İşçi Sevgi’nin eşit ücret zaferi

Ayla Önder onderayla@gmail.com

Binlerce işçi kadın, aynı işi yaptıkları erkeklerden düşük ücret alıyor. Fakat Yargıtay kararı ile ilk kez, eşdeğer iş yapmalarına rağmen kadın işçiler ile erkek işçilere eşit ücret ödemeyen patrona yaptırım uygulandı! Karar, emsal niteliğinde. Zafer kadın işçilerin! Davayı kazanan işçi Sevgi Çelik süreci anlattı. Avukatı Mustafa Bulut ise fabrikalarda yaşanan cinsiyetçi ücret ayrımcılığına karşı izlenebilecek yasal yolların şifrelerini paylaştı.

‘Eşdeğer işe eşit ücret’ ilkesine aykırı davranarak erkek işçilere daha fazla ücret ödeyen Bursalı işveren, işçi Sevgi Çelik’e ayrımcılık tazminatı ödedi. Yargıtay’da karara bağlanan bu dava, tüm kadın işçiler için önemli bir hukuki kazanım oldu.

Uzun yıllar süren bu hak mücadelesi, tekstil işçisi bir kadının kendisiyle aynı işi yapan erkek işçilerden daha düşük ücret almasına itirazıyla başladı. Bunun “haksız fiil” olduğunu savunarak, çözüm arayışına girdi. Çalışanı olduğu işyerinde bu ayrımcılığı öğrenmesinin hemen ardından Avukat Mustafa Bulut’a başvurdu ve vekalet verdi. İş Hukuku Avukatı Bulut, “Aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamaz” hükmü çerçevesinde müvekkili Çelik’in hukuk savaşını başlattı. Cinsiyetler arası farklı ücretlendirmenin yasaklanmış olduğunun altını çizerek, patrona fesih mektubu gönderdi. Böylece Sevgi Çelik, 2006 yılında girdiği işinden 2014 yılında iş sözleşmesini haklı nedenle feshederek ayrıldı.

‘İşçiliğe 11 yaşımda başladım!’

Erkek arkadaşlarıyla aynı kıdemde olmasına rağmen, Sevgi Çelik sadece kadın olduğu için daha az ücrete tabi tutulması elbette ki cinsiyet ayrımcılığıydı. Süreci kendisiyle konuştuk. 37 yaşındaki Çelik, Bursa’ya Kütahya’dan geldiklerini, babasının köyde tarım işlerinin azaldığından dolayı göç ettiklerini söylüyor. İş hayatı ise ailenin yaşadığı ekonomik zorluklardan dolayı 11 yaşında başlamış! Ailesi onu bir tekstil fabrikasına işçi olarak vermiş küçücük yaşında. “Babam okutmadı beni, kız kısmı okumaz dedi” sözleriyle neden okulsuz kaldığını anlatıyor. Yılları tekstil alanında çok yerde çalışarak geçmiş. Söz konusu kumaş fabrikasına ise devereci (çözgü operatörü) olarak girmiş. “120 kişilik bir işyeriydi” diyor.

Hukuk savaşını kazanan genç kadın işini seviyormuş ama bu ücret eşitsizliğinden çok rahatsız olmuş. Sonra teyid etmek için bordrolarına da bakmış. Gelişmeleri şöyle anlatıyor; “Aynı kıdemde olduğumuz ve aynı işi yaptığımız erkek işçilerin bordrolarında benden nerdeyse 400 TL fazla aldıklarını gördüm. İşverenle konuştum, bu haksızlığı dile getirdim. Bana sadece 100 TL zam yaptılar. Polyester kumaş işçisiydim ve işimi hiç aksatmadan yapıyordum. Benden fazla iş yapan erkek işçiler ise işi sallıyordu, keyfe keder çalışıyorlardı. Sonra işverenle tekrar görüşüp onların aldığı ücreti almaya hakkım olduğunu belirttim. Fakat kabul etmediler üstelik hakkımı savunduğum için bana ceza uyguladılar. En küçük hatamda ücret kesintisi yaptılar. 20 tane iplik eksik çıksa hemen maaşımdan bu ipliklerin parasını tahsil ettiler. Mobbinge başladılar. Sürekli sert davrandılar. Benimle bağırarak konuştular.”

‘Arkadaşlarının yardımını alarak işini sürdürüyordu!’

