Erkeklerle toplumsal cinsiyete dair konuşmak çok zordu

Necla Akgökçe   nakgokce@gmail.com

Gaye Polat genç bir araştırmacı. İstanbul Üniversitesi Kadın Çalışmaları Bölümü’nde kentli Alevilerde toplumsal cinsiyet algısı ile ilgili bir tez yazdı. Tez alan araştırmasında feminist yöntemin kullanılma biçimine dair yeni tartışmaları gündeme getirirken, bu toplumda erkekliğin ve kadınlığın kuruluş ve yaşanma hallerine de büyüteç tutuyor.

Kentli Alevilerde Toplumsal Cinsiyet Algısı, hakkında bir tez yazma fikri, ne zaman, nasıl oluştu?

Bir anda olmadı, sürece yayıldı diyebilirim. Çocukluk yıllarımda ailemin Alevi kimliğimize dair sorduğum sorulara küçük olduğumu söyleyerek verdikleri muğlak cevaplar karşısında ilgim azalmak yerine artmıştı. Bir gün ilkokul arkadaşımın namaz kılmıyorsunuz, oruç tutmuyorsunuz siz Müslüman değilsiniz, demesi üzerine yeniden ebeveynlerime sorular yönelttiğimde biz Aleviyiz demekle yetindiler. Belki de şehre geldikten sonra kendilerini gizleyerek bir korunma mekanizması geliştirmişlerdi, bilemiyorum. Daimî olarak bir biz ve onlar algısı vardı ama kurulan sınırlı cümlelerde; onlar kim, biz kimiz, bundan kasıtlarının ne olduğunu tam anlamıyla öğrenmem zaman aldı. Lisans hayatımda siyaset okurken şekillendi fikir, toplumsal cinsiyet çalışmak istediğim kesindi, dine dair sorgulamalarım da kendimi bildim bileli vardı zaten. İçinde olduğum kimliğe, yine içinde olduğum bir başka kimlik olarak feminizm üzerinden eleştiri getirmek yapılacak en doğru iş gibi geldi lisansın son senesinde ve buna bağlı olarak yüksek lisans tezim kafamda hazır olarak Kadın Çalışmalarına katıldım ve saha çalışmamı tamamladım.

Bilinç yükseltme toplantıları gibiydi

Alan çalışmasını Kartal’da sözlü tarih yöntemini kullanarak yapmışsınız, niçin bu yöntemi kullandınız, sözlü tarih görüşmelerinde anlatısı alınan kadın ve erkekler arasında toplumsal cinsiyet açısından ne tür farklılıklar gözlemlediniz?

Çalışmada sözlü tarihin kullanılması, Alevilikte eşitlik söyleminin pratikteki versiyonuna yakından bakmamı sağladı ve Alevi kimliğe sahip kadın ve erkeklerin bu eşitliği nasıl deneyimlediğini onların anlatıları üzerinden analiz etmeme yardımcı oldu. Elbette toplumsal cinsiyete dair bilgi elde etmenin birçok yöntemi var ama sözlü tarih, öznelerinin seslerini duyurmada en etkili yöntem çünkü sözlü tarih yöntemiyle birlikte ataerkil sistem içinde ikincilleştirilen kadınların seslerinin duyulması, duyurulması ve kadınların kendilerini birer özne olarak kurmaları söz konusu, ek olarak sistemin faydalananları olan erkeklerin de düşüncelerine yakından bakmamızı sağlıyor. Bunun yanında Alevi-Bektaşi inancı, sözlü geleneğin gelişmiş olduğu bir inanç olduğu için bu yöntem hem inancın geleneksel formuna selam veriyor hem de yüzyıllar boyunca gizli kalmak zorunda olan ve sesleri duyulmayan Alevilerin seslerinin duyulması için bir uygunluk sağlıyor. Görüşmelere gelecek olursam; kadınlar görüşmeleri bir bilinç yükseltme toplantısı gibi görüp, bana kendi hayatlarını açarken, dertleşip, kimi zaman gülüp kimi zaman ağlarken; erkeklerde ders verme ve toplumsal cinsiyet eksenli soruları duyunca bir an önce görüşmeyi bitirme havası hakimdi. Her yaştan kadının, ortak bir kimliğe sahip başka bir kadınla sohbet etmesi, fikir alışverişinde bulunması çok daha kolay bir şekilde akış içinde sağlandı çünkü deneyimlediğimiz şeyde ortaklaşabiliyorduk, kadındık ve bu sistem içerisinde karşılaştığımız haksızlıklar, ezilmeler, ilişkilerde beklenen rol ve sorumluluklar ve daha nice konuda toplumsal cinsiyet üzerine konuşurken birbirimizi anlayabiliyorduk. Birinin verdiği örneği, diğeri de kendi hayatındaki başka bir örnek üzerinden okuyabiliyordu. Ancak erkekler bana Aleviliği tanımlama eğilimindeydi, hane içerisindeki rol ve sorumluluk algısını anlamaya çalışırken erkek görüşmecilerin bana bilgim olduğu alanda talep etmediğim şekilde bilgi vermesi şaşırtıcıydı. Hatta kimisi sorularımı beğenmediğini açıkça beyan dahi etti. Hal böyle olunca toplumsal cinsiyete dair bir sohbet ilerletmek çok zor oldu.

