Sağlık ekip işi anladık: Ama birini seçip neden ötekilerini görmüyorsunuz?

İpek Deniz    ipekkdeniz@gmail.com

İpek hep hastanelerdeki ötekilerin haberlerini ve deneyimlerini paylaşıyor. Buralardaki erkler tarafından görünmeyen bu emeğin, yanlarında olduklarını düşündükleri vekillerce de görünmemesi üzerine yazmış bu kez. Bu bir sitem değil eleştiri…

Bütçe görüşmeleri sürerken artan yoksulluk, eylemler, grevler devam ediyor. Sağlık emekçilerinin canı yeterince sıkkın. Gündemde ciddi bir geçim derdi ve yine yeni varyantlarla artışa geçen Covid mevzusu var. Yoğun çalışma temposu, bitmeyen ama önlemleri bitirilen Covid 19, tükenmişlik sendromu, meslek hastalıkları ve daha nice sorunu sıralamak mümkün. Aslında tam da bu dönemde kimin ne yaşadığını anlayabilmek ayrı bir öneme sahip. Bu denli yoğun, negatif bombardıman altında iken halden anlayanların, birbirini anlayanların olması kesinlikle çok kıymetli ama sağlık emekçileri için bu durum biraz farklı sanki. Özellikle eşitlik, hak, hukuk mücadelesi verenlerin sağlık emekçilerine uzak ve yaşadıklarından habersiz olmalarını kabullenemiyor insan. “İlla dostun gülü yaralar beni” şarkısı var ya; biraz öyle.

HDP geçtiğimiz günlerde meclise bir araştırma önergesi verdi.  Yolda yürürken elimdeki telefondan okudum ve yine canım sıkıldı. Metin şu şekilde:

“Koronavirüs salgın hastalığı sağlık sistemindeki mevcut sorunları görünür kılmış; sağlık emekçileri ile tıp hekimlerinin olağanüstü çalışma koşullarının yarattığı güçlük, kimi doktorların mesleklerinden vazgeçmelerine, kimilerinin ise yurtdışına gitmelerine neden olacak boyutlara varmış olup doktorların ve sağlık çalışanlarının maruz kaldığı temel sorunların sebep ve sonuçlarının tespiti ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacı ile Anayasa’nın 98’inci, İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırılması açılmasını arz ve talep ederiz. 22.12.21 Meral DANIŞ BEŞTAŞ – Saruhan OLUÇ

Birikmiş sorunları ile gündemden düşmeyen sağlık emekçileri için bir şeyler yapma sorumluluğu ile yazılsa da, bu dil kimin dili, diye sormak en doğal hakkımız sanırım. Maalesef yukarıda kullanılan dil sağlık çalışanları konusunda genel geçer değer yargılarının bir adım ötesine geçemiyor. Sorunlarını anlatma, çözüm bulma adına yıllarını emek mücadelesine verenler, hala bir arpa boyu yol alınamadığını görünce iyice dertleniyorlar.

Sağlık emekçilerinin ‘ötekileri’ den biri olarak araştırma önergesi verenlerin kurdukları cümlelere dikkat çekmek isterim. Evet 39 branştan 38’i bu ülkenin ötekileri nasıl muamele görüyorsa, hastanelerde de sağlık emekçileri benzer muamele görüyor. Yaptıkları iş, iş olarak algılanmıyor, “eline mi yapışırlar, altı üstü kan, tansiyon, aşağılanma, küçümsenme, kaç puan aldın kiler,  aaaa o da iyi biri,  merhametli, vicdanlı” gibi ya da tam tersi cümlelere maruz kalıyorlar ve bunlar bizzat kendini erk sanan kişiler tarafından kurulan, toplum tarafından da ciddi destek gören cümleler.

Bu çalışma alanı dışındakiler hastaneler ve işleyişi hakkında daha yüzeysel bilgilere sahipse de aslında basında daha sıklıkla yer alma, COVİD19 mevzusu bu tabloyu değiştirdi gibi gelmişti. Ama her şeyi hızlıca unutan bir toplum olarak, hastanelerde biriken randevular, yoğunluk, sağlık politikaları her şeyi ışık hızı ile eski halinden daha kötü bir duruma getirdi.