Sevgi bu kez dava açmaya karar veriyor ve Avukat Mustafa Bulut’a başvuruyor. Tutanak tutuluyor. Şahit olarak kendisinden fazla maaş alan 2 işçiyi gösteriyorlar. Bursa Adliyesi 4. İş Mahkemesi’nde dava açılıyor. Mahkemede ifadeler veriliyor. 2 işçi çağrılıyor ve aldıkları ücreti beyan ediyorlar. Sonra işverenin de ifadesi alınıyor. Patron, söz konusu erkek işçilerinin tecrübesinin davacıya oranla daha fazla olduğu noktasında savunma yaptı! Eşitlik ilkesine aykırılığın söz konusu olmadığını, kadın ve erkek çalışanları arasında “üretim ve diğer hususlar bakımından” bir eşitlik olamayacağını söylüyordu. Fazla mesleki tecrübesi bulunan ve daha çok üretim yapan erkek işçinin, kadın işçi ile maaşı kıyaslanamazdı! Dolayısıyla fazla ücreti erkekler hak ediyorlardı! Hatta iddiasına göre, kadın işçi, erkek arkadaşlarının “yardımını” alarak işini sürdürüyordu!

Patronun bu yöndeki beyanları mahkeme kayıtlarına geçti. Bu savunma davanın akibetini değiştirdi. İşleyen yasal süreç, dosyaya bakan hakimin engeline takıldı. İş mahkemesinin erkek egemen bakışıyla işçi kadının “eşdeğer işe eşit ücret” talebi reddedildi.

‘Kazanacağıma emindim’

Mücadele şimdi başlıyordu… Dava avukatı kararı temyize gönderdi. Söz konusu hukuk sürecinde, sürekli adliyeye gidip gelmelerle yıllarca süren dava başka bir seyre büründü. Süreç çok uzundu. 8 yıl devam edecek bir bekleyiş başladı. Bu bekleyiş esnasında Sevgi hiç umudunu kaybetmemiş. “Yargıtay’dan sonuç ne zaman gelecek diye sabırla bekledim. 1-2 yıl değil tam 8 yıl! Seneler geçti ama hep umut ettim. Bir gelişme var mı diye e-devlet’ten, UYAP’tan davamı sürekli takip ediyordum. Kazanamayacağımı düşünmedim hiç. Başkaları inanmıyordu ama ben kazanacağıma emindim” diyor.

Geçtiğimiz günlerde bu davanın tarihe geçecek kararı ilan edildi. Sevgi haklı çıkmıştı! Avukat Bulut, Sevgi’yi aramış ve davanın kazanıldığını bildirmiş. “O an çok çok mutlu oldum. 8 yıl bekledim ama beklediğime değdi” cümlesiyle duygularını dile getiriyor..

‘Kız kısmı okumaz’

Bu hak savaşımından galip gelerek, eşitlik ilkesinin yürürlüğe girmesini sağlayan kadın işçi daha sonra girdiği fabrikalarda hak arama tutumunu sürdürmüş. Hem kendisine dair bir eşitsizlik söz konusu olduğunda hem de birlikte çalıştığı kadın işçiler bir haksızlıkla karşılaştığında. Kadın işçilerin tutumunu değerlendiriyor; “Bir çok kadın hakkını arama konusunda sessiz. Ne kadar maaş aldığını bile bilmeyen var. Haklarını onlara anlatıyorum. Bana sen okusaydın avukat olurdun diyorlar. Ama maalesef olmadı. Babam ‘kız kısmı okumaz’ diye okutmadı. Ben gerçekten de okumak ve avukat olmak istiyordum. Bu haklarla hukuklarla ilgilenmemin bütün sebebi avukatlığa büyük bir ilgim olmasından.. Ne var ki babam okuldan beni uzak tutmakta çok ısrarlıydı. İlkokulu bitirince Simav’da ortaöğretim sınavına girdim. Tam burslu olarak kazandım. Yani babam cebinden 5 kuruş dahi harcamayacaktı eğitimim için. Ona rağmen okula yollamadı. O yüzden ilkokulu bitirince 11 yaşında çocukluğumu yaşayamadan iş hayatım başladı.”

Müvekkilime sırf kadın olduğu için az ücret ödendi’

Av. Bulut, Sevgi Çelik’in kazanımla sonuçlanan hukuk mücadelesinin nasıl başladığını şu sözlerle anlatıyor: “Davacı ile aynı işi yapan iki erkek çalışan, davacıdan daha fazla ücret alıyordu. Sırf kadın olduğu için müvekkilime düşük ücret veriliyordu. Bu nedenle önce davacının iş akdini bir ihtarname ile feshettik. Daha sonra da müvekkilim için, haklı fesihten dolayı kıdem tazminatı ve eşit işlem borcuna aykırılıktan 4 aylık ücreti tutarında tazminat talebiyle iş mahkemesine dava açtık. Bu haksızlığı, tanık anlatımları ve bordro kayıtlarına göre ispat ettik. Ama buna rağmen, mahkeme kıdem tazminatı talebimizi kabul etmedi. Eşit işlem borcuna aykırılık nedeniyle tazminat ödenmesi talebimizi de reddetti. Bunun üzerine biz de Yargıtay’a başvurduk.”