Biz mutaassıbız

Saha çalışmalarında cisgender deneyimlerin konuya sınırlı bir perspektiften yaklaşma sorununu doğurduğunu yazmışsınız. Bunu biraz açar mısınız, çalışmanız özelinde ne tür kısıtlar yaşadınız?

Araştırma öncesinde toplumsal cinsiyet algısını ölçmek için önemli alanlardan biri olan cinsiyet ve cinsellik alt başlıklarına dair belirlediğim soruların yalnızca bir tanesini sorabildim, o da cinsellik de dahil olmak üzere aile içinde her konuyu rahatlıkla konuşup konuşmadıklarına dair bir soruydu. Erkek görüşmecilerden bir tanesi gergin bir şekilde gülerek, “Biz mutaassıbız, eşimizle kız çocuğumuzla öyle her şeyi konuşmayız” deyince zaten daha araştırmanın başından itibaren bu noktada kısıtlar yaşayacağım kendini belli etti. Görüşmelerin tonuna bağlı olarak da bu alana dair sorduğum daha detaylı soruları çıkarmak zorunda kaldım yani başka bir ifadeyle saha araştırması zorunlu olarak cisgender deneyimler ile şekillendi ve istediğim gibi bu alanda soruları derinleştiremedim. Ek olarak belirtmeliyim ki araştırmamda belirli bir kadınlık ve erkeklik tanımı yapılmadığı gibi herhangi bir tanım yapmanın da önüne geçilmek istendi çünkü tıpkı Sibel Yardımcı’nın da dikkat çektiği gibi, ben-biz-kadınlık kavramları üzerinden bir tanım yapmak, sınırlayıcı olmanın yanında sorgulanması da gereken bir eğilim. Birden fazla olduğumuz ve buna bağlı olarak birden fazla kimlikle özneleştiğimiz için temsiliyetin bir problem olarak karşımıza çıktığını da belirtiyor Yardımcı, buna bağlı olarak feminizmin temsiliyet iddialarının sorgulanmasına dikkat çekip, kadınlık kategorisi üzerinden bir “biz” tanımı yapmanın yeniden gözden geçirilmesi gerektiğinin de altı çizilmeli diyor. Bu doğrultuda çalışmada ideal kadınlık, erkeklik algısına eleştirel yaklaşıldığı gibi bir başka öteki kimlik atfedilen Alevilik üzerinden de kimlik okumasına gitmek hedeflenmiş ve bu hedef gerçekleştirilmiştir. Bir başka ifadeyle, kadınlığın ya da erkekliğin icra edilmesine dair ideallerin sorgulandığı çalışmamda, makul öznenin Sünnilik ve hatta Sünni erkek üzerinden kurulmasına işaret edilmiştir. Aleviliğin ve Alevi kadınların ise hangi koşullarda makul ve makbul görüldüğüne de bakılmıştır. Sözlü tarih ve feminist teori ile yürüttüğüm ve zorunlu olarak cisgender deneyimlerle sınırlanan bu çalışma, alandaki eksiklikleri gidermek için bir çağrı niteliğindedir. Buradaki bilgilerden hareketle queer teori ve feminist teori ile yürütülen başka çalışmalarla yeni bir dünya oluşturmak için bir çağrıda bulunmanın ve alandaki diğer önemli eksiklikleri gidermenin önü açılacaktır diye düşünüyorum.

Erkeklerde yaş ve cinsiyet hiyerarşisini hissettim

Kadın araştırmaları araştıranın kadın olarak deneyimlerini de içerir ve araştıran açısından da bir öğrenme süreci olarak kabul edilir. Siz de bu deneyimlere değinmişsiniz, bunu biraz açar mısınız? Neler öğrendiniz?

