Kadın ve kız çocuklarının yanarak can verdiği Ravive Kozmetik’e ilişkin Dilovası davasının ikinci duruşması 20 Mayıs günü başlayarak 21 Mayıs Perşembe günü gece geç saatlerde verilen yeni ara kararlarla sonuçlandı.

Ravive Kozmetik’e ilişkin Dilovası davasında mağdurlar ve avukatları ikinci duruşmada verilen ara kararlara tepki gösterdiler. Müşteki avukatlarından Nimet Acar yedi kişinin ölümüne, onlarca kişinin yaralanmasına sebebiyle vermekten yargılanan sanıklardan üçünün kaçma şüpheleri çok açıkken tahliye edilmelerini kötü bir netice olarak gördüklerini aktardı. “Henüz katliamın üzerinden yedi ay geçmişken bu tahliyeler bir seneye kadar dosyada tutuklu kalmayacağı anlamına dahi gelebilir. İş cinayeti davaları tecrübelerimiz bize bunu gösteriyor” dedi.

Kamu görevlileri dosyası ilerlemiyor
Kadın, çocuk, göçmen işçilerin kayıt dışı, sigortasız, hiçbir iş güvenliği alınmadan çalıştırıldığı, 8 Kasım 2025 günü çıkan yangından kaçamayan altı kadın işçinin yanarak can verdiği, kaçmayı başaranlardan Tuncay Yıldız’ın da bir hafta sonrasında öldüğü bu işyeri ile ilgili sorumluluğu olan kamu görevlileri henüz yargılanamıyor. Dilovası’nda benzer kozmetik imalat yapan yüzlerce işyeri olduğunu dile getiren mağdur yakınları başka katliamlar olmasın istiyor.
Avukat Acar kamu yetkililerine ilişkin soruşturmanın sürüncemede bırakılarak unutturulmak istendiği görüşünde. Duruşma çıkışı aileler adına yapılan açıklamada yargılanması talep edilen kamu görevlileri ile ilgili güncel durumlar paylaşıldı. Buna göre Dilovası eski belediye başkanı Hamza Şair tekrardan aday olabileceğini söylerken şimdiki belediye başkanı Ramazan Ömeroğlu rahat rahat görevine devam ediyor. İşyerine ara ara gelip parfüm alan zabıta müdürü Nizamettin Balcı Dilovası’nda rahat rahat dolaşıyor. Önce görevden alınan Kocaeli SGK Müdürü’nün ise göreve iade edilip sonra da görev yeri değiştirilmiş.
Canını kaybeden kadın işçilerden Şengül Yılmaz’ın kız kardeşi Emine Bulut kamu kurumlarının aşırı derecede suçlu olduklarını bildiğini söylüyor. “Suçlarını biliyorum, zabıtaların oraya gelip parfüm almalarını biliyorum. Bu belediye burayı bilmiyorsa neden zabıtalar gelip de oradan koli koli parfüm alıyorlar? Bizzat bunlara şahidim. Bunların ihmali sorumluluğu çok büyük ama neden bekletiyorlar, arkalarında devlet mi var koruyor bunları, bilemiyorum. Ben onların da bir an önce aynı bu şekilde yargılanmalarını ve adaletin yerini bulmasını istiyorum. Ablamın kanı yerde kalmasın,” diyor.

“Dayı Ali Osman Akat da asıl patronlardan”
İkinci duruşmada yeni tanıklar, sanık tarafın talebi ile yangına ilişkin hazırlanmış yeni bilirkişi raporunu sunmak üzere bir bilir kişi ve mağdurlar dinlendi. Müştekilere ve sanıklara tekrar söz verildi. Avukat Akat bu duruşma sonucunda ortaya çıkan tabloyu şöyle özetliyor: “Dinlenen tanıklar ve hesap hareketleri Ali Osman Akat’ın sadece yeğenlerini kaçıran birisi değil asıl patronlardan olduğundan kendi suçunu gizlemek amacıyla hareket ettiğini ortaya koydu. Hesap hareketlerine göre kazanılan para düzenli olarak Ali Osman’a aktarılmış.” Müşteki avukatları duruşmada bu hususa özellikle vurgu yaptılar. Suçluları kayırma suçundan yargılanan Ali Osman ve diğer Akat soy isimli şirket hissedarlarının da olası kasıt ile ölüme sebebiyet vermekten sorumlu olduklarını, haklarında suç duyurusu yapılması gerektiğini dile getirdiler.
