‘Gazeteciyim diye bağırdım dikkate almadılar’

İpek Deniz    ipekkdeniz@gmail.com

Derya ve Ceylan Emek Barış ve Demokrasi Güçleri’nin yaptığı eylemden sonra eylemcileri takip ederken, Kasımpaşa’da bir grup faşist erkek tarafından linç edilmek istendiler. Halka haber ulaştırma derdinde olan kadın gazeteciler uğradıkları saldırıyı ve kadın gazeteci olmanın zorluklarını Kadınİşçi’ye anlattılar.

31 Temmuz’da İstanbul Beyoğlu’nda Emek Barış ve Demokrasi Güçleri’nin Konya’nın Meram ilçesinde ırkçı bir saldırı sonucu aynı aileden yedi kişinin katledilmesine ilişkin “Irkçılığa ve faşizme karşı birleşelim” sloganıyla düzenlediği basın açıklamasını takip etmek için alanda olan iki kadın gazeteci, Ceylan ve Derya saldırıya uğradı. Son dönemlerde gazetecileri de hedef gösteren iktidar ve yandaşları kendilerinin karşısında olan herkesi tehdit olarak algılayarak çözümü linç ederek yok etmekte buluyor. Cezasızlık halleri şiddetin boyut değiştirmesine yol açarken, linçi de güçlendiriyor maalesef.

Her şey bazen güvenliğimizden sorumlu olanların gözünün önünde cereyan ediyor. O gün neler yaşandığını sendika.org’ un basın emekçileri olan kadın arkadaşlarımızdan dinleyelim;

Bizi hedef aldılar

Derya: 31 Temmuz günü Taksim Tünel’de saat 19.00’da Konya’daki katliama karşı yapılan eylem bittikten sonra bir grup Şişhane’ye doğru yürüdük. Polis kalkanlarıyla yolu kapatmaya çalışınca eylemciler koşmaya başladı. Tarlabaşı Bulvarı’ndan karşıya geçen eylemciler Kasımpaşa’dan aşağıya doğru koştular. Sonra buradan tekrar yola dönerek Tarlabaşı Bulvarı’na çıktılar. Bu sırada üniformalı çevik kuvvet polisi eylemcilerin arkasından takip etmeyi bırakarak oradan ayrıldı. Ama biz gazeteciler eylemcileri takip etmeye devam ettik. Tarlabaşı Bulvarı’ndan bir daha Kasımpaşa’ya girdi eylemciler. Yakupağa Sokak’ta faşistler ellerine aldıkları sopalarla ölüm tehditleri savurdu ve küfürler etti. Eylemcileri Bahriye Caddesi’ne doğru sürdüler. Bizi de hedef alıyorlardı.

Burada kendini polis olarak tanıtan kişi Sendika.Org muhabiri Ceylan Bulut’u engellemeye çalışsa da faşistlere yönelik hiçbir şey yapmadı. Gazetecilere yönelik tehditler devam ediyordu. Zaten Bahriye Caddesi’ne çıktığımız ilk anda bir saldırgan ayağıma su şişesi attı.

Sonra orada Mezopotamya Ajansı muhabiri Enes Sezgin ve Özgür Gelecek muhabiri Taylan Öztaş darp edilirken çekim yapan Ceylan’a saldırdılar. Kafasına ve telefonuna vurarak küfür ettiler. Ceylan’ın telefon ekranı kırıldı. Ardından bir faşist saldırgan beni yere düşürüp tekmelemeye başladı. Beni yerden kaldırıp tehdit etmeye devam ettiler bir süre. 8- 9 kişi arasında birbirine atarak çantama ve telefonuma el koymaya çalıştılar. Bu sırada telefonu yere atıp telefonun artık onlarda kalacağını söyleyip yerden aldılar ben ellerinden çektim. Benim de telefon ekranım kırıldı.

En son Hayri Tunç hem Ceylan’ı hem beni çıkarttı o büyük erkek faşist yığının içinden.

Yere düştüğüm andan oradan kurtarılana kadar gazeteciyim diye bağırmaya devam ettim.

Suç duyurusunda bulunduk

Kollarımda ellerimde bacaklarımda morluklar ve yaralar var. Zaten ayağa kaldırdıktan sonra da doğrudan açılmış olan yaraların üzerine sopalarla vurdular. Dirseğimde ve ellerimde açık yaralar var. Tırnaklarını geçirerek kaçmamı engelledikleri için de çok fazla tırnak izi var. Oradan Taksim Eğitim Araştırma Hastanesi’ne geçtik. Hastaneden darp raporu aldım. Suç duyurusunda bulunduk. Önce Çağlayan’da sonra da İnsan Hakları Derneği’nde 4 Ağustos’ta bir açıklama da yaptık.

