Bakırköy Belediyesi’nde greve çıkan kadınlar: “Bu sene TİS taslağına kadın komitesini koyduk”

Saniye Evren   saniyeevrensolum@gmail.com

Bakırköy Belediyesi’nde grev var. Biz de grev alanındaydık… Grevde kadınlar en ön saflarda yer alıyor; kimi slogan attırıyor, kimi gelenleri karşılıyor, kimi halayın başını çekiyor. Temel talep güvenceli bir iş. Kadınlar cinsiyet temelli ayrımcılıklarla mücadeleyle ilgili taleplerinin özellikle altını çiziyorlar.

Yüzlerce işçi iş güvencesi ve insanca yaşanabilecek bir ücret için günlerdir tek yürek olmuş, grev halayları ile coşuyor. Hepimiz için kurtuluş hep birlikte direnmektir, diyorlar. Bakırköy Grevini işçiler ve sınıf mücadelesi içinde önemli kılan ise onca tehdit, siyasi baskı ve yıldırmaya rağmen başlaması ve kararlılıkla sürdürülmesidir diyebiliriz.

Bakırköy Belediyesi’nin önünde gerçekleşen greve baktığınızda ilk önce kadın işçilerin yoğunluğu dikkatinizi çekiyor. Biri çay demliyor, biri halayın başını tutuyor. Biri gelenleri karşılıyor. Biri arka arkaya sloganları birbirine katıyor. Bizler de kadın işçilerin yaşam gailelerini ve grevden beklentilerini merak ettik ve kadın işçilerle yaptığımız söyleşide zorlu çalışma koşullarından, toplu sözleşme mücadelelerine, cinsiyet eşitsizliklerinden, düşük ücretlere, sendikaların kadın politikalarından, bir kamu hizmeti olarak belediyelerin nasıl olması gerektiğine kadar pek çok çerçevede sorularımıza cevap aldık. Duyduklarımız, öğrendiklerimiz sadece biz de kalmasın diyerek işçiden işçiye uzanan yolda deneyim aktarımına dönüşmesi için oluşturduğumuz notları paylaşıyoruz.

Saliha Bakırköy Belediyesi’nde 10 küsur yıldır çalışan bir temizlik işçisi. Yaşamının bir robot gibi olduğundan bahsediyor. “Çok yoğun bir çalışma temposuna sahibiz. Yeterli personel olmadığı için her birimiz üç kişi gibi çalışıyoruz. Buna rağmen ne doğru dürüst bir sosyal hakkımız var ne de doğru dürüst geçinebilecek bir ücret. Ben pandemide sağlık bölümünde çalıştım, korona hastalarının odalarını temizledim. Çocuğum var. Ona bulaşacak diye yaşadığım korkuyu tarif edemem.” diye anlatıyor yaşadıklarını. Sağlıklarını hiçe sayıp çok çalışmalarına rağmen yaptıkları işi bir türlü beğendiremediklerini belirten Saliha, kendilerinin oturdukları yerden para alanlar olarak gösterildiğine de dikkat çektikten sonra şöyle devam ediyor: “Şu belediyede her bölümde her işte çalıştım. O bölümden ona geçirip durdular. Hep alın terimi verdim. Çalıştım şikâyet etmedim ama buramıza kadar geldi. Yeri geldi danışmada, yeri geldi sağlıkta, yeri geldi kreşte çalıştım. Angaryaların hepsini de yaptık. Ama bu kadar özveriye rağmen çok önemli bir günümüzde yarım saat bile izin alamıyoruz.”

Her türlü angarya kadınlarda

Kadın işçi olarak belediyede çalışmanın zorluklarını sorduğumuzda: “Kadınları kesinlikle daha fazla yoruyorlar. Grev alanında bile daha çok çalıştığımızı söylemek isterim. Ezilen her yerde biz oluyoruz maalesef. Evde, işte, insanız biz de daha ne yapalım. Köle değiliz. İnsanız. Ücretler aynı eşitsizlik yok ama iş istemeye gelince beklentiler eşit değil. Bize daha çok iş, angarya yüklendiğini kime sorsan söyler. Kadınlara özgü hiçbir madde, hiçbir kazanım yok. Anneler gününde çocuğumun gösterisi için yarım saat izin alamadım ben. Bunu kabul etmiyorum. Kadınlar günü izni de yok” diye ekliyor.