Kadınlarla yaptığım görüşmelerin bir bilinç yükseltme toplantısı gibi gerçekleştiğinden bahsetmiştim; bu görüşmeler karşılıklı etkileşim içerisinde geçtiği için, farklı kimlikten kadınlarla birkaç saat sohbet etmek beni oldukça mutlu etti ve güçlendirdi. Her bir öznenin hikayesi farklıydı, bana kendi hikayelerini açtılar; ben de onlara kendi hikayemden bahsettim çünkü kadın araştırmaları tam da böylesi bir beslenmeyi içeriyor. Bu karşılıklı etkileşimler sonrasında, her bir görüşmeden sonra yüzümde bir gülümseme ile mekândan ayrıldım. Genç bir araştırmacı olarak deneyim kazanmamı sağladı bu süreç elbette ama en kıymetlisi farklı kadın hikayelerine tanık olmaktı. Ve tabii ki farklı erkeklik hallerine dair de çok şey öğrendim bu süreçte. Bu noktada Göze Orhon’un “İçerlikli Dışarlık” tanımını anmadan olmaz; Orhon, içeriden ve dışarıdan olma konumunun sabit olmadığı gibi artı ya da eksilerinin de net olmadığını belirtiyor. İçeriden olma durumunda görüşmeciler ile güven ilişkisi kurulabiliyor, bu noktada benim Alevi kimliğe sahip olmam beni içeride konumlandırıyor ancak araştırmacı o toplumun içerisinde olduğu için üzerinde toplumsal bir baskı hissedebiliyor. Dışarıdan olma durumunda ise görüşmecilerin güveni zedelenebiliyor ancak bunun doğurduğu mesafe araştırmacıya bir alan da sağlayabiliyor. Buradan hareketle diyebilirim ki Alevi bir kadın araştırmacı olarak Alevi kadınlarla yaptığım görüşmelerimde kadın ve Alevi kimlikleri üzerinden içerlikli bir konum aldığım halde, Alevi erkek görüşmecilerle aramdaki durum “içerlikli dışarlık” tanımına daha fazla uyuyordu. Bu da orta yaş üzeri erkekler ile yaptığım görüşmelerde arada bir yaş, cinsiyet hiyerarşisi hissetmeme sebep oldu.

Anneler kız çocuklarının farklı olmasını istiyor

Alevi kadınların kente dahil olurken yaşadığı cinsiyetçi engellemeler neler, bunlarla nasıl baş ediyorlar?

