde çoğalması gibi görünse de aynı zamanda daha güvencesiz, esnek ve düşük nitelikte işlerde yoğunlaştıklarını da gösteren bir kavram. Kadınların hizmet sektöründe yoğunlaşması da bu durumun bir göstergesi.

Mesleklere göre kadın istihdamının dağılımına bakıldığında da düşük vasıf gerektiren mesleklerde kadınların yoğunlukla istihdam edildiği görülüyor. Bununla ilişkili olarak da kadınların sendikalaşma oranları erkeklerden çok geride. Cinsiyete dayalı ücret farkına bakıldığında ise Türkiye’de bu oran yüzde 21,1, annelik ücret farkı ise yüzde 11. Dedeoğlu konuşmasını kadınların insana yaraşır koşullarda istihdam edilebilmesinin yolunun temelde bakım hizmetlerinin kapsayıcılığının artırılmasından, işgücü piyasası dışında da kadınlar için koruma ve güvence mekanizmalarının yaratılmasından geçtiğinden, toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlik ve kırılganlıkların ortadan kaldırılmasından geçtiğini vurgulayarak bitirdi.

Ev işçileri pandemide neler yaşadı?

Gülhan Benli ‘Salgın Döneminde Ev İşçilerinin Derinleşen Sorunları’ başlıklı sunumunda sorunların derinleşmesinin güvencesiz ve kayıt dışı çalışmalarından kaynaklandığını vurgulayarak başladı. Bir milyon ev işçisinin yüzde 90’ının kadın olduğundan ve yüzde 90’ının kayıt dışı çalıştığından bu alandaki güvencesizliğin kadın emeğinin güvencesizliği olduğunu söylemek mümkün. Benli konuşmasında salgın döneminde ev işçisi kadınların çalışma hakkı, sosyal güvenlik hakkı, yaşam, barınma, beslenme, sağlık hakkı ihlallerini gösterdikleri araştırmanın bulgularına yer verdi. Sağlık güvencesi olmayan ev işçileri salgın döneminde artan sağlık hizmeti ihtiyacını karşılayamıyor. Ev işçisi kadınlar bu dönemde gelir kaybı yaşayıp daha çok borçlanıyorlar ve sosyal yardımlara erişemiyorlar. Yaşadıkları hanelerde yeterli beslenme ve ihtiyaç duydukları ilaçlara erişemeyip, yetersiz internet ve iletişim araçlarına erişemedikleri için uzaktan eğitime erişimde zorluklar yaşamaya devam ediyorlar. Pandeminin yarattığı koşullarda daha çok şiddete maruz kalıyorlar. Araştırmaya göre ev işçisi kadınların yüzde 96,3’u çalışma hayatında, yüzde 86’sı ev içinde şiddete maruz kalıyor. Pandemi ile birlikte çalışma süreleri çok uzayan ev işçisi kadınlar, fazla mesai ücretlerini alamıyor ve ücretli izin haklarını kullanamıyorlar. Özel istihdam büroları aracılığıyla çalışan kadınlar daha ağır sömürüler yaşarken, işverenler tarafından da kötü muameleye maruz kalıyorlar. Bu dönemde bakım hizmeti veren kadınlar virüse yakalanıp, virüslü hastalara bakmak zorunda kalıyorlar. Benli konuşmasını salgın döneminde ev işçileri için acil gelir desteği, kayıtlı istihdamı artırmaya yönelik teşvikler, ücretli izin ve fazla çalışmaya ilişkin haklarının, sosyal koruma önlemlerinde gözetilmesi, aşılanmada öncelik verilmesi, koruyucu ekipmanlara erişiminin sağlanması, Covid-19’un meslek hastalığı sayılması gerektiğini vurgulayarak bitirdi.