Greve çıkarken kaygılarınız, çekinceleriniz var mıydı sorusuna: “Ben ilk kez greve çıkıyorum. Benim yöneticim çıkmadı mesela. Hak vermeli belki de bilmiyorum çünkü çok tehdit edildik. Greve çıkanların kesinlikle işten çıkarılacağı yönünde baskılar gördük. En temel haklarımızı vermezlerse kendileri bilirler. Bizim de grev hakkımız var. Mücadelemize sonuna kadar devam edeceğiz.”

Yasemin de dokuz yıldır Belediye’nin farklı birimlerinde çalışmış. “Tiyatro Müdürlüğü’nün sözleşmeli işçileri olarak çalışıyoruz. Toplam 230 kişinin 180’i grevde. Bizim için grevin en önemli talebi iş güvencesi. Giriş çıkış yapılmasın. Geçmiş dönemde yapılan TİS sayesinde haftada 40 saat çalışıyoruz” diyor. Ama çok yoğun bir mesai olduğunu söylüyor. Özellikle kreşlerde, park ve bahçelerde hemen her bölümde yoğun çalışma tempolarının olduğundan bahsediyor. “Belediyeye özgü bir sözleşmeyle çalışıyoruz. Biz greve çıkarken müdürlükler aracılığıyla çok baskı oldu. 30’ar 30’ar işten çıkarılacaksınız dediler. Bu baskıların siyasi yönü oldu. Partiyi karşımıza alamayız noktasına getirdiler insanları. Bu sebepten yanımızda olamayan arkadaşlarımız da var. Grevi siyasileştirmeye çalışıyorlar.” Belediyenin bir kamu kuruluşu olduğuna dikkat çeken Yasemin, Belediyenin patron moduna girmemesi gerektiğine de vurgu yapıyor: “Bakırköy belediyesinin başkanı “Bakırköy halkının parasını böyle şeyler için çar çur edemem” diyerek bizi halkla karşı karşıya getirmeye çalışıyor.” diyor.

Regl iznini tartıştıramadık

Kadın olarak belediyede çalışmanın zorluklarının olduğunu fakat pek çok kadının hafta sonu izinleri olduğu için buralarda çalıştığını söyledikten sonra son dönemlerde belediyelerde yaygınlaşmaya başlayan toplu sözleşmelere cinsiyet temelli ayrımcılıklarla mücadele için çeşitli maddeler ekleme eğiliminin kendilerinde de olduğunu belirtiyor. “Bu sene TİS taslağına kadın komitesini koyduk. Orada üç kişi var. Toplumsal cinsiyet eşitliği maddesi koyduk. 8 Mart ikramiyesi var ama tatili hala yok, regl iznini tartıştıramadık. Bizim taleplerimiz daha gerçekleşmedi. Erkeklerle belki ücret farkı yok ama kadınların çalıştıkları bölümlerde çalışma çok yoğun. Örneğin kreşler böyle. Çay içmeyi bırakın tuvalete bile gidemiyorlar. Yine kız yurdunda gece çalışması var yasaya aykırı bir şekilde çalıştırılıyorlar. Beğenmedikleri bir durum olursa da “bir de kadın olacaksın” diye hakaret ediyorlar.

Yasemin kendilerine sıfır zam teklif edildiğini, TÜİK’in yüzde 20’lik enflasyon oranlarının bile altında kaldıklarını, sözleşmeli olarak değil ama güvenceli kadrolu çalışmak istediklerini, her an işten çıkarılma korkusu yaşamak istemediklerini de sözlerine ekliyor. Sevda 13 yıldır kreşte büro personeli olarak çalışıyor. Çok yoğun çalışmalarına rağmen işlerini sahiplendiklerini, ama hastalık izni bile alamadıklarını anlattıktan sonra pandemi sürecinde neler yaşadıklarına değiniyor. “Pandemide kreşler kapatıldı. Kısa çalışmaya geçildi. İlk gözden çıkarılanlar biz olduk. Pandemide kısa çalışmaya geçilince “Biz daha az personelle bu işi yapabiliyormuşuz” deyip bizi tamamen işten çıkarmayı düşündüler. Bu noktada patron mantığı ile işçilere maliyet gözüyle baktıklarını da belli ettiler. Üzüldüğümüz taraf şu: Orada bir emek veriyorsunuz ve emeğiniz kesinlikle görünmüyor. Emeğimizin küçümsenmesi bizi üzüyor.”