Hakarete uğrayanlar sağlığın ötekileri oldu

Covid 19’la mücadelede en önde olup, bakım emeğinin kıymetini bir kez daha gözlerimiz içine sokan ötekilerin ne hakları teslim ediliyor ne de emeklerinin karşılığı alınıyor. Bu süreçte yanlarında duran da yine ötekilerin ağırlıklı emeği ile yürüyen sendika oldu. Bütün bunların üstüne hastanelerde harcanan bu ciddi emeğin şahidi olan ekip arkadaşları tarafından da hakaretlere maruz kaldılar. Aslında bu muamele yeni değil, alanda herkesin bir hikâyesi vardır bu konuda. İlk defa açık açık kamuoyu ile paylaşıldı. #benhekimim hastagı ile  ‘ötekilerin’ maruz kaldığı hakaretler twitterda hala duruyor. Bu hakaretler emek mücadelesi verildiği için yapıldı, asgari ücretin altında kalan maaşlar ile sağlık emekçilerinin yerlerde olan yaşam standartlarına karşı bir mücadeleye karşı verilen tepkiydi. Gündemi takip etmekten uzak, meslek örgütlerinin dahi yayınlarını okumayıp, yandaş olmayan iki TV programı izlemeyip verilen zammı meslek örgütlerinin geri çektirdiğini düşündükleri içindi tüm bu öfke patlamaları. Hiçbir şeyi takip etmeden, her şeyin en iyisini bilir olmanın verdiği bir üst akıl gibi hissetme cüreti bu aslında.

Çok önemli bir mevzu ki sağlık alanı gözünün önündekini görmeden yaşamaya alışılmış bir alan. Hastanelerde çok açık, erk olanlar gözünün önündekini görmüyor, hiç rahatsız da olunmuyor gözünün önündekinin hayati problemlerinden, bu arada onları da gören üstleri yok aslında. Bu hastaga destek veren hekimleri de sağlık bakanlığının gördüğü yok, emeklerinin karşılığını da almadıklarını biliyoruz.

Hemşirenin işi masa silmek mi?

Birbirini görmeden giden bu silsile şeklindeki işleyiş pratik hayatta da sağlık emekçilerinin bu hakaretlere çok ve sık maruz kalması ile sonuçlanıyor. Ankara’da özel bir hastanede başhekim başhemşireye şiddet uyguladıktan sonra  ‘senin işin ne masa silmek, bana çay getirmek’ demişti. Hastanelerdeki o 38 branş bir şekilde birimlerin sekreteri, çaycısı, beyefendinin işini kolaylaştıran oluyor, hasta için değil onlar için biz oradayız sanki.  Bu sıkıntıları birçok sağlık emekçisi çalışma alanlarında her gün yaşıyor. Neden mi, kesinlikle kadın ağırlıklı çalışma alanı olduğu için! Kadının toplumdaki yeri ne ise hastanelerdeki konumları aynı. Söz dinler, itaat eder kadın, vicdanı var, merhametli ve hasta ile ilgili konularda sırtını dönemez. Tabii aç kalan ekip arkadaşını da aç bırakmaya gönlü razı olmaz ya da kendine çay alırken ona da vermek gibi nezaket içeren davranışlar kadınlara ait. Yığınla iş yürür 07.00-24.00 arasında çalışılan alanlarda. Bu işler yürürken hastalar birçok meslek grubu ile temas eder. Bu işlerin elden ele yapılan her iş gibi yığınla sorumluluk ve sorunu da barındırdığı açık. Hasta tedavi, bakım ve iyileştirme süreci yoğun bir emek içerir. Bu denli yoğun emeğin ne dillerde ne de yaşam standartlarında bir yerinin olmaması değersizlik hissini iyice derinleştiriyor. Bu nedenle de yazılara, dillere yansıyan hakim ideolojik kullanımlardan rahatsız oluyoruz. Aslında değişmesi çok mümkün. Tabii ki her kesimin sorunları, durumu üzerine politikayı onlarla konuşarak oluşturmalısınız.  Ama her alandan insanlara anlatarak mı? Sisteme karşı olanlara da anlatarak mı? Tabii ki tartışmak, eleştirmek, bulunduğumuz yerden bir tık üste sıçramak için birbirimize anlatacak çok şeyimiz var ama mevcut dilden, bakıştan uzak bir yerde olmak gerekli değil mi?