1 Mayıs öncesi çıkartılan Emniyet Genel Müdürlüğü Genelgesi ile birlikte kolluk kuvvetlerinin biz gazetecilere yönelik saldırıları arttı. En son 26 Haziran’da Onur Yürüyüşü’nde de gördük. 20 Temmuz’da Suruç Katliamı’nın yıldönümünde yapılan anmada da gördük. Kolluk kuvvetinin hedefi halindeyiz. İktidarın söylemleri de bu yönde faşistler de buradan güç alarak Kasımpaşa’da gazetecilere saldırdı. Ancak gazetecilik kamusal bir görevdir. Halkın haber alma hakkına yönelik bu saldırıların karşısında durmaya ve gerçeği haykırmaya devam edeceğiz. O gün o alanda saldırganlar çevredekileri “Kasımpaşa’yı yakmaya gelmişler” diye kışkırtıyor, ırkçı ifadelerle eylemcileri ve gazetecileri hedef gösteriyordu. Türkiye’deki iktidarın yarattığı atmosferden güç alan ırkçı faşist erkekler biz kadın gazetecilere saldırdı. Bu saldırının sorumlularını iyi biliyoruz. Sorumlular, EGM Genelgesi’ni çıkartanlar, orman yangınlarında kışkırtıcı haberlerle hedef gösterenler, görevini yapmayan kolluk kuvvetleri, baskı ortamı yaratanlar, failleri cesaretlendirenlerdir. Can güvenliğimizi sağlaması gerekenler failleri kollamaya devam etmektedir.

Bizi öldüreceklerini söylediler

Ceylan:  O durumda olmak, o saldırılara maruz kalmak çok korkunç bir şeydi. Üzerimize sallanan parmaklar, sopalar vardı ve bir grup erkek bizi ölümle tehdit ediyordu. Gözleri hiç bir şey görmüyordu. O kadar korkunçtu ki gerçekten o yüzleri hayatım boyunca unutamayacağım. Derya’yı aralarına almaları, ona vurmaları yerde kalması,  gerçekten çok korkunçtu.  Ama yine oradan da dayanışma ile çıktık ve bu bize güven verdi. Çünkü en son alanda ben, Derya ve Hayri kalmıştık.  Hayri olmasa biz alandan çıkamayacaktık. Belki de erkek olduğu için sözünü onlara geçirdi. Daha uzun, daha kalıplı bir arkadaştır. Defalarca gazeteci olduğumuzu, işimizi yaptığınızı söylememize rağmen duyulmadı sesimiz. Her an saldırıya açık konumdayız. Uzun süre atlatamadım şoku. Ne üniformalı polisler geldi ne de oradaki sivil polisler herhangi bir ikazda bulundu. Mesela Kasımpaşa’ya yürüyen gruba ya da önce yürüyüşçülere sonra da bize saldıranlara “Biz polisiz, dağılın” uyarısı bile yapmadılar. Biz gazeteciler, polisler ortaya çıktıktan sonra hedef alındık. Polisin neden takibi bıraktığını ve gazeteci arkadaşlarımızın çoğunun neden bu bölgeye inmekten kaçındığını Kasımpaşa’ya indiğimizde fark ettik. Oraya inene kadar kitleye kimse engel olmamıştı. Ben polisin bir şekilde yürüyüşe müdahale edeceğini, kitlenin önünü kesip bazı eylemcileri gözaltına alacağını düşünüyordum. Ama beklediğim gibi olmadı. Eylemcileri ve benimle birlikte olan birkaç gazeteciyi bozkurt işareti eşliğinde küfürler savuran bir faşist erkek grubu karşıladı.

