Bel Karper grevinde kazanım: ‘Gülen ineğin’ gülen işçisi!

Ayla Önder onderayla@gmail.com

Bel Karper peynir işçileri, 156 gün boyunca sürdürdükleri grevde hedeflerine ulaştı! Sendikanın işverence tanındığı ve fabrika patronu tarafından toplu sözleşme müzakeresinin kabul edildiği haberi geldi. Hâlâ fabrika önündeler. Bu kez zafer halayları çekiyorlar ve işe dönmek için gün sayıyorlar. ‘Bu grev benim için bir uyanıştı’ yorumunu yapan işçi Zeynep Köçek, süreci ve yaşadıklarını anlattı

Tekirdağ Çorlu’daki Bel Karper Peynir Fabrikası’nda zorlu koşullarda ve düşük ücretle çalışan işçiler, Tekgıda-İş Sendikası öncülüğünde 8 ay önce direniş başlatmış, ardından da 5,5 ay önce grev kararı alınmıştı. O zaman çıkan haberler “Gülen inek ağlattı” şeklindeydi. Şimdi ise o üçgen peynirlerin simgesi ineğin işçileri gülüyor; çünkü grev kazanımla bitti. Patron sendikayla masaya oturmayı kabul etti.

Grev çadırı aylardır işçilerin evi gibi olmuştu. İşe gider gibi her gün evlerinden bu çadıra geldiler. Neredeyse 8 aydır eylemdeydiler. Bu süreçte, çevredeki diğer fabrikalardan işçiler yanlarındaydı. Hatta İstanbul’dan otobüslerle direniş yerine gelen farklı işkollarından işçiler de grevdeki işçilerle dayanıştılar.

Hayatları adeta fabrika önünde geçerken, aylar sonra bir haber geldi. İşyerinde işverenle müzakerelere başlanacağını ve işten çıkartılan işçilerin işlerine iade edileceği duyumunu aldılar. Sonra da şöyle bir gelişme oldu: 19 Ekim’de Ankara’da, Çalışma Bakanlığı’nın arabuluculuğunda yapılan görüşmeler sonucu kazanım gerçekleşti. Bu haberden sonra işçiler muhteşem bir sevinç yaşadılar.

Bel Karper işçisi Zeynep Köçek ile süreci, kazanımlarını ve yaşadıklarını konuştuk.

‘Var olan haklarımızı elimizden aldılar’

Aslında her şey işverenin sendikaya karşı çıkışıyla başladı. Fabrikada toplu sözleşme yapabilmek için gerekli üye sayısına ulaşan Tekgıda-İş Sendikası’nın bakanlıktan aldığı yetkiye patron itiraz etti. Bununla da yetinmedi, hukuki süreç devam ederken aralarında sendika baş temsilcisinin de olduğu 5 kişiyi işten çıkardı. 12 işçiyi ise ücretsiz izne ayırdı. Bütün bunlara verilen yanıt ise önce direniş sonra grev oldu.

“Koşullar kadın işçiler için daha mı zordu fabrikada?” sorusuna Zeynep Köçek, “Evet” yanıtını veriyor; “Fabrikada bazı işler, özellikle makine temizlikleri ve üretimde yapılan ağır bazı işler kadınların üzerindeydi” diyor. Kendilerini direnişe götüren koşulları şu 3 cümlede özetliyor: “Var olan haklarımızın elimizden alınması, yaşam koşullarımızın giderek kötüleşmesi, fazla çalışma, istenen zammın verilmemesi, sendikamızın kabul edilmemesi gibi birçok şikâyetimiz vardı. Çalıştığımız bölümden sürekli farklı işlere çekilmemiz söz konusuydu. Sabit bir iş, kadınlara verilmiyordu!”

‘Haklı olmanın bu kadar zor olduğunu bilmiyordum’

Hayatında ilk kez direnişe çıkmış Zeynep Köçek. Bel Karper’den önce farklı bir fabrikada 2 sene operatör olarak çalışmış. Daha önceden bir gazetede veya internette direnişteki işçilerle ilgili bir haber okuduğunda acaba neler hissediyordu? Bu soruya karşılık şunları söylüyor:

“Ben böyle bir direniş ve grev yaşamadan önce, bu şekilde bir haber okuduğumda, haklı olmanın bu kadar zor olduğunu, insanların nelerle karşılaştığını bilmeden, üstünkörü okuyup geçerdim o haberi. Fakat şu an işin içerisinde bir kadın direnişçi olarak böyle bir haberi artık çok farklı okurum. Bu birlikteliğin, mücadelenin zorluğunun, samimiyetinin, yıllarca sürecek olan yol arkadaşlığının bilincinde okurum ve aynı heyecanı yaşarım. İlk önce neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Fakat haklı mücadelemizin heyecanı bambaşkaydı. Kendimizi ifade edip, sesimizi duyurmak için bir yola girdik arkadaşlarımızla.”

