‘Biz sürekli sıfırdan başlamak zorunda kaldık’

Nilgün Kutal   nilgunkutal@gmail.com

Mitra Kürt, dedeler Mardin’den gidip Suriye’ye yerleşmişler. Şam kentinde doğdu. Fransız Dili ve Edebiyatı mezunu bir öğretmen…2012’de Türkiye’ye gelerek evlendi. Suriye’de işi, arabası, evi vardı. Burada her şeye yeniden başladı. Asgari ücretle özel okullarda öğretmenlik ve sivil toplum örgütlerinde çevirmenlik yaptı. Şu an işsiz. Yeni bir göç dalgası sürecinde onunla kadın ve göçmen olmayı konuştuk…

Suriye’de çıkan iç savaş nedeniyle Mart 2011 yılında Suriyeli beş bin kişi Lübnan’a kaçarak oraya sığınıp ilk mülteciler oldular. Süreci takiben Mayıs 2011 de ilk mülteci kampı Türkiye’de kuruldu.

Böylelikle dört milyon Suriyeli mülteci; Türkiye, Irak Lübnan, Ürdün, Ermenistan, Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Mısır’a kafileler halinde göç etmiş oldular. Çatışmadan ve savaştan kaçan Suriye halkının, Avrupa yolculuklarında  açık denizlerde güvensiz koşullarda ve insan tacirlerinin sömürmesi sonucunda yaşadıkları can kayıplarına, trajedilerine şahitlik ettik. İŞİD ‘in insan pazarlarında satılan kadınlar oldu, kimi zaman ekranlardan ırkçı, faşist güruhların göçmenlere fiziksel olarak saldırdıklarını gördük.  Kimi zaman dijital platformlarda mülteci karşıtı kampanyalara şahit olduk. Tarihin bu diliminde bile onlara karşı ırkçı, cinsiyetçi şiddet her yerdeydi.  Ötekileşmenin mülteci olma halini tanıdık.

Kamuoyunda mültecilere karşı takınılan saldırgan tutumlar, nefret suçuna varan insanlık dışı uygulamalar ülkemizde ve Avrupa da güncelliğini koruyor.

Ülkemizde kimliksiz, bedeni ve emeği sömürülen milyonlarca mülteci var.

Son dönemlerde Afganistan’dan da göçlerin başlaması ile ülke gündemine yansıyan mülteci sorununu ve göç sürecini Suriyeli bir kadın olan Mitra ile konuştuk.

Savaşların son bulduğu, dünyanın bütün insanlara kucak açtığı sınırsız sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya hayali ile….

Suriye’de Haseke’nin yabancılarıydık

Sizi tanıyabilir miyiz? 

Ben Mitra. Şam doğumluyum. Şam’da büyüdüm. Şam’da üniversiteyi orada bitirdim. Fransızca Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Ama aslında Haseke’liyim.  Arapça, Fransızca, Kürtçe, biraz İngilizce dillerini biliyorum. Kalabalık bir ailenin içinde büyüdüm. Suriye’deki pek çok Kürt gibi bizim de kimliğimiz yoktu. Bize, “Siz buralı değilsiniz, yabancısınız, Türkiye’den geldiniz” deyip kimlik vermiyorlardı. Dedelerim 1950’lerde Türkiye’den, Mardin’den Suriye’ye geçmişler. Yani aslen Mardinliyiz.  Suriye’de yüz yıllardır yaşayan bir Kürt toplumu var.  Ama bizim gibi 1900’lü yıllarda göç etmiş olanlara kimlik verilmiyor. Bize “mektum” diyorlardı. Bu sözcük kayıtlı olmayan anlamına geliyordu. Ya da “Ecanib el Haseke”, Haseke’nin yabancıları diyorlardı. Ondan dolayı üniversiteyi bitirdikten sonra devlet dairelerinde görev vermediler. Ben de özel okullarda çalıştım. Okumuş bir ailede büyüdüm. Küçüklükten beri babam bizi okumaya teşvik ediyordu. Aile içinde özgür bir yaşamımız vardı. Gençliğim çok güzel geçti. Şam Üniversitesi’nde aktif bir hayat yaşadım. Üniversitede iken Fransızca özel dersler vermeye başladım. Üniversiteyi bitirdikten sonra, Haseke’ye, ailemin yanına yerleştim ve kariyerimi geliştirmek için çalıştım. Pek çok özel okulda ve dil enstitüsünde Fransızca ve İngilizce dersler verdim.