Vekiller bizi de görmeli…

Sağlık emekçisi ve tıp hekimleri gibi bir kullanımın çok sığ, alandan oldukça uzak olunduğunun açık net göstergesi. Sağlık bir ekip işi.  Ne kıyas ile izah edilebilir, ne de ayrıştırarak. 39 meslek grubu ile elde edilen başarı dillerde hiyerarşik ve kariyerist bir bakış açısı ile yer buluyor sürekli. Evet çoğu yerde bu şekilde yer alıyor ama ötekilerin haklarını savunmakla yola çıkmış vekillerin, bu cümlelere yer vermesinin pek anlaşılır bir yanı yok. Sağlık emekçileri yaptıkları işin küçümsenmesi, mesleklerinin hakaret boyutuna varan cümlelerle tarif edilmesinden çok yorulmuş durumda. Dil bir yandan da bilinçaltıdır, 38 branştan birini ayrı tutarak anlatmanın bir mesajı var tabii ki.  Üzerine yıllardır tartışılan görünmeyen emek, ücret karşılığı olmayan bakım emeğini, o hastaneleri çevirmek için haklarından, hayatlarından ödün vererek yaşayan binlerce çalışanı daha aşağıda gören bir bakış açısı. Görünmeyen emek mevzusunu araştırmak isterseniz buyurun hastanelere, ASM’lere, özel hastanelere…

Leyla Şimşek’in kitabında hemşireler için kurduğu bir cümle var, aslında çoğu branş için de geçerli: “Hemşirelik kadın emeğinin görünmezliğinin meslekleşmiş hali…” Bu alanda bu denli çatışma yaşanmasının nedeni tam da bu. Her adımın, her alanın emeğinin yok sayılarak, başarıyı sadece bir meslekle anma hastalığı! 2021 yılının sağlık emekçileri yılı ilan edilmesi tüm dünyada ne kadar kıymetli işler olduğunun göstergesi olsa da dilde hep bir ayrıştırma… Ücret meselesinin ise merhamet, vicdan denip üstü kapatılır.

Hemşireler de göçüyor huuu….

Sağlık emekçilerini bu denli kendilerini anlatma çabası, yoğun ama görünmeyen emek, maruz kalınan riskler ve en çok yok sayılan, değer verilmeyen ve asla hakkı ödenmeyen meslekleri yapmalarından kaynaklanıyor. Bu kadar insana hayat verirken, o kadar insana dokunurken ayrıştırıcı, ekipten birinin seçilerek koca emeğin onlara ait olduğu izleniminden de her yerde bu savunma halinden de çok sıkıldı sağlık emekçileri. Bu arada COVİD 19 bakım emeği başarısı, yurtdışına da sağlık emekçilerinin her branşından yoğun bir göç var! Hemşireler olmadan ne yapacaksınız bakalım…

Meslek örgütleri tarafından birlikte mücadelenin altı çizilse de, o örgütleri oluşturanların bu duruma ne kadar ikna olduğu alanlarda kendini belli ediyor ve kendini anlatmak zorunda olan yine bu alanın ötekileri oluyor!  İktidarın şükretme kültürü, KHK’lar ile terbiye etmeye çalıştığı kamu alanlarından biri sağlık alanı, iş yerinde de ‘ÖSS puanı, uzman olmak için şu kadar yıl çalıştık’ gibi cümlelerle biz terbiye edilmeye çalışılıyoruz, yerinizi haddinizi bilin gibi cümleler ve davranışlarla.

Ötekiler tabii ki yerini biliyor, ama kimsenin işaret ettiği yeri değil, kendi hak ettikleri yeri. Hakikat şu ki, kim nerden bakarsa baksın, ne derse desin emekçiler emeklerinin karşılığını almak için ses çıkarır, çıkarmaya da devam edecek!

Pin It on Pinterest