Üniversiteli işsizliğini Esra Kaya Erdoğan hocamızla görüştük: “Kadın işsizliği daha az göze batıyor”

Seval Öztürk     sevalozturk18@gmail.com

“İşsizlik uzadıkça işsiz kadının evlenmesi, çocuk doğurması, bir dönem iş hayatına ara vererek çocuğuna kendisinin bakması gibi baskılar artıyor.” şeklinde tespitte bulunan Esra Kaya Erdoğan, kadınların yaşadıklarından hareketle işsizlik sürecinde toplumsal cinsiyet rejimini daha fazla sorguladıklarını söylüyor.

Türkiye’de her geçen gün artan ekonomik krizin etkileri kendini her alanda göstermeye devam ediyor. Hepimiz zaman zaman işsiz kalabiliyoruz. Geçtiğimiz eylül ayı içinde İletişim Yayınları’ndan üniversiteli işsizliğini araştıran bir kitap çıktı: Bayağı Kalabalığız- Üniversiteli İşsizliği. Kitabın yazarı Esra Kaya Erdoğan.

Ben de sekiz ay işsizliği tatmış üniversiteli biri olarak bu kitabı okudum. Yer yer kendimi buldum, yer yer durumlara isyan ettim. Ama şunu öğrendim; yalnız değilim. Kitap size kendinizi bir yandan iyi hissettirirken bir yandan da sorunun ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.

Araştırma ve kitap dolayımı ile Esra Kaya Erdoğan hocamızla üniversiteli işsizliğinin kadın boyutunu da konuşalım dedik…

 “Bayağı Kalabalığız” ismiyle çıkan kitabınızda üniversiteli işsizliğini gündeme alıyorsunuz. Bu konuda çalışma motivasyonunuz nasıl oluştu?

Araştırma merakım 10 yıl kadar öncesine dayanıyor. 2010’lu yıllarda, o dönem yaşanan krizin de etkisiyle, diplomalılar arasında işsizlik süreleri artmaya ve yaygınlaşmaya başlamıştı. Diplomalı işsizliğin çeşitli veçheleri yakın-uzak ilişkilerime sirayet ediyordu. Krizin elbette tetikleyici bir yanı olmakla beraber diplomalı işsizliğinin kalıcılaşacağına ve artacağına dair bir dizi emare de vardı. Bir parantez açarak 10 yıl önce yaşanan ile bugünü kıyasladığımda mevcudun çok daha yakıcı olduğunu da belirtmiş olayım. Diğer yandan çalışma alanları arasında işsizlerle dayanışma olan Birlikte Umut Derneği’nin gönüllüsüydüm. Böylece doktora araştırmamda diplomalı işsizlik ve işsizler üzerine çalışmaya karar verdim. Çeşitli nedenlerle araştırma süreci uzadı. Geçen zaman içinde işsizlik hali de benim konuyu kavrama ve ele alma biçimim de değişti.

Görüşmeler yaşam öyküsü anlatısına dönüştü

Örnekleminiz dokuz kadın, 15 erkek olmak üzere toplam 24 kişiden oluşuyor. Örneklem seçiminde diplomalı ve işsiz olmaları dışında nelere dikkat ettiniz; yaş, cinsiyet, evli-bekar, yalnız yaşayan, ailesiyle yaşayan gibi değişkenleri gözettiniz mi?

Bu soruya biraz önce bahsettiğim araştırma sürecini açarak devam edelim. Sizin de belirttiğiniz gibi 24 kişiyle görüşme yaptım ancak hem diplomalı işsizliğinin yaşamda her an karşıma çıkan, bir anlamıyla dahil olduğum bir durum olması hem de araştırma sürecinin uzaması, görüşmeci grubumun ötesindeki birçok zeminden beslenmeme neden oldu. Araştırma boyunca iş arama kurumlarına giderek iş başvurusunda bulundum, kurumlarda vakit geçirdim. Diplomalı işsizlerin özellikle dijital mecralarda kendilerini doğrudan yansıttıkları içerikleri yoğun olarak takip ettim. Araştırma kapsamında farklı kaynaklardan da beslendim. Araştırma sınırlarının ötesinde ise, bahsettiğim gibi, konunun yaşamımdan geçiyor olması kitapta yer alan birçok aktarımın yaşamda da geçiyor olmasını beraberinde getirdi.