Arap Baharı sonrasında, 2011 yılında, Suriye’de de ayaklanmalar başladı. İlk dönemlerde kimse bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyordu. Bu süreçten günlük yaşam olumsuz etkilendi. Elektrik ve su kesintileri saatlerce ve bazen günlerce sürüyordu. Rejim ayaklanmaların sona ermesi için insanları bıktırmak için, sürekli kesinti yapıyordu. İş alanları azaldı, güvenlik sorunu ortaya çıktı. İnsanlar hayatlarından endişe etmeye, herkes herkesten korkmaya başladı. Haseke çok kültürlü, çok dinli ve çok farklı toplulukların olduğu bir yerdi. Hristiyan, Müslüman, Êzidî, Alevi, İsmaili inancında insanlar vardı. Araplar, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Asuriler yaşardı. Savaşın ilk dönemlerinde ilk olarak Hristiyan topluluk, güvenlik kaygısıyla Suriye’den göç etmeye başladı. Pek çok öğrencim bu şekilde Amerika’ya ve Avrupa’ya gitti. Daha sonra diğer topluluklardan insanlar da kaçmaya başladı. Bizim Mardin’de akrabalarımız var. Daha önce de sürekli görüşüp konuşuyorduk. Onlar bize gelip gidiyorlardı, biz de belli aralıklarla Türkiye’ye gidip geliyorduk. Tam o dönemlerde Türkiye’den görüştüğüm aynı zamanda akrabamız da olan biri vardı.  Onunla evlenmek için 2012 yılında Türkiye’ye resmi yollarla geldim.

Türkiye’de eşime rağmen vatandaş olamamıştım

Türkiye’ye geldikten sonra neler yaşadın? Türkiye ile Suriye’deki yaşamını karşılaştırmanı istersek neler söyleyebilirsin? 

Suriye’de geçmişimi bıraktım. Hayatımın büyük bir parçası orada geçti. Orada yaşadığım kimi kötü anlar da Türkiye’ye geldikten sonra iyi anılar olarak zihnimde canlanıyor. Türkçe bilmediğim için ilk dönemler çok zorluk çektim. Bir adres değiştirmek, sıfırdan başlamak benim için çok zor geldi. Yeni bir toplumsal yapı içerisinde ayakta kalmak zor oldu. Ekonomik olarak savaştan önce Suriye’de hayat ucuzdu. Biz dört kişi çalışıyorduk. Evlerimiz vardı, arabamız vardı. Maddi sıkıntı çekmiyorduk. Savaşın başlamasıyla hayatımız alt üst oldu. O zaman bir sonuca vardım: Biz hayata sürekli olarak sıfırdan başlamaya maruz kalıyoruz. Savaş da bizim sıfırdan başlamamıza yol açtı.

Çalışıyor musun şimdi? 

Türkiye’ye geldikten sonra iş konusunda çok sıkıntı çektim. İki okulda çalıştım. Biri İngilizce, biri de Fransızca eğitim veren özel okullardı. Ancak resmi olarak değil. Çünkü vatandaş olamamıştım. Eşim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Gazetecilik yapıyor. Bir süre cezaevinde kaldığı için vatandaşlık başvurumun ret edildiğini düşünüyorum. Çalıştığım süre boyunca sigortam yatırılmadı. Asgari ücret veriyorlardı. Düzenli olarak çalışmadığım zamanlar ise Arapça’dan Türkçe’ye, Türkçe’den Arapça’ya cinsel şiddet ile mücadele eden bir kadın sivil toplum kuruluşu için çeviri yaptım. Ayrıca bazen de Arapça, İngilizce ve Fransızca özel dersler verdim. Şimdi iş arıyorum.

Türkiye’deki kadınlar ile Suriye’deki kadınları yaşama ve toplumsal hayata katılımları açısından nasıl değerlendiriyorsun? 

Dini inanışların yoğun olduğu toplumlarda kadınlar daha ciddi kısıtlamalara uğrar. O kadar yoğundur ki bu, kadınlar zaman içerisinde bunu içselleştirerek ve artık kısıtlamaları normal karşılamaya başlarlar. Suriye’de de böyle, Türkiye’de de böyle. Özgür kadınlar en ufak baskıya bile karşı çıkıyorlar.

Korktuğum için Suriyeliyim diyemiyorum 

Türkiye’deki insanların yabancılara ve göçmenlere bakışına dair neler söyleyebilirsin? Sana nasıl yansıdı bu bakış? 