Ellerinden zor kurtulduk

Birkaç kişiden oluşan küçük saldırgan grup  “Kasımpaşa’yı yakıyorlar” diye bağırdı. Öyle bir şey yoktu ama günlerdir süren orman yangınları ve hedef gösterilenler bu sloganın tercihinin de açık kanıtı gibiydi. Bu sırada bir araç geldi ve iki kişi indi. Biri hemen yanıma gelip kolumu sıkarak, “Muhabir misin?” diye bağırdı. Öyle bağırdı ki saldırganların dikkatini üzerime çekti. “Evet gazeteciyim” dememin üzerine kimlik istedi. Kendisine “Niye soruyorsun, polis misin?” diye sorduğumda da hızlıca cüzdanından polis kartını gösterdi. Ben kartımı çıkarmaya çalışırken bir anda uzaklaşıp saldırganların olduğu tarafa geçti. Mezopotamya haber ajansından Enes’i dövüyorlardı, benim olanları çektiğimi fark etmeleri üzerine üstüme yürüdüler.  O esnada bir başka saldırgan hızlıca gelip, elinde içinde ne olduğunu bilmediğim sert bir poşetle önce kafama sonra ekipmanıma vurup, çekim yaptığım telefonumu yere attı. Bunu gören çalışma arkadaşım Derya “Ne yapıyorsunuz?” diye bağırdı. Sonra ikimize birden saldırdılar. Olayların başından itibaren saldırgan grupla hareket eden bir kurye üstümüze motor sürdü, motorla ikimize de çarpıp uzaklaştı. Ben can havliyle uzaklaşmaya çalışırken bir başkası elindeki sopayla vurdu. Derya’nın uzaklaştığını düşünürken karşıda kalabalık bir erkek grubunun onu yere yatırarak tekmelediğini gördüm. Yolun karşı tarafında kaldığım ve hızlı bir trafik akışı olduğu için hemen yanına geçemedim. Etraftaki insanlardan yardım istedim. Kimse kılını kıpırdatmadı. Bir şekilde tekrar karşıya geçtim Derya’yı çantasından tutup çekmeye çalışınca, “Tutun bunları, tutun terörist bunlar, götürelim başka yere öldürelim” gibi şeyler söylemeye başladılar. Bu sırada başka bir gazeteci arkadaşımız Hayri Tunç bize yardım etti ve saldırganların elinden aldı. Kasımpaşa’dan kurtulmayı başardıktan sonra, hızlıca taksi çevirip Taksim İlkyardım Hastanesi’ne gittik. Muayene olup darp raporu almak için beklerken bize saldıranların da orada olduğunu fark ettik. Kısa bir tartışma yaşadık, güvenlik araya girince biz arkadaşlarımızın yanında bekledik. Enes’in birilerinin işaret etmesi ile gözaltına alındığını, şiddete maruz kaldığını, avukatına ulaşmaya dahi izin verilmediğini öğrendik.

Erkek gazeteciler de bizi itip kakıyor

Feminist gece yürüyüşü sırasında da dikkatimizi çekti, kadın gazeteciler erkek gazeteciler arasında kendilerine yer açmak için büyük çaba sarf ediyorlardı.  Basın emekçisi kadınların, kadın olmaktan kaynaklı pek çok sıkıntıları var. Arkadaşlarımıza onu da sorduk. 

Derya:  Bir gazeteci olarak sahada haber takibinde kolluk kuvvetinin ilk hedefi halindeyiz. Yeri, saati belli olmayan bir iş bu. Bir kadın olarak bu işi yapmak da elbette diğer işlerde olduğu gibi kendine göre zorlukları barındırıyor. Kadın gazetecilere yönelik hak ihlallerinin en fazla olduğu ülkelerden biri de Türkiye. Kadın gazetecilere yönelik fiziksel saldırı, şiddet, tehdit ve tacizin yaşandığı bu memlekette kamusal görevimizi yapmaya devam ediyoruz.

Doğrudan başıma gelmiş bir şey yok ama dar alanlarda kalıyoruz, sıkışık yerlerde görüntü almamız gerekiyor, polisin hedefiyiz zaten bir de çevredekilerden eyleme bakmak isteyenler vs olduğunda gazetecilerin tepesinde bir sürü insan oluyor. Zaten elimizde ekipman çantamız ağır meşru müdafaa alanı da olmuyor. Bir de kendimize sıkışık alanlarda alan açmaya çalışırken bir grup erkek gazetecinin uzun boyuyla vs uğraşıyoruz. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasıyla beraber artan kadın ve LGBTİ+ eylemlerinde erkek gazetecilerin kadraj kollaması ile itiş kakış sırasında ezilme durumları ile karşı karşıya kalıyoruz.

Ceylan: Her gün kadınlar öldürülüyor, şiddete, taciz, tecavüze maruz kalıyor. Bunlar duyduğumuz şeyler, birde duyamadıklarımız var. Buna karşı duran bir hukuk sistemi yok, failler çoğu zaman ceza almıyor. Bu cezasızlık politikalarından beslenerek daha da cesaretleniyorlar. Bütün bunlardan dolayı ben bir kadın olarak kendimi güvende hissetmiyorum. Her an tetikteyiz.

Yani kendimizi korumanın yollarını ararken, bir kadın gazeteci olarak basın mensubu arkadaşlarımız tarafından da zor durumda kalıyoruz. O an bize Hayri yardım etti, ama çoğu eylemde gazeteci erkek arkadaşlarımız koca koca kameraları, cüsseleri ile önümüze geçmeye çalışıyor, ayrı bir izdiham yaşanıyor onların tavırlarından sebep. Ülkede de kadın olmak çok zor, basın emekçisi olarak da…

Pin It on Pinterest