Adkotürk grevcileri kadın hareketinin desteğini bekliyor: ‘Bunlar kadın düşmanı’

Ayla Önder   onderayla@gmail.com

Adkotürk fabrikası işçileri hem kendi hem de başkalarının hakları için adım attı ve greve çıktı. Grevin örgütlenmesinde yer alan eylemcilerden Yonca, arkadaşlarıyla motivasyon konuşmaları yaptıklarını söylüyor. İşçilerin evlerine sohbet etmeye, kahve içmeye gidiyorlar. Tabii ki kahve bahane. Asıl amaç işçilerin greve katılımının çoğalması. Kadın işçiler grev günlüklerini paylaştı.

Adkotürk Makarna işçileri, bir yıldır sendikalaşmak için ellerinden ne gelirse yapıyorlardı. “Modern kölelik” olarak niteledikleri koşullar altında, dünyanın birçok ülkesine ihraç edilen pişmiş makarna üretiyorlardı. Kadınlar çoğunluktaydı çünkü işveren tarafından genellikle uysal, savunmasız ve yönetilmesi kolay bir grup olarak görülüyorlardı. Sendikaya katılan kadınların maruz kaldığı şiddet biçimleri içinde taciz de vardı. Bundan dolayı da grev, “Indomie Kadın Düşmanı” ana sloganı ile başladı. Çerkezköy’deki fabrikada uzun süredir kaynamakta olan bir öfke vardı. Çünkü değişik yollarla sendika üyelerini öğrenip hemen işten çıkarıyorlardı. Son zamanlarda işler değişmeye ve kadınlar kendi hakları için adım atmaya başladı. Önce direnişe geçtiler. Atılanlar üç ay boyunca fabrika kapısından ayrılmadı. İşveren bu direniş boyunca geri adım atmadı. İşçiler bu kez grev kararı aldı. “Ben ayağa kalkıp kendi haklarım için mücadeleye cesaret eden bir kadın haline geldim” diyordu bir işçi.

Sabaha kadar uyuyamadım!

Yonca Uzun, hayatında ne örgütlenmeyi biliyordu ne de grevi. Ama şimdi akşamları tek tek evlere gidip mesai arkadaşlarını katılım için ikna edecek kadar eylemin de grevin de farkında. Grevin ilk günü heyecandan sabaha kadar uyuyamamış. “İlk kez greve çıktığım içindi” diyor heyecanının nedenini anlatırken. Aynı zamanda bir şaşkınlık da yaşamış. Oradaki görüntüyü anlatıyor; “Sabah bir geldik her tarafı çevik kuvvet ve polis sarmıştı. Polisler işçi servisleri ile biz grevciler arasında bir engel oluşturacak şekilde fabrika duvarını tutmuştu. Amaçları onları servisten indirip greve katmamamızdı. Onu engellemek istiyorlardı. Çünkü “Bu grevi yapan işçilerin içine dışardan kötü niyetli insanlar karıştı, aralarına yanlış insanlar girdi” ihbarında bulunmuş patron.

Grev yeri bana terapi gibi geldi

“Indomie” markasıyla piyasada yer alan makarnanın üreticisi patronun bütün derdi, sabahları servislerle işe gelen ve greve katılmayan çalışanları, dışardaki eylemci işçilerle karşılaştırmamak. Hatta göz göze bile getirmemek. O nedenle tam kapıdaki servis otobüslerinin perdelerini sıkı sıkı kapattırmışlar! Yonca, grevcilerin bir gününü anlatıyor. “Sabah saat 5.30’da kalkıyoruz, aynı işe gelir gibi. Şimdi eylül, soğuklar da başladı. Bugün sabah çok ayazdı, o yüzden hırkalarımızı giydik. Gerekirse çizmelerimizi de giyeceğiz ama yine geleceğiz. Biz kapıya geldikten 5-10 dakika sonra servislerin giriş saati başlıyor. İşçi kardeşlerimizle karşılaşıyoruz. Bazıları göz kırpıyor, kimi gülümsüyor. Bu kadar yapabiliyorlar çünkü tehdit, baskı ve mobbing var. Servisler gidince semaverlerimize çay koyuyoruz. Sendika önlüklerimizi giyiyoruz gelip kapıda bekliyoruz. Sık sık halay çekiyoruz, sloganlar atıyoruz. Grev yeri bana terapi gibi geldi!”

Silahlar neden bize doğrultuluyor?