Ücret eşitsizliğini sorduğumuzda “Ücretlerdeki eşitsizlik burada kadro, statü farkları üzerinden var. Taşeron şirketlerinden geçenler de oldu. Neredeyse asgari ücretin altında çalışanlar bile var.”

Doğum izninde olanları işten çıkardılar

Kadın işçi olarak yaşadığınız zorluklar nelerdir diye sorduğumuzda “Doğum izninde olan arkadaşlarımızı işten çıkardılar. Aynı şey başımıza gelir diye çocukla ilgili kararlarımızı etkilediler. Doğum iznine çıkanlara eskiden ücret de verilmiyordu. Her şey işçiden bekleniyor. Yetki onlarda ama her türlü sorumluluk bizde. Koordinatör ve müdürlerimiz de yetkisiz aslında.”

Greve çıkarken çekinceleriniz oldu mu sorusuna ise “Ben daha önceki greve de çıkmıştım. Grev başlamadan önce müdürler aracılığıyla aranarak uyarıldık. Üzerimizde baskı kuruldu.” şeklinde bir cevap veriyor.

Grevlerinin en önemli talebinin iş güvencesi olduğunu sürekli giriş-çıkış yapmaktan bıktıklarını ifade ederek, “Emeğimizin görünmesini istiyoruz. Buranın çalışanlarla var olduğunun görünmesini istiyoruz. Biz yoksak burası da kendisini var edemez. Burada işçilerin arasındaki farklı statüler ve bölünmelerin ortadan kaldırılması gerekiyor.” diyor.

Hilal de 26 yıldır Bakırköy Belediyesi’nin Mali Hizmetler Müdürlüğünde kadrolu çalışmış. “Son bir yıldır da park ve bahçelerdeyim. İşçi statüsü, memur statüsü, kadrolu, sözleşmeli, şirket personeli vb. çok fazla bölünmüşlük var. Belediye cezalandırmak istediğine, ‘İşçi statüsündesin her verdiğim işi yapmak zorundasın.’ diye uyarıyor. Oysaki işin niteliğinde meydana gelen bu değişikliğe işçinin itiraz etme hakkı vardır.” diyor. O da çalışmanın yoğunluğundan bahsediyor. Mola saatlerinin ise çalışmanın temposuna göre çok yetersiz olduğunu öğreniyoruz.

Grevden beklentileriniz nedir diye sorduğumuzda aldığımız cevap ise şu: “Mevcut aylık ücretlerimizin artması, bu artışın emekliliğimize yansımasını istiyoruz. İş güvencesi istiyoruz.”

Bir dokun bin ah işit. İşçilerin talepleri net. Duruşları net. Grev coşkuyla devam ediyor.

Bizler de bu vesileyle işçilerin iş güvencesine sahip olmak, insanca yaşanabilir ücretler almak, insanca çalışabilecek koşullara ulaşmak, yeni haklar elde etmek ve mevcut haklarını geliştirmek istediklerini,

İşçiler arasında kadro, kademe, statüler aracılıyla bölünmeler yapılarak ücretlerde adaletsizliğe karşı çıktıklarını,

Yoğun tempolu, angarya içeren, zor işlerde kadınların görevlendirilmesine ve cinsiyetçi söylem ve ayrımlara karşı olduklarını duyururuz.

Belediye yönetimlerine, müdürlüklerine ve TİS’ten sorumlu olan kurullarına ve Başkanına da

Belediyelerin şirket, belediye başkanlarının patron olmadığını,

Grev alanlarının siyasi partilerin genel merkezleri değil işçilerin işyerleri olduğunu,

Greve çıkmak isteyen işçilere tehdit, baskı, yıldırma yapmanın da suç olduğunu hatırlatmak isteriz.

Pin It on Pinterest