‘Bize yaşatılan şiddet beni çok etkiledi’

Direnişe yanıt gelmedi, işveren kapı önünde bekleyen işçilere karşı suskunluğunu sürdürdü. Bu kez de greve çıktı Bel Karper işçileri. İşçi Zeynep, hayatının ilk grevinde karşılaştıklarının beynine kazındığını anlatıyor. Grevdeki hiç unutamayacağı anlarından birinin, Tekirdağ Valiliği’ne arkadaşlarıyla gittiğinde yaşadıkları olduğunu söylüyor: “Valilik önünde sadece sesimizi duyurmak isterken, çok yoğun ve sert bir müdahaleyle karşılaştık. Çoğu arkadaşımız polisler tarafından dövüldü, tartaklandı, yerlerde yuvarlandı. Birçoğu gözaltına alındı. Ben de şiddet görenlerdendim. İşte o an haklı olmanın ne kadar zor olduğunu fark ettim. Hiçbir kural tanınmadan bize yaşatılan şiddet beni çok etkiledi. Karşılaştığım bu çok sert müdahale sonrası çelişkiye düştüm. Şiddetten dolayı sığındığımız polislerin biz kadınlara şiddet uyguladığını görmek beni derin bir hayal kırıklığına uğrattı!”

İşverenin milliyeti fark etmiyor

İşçi-işveren cephesinde hiçbir şeyin yansıtılanlar gibi olmadığını söylüyor Zeynep. Greve çıkmanın bir işçiyi çok değiştirdiğini dile getiriyor. İşin içinde olmanın, yaşamanın çok başka bir duygu olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Greve katılmak hayatımda ‘iyi ki bunu tecrübe etmişim’ dediğim bir olaydı.”

Oysa işe girerken zihninde her şey farklıymış; “Fransız işveren, daha moderndir. İş koşulları daha iyidir” şeklinde düşünceler geçmiş zihninden. Hatta bu firmada işe başlarken şanslı olduğunu dahi düşünmüş. Sonra da “Demek ki işverenin Fransız’ı da Türk’ü de aynı imiş” diye mıhlamış kafasına. “Benim gözümde var olan haklar elimizden alındıktan sonra, hiçbir gelecek vadetmeyen günü kurtarmalık bir işyeriydi burası artık” diyor.

‘Grev kırıcılığına izin vermedik’

Bu arada dışarda grev sürerken içeriye yeni işçi almak isteyen patronun bu tutumuna karşı oldukça zor anlar yaşamışlar. En zoru da gelen taşeronların içeri sokulmaması olmuş. Bunu nasıl başardıklarını sorunca şöyle diyor: “Kanunsuz şekilde getirilen işçileri, 24 saat kapı önünde nöbet tutarak ve işçi servislerinin önünde bekleyerek engelledik. Biz kanunsuz olan durumlar için müdahale ettik. Yönetmeliğe uygun olan arkadaşlarımızın içeride çalışmasına hiçbir şekilde karşı gelmedik. İşverenin bize karşı oynadığı tüm oyunların karşısında dimdik durarak bu haksızlığa dur dedik. Ben hayatında karakol görmemiş bir insanım. Adliye önünde polisin bizi dövmesiyle ve gözaltılarla ilk önce bir korku oluşmuştu içimde. Fakat haklı olduğunuz sürece, bu korku duyduğumuz mercilerin aslında bizim için de orada olduğunu ve bizi dinlemesi gerektiğini gösterdi zaman bana. Artık hiç tedirgin olmadan derdimi dile getirip hakkımı talep edebiliyorum.”

Aylarca hakları için mücadele eden işçiler, beklenmedik kötü olaylar da yaşadı. Araçlarıyla evlerinden grev alanına giderken yolda trafik kazası geçiren grevciler yaralandı ve hayati tehlike atlattılar. Yaralananlar arasında daha önce söyleşi yaptığımız işçi Nuray Arslan da vardı.

‘Ailem ve eşim de bu sürecin parçası oldu’

Zeynep Köçek aslında bir grafiker. 31 yaşındaki Köçek, İstanbul’da yaşıyormuş. Eşiyle tanışıp evlenince eşinin memleketi olan Tekirdağ’a gelmiş. Fakat Tekirdağ’da grafikerlik alanında iş bulamayınca Bel Karper’e girmiş. 8 yıldır evli, çocuğu yok. Eşi de işçi, mekanik bakım teknisyeni.

Eşinin direniş ve grevle ilgili düşüncelerini soruyorum. Greve ilk başladığında tedirgin olduğunu söylüyor; “Eşim ilk olarak grev sürecinin gidişatını bilmediği için bazı durumlarda tedirgin davrandı. Bir şeyleri elde etmenin ve hak aramanın zorluğunu bir kadın olarak yaşadığımız bu dönemde aynı mücadeleyi evlerimizde de verdik. Çünkü ilk olarak evde ‘boşa harcanılan zaman kaybı’ olarak görülüyordu bu durum. Fakat daha sonra, mücadelemizi gördükten sonra eşim beni destekledi. Bu grev süreci ben ve ailem için yaşanan ilk tecrübeydi. Ve ben yaşadıkça, bu süreci kendim deneyimledikçe gerek eşim gerekse ailem benimle birlikte bu sürecin bir parçası oldu.”