Çok önemli bir noktadan bahsetmek istiyorum: Kendimi kabul ettirmek. Buradaki millet genel bir bakışla Suriyelilere bakıyor, onları genel bir bakışla değerlendiriyor. “Suriyeliler ‘doğulular’, ‘savaştan kaçmışlar’, ‘medenî insanlar değiller’, ‘kötü kokuyorlar’ diyorlar. Çoğu zamanlar Suriyeli olduğumu söylemekten çekiniyorum. Burada seninle ilk karşılaşmada, sorulan sorulardan biri, “Nerelisin?” oluyor. Tepkilerden korktuğum için bazen kendimi Suriyeli olarak tanıtmıyorum. Mardinliyim diyorum. Senin aksanın var diyorlar. Ama boş veriyorum. Bazen de şaka amaçlı olarak “uzaylıyım” diyorum. Bazı insanlar iyi karşılıyorlar Suriyeli olmamı. Çok problem çıkarmıyorlar. Bazı insanlar sorgulamalara başlıyor ve yargılıyorlar. “Siz neden geldiniz?”, “Sizin gençleriniz 24 saat dolaşıyorlar ve bizim gençlerimiz savaşa gidiyorlar” diyorlar. Ancak şunu unutuyorlar. Her toplumun içinde iyi insanlar olduğu gibi, kötü insanlar da var. Bir toplumun tamamı iyi olamayacağı gibi, tamamı kötü de olamaz. Bizimle oturup konuştuktan sonra bazı fikirlerinde değişiklik oluyor ama kökten bir değişiklik olduğunu söyleyemem. Bazen bir kıyaslama yapıyorum: Biz Suriye’deyken kimi tarihlerde mülteciler geliyordu. Filistinliler geldi. Lübnanlılar sivil savaştan kaçıp geldiler, 80’li yıllarda. 2002 yılında Amerika’nın Irak’a girmesinden sonra Iraklılar geldi. Biz mülteciler konusunda empati kuruyorduk. Kendi hayatlarını anlatıyorlardı. Ülkelerinde nasıl rahat olduklarından bahsediyorlardı. Sonra hayatları birden tepetaklak olmuş. Bize çok inandırıcı gelmiyordu. Daha önce hayatlarının güzel ve iyi olduğuna inanamıyorduk. Ama bizim başımıza geldiği zaman, anladık bunun nasıl bir şey olduğunu. O yüzden, bizi yargılayanların da yarın aynı şeyi yaşamayacaklarının garantisi yok.

Orada da burada da yabancı

Günlük yaşamda yabancı olduğun için karşılaştığın ayrımcı yaklaşımlar oldu mu? 

İronik bir şey var. Suriye’deyken de yabancı olarak görülüyorduk. Burada da yabancı görülüyorum. Bu kriterden çıkmadım. Yine beni yabancı görüyorlar. Herhalde öbür dünyada da yabancı olarak kabul edileceğim. Bazen günlük yaşamda bunu çok yakıcı bir şekilde hissediyorum. İlk geldiğim günlerdi. Marketten alışveriş yapıyordum. Kasa sırasına girmiştik. Mahalleden tanıştığım görüştüğüm bir kadın vardı önümde. O günlerde annemi kaybetmiştim. Sıradayken aklıma geldi ve duygulandım. Bir an bulunduğum yerden zihnen uzaklaştım. Kasiyer sıranın bana geldiğini söyleyince nerede olduğumu fark ettim. Alışverişimi yaptıktan sonra kasiyerden uzaklaştım. O kadın, arkadaşım olarak gördüğüm kadın kasiyere “Bu Suriyeli, ondan ne bekliyorsun ki” dedi. Bu beni çok etkiledi. Daha sonra o kadınla ilişkim güvensiz bir hale geldi. Güvenemedim ona.

Son günlerde çok yoğun bir Afgan nüfusu Türkiye’ye gelmeye başladı. Öncesinde de Suriyeliler çok yoğun bir şekilde geliyordu. Bu göçlerle birlikte toplum içerisinde mültecilerin geri gönderilmesine dair tartışmalar yaşanıyor. Bu tartışmaları izliyor musun? İzlediğinde neler hissediyorsun? 

Keşke siyasetçiler dünyayı yönetmeseydi. Edebiyatçılar, yazarlar dünyayı yönetseydi. Çünkü siyasetin vicdanı yoktur. Dünyanın dört bir yanında savaş var, savaş olduğunda çok üzülüyorum. Sömürgen ülkelerin kendi ülkelerinin, vatandaşlarının refahını sömürgeleştirdikleri ülkelerin kaynaklarından elde etmesine üzülüyorum. Onlar refah içinde yaşıyorlar ama ülkelerimizi sömürgeleştirip bizi göç ettirip hayatımızı mahvediyorlar. Suriyeliler, Afganlar ve diğerleri, sömürgen ülkelerin bize uyguladığı siyasetin kurbanlarıyız.

Pin It on Pinterest