Kadın katliamı ve aile içi cinayetler, özel bir misyonun yüklendiği Aile Yılı’nda da devam etti, ediyor… “Aileyi şiddete karşı koruma çabası” cümlesini dahi duyamadık bu anlamlı senede. Hemen her gün bir kadın, en yakınlarının saldırısıyla yok edildi. Diğer yıllara göre sayı da arttı üstelik. Kısa bir süre önce Silopi’de hamile bir kadın, eşi tarafından bıçaklandı. Kadın ağır yaralandı, karnındaki bebek ise yaşamını yitirdi. Hükümetin terazisinin kefesinde tabii ki bu yoktu. Oysa “doğurun, doğurun” ısrarı hep sürüyordu. Evler kadınlar için adeta ölümcül mekânlar haline geldi. 2025’in sona ermesine az kaldı. Buradan yola çıkarak muhalefet partilerinden kadın milletvekilleriyle bu yıl aile ve kadınlar adına nelerin yapıldığını ya da yapılmadığını konuştuk.
Kutsallaştırılan doğurganlık
Kadınlar doğuruyor, hükümet çok memnun. Peki doğanlarla ilgili her şey yolunda mı gidiyor? Tabii ki hayır, o kutsallaştırılan doğurganlığın sonuçlarını kazıdığımızda şunu görüyoruz. Çocukların cinsel istismara uğramasına dair soruşturma bekleyen 63 bin dosya var şu an. Türkiye’de 17 milyon dolayında aile yaşamını sosyal yardımlarla sürdürebiliyor. Ailenin korunması ve güçlendirilmesi açısından bu tablo elbette çok düşündürücü.
Bebeklerin yaşam güvencesi
Aile Yılı savunucuları, doğurmanın “ulusal bir görev” olduğunda ısrar ederken, doğanların yaşam güvencesini neden konuşmuyorlar? Feministlerin ve kadın hakları savunucularının sıkça sorduğu soruları duyan yok. Daha fazla bebeğin doğmasını teşvik etmeden önce ele alınması gereken en öncelikli sorunlar arasında “aile içi şiddet”, “erken evlilikler” ve “kadın cinayetleri” neden yer almıyor? Daha bu yılın ilk 9 ayında 300’ü aşkın kadın kocaları, erkek akrabaları veya eski eşleri tarafından öldürüldü! Hemen hepsi anneydi veya anneliğe adaydı. Bu rakama baktığımızda, esasına doğacak çocukların güvenliğinin olmadığı bir Aile Yılı’ydı ilan edilen…
“Kadının bedeni demografik planlama aracı”
Ailenin “doğurganlık” üzerinden tanımlanmasına dair demeçler çok sık karşımıza çıktı bu yıl. DEM Parti Milletvekili Sümeyye Boz’un deyişiyle, “kadının bedeni demografik planlama aracı” olarak kullanıldı! Bu “üreme” tavsiyelerine çok tepki geldi. “Çok çocuk yapın, aile güçlensin” ısrarı “anneliği reddeden kadın eksiktir” anlamındaydı. Meclis konuşmalarında Aile Yılı adına yapılan indirimler de ele alındı. Tren, uçak ve otobüs taşımacılığında ailelerin daha düşük fiyatlara seyahat etmesi gündemdeydi! TCDD tarafından yeni evli çiftler bu kapsama dahil edilmişti. Türk Hava Yolları’nın yurtiçi uçuşlarında Aile Yılı dolayısıyla ise yüzde 15 indirim yapılmıştı. Fakat ekonomik sorunlara sınanan aileler tam da bu dönemlerde nasıl seyahate çıkabilirdi ki. Yoksullukla boğuşurken, uçağa bineceğinin varsayılması ve uçak biletlerindeki “Aile Yılı İndirimi” sahiden fıkra gibiydi.
