Anarşinin kızıl gülü: Rose Schneiderman

Fitnat Durmuşoğlu      fitnat.d@hotmail.com

Amerika’ya göç etmiş, Polonyalı Yahudi bir aileden geliyordu. Küçük yaşta işçi olarak çalışmaya başladı.  Sendika temsilciliğinden şube ve merkez yönetimine kadar geldi. Hem sekiz saatlik işgünü hem de kadın işçilerin oy hakkı için mücadele etti.

Rose Schneiderman, 16 Nisan 1882 yılında Polonya’nın Saven kentinde dindar Yahudi bir anne babanın çocuğu olarak doğdu.  Babası Samuel bir terziydi. Annesi Deborah, dikiş diker, ayin ekmekleri pişirirdi, Rus Ordusu için üniforma dikti, hastaları bitkisel ilaçlarla tedavi etti ve hatta barmen işini kendi başına yapamayacak kadar sarhoş olduğunda yerel bir handa bara da baktı. Kızların eğitimine inanan Schneiderman ailesi, Rose’u okula göndermek için Yahudi geleneğine karşı çıktı. 4 yaşındayken Polonya’da bir Yahudi okuluna yazdırıldı. 6 yaşında, Schneiderman’ın Rus devlet okuluna gidebilmesi için aile Chelm şehrine taşındı.

Schneiderman ailesi 1890 yılında New York’a göç etti. İki yıl sonra Samuel menenjitten öldü ve geride üç çocuk ve hamile bir eş kaldı.  Deborah Schneiderman, çocuklarını yetiştirmek için çok çalıştı. Yine de bir süreliğine üç çocuğunu yetimhaneye yerleştirmek zorunda kaldı. Rose Schneiderman eve döndüğünde, annesi, onun okula devam edebilmesi için geceleri de çalıştı. Ancak 1895 yılında annesi gece işini kaybedince 13 yaşındaki Rose, okulu bırakıp çalışmaya başladı.

Deborah Schneiderman, orta sınıf Alman Yahudileri tarafından yönetilen bir kuruluş olan United Hebrew Charities‘le, kızına bir mağazada “saygın” bir iş bulması için görüştü. Perakende işleri, çevrenin daha hoş olması ve cinsel tacizin daha az yaygın olduğu düşünüldüğü için fabrika işlerinden daha saygın kabul edilirdi. Deborah Schneiderman, fabrikada çalışmanın kızının itibarını zedeleyeceğini düşünüyordu.

Sendika temsilcisi oldu

Rose satış elemanı olarak işe girdi, daha sonra 1898 yılında Lower East Side’daki bir şapka fabrikasında astar dikişçisi olarak çalışmaya başladı.  Aynı işi yapmalarına rağmen kadın ve erkeklerin aldığı ücretler arasındaki uçuruma öfkelenen Rose, kısa sürede sendikayla ilgilenmeye başladı.  Onu buna iten, 2 Aralık 1898 yılında, iki aydır çalışmakta olduğu fabrikada çıkan yangın ve sonrasında yaşananlardı. Bu yangında hem atölyeleri hem iki komşu bina harap oldu, dikiş makineleri kullanılamaz hale geldi. Yeni işçi alımı için eskilerin maaşlarından kesinti yapıldı. Fabrika yönetiminin sigortadan binlerce dolar aldığı söylendi, ancak işçilerin cebine tek kuruş girmedi. Fabrika bu yangından sonra taşındı. Çalışma koşulları ve ücretler zaten kötüyken iyice berbat hale geldi. Rose ve beraber çalıştığı genç, göçmen Yahudi kadınlar haftada ancak beş dolar kazanıyordu.

1903 yılında çalıştığı şapka fabrikasındaki işçileri United Cloth Hat and Cap Makers Union’a (Birleşik Kumaş Şapka ve Kasket İmalatı İşçileri Sendikası) örgütledi ve işçi temsilcisi oldu. 1904 yılında International Ladies Garment Makers Union’ın (ILGWU) (Uluslararası Bayan Konfeksiyon İşçileri Sendikası)  genel yönetim kuruluna seçildi. 1905 yılında şapka üretiminde çalışan erkek-kadın işçilerin grevine öncülük etti. Bu sırada Mary Dreier ve Irene Lewisohn da dâhil olmak üzere Women’s Trade Union League (Kadın Sendikaları Birliği) (WTUL) tarafından desteklendi.