Bu kapsamda duruşma boyunca müşteki avukatları Oransal kardeşlerin her ikisinin ihracat dolayısıyla kazandıkları yeşil pasaport alma hakkını kendi üzerlerine olan Ravive Kozmetik firması üzerinden mi yoksa dayı Akat’a ait şirketler üzerinden mi kazandıklarının tespit edilmesini talep ettiler. Bir fuar videosu izlettirerek, dayı Akat’a ait olan şirkete ait bir kartvizitin İsmail Oransal adına bastırılmış olduğunu, Oransal’ın bu fuara bu şirket adına katıldığını ispatladılar. Ravive şirketinin daha kuruluş aşamasında LCW, Koton, Zara Home, Victoria Secret, Altınyıldız gibi büyük markalar için üretim yapan Lider Kozmetik, Rebul firmalarından yüklü miktarda işler aldığını, bu merdiven altı denebilecek imalathanede bu firmalara/markalara üretim yaptığını, bunun sektörde daha güçlü bir pozisyonu olan Ali Osman Akat’ın ilişkileri ile açıklanabileceğini savundular.
Ancak verilen ara kararlar yargılamanın bu yönde ilerlemesine yönelik umut vermedi. Müşteki avukatları adına duruşma çıkışı yapılan açıklamada verilen ara kararları maddi gerçekliği aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmek üzere delilleri toplamaya yönelik olmaktan ziyade bir an önce dosyayı bitirmeye yönelik olarak görüldükleri ve kabul edilemez buldukları ifade edildi. Ali Osman Akat’ın ve Akat ailesinin yüz binlerce dolarlık para hareketlerini ve şirketlerin iç içe geçmiş hallerini duruşmada saatlerce anlattıkları halde sanki bunlar konuşulmamış gibi ara kararlarda taleplerin reddedilmiş olması ve düz bir şekilde silindirle biçer gibi bir yargılama yapılmasını kınadıklarını ifade ettiler.
“Tüm sorumluluk her ikisi de ölmüş olan iki kişide”
Sanık sandalyesinde oturanlar ve onların vekilleri tarafından yapılan savunmalarda yaşanan işçi katliamı ile ilgili tüm sorumluluk her ikisi de şu anda ölmüş olan iki kişinin sırtına yıkılmaya çalışılıyor. Ravive kozmetik şirketinin yasal sahipleri olan Oransal kardeşlerin babası Kurtuluş Oransal ve patlama anındaki imalat işlemini yapmakta olan, yangından sağ olarak dışarı çıkmayı başarmış ve ilk ifadelerini de verebilmiş ancak olaydan bir hafta sonra hastanede vefat etmiş olan Tuncay Yıldız.
Yangına ilişkin ikinci duruşmada sanık tarafça hazırlatılıp sunulan ikinci bir bilirkişi raporunda yangına ilişkin tüm sorumluluğu ölen Tuncay Yılmaz’a yükleme çabası seziliyordu. Rapor ayrıca üç kişilik heyet içerisinde hukukçu bulunmamasına ve bilirkişi raporlarında yapılmaması gerekmesine karşın olası kast ve benzeri hukuki ifadeler içermesi bakımından da müşteki avukatları tarafından ağır biçimde eleştirildi. Sanık savunmalarını tekrar eder ve destekler tarzda hazırlandığı ifade edildi.
İkinci duruşmayı konuştuğumuz mağdur yakını Emine Bulut’u da duruşmada en rahatsız eden şeylerden biri bu bilirkişi raporu ve bilirkişinin tavrı idi. Onun anlatımlarını olayın tanıklarının ifadeleri doğrultusunda şu şekilde yalanlıyordu: “Getirdikleri bilirkişi palavracıydı. Kendileri tuttukları palavracıyı getirmişler. Bir şeyden de haberi yoktu. Orda diyor ki. Mikser IBC tankın içine girmiş, sonra yere bırakmışlar, yerde çalışmış diyor. Alakası yok. Orada elektrik akımından oldu. Daha mikseri prize takmasıyla birlikte patlama gerçekleşti. Önündeki IBS de kolonya doluydu. Zaten elektrikle kolonya alkol bir araya gelince ne olur? Ani patlama olur. Zaten etrafında olan kolilerin içinde de düzensiz bir şekilde parfümler, kolonyalar, her türlü şey vardı. Yanıcı vardı.”

“Dilovası katliamı bu ülkede emekçi kadınlara neyin vadedildiğini gösteriyor”
Dilovası Ravive Kozmetik işçi katliamı davasının ikinci duruşması yargılamadaki eksikliklere karşın kadın ve çocuk işçilerin canını hiçe sayan bir sömürü düzenine meydan okumak adına önemli bir dava olmayı her yönüyle sürdürüyor.
Duruşmanın başlayacağı sabah gösterilen ve duruşma boyunca devam eden dayanışma bunun önemli bir ayağı. 20 Mayıs sabahı duruşma başlayacakken yapılan açıklamada Birleşik-Metal, Petrol-İş ve Nakliyat-İş sendikaları hazır bulundu. Birleşik-Metal Gebze 1 no’lu şubesinin temsilciler kurulu topluca gelmişti ve onlar adına konuşan genç kadın temsilci şunları söylüyor: “Gerçekten bize bu katliamın davasını bile bu kadar uzağa kaçırarak şunu demiş oluyorlar. Sizin hayatınızın bizim nezdimizde hiçbir değeri yok demiş oluyorlar.” “Dilovası katliamı bu ülkede işçilere ve özellikle emekçi kadınlara neyin vadedildiğini gösteriyor bize. Sermaye, özellikle Mehmet Şimşek’in Orta Vadeli Programıyla bizleri özellikle emekçi kadınları ucuz, güvencesiz, sigortasız kayıt dışı işlere, iş güvenliğinin olmadığı işlere mahkûm etmeye çalışıyor. Sonucu da bu.”