Görüşmeci grubunun farklı niteliklere sahip olması elbette ilk yola çıktığım andan itibaren önemli bir etkendi. Yüksekokul mezunlarından doktora derecesine kadar farklı diploma derecelerine sahip kişileri, cinsiyeti, yeni mezunlar ile iş tecrübesi olanların işsizliği, bunun devamı olarak yaşı, evlilik veya haneye dair bakım yükümlülükleri ya da farklı alanlardan mezun olmak gibi bir dizi niteliği gözetmeye çalıştım. Ancak özellikle yaş, cinsiyet, evlilik veya haneye dair bakım yükümlülükleri taşımanın, en klasik anlamıyla birer değişken olmaktan ziyade bu durumu yapılandıran ve yönlendiren öz nitelikler olduğu fikrine yaklaştım. Örneğin, kadın ve erkeklerin işsizliğini “erkeklik-kadınlık” ile ilişkilendirmediğimizde, kadınlar ve erkekler arasında fark vardır gibi genel, betimleyici farklılıkları ortaya koyabiliyoruz. Ancak bu farkların hangi toplumsal güç ilişkileri ve roller bağlamında işlediğini de göremiyoruz. Bu nedenle görüşmelerdeki akışı değiştirerek biraz yaşam öyküsü anlatısına yaklaşmaya çalıştım.

Çalışma rejimi ile cinsiyet rejiminin kesiştiği alan

Her araştırmanın görünmeyen yazılmayanları vardır. Araştırma sürecinde sahada karşılaştığınız zorluklar neler oldu?

Çalışmanın en büyük zorluğunu sanırım saha sonrasında masadaki aşamada yaşadım. Niteliklerin çok fazla yayılması, homojen bir grubun olmaması bir süreç olarak işsizliği anlatmaya çalıştığım için beni biraz zorladı. Benzer sınıfsal kökenlere sahip olmamaları, diploma dereceleri ya da yaşları gibi bir dizi etkeni çoklu olarak düşünmek ve kavramaya çalışmak gibi… Sahada ise işsizliğin yakıcılığıyla paralel olarak yüksek düzeyde duygusal anlar yaşadık ya da az sayıda da olsa erkek görüşmeciler arasında işsizliğin tahribatını konuşurken daha örtülü bir anlatım sunanlar oldu. Başka saha araştırmalarımızda da yaşadığımız bu nevi durumlar zorluktan ziyade deneyim olarak kaldı. Hatta erkeklerin işsizliğin bazı kısımlarını konuşmakta zorlanması da erkeklerin işsizlik halini nasıl yaşadıklarına dair izler de taşıyordu.

Kitabınızda işsizliğin özellikle son yıllarda ne kadar arttığını istatiksel olarak da bulabiliyoruz ki bunun daha fazla olduğunu belirtiyorsunuz. Kadınlar bu istatistiklerin neresinde? Sahada kadın erkek arasında fark çıktı mı, sizin buna dair gözlemleriniz nelerdir?

En genel anlamıyla kadınların evde olduklarını söyleyebiliriz. Türkiye’nin son 10 yıllık verilerini irdelediğimizde işsizlerin yekununu gençler ve kadınlar oluşturuyor. Eğitim ve istihdam ilişkisinde eğitim düzeyi arttıkça kadınların çalışma yaşamına katılımı paralel düzeyde artıyor. Bu nedenle; kadınların erkeklerin gerisinde olduğu ancak buna rağmen erkeklerle olan farkı en çok kapatabildikleri dilim üniversite mezunları arasında. Bu anlamıyla yükseköğrenim kadınlar açısından çalışma yaşamına dahil olmada önemli bir kaldıraç gibi duruyor.  Sayılar açısından en yalın tarifi ile tablo böyle.

İşsizlik deneyimi ise, işten ayrılmadan, iş aramaya, işsizlik halini yaşamaya kadar çalışma rejimi ile toplumsal cinsiyet rejiminin kesiştiği alanda kuruluyor. İş gibi, işsizlik de erkeklik ve kadınlık normlarının bir uzantısı olarak yaşanıyor. Bu anlamda işsizlik, tıpkı çalışmak gibi, kadınlığa ve erkekliğe atanmış rollerle birlikte yaşanıyor. Örneğin işsizliğin bir sonucu olarak eve/haneye dönüş hem kadınlar hem de erkekler için geçerli. Kadınlar için haneye çekilmek; bakım, düzenleme, derleme gibi ev içi işlere yeniden güçlü bir biçimde dönmek anlamına geliyor. Erkekler için ise, para kazanmanın ya da evin reisi olarak evin geçiminden sorumlu tutulmanın erkeklik ile ilişkilendirilmesi nedeniyle, işsizlik bir erkeklik zafiyeti biçiminde yaşanabiliyor.

Sizce kadınların istihdama katılamamasında ve iş arama süreçlerinde karşılaştıkları engeller nelerdir?

