Emeğimizin farkına varırsak dünya değişir

Bahar Gök  bihargok1982@gmail.com

Kod 29’dan işten atılmalar devam ediyor. Bir süredir işçilere baskı ve mobbing haberlerinin geldiği, Avcılar’daki Salcomp Xiaomi fabrikasından bir kadın arkadaşımız da Kod 29’dan işten atıldı. Ama asıl neden sendikalaşmada ön plana çıkması. Yenigül arkadaşımızla başına gelenleri konuştuk…

Pandemi döneminde patronlara, sözde işten çıkarma yasağı uygulanırken, işçilerin işten çıkarılması, yüz kızartıcı suç işlemeleriyle mümkün olabiliyordu. Görünüşte, pandemide işçilere iş güvencesi sağlayan bu durum Kod 29 adıyla cadı avına dönüştü. Patronların ‘uygun’ görmediği işçileri işten atabilmesi için sarıldığı can yeleği oldu.

Kod 29’dan atılan işçilerin direnişleri sayesinde yaratılan kamuoyuyla 10 koda kadar bölündü -Kod 40-41….50 olarak uygulanıyor. Ama biz Kod 29 demeye devam edeceğiz-bölünen bu madde, hedefi itibariyle işçi sicilini bozma amacıyla halen yürürlükte. Kod 29’la çıkarılmayı ‘hak eden’ ‘başıbozuk’ işçilerin fişlenmesi anlamına gelen bu uygulama, çalışanların hayatlarını zora sokuyor. Kıdem ve ihbar tazminatı, işsizlik maaşı alamamaları, SGK güvencesinden yoksun bırakılmaları bir yana, bir daha işe alınmama tehlikesi ile karşı karşıyalar. Temmuz 2021’de işten çıkarma yasağı kalkmasına rağmen Kod 29 maddesiyle işçiler işlerinden edilmeye devam ediyor. Ağırlıklı olarak sendikal örgütlenme yapan işçilere yönelik, caydırıcı saldırıya dönüşen bu kodlarla atılan işçiler, saldırının püskürtülmesi için daha fazla mücadele edilmesi gerektiğini dile getiriyorlar. İşten çıkarılmanın yarattığı ekonomik zorlukları bir şekilde atlatabilen işçilerin, bir daha işe girememe kaygısını aşamadıkları dile getiriliyor. Ekonomik ve demokratik haklar için mücadele etmenin önündeki en büyük engelin bugün Kod 29 olduğuna da özellikle dikkat çekiyorlar.

Salcomp Xiaomi’ye başlayınca mutlu oldum

Yenigül Alsaç 30 yaşında bir kadın işçi. Telefon markası Xiaomi’nin Avcılarda fabrika açtığını duyduğunda birçok kadın gibi başvurmuş. Başvurusu kabul edilip kadın çalışanların teknik ekipman kullanımı konusunda yetiştirileceğini öğrendiğinde, mutlu hissetmiş kendini. Mesleki eğitimle yetiştirilmek işçilerin kolay kolay yakalayacağı fırsatlardan değildir çünkü. Hele de kadın işçilerin.

Ama 4 Mart 2021 tarihinde işbaşı yaptığı andan itibaren işyerinde kendilerine anlatılan mükemmellikten eser bulamamış. Daha önce çalıştığı işyerlerinde olduğu gibi burada da markanın marka olmasını sağlayan şeyin işçilerin kendi yaşamlarından yaptıkları fedakârlık olduğunu görünce ilk heyecanını yitirmeye başlamış.

Ürün adedi üç katına çıkarıldı

Bant sistemiyle telefonların kamera, ekran, şarj mantolama ve tutkalla yapıştırılması, şarj kontrolünden sonra yazılım yüklemesi ve bilgisayarda okutma işlemlerinin yapıldığı fabrikada ilk günlerde sekiz saat ve üç vardiya çalışırken bin 200 adet ürün yapmaya başlamış.  Sayı zamanla bin 300, bin 500, iki bin derken 2 bin 300’e kadar yükseltilmiş. Bu da yetmemiş 3 bin istemeye başlamışlar. Bu sayının çıkmasının mümkün olmayacağını söylemelerine rağmen, bantların başında duran üretim mühendisleri, saat saat çıkarılan sayıları rapor ettiği için istenilen sayının çıkabileceğine kanaat getirip, işçilerin daha fazla çabalamalarını istemiş. İsterken de işçilerin temel ihtiyaçlarını gidermek için kullandığı çay ve yemek molalarından beş dakika erken gelmelerinin, tuvalet ihtiyaçları için dakika tutmanın etkili olacağını düşünmüşler.