Güvencesizliğe karşı mücadele

‘Konferansın Genel Değerlendirme: Güvencesizliğe Karşı Ne Yapmalı?’ başlıklı kapanış oturumunda Şemsa Özar, konuşmasına güvencesizliğin çoklu hallerinin ve farklı grupları etkileyen bir olgu olarak farklı boyutlarının anlaşılması gerektiğini vurgulayarak başladı. Güvencesizlik sadece istihdamla kısıtlı kalmayıp, yaşamın her alanına sızıyor. Güvencesizlik ev, aile, işyeri, sosyal alan ve siyaset düzleminde yaşanmakta olup tüm bu alanlar birbiriyle ilişki içerisinde. Kadınlar, gençler, yaşlılar, engelliler aileye bağımlı kalarak hayatta kalabiliyor. Kamusal alanda dinlenmeme, tanınmama sorunları yaşıyorlar. Ailede, işyerinde, toplumsal alanda ve siyasal alanda korkudan ve yokluktan arınmış, güvenceli, onurlu, bağımlı olmayan, tanınan, sözü dinlenen bireyler olmak istiyorlar. Çözüm önerileri konusunda ne yapmalıdan ziyade nasıl yapılmalı sorusu üzerinde durulmalı. Özellikle Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi Platformu (KEİG) tarafından yıllarca bakım hizmetlerinin kamulaştırılması talebini ilettiklerini, ancak kamulaştırma talebinde düzgün işleyen bir devlet varsayımı yattığını söyleyen Özar, devlet iyi işler yapar varsayımı kaldırıldığında kamulaştırma talebinin tartışılır hale gelmesi gerektiğini vurguladı. Güvencesizliğe karşı mücadele; alandan çekilmeyerek, hiyerarşi kurmadan eşit katılımı sağlayarak, katılımcı demokrasiyi fiiliyatta gerçekleştirerek, uzun sureli sürdürülebilir çalışmalar, küçük hedeflerle başlayarak ertelemeden hemen şimdi yapılmalı.

İpek İlkkaracan ise güvencesizliğe karşı çözümler konusunda yerel yönetimlerin ne yapabileceği konusunun düşünülmesi gerekliliğine dikkat çekti. Belediyelerin, yetki alanı içinde olan ve yapılabilirliğinin merkezi yönetimden daha güçlü olduğu, sosyal hizmetlerin özellikle de sosyal bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması gerek. Çocuk, yaşlı, engelli, hasta bakımı alanında gündüz bakımevleri, buralara erişimi olmayanlar için evde bakım hizmetleri yaygınlaştırılmalı.

Bakım hizmetini kamusal araçlarla vermenin yarattığı çarpan etkileri ele alan İlkkaracan, bakım sorumluluğu olan kadınların işgücü piyasasına girişinin engelini kaldırması ve işgücü piyasasına bağlılıklarının güçlendirilmesinin güvencesizlikle mücadeleyle doğrudan bağlantılı oluşuna dikkat çekti. Bakım yükümlülükleri nedeniyle istihdamdan dışlanan ya da esnek güvencesiz işlere yönlendirilen kadınların işgücüne katılması ile tek gelir kazanan hanelerden çift kazanan hanelere dönüşüm yoksulluk ve güvencesizlik riskini azaltır.  Bakım hizmetini kamusal araçlarla verilmesi haneler arasındaki eşitsizliklerin azalmasını, düşük gelirli hanelerdeki çocukların kaliteli okul öncesi bakım ve eğitim hizmetlerine erişimini sağlar. Yoksul yaşlılara, engellilere aile bakımı dışında seçenekler sunulur. Hem kadınlar hem erkekler için kamusal bakım sektöründe yeni işler ve istihdam alanları yaratır. Yerel yönetimlerin açacağı bakım merkezleri sayesinde kadınlara kayıtlı, güvenceli bir istihdam imkânı sunulur.  Son olarak iş garanti programları; işgücü piyasasından uzun süre dışlanmış ama geri dönmek isteyen kadınların, deneyimsiz gençlerin iş deneyimi edinmesi, vasıf kazanması, işveren referansına sahip olması gibi imkânlar yaratır. Bu programlar kadınların özel ya da kamu sektöründe kalıcı bir iş kazanımlarını, etkin bir planlama ve saydam bir süreç yönetimi ile sağlar.

Pin It on Pinterest