1906 yılında ise,  New York şubesinin başkan yardımcılığına seçildi. 1908 yılında Alman Yahudi hayırsever Irene Lewisohn, okulunu bitirmesi için Schneiderman’a para teklif etti. Schneiderman, çok az sayıda çalışan kadının sahip olduğu bir ayrıcalığı kabul edemeyeceği gerekçesiyle bursu reddetti. Ancak, Lewisohn’un çalışan kadınları örgütlemesi için kendisine maaş ödeme teklifini kabul etti. Schneiderman, 1914 yılına kadar New York WTUL’un baş organizatörü oldu.

20 binler grevine katıldı

Schneiderman’ın New York’un Aşağı Doğu Yakası tekstil işçilerini örgütleme alanındaki çalışmaları 1909 yılında gerçekleşen Uprising of the 20.000  (20.000’in Ayaklanması) adı verilen gömlek işçileri genel grevine zemin hazırladı. Bu süreçte, özellikle sendika üyesi olmayanların sendikalı bir işyerinde çalışmasına olanak sağlayan “açık (sendikasız) işyeri” politikasına karşı çalışma yürüttü. Greve çıkanlar da büyük ölçüde Schneiderman’ın kendisi gibi göçmen Yahudi kadınlardı. O zamana dek kadınların öncülüğünde gerçekleşen en büyük grev olma özelliği taşıdı. 11 haftanın sonunda gömlek fabrikalarının patronlarından çoğu pek çok tavizde bulundu.  Triangle dâhil bir kısmı ise uzlaşmayı reddetti.

1911 yılında, iş güvenliğinin yoksunluğundan ötürü, çoğunluğu genç, göçmen ve kadın olan 146 işçinin yaşamını yitirdiği Triangle Yangını’ndan sonra yaptığı anma konuşmasında “İşçilerin kurtuluşu kendi ellerindedir,” diyerek şöyle devam etti: “Buraya sırf güzel sözler etmeye gelseydim, bu zavallı, yanmış bedenlere ihanet etmiş olurdum… Kadınlar bu şehirde ilk kez diri diri yakılmıyorlar. Her hafta işçi kız kardeşlerimden birinin zamansız ölüm haberini alıyorum. Her yıl binlercemiz sakat kalıyor. Hayatlarımız öylesine ucuz ve mülkiyet öylesine kutsal ki, tek bir iş için öylesine çoğuz ki, yüz kırk altımızın birden yanarak can vermesi pek az önem taşıyor. İşçiler dayanılmaz koşulları protesto etmek için bildikleri tek yolla seslerini her duyurmaya çalıştığında yasanın güçlü yumruğunun bizi ağır bir şekilde bastırmasına izin veriliyor. Resmî görevlilerin tek bildiği uyarı yapmak. Son derece barışçıl olmamız gerektiği konusunda bu uyarılar ve tüm uyarıların arkasında patronların desteği var. Yaşamı dayanılmaz kılan koşullara karşı ayağa kalktığımızda yasanın gücü, yumruğu bizi püskürtüyor.”

Kadınlara oy hakkını da savundu

.