Normalde duruşmanın ikinci günü olacak olan Cuma günü İstanbul’dan topluca katılacak olan feministler yaşanan gün değişikliği sonrası katılamasalar da duruşmayı takip ettiler, bir sonraki duruşmada orada olmak üzere dayanışmalarını ilettiler. İstanbul, İzmit, Bursa barolarının aktif olarak izlediği davaya bu duruşmada Aile ve Sağlık Bakanlığı vekili de katılma talebinde bulundu ve talep kabul edildi.
İşçi sınıfının ve özel olarak da kadın ve çocuk işçilerin maruz kaldığı vahşi koşulları gün yüzüne çıkartan bu işçi katliamında mağdurlar bir araya geliyorlar ve kaybettikleri canların hesabını birlikte soruyorlar. Vekilleri davayı büyük bir sahiplenme ile götürüyorlar. Kaybedilen canlar gibi geride bıraktıkları da yoksul. Duruşmaların Kandıra cezaevinde yer alan duruşma salonunda yapılması, şehir merkezinde, Gebze’de bir salon bulunmaması tepki çekmeye devam ediyor. Gidip gelmek herkes için çok zor. İzmit merkez belediyesi kumanya dağıtıyor, baro veya diğer kurumlar İstanbul’dan Gebze’den araç ayarlıyor. Zorluklar aşılıyor ama mahkemeye yapılan talep her daim dile getiriliyor. Bu davayı işçilerin izleyebileceği, mağdurların rahatça gelebileceği şehir merkezinde yapın!
Mağdurlar yoksul, kadın, çocuk ve göçmen
Kaybedilen canlar ve geride bıraktıkları hem yoksul hem de göçmenler. Annelerini kaybeden çocuklar, gençler, babalar kendilerini Türkçe ifade etseler de Nisanur Taşdemir’in annesi ilk gün duruşma öncesinde konuşurken sadece ilk cümlesini Türkçe söyleyebiliyor: “Adalet istiyorum” dedikten sonra dakikalarca kızının resmi elinde Kürtçe anlatıyor, ağıt yakıyor.
Yangından kaçıp kurtulabilmiş Zeynep Hüseyin ve babası Suriye’den gelmiş, Halepli Kürt bir baba kız. Onlar da bu ikinci duruşmada dinleniyor. Zeynep Türkçe konuşuyor ve kendini iyi ifade ediyor ama imalat/üretim gibi sözcükleri anlayıp anlamadığı salonda tartışma konusu oluyor. Burada ilk olarak 15 yaşındayken çalışmış. Ara vermiş ve olaydan 6-7 ay öncesinde geri gelmiş, 800 TL yevmiye ile sigortasız çalışıyormuş. Şimdi 17 yaşında.
Şikayetçi misin diye soran mahkeme başkanına “Şikayetçiyim” diyor. Babası ise Arapça konuşuyor tercüman aracılığıyla. Ona da soruyor başkan şikayetçi mi diye. Önce ben çalışmadığım için tam bilmiyorum diyecek oluyor ama sonra kızının cesaretinin gerisinde kalmıyor; “Kızım şikayetçi olduğu sürece ben de şikayetçiyim” diyor. Mahkeme Başkanı’nın, “Hiç işyerini gidip gördün mü?” sorusuna baba, “Yok, mahalledeki kadınları zaten işe alıyormuş, gitmedim.” diye cevap veriyor.
Dilovası işçi katliamı davası tüm Türkiye işçi sınıfının ve özellikle de kadınların takip etmesi gereken bir dava. Bu davada ölüme sebebiyet veren tüm suçluların ve sorumluluklarını yerine getirmeyen kamu yetkililerinin yargılanması, hak ettikleri cezaları almaları gerekiyor. İşçi katliamları ile sonuçlanan düzenin değişmesi için, kadın işçileri bu şekilde çalışmak zorunda bırakan koşulların değişmesi için.
Dilovası işçi katliamı davası kapsamında yargılanmaları talep edilen kamu görevlileri:
SGK Kocaeli İl Müdürü
SGK Kocaeli İl Müdür Yardımcısı
Gebze Sosyal Güvenlik Merkez Müdürü
Çalışma ve İş Kurumu (İŞKUR) Kocaeli İl Müdürü
İŞKUR Dilovası Hizmet Merkezi Müdürü
İŞKUR CİMER’den Sorumlu Şube Müdürü
Belediye zabıta ve sorumlu müdürleri
Belediye imar müdürü
Belediye başkanı ve sorumlu yardımcıları










