Hikâyenin Yok Hali: Devredilen Miras Yoksulluk

09Sare Öztürk    ozturksare48@gmail.com

Hikâyenin Yok Hali’nde kadınların anlatıları yoksulluğu daha derinden yaşadıklarının açık göstergesi. Kadınlar parça başı iş, çekçeğe çıkma ya da çiçek satma gibi güvencesiz işlerde çalışıyorlar. Düzenli gelir elde etmenin mümkün olmadığı bu işler Pandemi ile birlikte durma noktasına geliyor.

Hikâyenin Yok Hali, Derin Yoksulluk Ağı tarafından 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’nde yayınlandı. Kitap, verilerde sıkça duyduğumuz yoksulluk anlatımında yer almayan farklı bir anlatı biçimi sunuyor, doğrudan öznelerin sesi, soluğu olma niteliği taşıyor. Derin Yoksulluk Ağı’ndan Güliz Kalender, Hacer Foggo, Selen Yüksel, Şevval Şener ve Şeyma Duman’ın sahada yaptığı görüşmelerin hikâyeleştirilmesi ile oluşuyor Hikayenin Yok Hali. Derin Yoksulluk Ağı’nın uzun süredir devam eden çalışmaları sırasında hayatlarına dokunduğu kişilerin gerçek hikâyeleri anlatılıyor kitapta ve 14 kişinin hikâyesine yer veriliyor.  Görüşmelerin hikâyeleştirilmesi ile oluşan kitapta hikâyeler, kişilerin izinlerine göre isimleri değiştirilerek ya da doğrudan isimleri ile anlatılıyor. Her hikâyenin ardından konuya ilişkin mevzuat, veri ya da haberlere de yer veriliyor. Bu anlatım biçimi mevzuat ile pratik arasındaki kopukluğun çarpıcı bir biçimde görülmesini sağlıyor ve yoksulluğu insan hakları ihlali olarak ortaya koyuyor.

Kitabın yazılmasını ve bu hikâyelerin anlatılmasına karar verme sürecini Derin Yoksulluk Ağı’ndan Hacer Foggo şu sözlerle anlatıyor: “İyilikle başlayıp kolayca kötülüğe de dönüşebilir bu hikâyeler, size zarar verebilir, konforunuz bozulabilir. Bu satırları yazdığımda henüz “pandemi” hayatımıza girmemişti. Derin yoksulluk hikâyelerini anlatmaktan artık vazgeçtiğim bir dönemde salgın başladı. Zor sokaklardaki yokluk açlığa evrildi. Böylece fikrimi değiştirdim; bu hikâyeleri duymayan kalmasın istedim” (s:12). Unutulmasın dediği 18 yaşında garson olarak çalışan Alihan’ın intihar notunu ekliyor: “Garson bey menüde ne var? -Hayat var efendim -al senin olsun bu hayat ben yokum…”

Pandemi ile birlikte daha da ağırlaşan yoksulluk hallerinin yükü tüm hikâyelerde derinden hissediliyor. Öyle bir yoksulluk hali ki bu miras gibi devrediliyor ancak devredildikçe yok olmuyor, yoksulluk artıyor, derinleşiyor. Hacer Foggo derin yoksulluğu şu şekilde anlatıyor: “Halil’i tanıdığımda 7 yaşındaydı. Babası kağıt toplayıcısıydı. Halil de kağıt topluyor şimdi. Nesilden nesile devredilen derin yoksulluk böyle bir şey işte” (s:122). İmkânların, fırsatların olmadığı; yaşam koşullarının giderek zorlaştığı, yokluğun miras olarak taşınması derin yoksulluk.

Kitapta yaşa, cinsiyete ve mesleğe göre dağılan farklı yoksulluk hikâyeleri yer alıyor. Kağıt toplayıcıları, çiçekçiler, müzisyenler, engelliler, eğitim hakkından mahrum kalan çocuklar, gıdaya erişemeyen ya da barınma sorunu yaşayanlar kitabın odağında. İş bulamayıp çekçeğe çıkanlar anlatıyor. Saatlerce yürümek gerektiğinden her gün yapılacak iş değil diyorlar. Erkek çekçeği getirince kadın devralıyor. O çıkıyor kağıt toplamaya yoksa açlık kapıda bekliyor.

Kadınlar yoksulluğu daha derin yaşıyor

Hikayenin Yok Hali’nde kadınların anlatıları yoksulluğu daha derinden yaşadıklarının göstergesi. Kadınların çalıştıkları alanlar güvencesiz parça başı çalışma, çekçeğe çıkma ya da çiçek satma… Düzenli gelir elde etmenin mümkün olmadığı alanlar bunlar. Pandemi ile birlikte durma noktasına geliyor. Bunlardan sadece biri “Dört çocuğuna bakan yalnız bir anne. Resmî boşanma olmadığı için sosyal desteklerden yararlanamıyor. Evlerde temizlik işi yapıyordu, pandemide durdu. Boncuklarla takı yapıp sokakta satmaya başladı. Birikmiş beş aylık kirası var. Evsiz kalma riski altında” (s:125).

Evsiz kalma, temiz su ya da gıdaya erişim sorunu en temel sorun. Barakada yaşamaktan kaynaklı böcek ve fareler kadınların kâbusu. Sabaha kadar bebeklerin yanaklarını fareler yemesin diye yanında bekleyen kadınlar var. Ve talebi son derece erişilebilir: “Sabaha kadar uyumuyorum. Koca koca fareler üç yaşındaki bebeğimi yemesinler diye… Tuğla istiyorum” (s: 127).

Bebeklerine mama alamadığı için şekerli su içiren kadınlar yoksulluğu daha derin yaşıyor. Baş etme yöntemleri geliştiriyorlar. Bunlar: bebeklerine mama yerine şekerli su, pirinç lapası, hatta hazır çorba vermek gibi yöntemler… Mamayı erken bırakmak da bu yöntemler arasında. Ki marketlerde bebek mamalarına alarm takılması da meselenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Derin yoksulluk hak ihlallerine yol açıyor

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Madde 25.1’e göre: “Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir.” Buna göre yoksulluk nedeniyle sağlık, barınma ve beslenme sorunu yaşayan, eğitime erişim sağlayamayanlar haklarından mahrum kalıyorlar. Dolayısıyla derin yoksulluğun yol açtığı hak ihlalleri söz konusu. Kitaptaki hikâyelerin gösterdiği üzere tuğla istemek gibi karşılanabilir talepler mevcut. Kitap, hikâyelerdeki kişilerin talepleri ile mevzuat arasındaki uçurumu çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Kağıt üzerinde her şey gayet iyi görünüyor, peki ya uygulamada?

Hak ihlalleri raporu olan bu kitap umuyoruz görünmeyenin görünür olması yolunda bir adım olur ve derin yoksulluğu siyasetin gündemine taşıyarak uygulamadaki eksiklerin giderilmesini sağlar. Çünkü 14 hikâyede de anlatıldığı gibi çok temel ve ulaşılabilir ihtiyaçların karşılanamaması söz konusu. Bu aslında sosyal devlet politikalarının eksikliğinin bir göstergesi değil mi?

Hikâyenin Yok Hali kitabını buradan okuyabilirsiniz.

Pin It on Pinterest