Yonca da dahil bütün direnişçilerin kızgınlığı yüksek; Tepkisini şu sözlerle dile getiriyor; “Biz yasal bir hakkımız olan grev eylemini yapıyoruz. Bu kadar aşırı sayıda polisin burada işi ne? Grevimizi başlatınca içeri yeni elemanlar almışlar. İşte Çevik Kuvvet’i yığmasının asıl amacı bu: Grev kırıcılara göstereceğimiz tepkiyi engellemek. Bugün de servislere baktık yine yeni elemanlar var. Hayatımda ne polis ne savcı gördüm. Uzun namlulu silahlar neden bize doğrultuluyor. Ben orada o şekilde şiddete uğramış olduğum için kızdım. ‘O zaman keskin nişancınla vurdur beni’ şeklinde sözler çıktı ağzımdan. ‘Ülkemde, Anayasa’nın bana verdiği hakkı kullanıyorum’ dedim. Bir kadın olarak devlet tarafından hak etmediğimiz başka şeyler de yaşadık. Biz bütün gün işyerinde kapının önündeyiz. İşveren ‘kapıya ellerini sürdüler’ diye şikayet etmiş. İşveren vekili de gidip savcılığa aynen böyle dilekçe vermiş! Ne demek demir kapımızı elledi!”

Kızıyla birlikte okuyor!

36 yaşındaki Yonca Uzun Kilisli, yol maceraları çok fazla; “Eşimle evlendiğimizde İstanbul’da Zeytinburnu’nda yaşıyorduk. Eltim Çerkezköy’de oturuyor. O ‘iş imkanları var’ diye çağırdı bizi. Geldik, ikimiz de iş bulduk, yerleştik. Ben 25 senedir çalışıyorum. 11 yaşında işe girdim. Çok küçüktüm, babam beni merdiven altında konfeksiyon atölyesine soktu. Annem ev kadınıydı, dört kardeştik. O zaman ilkokuldaydım. Yazları çalışıp kışın okula gidiyordum. Okumak istesem de olmadı, hiç durumumuz yoktu. Babam kafasının üstünde taşıdığı bir tepside annemin evde yaptığı çiğ köfteleri satıyordu. Çok fakirdik, tek göz bir odada yaşıyorduk. Sonra belli bir yaşa gelince evlendim. Doğum izinleri hariç hep çalıştım. Küçük kızımı komşuya bıraktım yine işe gittim. Kızım şimdi ortaokul öğrencisi. Ben de açıktan ortaokula kaydoldum. Kızımla birlikte okuyorum! O da ortaokulda. Bitirmek üzereyim. Açık liseye de gideceğim. Çocuklarıma eğitimli anne olayım istiyorum. Onlar bana derslerini sorunca takılmayayım istiyorum.”

Grev davulu sürekli çalıyor

.

Merve Ergin de grevci kadınlardan. Evlenmeden önce de çalıştığını söylüyor. Lise mezunu fabrikalar dışında hiçbir yerde iş bulamadığını anlatıyor. Eşinin kız kardeşi üniversiteyi bitirmiş. O da iş bulamayıp Merve ile birlikte Adkoturk’e başvurmuş. “Aslında lise ve üniversite mezunlarını Adkoturk istemiyor. Çünkü kolay yönetemeyiz diye düşünüyorlar” diyor. Ama işçi ihtiyaçları olduğu için almışlar. Sigortası olsun, ilerde emeklilik elde edebilsin diye girmiş. Hayatındaki ilk grev bu. Fabrikada çok haksızlık olduğunu, işçileri birbirine kırdırmak için her şeyi yaptıklarını söylüyor. O da uzun namlulu silahlar eşliğinde grev yaptıklarına getiriyor sözü. “Yerel haber kanalları geldi. Haberimizi yapmak istediler. O sırada güvenlik güçleri ile işçiler arasında arbede oldu. Kalkanlarla erkek arkadaşlarımız tartaklandı, çok stres yaşadık” diyor.

Adeta savaştan çıkmış gibi

Grev günlüğünü anlatırken yine de coşkularını hiçbir olayın bozamadığını söylüyor. “Bayrakları elimize alıyoruz. Grev davulumuz sürekli çalıyor. ‘Birleşe birleşe direneceğiz’ diye sloganlar atıyoruz. İçerden çıkıp da bize katılmaya karar veren kadın arkadaşlarımız adeta savaştan çıkmış gibi kapıdan çıkıp koşarak geliyor. Gelir gelmez, O’nu kucaklamamızla grev önlüğünü sırtına geçirmemiz bir oluyor. O anki coşkumuz inanın ki görülmeye değer.” Bu arada patronun yaptığı bir misillemeyi özellikle anlatmak istiyor; “İşveren, biz dışarda fabrika önünde grevimizi sürdürürken, halen çalışıp da grev yapmayı tercih etmeyenleri sıraya dizip fabrika bahçesinde yürüttü. Kadın arkadaşların hepsini beşerli sıralar halinde dizdiler. Yanlarına da posta başları geldi. Onlar yanda, işçi kadınlar da tek tip iş kıyafetiyle asker gibi ortada bize misilleme gibi yürütüldü! Hepsi bizim görebileceğimiz bir mesafedeydi. 23 Nisan çocukları gibi grevimize nispet olarak yapılan bu hazırol yürüyüşüne kimimiz güldük kimimiz şaşırdık.”