İşçilerin elektrik geçirmeyen önlükleri, topraklama özelliği olan terlikleri ve statik elektriklenmeyi önleyen bilekliklerini her molada, her tuvalet ihtiyacında, birkaç turnikeden geçerek gittikleri soyunma odasında çıkarmalarından, geri dönerken de yine soyunma odasında giyinmek zorunda olmalarından kaynaklanan zaman kaybı için bir çözüm üretmemişler.

‘Geç kalan’ işçiye tutanak tutulacağı tehditini savurmaya başlamışlar. Üstelik güvenlikli kapılardan geçerken makinenin ötmesinden dolayı ‘tedbiren’ dedektörle de aranmışlar.  İşten kaytardıkları ima edilen işçiler bir de potansiyel hırsız olarak etiketlenmekten utanç duymaya başlamışlar. Yemekhanenin bir alt katta olduğu fabrikada çay molasında çaylarını bitirmeden, yemeklerini hızlıca yemek zorunda kalmışlar. Dinlenme alanları üretim alanlarına uzak olduğundan molalarından kısmışlar. Soyunma odalarına girişte ve çıkışta bile kart basma zorunluluğu getirilmiş. Artık dakikalar dijital olarak da kaydedilmeye başlanmış.

Bize kimse açıklama yapmıyordu

Üç vardiya diye başladıkları Xiaomi’de işçilere hiçbir açıklama yapılmadan vardiya sayısı ikiye düşürülmüş, çalışma saatleri sekiz saatten 10 saate çıkarılmış. Bir süre sonra da 11 saate. Sabah 8:00 akşam 18:00 bitmesi gereken vardiyaları 19:00’dan önce bitmemiş hiç. İşbaşı yapmadan bir saat önce fabrikada olmaları zorunlu tutulan işçileri taşıyan servislerle fabrikaya gidip gelirken toplamda iki saat geçtiği için 11 saatlik çalışma 14 saate çıkmış. Cumartesi günleri tatil olmasına rağmen mesaiye gelmeyenlere, işe gelmedikleri söylenerek tutanaklar tutulmuş. Evli ve çocuklu kadınlar bu şartlarda daha fazla çalışmak istemediği için iş arayışına başlamışlar. Ancak bir yandan da sendikalı oldukları takdirde çalışma şartlarının düzeleceğine dair kendi aralarında konuşmalar yapmaya başlamışlar.

Hatta sendikayı patronun getireceğine dair söylemler dolaştığında işçileri uyaran Alsaç “İşyerinin sendika getireceğini duyduğumda uyardım. İşveren hiçbir zaman sendika getirip de işçiye haklarını vermez, diye. Bunu bizler getirebiliriz dedim. Sendika istemi vardı ama sendikalar arasında ayrım yapabilecek kadar bilinçli değillerdi.” sözleriyle anlatıyor içerdeki tabloyu. Yaklaşık 800 işçinin çalıştığı Xiaomi’de çalışan işçilerin 600 kadarının kadın olduğunu söylüyor. Sekiz saat çalışacakları, maaşlarının asgari ücretin üzerine çıkacağı, sosyal haklarının olacağı ve insanca muamele görmelerinin sendikal örgütlenmeyle mümkün olacağını bilen işçiler arasında Türk Metal ve Birleşik Metal İş Sendikası aynı dönemde örgütlenme çalışması yapmaya başlamışlar. Durumun farkına varan yönetim, işçilerin üzerindeki baskıları artırmaya, sosyal medya hesaplarını takip etmeye başlamış. Sendikal faaliyet yürüten işçilerden Yenigül Alsaç ismi de müdürlerin kulağına iletilmiş bu süreçte.

Eylem çağrısından sonra baskılar arttı

Kurban Bayramı’ndan birkaç gün önce Türk Metal Sendikası ve kitle örgütlerinin çağrısıyla fabrika önünde,  kötü çalışma koşulları ve sendikal çalışma yapan işçilerin üzerinde yoğunlaşan baskıları protesto etmek için bir eylem çağrısı yapmış. Saat 18:00 de yapılması planlanan eylemde çevik kuvvet polislerinin yoğun ablukasıyla karşılaşan işçiler eyleme katılmaktan vazgeçmiş. Xiaomi yönetimi o gün, servis şoförlerine ikinci vardiyaya gelecek olan işçileri almadan fabrikaya gelmesini emretmiş. 19:00’a kadar çalışacak olan gündüz vardiyasındakileri de 18:00’de bilgisayarlarını dahi kapattırmadan hızlıca fabrikadan çıkartmış. Eyleme katılım olmasın diye servisleri ön kapıdan alıp arka kapıya getirmiş ve işçiler fabrikanın arka tarafını o gün görebilmişler. Apar topar ellerine verilen bayram çikolatalarını alan işçilerin katılamadığı eyleme destek için gelen kitle örgütleri polisle karşı karşıya kalmış.