Kazanınca en çok kadınlar ağladı

Kadın arkadaşlarıyla geliştirdikleri dayanışmadan da söz ediyor Köçek; “Grev esnasında her alanda aynı zorluklara göğüs gerdik. Kadın olmanın zorluğunu her anlamda bize gösteren hayata karşı birbirimizin elini hiç bırakmadık. Kazandığımız duyulduğunda da en çok kadınlar ağladı.

Ailem artık haksızlığa başkaldırışımızı gururla anlatıyor. Benim babam ve arkadaşları 1980’li zamanlarda grev süreçlerinden geçmişler. İşçi hakkı ve grev hakkında bilinçli olan bir adam benim babam. Greve katıldığımı duyunca dediği tek şey şu oldu; ‘İşçiler yeterince eziliyor kızım. Bu düzene haklı bir başkaldırış greviniz. Her zaman arkandayım’. Hatta bana, ‘vazgeçme, pes etme, haklısınız, kazanacaksınız, seninle gurur duyuyorum’ dedi. Annem ise ilk olarak endişeli şekilde komşulara ‘kızım grevde’ diyordu. Şimdi ise grevi kazanmamızın ardından, ‘haksızlığa başkaldırdı benim kızım’ diyor. Gururla anlatıyor.”

‘İnandığımız yolda ilk meyvemizi aldık!’

Grevin “kazanıldığı” haberinin ulaştığı güne geliyoruz. Büyük bir heyecanla anlatıyor: “Kazandığımızı duyduğumuzda hepimiz sevinç gözyaşları döktük. Çünkü bu yola girerken çok fedakârlıklar, zorluklar içinden geçtik. Bunu sonuna kadar hak ettiğimizden dolayı bir bayram havası içinde neşeyle birbirimizi kucakladık. Sevinçten ağladık, güldük, bağırdık. Hak ettiğimiz ve sonuna kadar inandığımız bu yolda ilk meyvemizi almıştık. ‘Artık çok daha güçlüyüz, biriz, beraberiz’ duygularımızla sevinç halaylarımızı çektik.”

Bel Karper işçileri “mutlaka kazanacağız” diyordu. Sadece kendilerine değil, sendikalarına da sonuna kadar güvenle bunu söylüyorlardı. “Biz grevcilerin hemen hepsi işçi çocukları. Kendim de işçiyim, babam da işçi. Hepimiz bu konuda sendikamıza da, kendimize de sonuna kadar güvendik. Çünkü derdimiz ekmek davasıydı. İnsanca yaşayıp var olma çabasıydı” diyor Zeynep Köçek ve ekliyor: “Bu coşku bizim hayatımızda birlikte kazanarak verdiğimiz ilk mücadelemizin ürünü. Bu süreçte en çok yorulan biz kadınlar, bu kazanımda çok büyük sevinç duyduk. Fakat aynı zamanda hüzünlüydük. Çünkü haklı olmak bu kadar zor olmamalı! Bu durum zoru başarmaktı biz kadınlar için. Yeri geldi birbirimizin omuzunda ağladık. Ama hiç desteğimizi çekmedik birbirimizden. Bu direniş bizim hayatımızda her anlamda dönüm noktasıydı.”

Kabuğu kırmak

Boyutları her ne olursa olsun ıstakozlar çok diri gözükür. Çok diri gözükmeleri o kadar da kolay olmaz. Istakozlar büyüdükçe kabukları dar gelmeye ve ıstakozu sıkmaya başlar. Dar kabuğunun oluşturduğu baskı ve stres, ıstakozu bir kaya dibinde kabuğunu kırmaya yönlendirir. Büyük çaba sarf ederek kabuğunu kayaya vurarak kırar ve yeni kabuğu hemen oluşmaya başlar! Bel Karper işçisi Zeynep Köçek’in böyle bir kabuğu vardı en başta! Çünkü hayatında ne bir direnişe ne de bir greve katılmış.

“O kabuk nasıl kırıldı” diye soruyorum; Zeynep şöyle yanıtlıyor: “O kabuğu kırmak insana bir ferahlık veriyor. Evet, o kabuk, deneyimlerden ve yaşanan olaylardan sonra kırıldı. Çünkü hiçbir şey sana tepside sunulmuyor. Sen istersen alıyorsun. Keşke grevi 31 yaşımda değil de daha erken yaşlarda deneyimlemiş bir kadın işçi olsaydım. Sadece işyerinde değil, etrafımda oluşan haksızlıklara da çok daha farklı tepkiler verirdim. Bu grev benim için bir uyanıştı!”

Pin It on Pinterest