Gücümüz birlik olmak birlikte olmak

Ferhan Petek   ferhan.petek@gmail.com

Bursa’da yaklaşık iki hafta önce Destek Otomotiv’te sendikalı oldukları için işten çıkartılan yüz işçi bir direniş başlattı. Direnişin başını kadınlar çekiyordu. Bursa’da işyerinde ücret ayrımcılığı başta olmak üzere ciddi cinsiyetçi baskılar yaşayan işçi kadınlarla konuştuk.

Aslında olay benzerlerinden farklı şekilde başlamadı. İşçilerin anlattıklarına göre; Destek Otomotiv patronu, sendikaya üye olan yüz işçiyi apar topar işten çıkarttı ve sendika desteğiyle eylemler başladı. 169 çalışanın olduğu fabrikada çoğunluk sağlanınca yetki belgesi alındı.  Fakat işten atılmalar devam etti.  Uzlaşma konusunda ellerindeki tüm imkanları kullanan işçiler grevden başka çare bulamadılar. Ancak işverenlerin grev karşısında takındığı tavır işleri çığırından çıkarttı. Emekçiler fabrikada nöbet tutarken çevik kuvvet tarafından apar topar hatta karga tulumba alındılar. İş böyle olunca sendika araya girdi ve bir şekilde kadın çalışanların içeride kalması sağlandı. İçeride on üçü kadın tam on dört kişi kaldı. On dördüncü kişinin ismini henüz bilmiyoruz çünkü o henüz annesinin karnında beş aylık bir bebek. Onun hakkında şimdilik bildiğimiz tek şey ileride annesi ile gurur duyacağı…

On iki gün boyunca nöbet tutan kadın çalışanlar olayları şöyle özetliyor: “Bir sabah servisten indik, her zamanki gibi giriş kartlarımızı okutup turnikeden geçtik. Ancak bir tuhaflık fark ettik. Bazı arkadaşlarımızın kartları alındı ve dışarıda bekletildiler. Ne olduğunu o anda anlamadık tabii. Gidip iş kıyafetlerimizi giydik bölümlerimize dağıldık. Saat 09:30 falandı yönetimden birileri geldi bizi topluca dışarı çıkarttı. Sonradan anladık ki bu suçlu gibi muamele görmemizin sebebi sendikaya üye olduğumuzun öğrenilmesiymiş.”

Kadının hakkı daha az ücretmiş

Tam on iki gün boyunca evlerinden ailelerinden ayrı işyerlerinde nöbet tutan on üç kadın. Kadın işçiler işyerinde kadınların düşük ücret aldığını, erkeğin kadından daha fazla maaş alması gerektiğinin de açıkça ifade edildiğini söylüyorlar.  Sosyal haklar, kadın-erkek eşitliği, firma tarafından benimsenmediği gibi çalışanlara da bu empoze ediliyormuş.  Mobbing uygulamaları da herkesi canlarından bezdirmiş. Her yere birer metre ara ile yerleştirilen kameralarla tüm gün gözaltında çalışan kadın emekçiler, bariz cinsiyetçiliğe maruz kalmışlar.  Mesai bir tercih değil mecburiyet haline gelmiş, kadınlar zamanlarının büyük bir bölümünü fabrikada geçirmelerine rağmen düşük ücretlerle çalışıyorlarmış. Tüm bu baskılar karşısında sendikalaşmak istemişler bu kez işten atılmışlar.

Onlar da haklarını korumak için grev başlatmışlar. Ancak işçiler haklarını savunma derdindeyken gelişen olayların her biri birbirinden tatsız. En kötülerinden biri de yaşadıkları acı kayıp… Bu direniş sürecinde 45 yaşında bir kadın işçi, üzerindeki aşırı iş yükünü ve fazla mesailerin yorgunluğunu taşıyamayan bedeni pes edince beyin kanaması geçirmiş ve vefat etmiş. İşçilerin anlattıklarıma göre erkeklerin nöbete devam ettiği süreçte yaşanan bu kayıp Haziran’ın on dokuzunu yirmisine bağlayan gece sabaha karşı 04:00’da gerçekleşmiş. Evde yatağından düşünce hemen ambulans çağrılmış ama artık çok geçmiş. Çalışmak zorunda olduğu için; eşi esilepsi olduğundan çalışamadığı ve çalışmak ona düştüğü için, üniversitede okuyan kızı için…

İşverenler hala uzlaşmadan uzak bir duruş sergiliyorlar ve direniş hala devam ediyor. Sonuç ne olacak? Meçhul. Peki ya maddi manevi zarar ziyanın failleri? Malum. Değil mi?

Kadınlar direnişlerini şöyle anlatıyorlar “Fabrikanın bahçesinde 12 gün boyunca nöbet tuttuk. Nöbetçilerin arasında beş buçuk aylık hamile bir arkadaşımız da var. Sen git evine diye ama ısrar ettik ama “Ben de sizin gibi direneceğim, anne olarak çocuğumun geleceğini düşünmeliyim. Sizi bırakamam.” dedi. Ne kadar ısrar etsek de bizimle kaldı o kadar gün. Bence en büyük gücümüz bu. Birlik olmak birlikte olmak.” Bu süreçte aileleri ve yakın çevreleri de yalnız bırakmamış onları.  En büyük sıkıntıları duş alamıyor olmalarıymış. “Süreç uzarsa kıyafetlerimiz emekçi temalı müzelere bağışlanacak hale gelebilir.”  Kadının kadının kurdu olduğunu düşünen çürük zihniyete kapak olacak bir birlik ve beraberlik süreci geçirdiklerinin altını çizen direnişçiler “Sabah kalkıyorduk, evimizde gibi etrafı silip süpürüyorduk.  Direniş yeri tertemizdi. Bir sıkıntımız tahmin edersiniz ki duş alamamaktı. Kahvaltımızı zaten sendika gönderiyordu.  Bize çok destek oldular. Bizim tükendiğimiz anda onlar arkamızda durdu ve geri adım atmamıza izin vermediler.”

Son olarak birlikte omuz omuza mücadele ettikleri tüm emekçi kardeşlerine haklarını aramak zorunda kalırlarsa bu konuda gözlerini kırpmadan harekete geçmelerini öneren emekçiler “Hiçbir işçinin amacı işyerini kapattırmak değil ve olamaz da. Biz sadece hakkımızın ve emeğimizin karşılığının peşindeyiz. Sesimizi duyurmak, geleceğimiz olan çocuklarımıza hak ettikleri güzel yarınlar bırakmak istiyoruz.” diyor.  Son olarak da ekliyorlar  “Anayasal haklarımızı kullanarak sendikaya üye olduk. Yaşanan süreç sonunda yetki belgesi de alındı. Her şey hukuki açıdan olması gerektiği gibiydi.  Ama hukuksuzca iş yapan işverenler oldu. Haksızlıklarla 100 kişiyi işten çıkardılar. Bunun adımı işçi kıyımıdır. Biz sadece kazanılmış haklarımızı istiyoruz.”

Pin It on Pinterest