Birden fazla engel ve boyutu var. Hâlâ bazı işler ya da meslekler erkek işi olarak atanıyor. Bu alanlardan mezun kadınların iş bulması bile oldukça güç… İş bulsa dahi çalışma ortamının ya da sektörün erkeklik ile özdeşlemesi, eril dilin ve tutumun hüküm kurması kadınların bu sektörlerden çekilmesine ya da kendilerine uygun pozisyonlara başvurmamasına neden oluyor. Yine iş görüşmeleri kadınlar için engellendikleri ya da gergin bir alan haline dönüşüyor. Birçok kadın iş görüşmesinde çeşitli biçimleriyle tacize uğradığını aktardı. İş görüşmesine gidilirken giyinilecek kıyafetin düşünülmesi gibi kadınlar için iş aramak bir dizi mesele ile mücadele ile geçiyor. Diğer taraftan bilhassa evli ya da çocuk sahibi kadınlar açısından iş ev ya da hane merkezinde düzenlenmesi gereken bir şey. Yüksek geliri ve statüsü olan sınırlı sayıdaki grup dışında kadınların çalışma yaşamları ve gelecekleri hanenin odağında ilerliyor. Çocuk ve diğer bakım işlerinde kamusal desteğin çok zayıf olması kadınların iş yaşamlarından kopmalarına ya da kesintili bir iş yaşamına neden oluyor. Çocuklar biraz büyüdüğünde ise çocuğun eğitimi ya da diğer ihtiyaçları ile uyumlu işleri aramak zorunda kalıyorlar. Bu örnekler gibi bir dizi “kadınlık rolü” kadınların işsizlik halini etkiliyor.

Parasız olmak kocaya babaya bağımlılığı artırıyor 

Kitabınızda da gördüğümüz üzere üniversiteli işsizliği ciddi bir sorun olarak karşımızda duruyor. Sizce bu işsizlik sürecini kadınlar nasıl deneyimliyor?

Biraz önce değindiğimiz gibi kadınların işsizlikle beraber haneye çekilmesi çalışma yaşamı ile birlikte biraz daha esnettiklerini düşündükleri rollere, ilişkilere ve işlere geri dönmelerine neden oluyor. İşsiz günlerde evin temizliğini-yemeğini yapmak, anneye yardım etmek, çocuğun bakımını tamamen üstlenmek ya da geleneksel aile ilişkileriyle yakınlaşmak gibi rol ve görevler artıyor. Kadınların işsizliği bu anlamda erkeklerle kıyaslandığında daha “az göze batıyor”. Kadınlar işsiz yaşamın ilk aşamasında kendilerini bu işleri yaparak daha üretken hissettiklerini söyleseler de işsizliklerinin göze batmaması da ancak ev içi işlerde yer almaları koşulu ile onlara tanınıyor. Diğer taraftan parasız olmak ya da geçim zorlukları kocaya, babaya ya da aileye olan mali bağımlılığı elbette arttırıyor.

İşsizlik uzadıkça işsiz kadının evlenmesi, çocuk doğurması, bir dönem iş hayatına ara vererek çocuğuna kendisinin bakması gibi baskılar artıyor. Diplomalı kadınların işsizliğin uzaması ile bu cendereden daha fazla rahatsız olmaya başladıklarını ve tüm bu yaşadıklarıyla toplumsal cinsiyet rejimini daha fazla sorguladıklarını da söyleyebilirim.

Enformal, güvencesiz, düşük ücretli çalışma biçimlerinden bahsediyoruz. Kitabınızda da gördüğümüz üzere bugün bu çalışma koşulları bir yana en büyük problem işsizlik.  “Barınamıyoruz” diyerek barınma sorunu yaşayan öğrenciler bir hareket başlattı. Buna dair görüşleriniz nelerdir? Bu iki sorun arasında sizce bir bağ var mı?

Elbette var. Bütün bunlar yaşadığımız derin toplumsal eşitsizliklerin bir ürünü. Bir taraftan sermaye ve güç dar bir varsıllar grubunun elinde birikirken çok büyük kitleler geçim, barınma, emeklilik, sağlık, eğitim gibi temel alanlarda büyük bir güvencesizliği, belirsizliği yaşıyor. Vazgeçme, feragat etme ile borçlanma arasında sıkışmış durumdayız. Daha önce eşitsizliklerin bu düzeyde etkilemediği kesimler de bu sıkışmayı yaşıyor. Sorunuza dönecek olursam, tek hatta çift gelirli ücretlilerden oluşan mülkiyetsiz bir evi düşünelim. Zaten hane gelirinin yaşam giderlerine yetmediği bir ortamda hane üyeleri arasındaki işsizlik ve bilhassa uzun işsizlik tüm aile üyelerini etkiliyor. Bu yıl üniversiteye başlayan gençlerin ebeveynlerinin ya da kardeşlerinin işsiz olma ihtimali hiç de düşük değil. Diğer taraftan karşılıksız burslar, yurt, ucuz ulaşım ve ucuz yemek gibi öğrencilik haline dair sosyal destekler çözüldükçe ya da karşılıklı hale geldikçe özellikle büyük kentlerde öğrencilik hem aileler hem de öğrenciler için çok meşakkatli ve pahalı bir şey. Borçlanma, ikinci işte çalışma ya da öğrencilikte çalışma gibi çareler aransa da bu kriz halinde bunlara bile erişmek, yürütebilmek çok güç.

Son olarak eklemek istedikleriniz var mıdır?

Teşekkür ederim

Pin It on Pinterest