Schneiderman WTUL New York şubesi genel başkanı olarak asgari ücret ve iş gününün 8 saatle sınırlandırılması için durmaksızın lobi çalışmaları yürüttü.  1911 yılında kadınların oy hakkı için de harekete geçti.  National American Women’s Suffrage Association (NAWSA) (Amerikan Ulusal Kadın Oy Hakkı Derneği) üyesi olarak, oy hakkını, ekonomik haklar için mücadelenin bir parçası olarak değerlendirdi. Orta sınıf kadınlarla ilişkilendirilen kadınların oy hakkı hareketinin, işçi sınıfı kadınlarını, özellikle fabrika işçilerini kapsayacak şekilde genişletilmesine yardımcı oldu. 1912 yılında Ohio’daki oy hakkı referandumu için turneye çıktı. Daha sonra Amerikan Sosyalist Partisi’nin (SPA) üyesi oldu. Aynı yıl WTUL’dan bir yıllığına izin alarak 1907 yılında Harriot Stanton Blatch tarafından kurulan Eguality League of Self-Supporting Women’da (Kendi Kendini Destekleyen Kadınların Eşitlik Ligi) çalıştı. Kadın işçilerin örgütlenmesine özen gösterdi.

Dökümhanede çalışıyorlarsa oy da kullanabilirler

1912 yılında “Kadınları, ittifaklar ve can sıkıcı çekişmelerle dolu siyaset alanına soktuğunuzda tüm zarafetleri, cazibeleri yiter, onları erkeksileştirirsiniz,” diyen bir senatöre şöyle cevap verdi. “Dökümhanelerde, yüksek ısıdan dolayı – böyle dememe müsaade ederseniz- bellerine kadar çıplak şekilde çalışan kadınlar var. Ama senatör bu kadınların cazibesinin yitimine dair bir şey söylemiyor. Tabii, bu dökümhanelerde çalıştırılma sebeplerini biliyoruz: Erkeklerden daha uzun çalışma saatleriyle daha ucuza çalışmaları. Çamaşırhanelerde kadınlar, elleri sıcak kola içinde, 13-14 saat ayakta durarak, korkunç bir buhar ve ısı ortamında çalışıyorlar. Bu kadınların, tüm yıl boyunca dökümhanelerde veya çamaşırhanelerde ayakta çalışarak kaybetmedikleri güzellikleri ve cazibelerini yılda bir kez bir sandığa bir oy atarak kaybetmeyeceği aşikâr. Size şu kadarını söyleyeyim: Hayatta ekmek kavgasından daha zorlu bir kavga yoktur.”

Yine 1912 yılında oy hakkı için yapılan bir mitingde seslendi. “Emekçi kadının istediği yalnızca var olma hakkı değil, ‘yaşama’ hakkıdır. Zengin bir kadının nasıl yaşama hakkı varsa, güneş görme hakkı, müzik dinleme hakkı, sanattan keyif alma hakkı varsa aynı öyle. Sizin sahip olduğunuz hiçbir şey, en ‘mütevazı’ koşullardaki işçinin de hak ettiğinden fazlası değil. İşçinin ekmeği olmalı ama aynı zamanda gülleri de… Siz, ayrıcalıklara sahip kadınlar, mücadele ederek oy hakkını alabilmemize destek olun.” (Buradaki “Ekmek ve Güller” ifadesi 1912 yılında Lawrence, Massachusetts’te çoğunluğunu göçmen kadınların oluşturduğu tekstil grevi ile ilişkilendiriliyor)

Erkek sendikacılar kadınlara önem vermiyordu

1914 yılından itibaren Schneiderman’ın birlik kurucularıyla ilişkisi kötüleşti. Onların hem antisemitik hem de antisosyalist olduğuna inanan Schneiderman WTUL’dan ayrıldı. Sonraki iki yıl boyunca ILGWU’nun genel organizatörü olarak çalıştı. Bu pozisyonun da hayal kırıklıkları vardı. ILGWU’nun erkek liderliği, kadınları örgütlemeye çok az ilgi gösterdi. Kendini zayıflamış ve öfkeli hisseden Schneiderman, ILGWU’dan ayrıldı. 1915 yılında Amerikan Kadın Barış Partisi’ni ve Lahey’deki Uluslararası Kadın Barış Kongresi’nin delegasyonunu destekledi. 1917 yılı itibariyle oy hakkı mücadelesine ağırlık verdi. New York Women’s Suffrage Party’nin (New York Kadın Oy Hakkı Partisi) Emek-Sanayi kolunun başkanı oldu.  Aynı yıl, geri dönerek New York WTUL başkanlığına seçildi.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda, Schneiderman New York Eyaleti’nde hem emek hem de feminist siyasette önde gelen bir isim oldu.  Sosyalist aktivizmi ve savaş sırasında devlet meclisinin kadın işçileri koruyan iş yasalarını askıya almasını önleme kampanyası, ona eyalet meclisinin muhafazakâr üyelerinin kalıcı düşmanlığını kazandırdı. 1918 yılından itibaren,  Schneiderman giderek artan bir şekilde Bolşevik olmakla suçlandı. Schneiderman’a bu süreçte the Red Rose of Anarchy (Anarşinin Kırmızı Gülü) dendi. 1919 yılında Paris Barış Konferansı’na katılan ABD sendika heyetinde yer aldı. Kasım ayında ise İngiliz Margaret Bondfield ile kadınların çalışması üzerine Uluslararası bir konferans düzenledi.