Bayram sonrası açıktan hızlıca üyelik çalışmaları başlatan Türk Metal’in Xiaomi işçilerini davet ettiği kahvaltıya 100 kadar işçiyle birlikte katılmış Yenigül Alsaç. Sendikanın kendisini tanıtırken, sendikalı olduktan sonra ikramiye ve prim alacaklarını, sendikanın otellerinde tatil yapabileceklerini, kreşlerinden faydalanabilecekleri yönlü konuşmalarını dinlemiş. Sendikanın şart olduğunu düşünen işçilerin, yeteri kadar bilinçli olmamalarından dolayı, sürecin kendileri açısından nasıl riskleri olacağına dair sorular sorulmadığını görmüş. Çalışma arkadaşlarından 160 kişinin üye olduğunu da o gün öğrenmiş. Altı ayını doldurduktan ve işçileri tanımaya başladıktan sonra çalışmaların hızlanması gerektiğini düşünmesine rağmen çalışmalar içerisinde yerini almış.

Neden çıkarıldığımı söylemediler

Bir yandan da fabrikanın yeni bir fabrika olduğunu ve zamanla oturacağı umudunu taşıyan arkadaşları ile birlikte çalışmaya devam ederken 4 Ağustos günü mesai bitiminde İnsan Kaynakları’na çağrılmış. Ekip liderlerinin kendisinden çok memnun olduğunu bilen Alsaç, maaşına zam yapılacağının söyleneceğini umarak gitmiş İK’ya. “Biz artık sizinle çalışamayacağız” cümlesini duyduğunda şaşkınlığını atıp nedenini sormuş. Bir neden sunmayan İK, Alsaç’a noterden yazılı olarak işten çıkarılma gerekçesini bildireceklerini söyleyerek konuyu kapatmış ve iş çıkışı için gerekli hiçbir evrak imzalatmadan göndermiş.

5 Ağustos günü kendisi noterden ihtar çekmiş işyerine. İşyerinin Kod 29’dan atmak için kendilerine gerekçe yaratmak adına işe gelmemesini amaçladıklarını düşünmüş. Düşündüğü gibi de olmuş. Hala noterden eline yazılı bir çıkış bildirimi ulaşmayan Alsaç 170’i aradığında Kod 49’dan-verilen görevleri yerine getirmemek-çıkarıldığını öğrenmiş. Türk Metal’e giderek avukatla görüşmüş ve durumu anlatmış. Kendisini arabulucuya yönlendiren avukattan, üyelik çalışmaları tamamlanmadığı için davasına sendika olarak bakamayacakları cevabını almış. Kendi imkânlarıyla ulaştığı bir avukata işe iade istemli dava açması için vekâlet vermiş.

Kendi gücümüze güvenerek mücadele etmeliyiz

Alsaç’tan sonra da işçiler çıkarılmaya devam etmiş. İçerde çalışmaya devam eden işçilerin bölümleri değiştirilmiş, ekip liderleri zor işlere verilmeye başlanmış, sendikal faaliyet yürüttüğü düşünülen işçilerin istifa etmesi için mobbing uygulanmaya başlanmış. Dikkat gerektiren bütün ince işlerin kadın operatörler tarafından yapılmasına rağmen emeklerinin değersizleştirilmesinden dolayı üzülüyor. Fabrikanın açılışında Çalışma Bakanı ve Kanal D, Show TV gibi kanalların gelmesinden dolayı da kurumsal bir firmada insani koşullarda çalışma hayallerinin yıkıldığını anlatırken “Takım liderimden, üretim mühendisine kadar herkes işimden çok memnundu. Ben çıkarıldıktan sonra da sormuşlar, en iyi çalışan elemanlardan birini nasıl çıkarırsınız diye. Ama İK onlara da bilgi vermediği gibi soranların yerini de değiştirdiler sonradan” diyor. Ve kendisinden sonra dört kişi daha çıkarılmış. Mobbing uygulanan işçilerden istifa edenler olmuş.

Sürecin kendisi açısından burada sonlanmayacağını söyleyen Alsaç’ın işçilere yaptığı çağrıya kulak veriyoruz. “Kod 29 işçilerin siciline işleyen, karalayan, bir daha işe girememesini sağlayan bir politika. İşverenden yana bir yasa bu. Bizlere büyük görevler düşüyor. Bizler bilinçli politik işçileriz ama işçilerin büyük kısmı emek bilincine sahip değiller. Üreten insanlarız. Patronları zengin yapan bizleriz. Bizim sayemizde zenginliklerine zenginlik katıyorlar ama bize asgari ücreti reva görüyorlar. Biz emeğimizin farkına varırsak dünya çok değişir. Kendi gücümüze güvenerek mücadele etmeliyiz.”

Pin It on Pinterest