Kırsaldaki izole hayattan uzaklaşıp, kente göçün başlaması ve kent hayatına adaptasyonla birlikte en çok kadınların hayatlarının etkilendiğini görüyoruz. Kırsaldaki ezilme pratikleri; erken yaşta evlilik, görücü usulü ve rıza alınmadan evlendirme, dedenin eşi olan ananın diğer kadınlar üzerindeki hiyerarşisi, gelinin kayınvalide ve kayınpeder karşısındaki düşük konumu, kız çocuklarının yeterli seviyede eğitim alamaması gibi daha pek çok örnek içeriyor. Kent hayatında ise bu ezilme pratikleri gevşiyor hatta kimi noktalarda bitiyor ama bu kez de farklı ezilme alanları doğuyor. Alevi kadınların kente dahiliyeti hem aile içinde hem de kent içinde çeşitli yüzleşmeleri doğuruyor. Eğitim, sağlık ve diğer imkanlardan daha kolay yararlanabiliyorlar, çalışma hayatına katılıyorlar bu da aile içi algıda değişime sebep olabiliyor fakat ev içi emek ve bakım emeği hala çalışan kadınların üzerinde oluyor. Partnerleri hane içi rol ve sorumluluklarını yerine getirirken eşlerine yardımcı olduğunu düşünüyor, hali hazırda yapmaları gereken işlerden bir pay aldığını değil. Bunun yanında bir de Sünni toplumla karşı karşıya kalınca yaşadıkları baskılar söz konusu. Her iki toplumun kadın özneleri daima karşılaştırılıyor, eşitliğin var olup olmadığını anlatırken bile Alevi kadınların Alevi erkekler ile ibadet esnasında aynı ortamda bulunması ya da başörtülü olmamaları örneği veriliyor. Bedenleri, emekleri daimî olarak mercek altında olan kadınlar da bundan dolayı Alevilik içindeki farklı eşitsizlikleri ifade etmenin önünü kesen bir baskı ile karşı karşıya kalıyor çünkü bu algı Alevi toplumunda hali hazırda eşitliğin var olduğu yanılgısına götürüyor. Yaptığım görüşmelerde orta yaş üzeri kadınların bununla baş etme mekanizmalarının eğitim olduğunu gördüm. Özelikle kız çocuklarını yetiştirirken kendi hayatlarındaki zorluklardan yola çıkarak sonraki neslin farklı bir yaşam sürmesini istiyorlar. Genç kuşağın ise kendini ifade etmede daha başarılı olduğu ve bunun da eğitimle ilişkili olduğu anlaşılıyor. Nitekim araştırma da gösteriyor ki yeni nesilde değişim söz konusu. Kadınların hem ülkenin kalkınmasına destek olması hem de iyi birer kardeş, evlat, eş, anne olmaları bekleniyor, bütün bu beklentilerin yanı sıra ev içi emek ve bakım emeğinden de sorumlu tutuluyorlar. Buradaki eksik nokta, kadınların yalnızca kadın olduğunu unutan zihniyet. Zaten ataerkinin kendisi, kadınların tanımlanabilmesinin koşulunu, birilerinin kardeşi, annesi ya da eşi olmaya bağlayan şey. Yine bu zihniyet sıfatlarla donattığı kadınların hem ülkeye hem de aileye hizmet etmesini beklediği gibi karşılığında da kadınların özgürlüğünü, hayatlarını talep edip, ev içindeki emeklerini görünmez kılıyor. Kadınlara önem atfettiğini belirten Alevi-Bektaşi inancının da içinde bulunduğu topraklar sebebiyle benimsediği ataerkil örüntüleri görüşmecilerin anlatılarında bir kere daha görüyoruz. Sayıları her gün artan taciz ve tecavüz haberlerine inat, Alevi kadınlarının rahat yaşayabildiğini savunan erkekliğin karşısında, ev içinde emeği görünmez sayılan, sokakta dilediğince gezemediği için baskılandığını hisseden, partnerinin şiddetine uğradığı halde ortak siyasi geçmişe sahip olmaları sebebiyle sesini çıkaramayan ve daha nice kadının anlatılarına tanıklık ediyor ve seslerini duyurmaya çalıştıklarını görüyoruz.

Gençler ilişkilerinde daha esnekler

Alevi modernleşmesi ve kentleşme kadınların hayatında ne tür değişikliklerin ortaya çıkmasına yol açtı sizce, evlilik, boşanma, meslek sahibi olma vs gibi durumlardan hareketle?

Alevi aile yapısının geleneksel Türk aile yapısı ile benzerlik gösterdiği ve ataerkil örüntülere sahip olduğu görülmektedir. İnançtaki kadın erkek eşitliği tanımlanırken kadının aile yaşamında ve evlilikte söz sahibi olduğu sıklıkla vurgulanıyor. Ancak pratiğe bakıldığında, görücü usulü evliliklerin gerçekleştirildiği, kız çocuklarının erken yaşta evlendirildiği, erkeğin evin babası olarak çocuk ve eş üzerinde domine edici bir gücünün olduğu görülüyor. Evlilik ve aile yapısındaki bu özellikler, tıpkı bir zamanlar Sünni kesim ile evlilikten kaçınılması gibi değişime uğramaya başladı artık kentleşme ve modernleşmeyle birlikte. Kent yaşamına geçiş sonrasında kendini sorgulayan, çağdaş değerlere bağlılığını sıklıkla ifade eden, eğitime önem veren Alevi-Bektaşi inancının yaşadığı değişimler önemli ancak yeterli seviyede olduğunu söyleyemeyiz. Evlilik içerisinde kadının konumunun değerlendirilmesinin bile Sünni aile yapısı ile olan kıyaslama üzerinden kurulması, yerleşik öteki algısının bir örneği. Buna göre Alevi ailelerde kadınların Sünni bir aileye gelin gitmesi korku ile karşılanıyor hala, Sünni bir gelinin Alevi aileye gelmesi ise kadın için rahatlık olarak görülüyor. Genç kuşak ve ebeveynler arasındaki farklılaşma burada da karşımıza çıkıyor. Gençlerin Sünniler ile olan etkileşimi daha rahat, arkadaşlık ya da romantik ilişkilerde mezhebin önemi azalmış durumda, orta yaş ve üzeri kesim için ise Sünni toplum ile olan iletişimden kaçınılmamakla beraber, bir çekincenin her daim yer aldığı görüşmelerden hareketle açıkça görülüyor diyebiliriz. Bunun yanı sıra bir önceki soruda biraz bahsettik ama burada daha da açmamız gerekirse, kente göç sonrasında aile içindeki karar alım süreçlerinde eşler arası eşitlik söz konusu çünkü modernleşmenin ve kentleşmenin etkisiyle kadınların eğitim düzeyi yükseliyor, iş hayatına katılımları artıyor, ailedeki birey sayısı artıyor ve bu gibi durumlar da ev içindeki sorumlulukların paylaşılmasına yardımcı olan etkenleri oluşturuyor. Ancak aile içindeki sorumluluklar eşit paylaşılsa da kadınların zihin yükü paylaşılmadığı için meslek sahibi olan kadınların ev içi emek ve bakım emeğinin zihinsel yükünü tek başına sırtlandığı gözlemleniyor. Partnerleri her ne kadar eşitlikçi davranıp, rol ve sorumluluklarda eşit görev alsa da çalışan bir kadın eve geldiğinde hane içindeki görevlerin listesini zihninde çıkarıyor ve eşine bu görevleri hatırlatıyor; kısacası kadınların zihni daima ev içi emekle meşgul ve bu zihinsel yükün paylaşılması ile birlikte tam olarak rahata erebilecekler.