1920 yılında 19. Değişiklik’in  kabul edilmesinden sonra, feministler yeniden bir araya geldi ve National Women’s Party’nin (NWP) (Ulusal Kadın Partisi) önderliğinde cinsiyete dayalı ayrımcılığı yasaklayan, tüm vatandaşlar için eşit haklar öneren Equal Rights Amendment’ı (ERA, Eşit Haklar Tasarısı) Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’na  geçirmeye çabaladılar. Daha sonra diğer kadın işçi aktivistleri gibi, Schneiderman da ERA’ya karşı çıktı. WTUL’a göre böylesi genel bir ibare işçi kadınları koruyan yasaları da tehlikeye sokacaktı. Schneiderman, çok çabalayarak elde ettikleri kazanımlardan olma endişesiyle ücret, çalışma saatleri ve güvenlik konularında kadınları gözeten bu tasarının birlikte yazılması için uğraştı fakat (daha önce kadınlardan yana mevcut çalışma yasalarını muhafaza eden bir ERA Wisconsin’de geçirilmiş olmasına rağmen) Ulusal Kadın Partisi ile uzlaşma sağlanamadı.

Ücretler de eşit olsun

1920 yılında Schneiderman, New York Eyalet İşçi Partisi’nin üyesi olarak Birleşik Devletler Senatosu’na aday oldu. Kaybetmesine rağmen, kampanya sırasında Amerikan emekçileri için önemli konuları vurguladı.  İşçiler için kâr amacı gütmeyen konutlar, iyileştirilmiş mahalle okulları, kamuya ait elektrik hizmetleri ve temel gıda pazarları ve tüm Amerika vatandaşlarına devlet tarafından finanse edilen bir sağlık ve işsizlik sigortası için çağrıda bulundu.

1923 yılında ABD Yüksek Mahkemesi kadın ve erkek arasında ayrımların “yok olmaya yakın” olduğunu ilan ettiğinde, bir taraf bunu bir zafer, diğer tarafsa işçi kadınların güvenliğine ve haklarına yönelik bir tehdit olarak gördü. Bunun üzerine New York’ta bir takım oteller kadın çalışanların aldıkları ücretleri, erkek çalışanların aldıkları ücretlerin yarısına indirdiğinde Schneiderman “Madem eşitiz, kadınlar bu kesintiyi kabul etmesin,” dedi.   Oy hakkı için birlikte mücadele ettiği orta sınıf kadınları, işçilere rağmen hak elde etmekle suçladı ve bunun kız kardeşliğe zarar verdiğini söyledi. Ulusal Kadın Partisi çevresi ise Schneiderman’ı Bolşevik olmakla ve lobicilik yapmakla suçladı. Harcadıkları vakti sendikal örgütlenmeye harcamadıkları için sendikaların gerilemesinden sorumlu tuttu.   Schneiderman ise, “İşçi kadınların örgütlenmesi yeterince hızlı değilse bu sendikalara vakit veya enerji ayıramayacak kadar düşük ücretlere, uzun saatler boyunca ve zor şartlarda çalıştıkları içindir,” diye yanıtladı.