Kadın hareketi destek versin

Merve, daha önce Düzce’de yaşadıklarını, oradan Çerkezköy’e göç ettiklerini anlatıyor. Annesinin akrabaları burada olduğu için gelmişler. Babası da bir yoğurt üreticisi olarak işe girmiş. Kendisi ise makarna fabrikasına. Ayrıca tatillerde dinlenmeyip, Düzce’deki köylerine fındık toplamaya gidiyor. “Geniş bahçelerimizde çok sayıda fındık ağacımız var” diyor. Bütün aile fertleri yılın o aylarını fındık işçiliği ile geçiriyor. Merve “Şu an kadınların desteğine daha çok ihtiyacımız var” diyor ve ekliyor. “Hangi mücadele olursa olsun kadınlar hep daha önde diye düşünüyorum. Biz kadın hareketinden grevimiz için ilgi bekliyoruz. Gelsinler moral ve desteklerini paylaşsınlar. Onları yanımızda görmek bizi daha ileriye taşıyacak.”

Kardeşim size bir koli su aldım

Sendikanın örgütlenmeye başladığını öğrenir öğrenmez Pınar Demir de üye oluyor. Hem de yedi arkadaşıyla birlikte. Beş yıldır evli ve iki çocuğu var. İşe gittiği zaman çocuklara kayınvalidesi bakıyor. Daha önce beş sene aynı yerde çalışmış. İki yıldır da Adkoturk işçisi. Grev günlüğünü anlatıyor; “İlk greve çıkınca ne yapacağımızı bilemedik. Sonra alıştık. Aramızda güzel bir dayanışma yaşandı. İş yoğunluğundan yakalayamadığımız kardeşliği yakaladık. Artık herkes birbirinin ablası, kardeşi, abisi oldu… İşçi gücünün farkına vardık. Biz hiç grev görmedik, ne yapacağız derken hemen adapte olduk. Gittik davul aldık. Gelenleri davulla karşılamaya başladık. ‘Hoş geldin arkadaşım, kardeşim’ diye bağırıyorduk. Ve büyük bir enerji oluştu. Sendika da bize o güveni verdi. Biz kendi davamız için direniyoruz. Bizimle dayanışma içinde olanlar aynı zamanda caddeden geçen kamyon şoförleri. Aracı durdurup kimi çay kimi de şeker uzatıyor. Dün yine bir araç durdu ve şoförü seslendi; “Kardeşim size su aldım bir koli!” Pınar Demir de destek bekliyor haksızlığa karşı çıkan herkesi. “Özellikle de kadınları bekliyoruz” sözleriyle mesajını iletiyor.

İşçilerin ‘ispiyon’ edilmesi

.

İlk kez greve çıkan Adkoturk çalışanları arasında 28 yaşındaki Nurdan Bolat da var. “Buradaki kadın işçiler cesur, iyimser ve güçlü sorumluluk duygusuna sahipler” diyor. Kadınlar erkeklerden daha fazla empati kurabiliyorlar böylece daha hassas ve zorluklara, sıkıntılara karşı daha toleranslı olabiliyorlar. Grevler bir şirketin veya fabrikanın üretimini etkiler, ancak o şirketin itibarına da zarar verebilir. Makarna işçisi Nurdan, “Haklarımızı bize vermeleri için grevdeyiz” diyor. Toplam 100’ü aşkın işçi, 15 gündür grevde. “Sendikaya üye olmam çok enteresan” diye söze giriyor Nurdan ve ekliyor; “Postabaşı benden bazı işçileri takip etmemi istedi. ‘Git bak bakalım, öğren. Kimler sendikalı’ dedi. Ben de, ‘Lütfen benden tuvalet temizlememi isteyin ama işçi ispiyonlamamı istemeyin’ dedim. İspiyonculuk yapmayınca ‘Demek sen de onlardansın’ dediklerinde kızıp sendikaya üye oldum!” Adkoturk’ün “Indomie” markasıyla satılan hazır makarnalarının boykot edilmesi çağrısında bulunan grevci Nurdan, popüler olan makarnanın tüketiciler tarafından boykotunun çok önemli olduğuna dikkat çekiyor. Onları hayal kırıklığına uğratan ve insanlıktan çıkaran çalışma koşulları için grevdeler. Nurdan şöyle diyor; “Ben ayağa kalkıp kendi haklarımız için mücadeleye cesaret eden bir kadınım. Henüz greve çıkmayan arkadaşlarıma sesleniyorum. Onlar da gelsin. Öncelikle şunu bildirmek isterim; Bu mücadele tam olarak sadece parayla ilgili değil. Bunlar kadın düşmanı. Bize tepeden bakan, eziyet eden, her türlü kötü davranışı hak gören, bizleri adeta demir bir kıskaçla sürekli kontrol eden işverene karşı aynı zamanda bir onur mücadelesi.”

Pin It on Pinterest