Mekânın alevi kimliğin oluşumundaki rolüne oldukça geniş yer vermişsiniz tezinizde, dernek, cemevi, dergâh gibi kurumlarda, kadınların durumları nasıl? 

Kadınlar her yerde. Bu kurumlarda da kadınları görüyoruz ama en büyük şikâyet, kadınların bu kurumlardaki üst düzeylerde yetki sahibi olma oranının azlığı ve kurumlardaki ev içi emeği benzer işlerde -mutfaklarda çalışmak gibi- hala kadınlar çoğunlukta. Derneklerden birinde yaptığım görüşmede genç kadınların bunun farkında olduğu ve erkeklerin de mutfakta çalışmasını istediklerini açıkça söylediklerini ifade etmesi umut vericiydi çünkü kabul etsek de etmesek de diğer göz ardı edilen pek çok alan gibi mekân da cinsiyetten arınmış bir şey olarak karşımıza çıkmıyor. Aksine cinsiyetle iç içe gelişiyor, birini diğerinin içinden çıkarıp değerlendirdiğimizde yapının bir ayağı eksik kalıyor. Hane içerisinde kadınların mutfakta daha çok zaman geçirmesi de bununla doğru orantılı. Özel alandaki bu pratiklerin, kamusal alana taşınması söz konusu. Sosyalleşen, çalışan, kamusal alanda var olan kadınların bu mekanlarda da sınırları çiziliyor adeta ve senin var olabileceğin yerler belirlendi ve bunların dışına çıkamazsın deniyor. Burada yine eğitimin etkisiyle, genç kuşağın farklılaştığını görüyoruz.

Ev içi emek yükü yine kadınlarda

Sözlü tarih yaptıklarınız arasında ücretsiz emek harcayan kadınlar (ev kadınları başlığı altında değerlendirmişsiniz) çoğunluğu oluşturuyor, Alevilikteki eşitlik anlayışı ev işlerine yansıyor mu, ya da nasıl yansıyor?

Daha evvel de vurguladığım üzere ev içi emek ve bakım emeğinde maalesef kadınların yük altında olduğu görülüyor. Eşlerin büyük kısmı “yardımcı” olduğunu beyan etse de görüşmeyi biraz ilerlettiğimizde bu yardımcı oldukları konuları da toplumsal cinsiyet rollerine uygun şekilde seçtikleri ortaya çıkıyor. Güç gerektireceğini düşündükleri işleri yapmayı tercih ediyorlar, ödemelerde mutfak hariç bütçe kontrolünü sağlıyorlar ama mutfağın kadınla bir tutulması söz konusu. Sofradan tabağını kaldırmayı bile yardım etmek sayan var, kadınlar için gündelik hayatın rutini dahilinde olan pek çok eylem, erkekler için “Eşime yardımcı oldum, büyük efor sarf ettim” gibi değerlendirilebiliyor maalesef.

Pin It on Pinterest