Patron ayrımcılık tazminatı ödeyecek

Kadınlara yönelik ücret ayrımcılığı çok yaygın. Peki, ilgili hukuk maddesi bu anlamda gasp edilen hakların iadesi için yeterince güçlü mü? Bu sorumuza yanıt verirken, İş Kanunu’nun 5’inci Maddesi’nden söz ediyor Avukat Bulut: “5’inci madde gayet açık. Buna göre işveren çalışanlara eşit davranmakla yükümlü ve aynı işi yapan işçilere eşit ücret ödemek zorunda. Yasaya göre cinsiyet, ırk ve inanç vb. ayrımı yapıldığı takdirde işveren, işçinin 4 aylık ücreti tutarında tazminat öder. Ülkemizde birçok ayrımcılık cinsiyet temellidir. Dolayısıyla yasal sürecimizde gelinen en son noktada, patronun ücret politikasında cinsiyet ayrımcılığı yaptığına hükmedildi.”

Bulut, yasa maddesinin net olduğunu ancak ücret ayrımcılığa maruz bırakılan pek çok işçi kadının haklarının farkında olmadığını belirtiyor. Bu nedenle de ücret ayrımcılığına karşı hak arama girişimlerine çok az rastlanıyor. Bu noktada sendikaları da eleştiren Avukat Bulut, işçi kadınların haklarını bilmemesi ve aramamasında sendikaların rolü olduğunu söylüyor: “Bana danışan işçilerin arasında bazı sendikalardan yardım isteyenler de var. Fakat işçi kadınlara, ‘boşuna dava açmayın, kazanamazsınız’ demişler! İşte hukuk yolu böyle nedenlerden dolayı tercih edilmiyor.”

Artık emsal bir karar var

Av.Bulut’a göre, ücret ayrımcılığına karşı açılan davaların bu kadar az olmasının tek nedeni, işçi kadınların yeterince bilinçli olmaması değil. İşini kaybedip başka iş bulamama korkusu da nedenler arasında. “Bir diğer neden ise açılan davaların reddedilme ihtimalinin yüksek oluşu” diyor Bulut; “Bizim açtığımız dava da reddedilmişti, işveren haklı görülmüştü. Biz reddedilen davamızı Yargıtay’a taşıdık. Yargıtay haklılığımıza karar verdi.”

Davaların azlığında bir diğer etkenin ise bu konuda emsal bir kararın bilinmemesi olduğunu ifade eden Av. Bulut, “Ama artık emsal bir karar var! Bu karar, bu konuda açılmış ve açılacak davalara emsal nitelikte” diye konuşuyor.

Öte yandan Sevgi Çelik davasında dikkat çeken bir diğer nokta da şu: Ücrette cinsiyet ayrımcılığı, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshine olanak verebiliyor ki bunu birçok insan bu davadan öğrendi. Av. Bulut, davanın bu açıdan da örnek bir dava olduğunu dile getiriyor.

Ücret ayrımcılığı ekonomik şiddet

“Eşdeğerde işe eşit ücret” ilkesine uyulması bir temenni değil, zorunluluk. Yasada var, Anayasa’da da hüküm altına alınmış. Peki, bunu işverenler neden hayata geçirmiyor? Üstelik yaptırım da söz konusuyken… Bu noktada Avukat Bulut, işveren zihniyetine dair şöyle bir yorumda bulunuyor: “Eşdeğer işe eşit ücret ödemeyen işverenler maliyetin düşürülmesini isterler. Bunun için de, çalışmaya mecbur olan ve sesini çıkaramayan, yeterli eğitim almamış kadınların ücretlerini eksik ödeme yolunu tercih ederler. Genelde kurumsallaşmamış küçük işletmelerde bu durum daha fazla söz konusu olur.”

Kadınların eşdeğer işe eşit ücret almamalarının aynı zamanda bir ekonomik şiddet olduğunu belirten Avukat Mustafa Bulut, “Erkeklerin kendilerinden daha fazla ücret aldığını gören ve bilen kadınlar bunu yargıya taşıyamasalar bile psikolojik olarak kendilerini kötü ve değersiz hissedeceklerdir” diyor.