Rose 1926 yılında Ulusal WTUL başkanlığına seçildi ve bu görevi 1950 yılında emekli olana kadar sürdürdü. Bu süreçte Eleanor ve Franklin Roosevelt ile yakın arkadaş oldu. Özellikle Eleanor Roosevelt’in işçi sınıfının koşulları ve çalışma reformu konusundaki fikirlerini şekillendirmede rol oynadı. Eleanor Roosevelt WTUL’da Mali Komisyonda çalıştı. 1932-33 yılları arası radyo yayınlarının gelirlerini WTUL’a bağışladı, konuşmalarında ve yazılarında öne çıkardı.

Sosyal güvenlik yasasını şekillendirdi

.

1933 yılında Franklin Roosevelt başkan olduğunda Schneiderman’ı Labor Advisory Board (Ulusal Çalışma Danışma Kurulu)’na atadı. Böylece bu göreve gelen tek kadın oldu. Ulusal Çalışma İlişkileri Yasası, Sosyal Güvenlik Yasası ve Adil Çalışma Standartları Yasası gibi New Deal’in dönüm noktası yasasını şekillendirmede kilit bir rol oynadı.  Washington’dan ayrıldıktan sonra 1937 yılından 1944 yılına kadar New York Eyaleti için çalışma sekreteri olarak görev yaptı. Bu görevde, sosyal güvenliğin ev işçilerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi, kadın işçilere eşit ücret için kampanya yürüttü.  Ayrıca, eyaletin büyüyen hizmet işçileri lejyonunun (otel hizmetçileri, restoran işçileri ve güzellik salonu işçileri) sendikal hareketlerine yardımcı olmak için eyalet yasalarını kullandı.

1930’ların sonlarında ve 1940’ların başlarında, Schneiderman, Avrupalı ​​Yahudileri kurtarma ve onları ABD ve Filistin’e yerleştirme çabalarına dâhil oldu. Çalışmaları ona Albert Einstein’ın övgüsünü kazandırdı ve şöyle yazdı: “Zulme uğrayan Yahudi kardeşlerimizi felaket tehlikelerinden kurtarmaya ve onları daha iyi bir geleceğe yönlendirmeye bu kadar önemli bir katkıda bulunmak, sizin için derin bir memnuniyet kaynağı olmalı.” 1949 yılında emekli oldu, zamanını anılarını yazmaya, radyo konuşmaları yapmaya ve çeşitli sendikalar için ara sıra iş yapmaya adadı. Bunları 1967 yılında All for One (Hepimiz Birimiz İçin) adlı kitabında yayınladı.

Schneiderman işyerinde cinsiyete dayalı ayrımcılığa karşı mücadele etti. Sadece mavi yakalıları değil, beyaz yakalıları ve ev işçilerini de sendikalı yapmaya çalıştı, sadece fabrika ve ofis çalışma koşullarının değil, aynı zamanda diğer çalışma alanlarının da koşullarının devlet tarafından düzenlenmesi çağrısında bulundu. Devlet tarafından finanse edilen çocuk bakımı ve analık sigortası için çalıştı. Ve yarım yüzyıldan fazla bir süredir kadınları, yalnızca ekonomik bağımsızlık için değil, aynı zamanda yaşamlarında anlam ve güzellik sahibi olma hakkı için de savaşmaları için örgütledi. Rose Schneiderman, 11 Ağustos 1972 yılında New York’ta hayata veda etti.

Kaynak

Rose Schneiderman | Jewish Women’s Archive

https://jwa.org › article › schn…

https://jwa.org/encyclopedia/article/schneiderman-rose
https://wmst.fandom.com/wiki/Rose_Schneiderman

https://en.wikipedia.org/wiki/Rose_Schneiderman

Ekmek ve gül.net- Rose Schneiderman: Ekmek istiyoruz gül de!

Çatlak zemin.com- 6 Nisan 1882- işçinin ekmeği olmalı ama aynı zamanda gülleri de diyen tekstil işçisi ve feminist sendika lideri- Rose Schneiderman

Pin It on Pinterest