Kadınlar giderek ev içine mahkum ediliyor

Bu önemli kazanımı bir kadın avukatla, İş Avukatı Merve Ömeroğlu ile de konuşuyoruz. Ömeroğlu, iş hukuku bakımından işverenin, işçilere ücret açısından farklı davranmamakla yükümlü olduğunu vurguluyor. Bu yükümlülüğün İş Kanunu’nda yer aldığına dikkat çeken Ömeroğlu, “Ama aslında bu yükümlülüğün temeli, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle de korunuyor” diyor ve şu örnekleri veriyor:

“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 14. ve Anayasa’nın 10. maddesinde; herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu düzenlenmiş. Yine, Türkiye’nin de taraf olduğu Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nde (CEDAW) ayrımcılığın yasak olduğu vurgulanıyor. Kadın işçilere aynı iş için daha az ücret ödenmesi de bu kapsamda, “cinsiyete dayalı ayrımcılık” olarak değerlendiriliyor. İş Kanunu’nda da, bu hüküm aynı şekilde yer alıyor.”

Ömeroğlu’na göre tam da bu nedenle, işverenin eşit davranma yükümlülüğünü ihlal etmesi, yalnızca bireysel işçi-işveren ilişkisi kapsamında değerlendirilecek bir konu değil. Kadın işçiler, iş hayatının pek çok basamağında; işe alınırken, ücret belirlenirken, terfi ettirilirken ayrımcılığa maruz kalıyor. Bu durum giderek kadın işçilerin iş hayatının dışına itilerek ev içi hayata mahkûm edilmesine neden oluyor.

Kadının fiziksel olarak daha yetersiz olduğu iddiası!

Anayasa, yasalar ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış eşit ücret ilkesine, neden birçok işyerinde uyulmuyor? Av. Ömeroğlu, bu soruya başka bir soruyla karşılık veriyor; “Bu sorunun yanıtı, kadının toplumsal hayattaki yeri konusunda eşitlik neden sağlanmıyor sorusunun cevabı ile aynı esasen!”

Av. Ömeroğlu, kadının ikinci plana atıldığı erkek egemen toplum yapısından patronların da nasiplendiğini, kadın emeğinin daha ucuz ve değersiz görüldüğünü vurguluyor. Kadın emeğini değersiz gören patronun aynı zamanda, “ne kadar ucuz işçi çalıştırırsam o kadar iyi” zihniyetinde olduğunu söyleyen Ömeroğlu, şöyle devam ediyor:

“Kadının fiziksel olarak daha yetersiz olduğu iddia edilebiliyor. Çoğu zaman bu bahaneler gündeme geliyor. Esasen işverenler ayrımcılık yasağının yasalarla korunduğunun bilincindeler. Bu nedenle de işe alım duyurularında açıkça ayrımcı ifadeler yer almazken, daha çok işe alım sürecinin devamındaki görüşmelerde ayrımcılıkla karşı karşıya geliniyor. Kadın işçiler henüz işe bile başlamadan işverenin yerleşik düzenini kabullenmek ve bunu normalleştirmek zorunda kalıyor. İş bulmanın hâlihazırda güç olduğu mevcut şartlarda, işini kaybetmeyi göze almak da kolay olmuyor.”

İşçinin mecburiyetinden faydalanmak

İşverenin de işçinin bu mecburiyetinden faydalanarak yasaları keyfi biçimde esnetme hakkını kendisinde gördüğünü ifade eden Av. Ömeroğlu, “Ancak, işçinin mecburiyetinden faydalanmak hukuka aykırı olanı hukuka uygun hale getirmiyor tabii ki. Yalnızca iş alanında değil, hayatın her alanında yasaktır kadına karşı ayrımcılık. Buna ilişkin kanun hükümleri ve uluslararası sözleşmeler, kadın hakları mücadelesinin yüzyıllar süren çabaları sonucu elde edilmiş kazanımlardır” diyor.

Av. Merve Ömeroğlu, son olarak cinsiyet ücret ayrımcılığa maruz kalan kadın işçilere şu önerilerde bulunuyor: “Bu işçiler ayrımcılık yasağını ihlal eden işvereni Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na (TİHEK) şikâyet edebilir, iş mahkemelerinde 4 aylık ücrete kadar ‘ayrımcılık tazminatı’ talebi ile dava açabilirler. Yine Anayasa Mahkemesi, AHİM ve CEDAW Komitesi de ayrımcılık yasağına ilişkin bireysel başvuruları incelemekle görevli. Bu kurumlara da başvurabilirler.”

Pin It on Pinterest