“Hanım hanımcık olun”
Aile Yılı’na dair görüştüğümüz DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, kadının bu yıl da her yönüyle geri plana itildiğini söyledi… Kadınların erkeklere biat etmesinin yollarının inşa edildiğine vurgu yaptı ve ekledi; “Aile Yılı, kadınların güvende olduğu bir yaşamı hedeflemedi. Nasıl ki Emekliler Yılı, emekliler için yıkımsa; Aile Yılı da kadınlar için, kadına yönelik suçların meşrulaştırılmasının aracı oldu. Bu yıl özellikle mücadelemizi bölmek ve patriyarkanın makul sınırlarından çıkmamamız için, LGBTİ+’lara karşı nefret politikaları tırmandırıldı. Ve salt varoluşun kendisi hedeflendi. Bizlere de cici kızlar sınırınızı, görevinizi bilin, hanım hanımcık olun’ dendi.”

Evli ve çocukluysan…
Burcugül Çubuk, kadınları geleneksel imgelere hapseden o kavramı kullandı ve iktidarın da “yuvayı yapan dişi kuş” anlayışına sahip olduğuna değinerek şunları sıraladı; “Nasıl doğuracağımız, nasıl giyineceğimiz, evlenip evlenmeyeceğimiz bizim dışımızda tartışmaların gündemi. Bu karabasanın içinde, evde şiddetin artmasını görünür kılmadılar. Resmi sayılar vardı ama şüpheli kadın ölümleri es geçildi. İntiharları hiç görmediler. Erkekler tarafından katledilen kadın sayısı ne yazık ki bize yansıtılandan çok daha fazla. Aile Yılı da işte bu. Aile Yılı savunucuları kadına yönelik katliamları, şiddeti, cinsel suçları konuşmadı. Kadınların huzuru, güvenliği değil itaati öncelendi. Bizlerin ancak evli ve çocuklu olduğumuzda ‘tam olduğumuz’ propagandası idi Aile Yılı. Bunlar olmadan da, eşsiz ya da çocuksuz da tam olabileceğimizin unutturulması yılıydı.”
Susmaları isteniyor
Bir sorumuza karşılık sözlerini şöyle noktaladı Burcugül; “Aile Yılı ile kadınlara seçkin bir makam lütfettiklerini iddia ettiler. Bu ikiyüzlülüktü. AKP’nin Aile Yılı’nın içinde işyerinde emeğinin hakkını isteyen kadının, boşanmak isteyen kadının, emeklilik hakkı isteyen kadınların, yaşamına dair kendi karar vermek isteyen kadınların yeri olmadı. Kadının emeğine hem hane içinde hem çalışma hayatında el koyan iktidar, işyerlerinde taciz, mobing ve şiddeti önemsemiyor. Kadınlar, çizilen sınırlardan çıkmaya başladığında ise ‘kutsal aile’ sözüyle susması vaaz edilerek baskılanıyor. Kadınların işçi olduğu ailelerde de sorunlar dile gelmiyor. Farklı işkollarındaki kadın işçiler, örgütlenme hakkı, taciz ve mobingin son bulması ve işçi güvenliği gibi nedenlerle greve çıkıyor. Hem patronların hem birlikte çalıştıkları erkek işçilerin, formenlerin, müdürlerin tacizlerini de ifşa eden kadın işçiler var. Fakat bunlarla ilgili soruşturma yürütmüyor devlet.”

“Yoksullukla boğuşan bir aile”
CHP Osmaniye Milletvekili Asu Kaya da Meclis tartışmalarında zaman zaman Aile Yılı’nı ele aldı. Ona göre böyle bir yılda kadınların korunamaması çok vahimdi. Aile Yılı’nın varmak istediği hedef kadını eve hapsetmekti. Şunları paylaştı Asu Kaya; “Bu iktidar kağıt üzerinde kadın yanlısı. Ama gerçekte kadınsız bir yönetim anlayışına sahipler. Kadınların omuzundan bakım yükünü almayan, kamusal sorumluluğunu yerine getirmeyen iktidar, kadını güçlendirmiyor, sadece yalnız bırakıyor. ‘Aile Yılı’ diyorlar ama hangi aile? Kadının şiddet gördüğü, katledildiği, emeğinin karşılığını alamadığı, yoksullukla boğuştuğu bir aile. Kadını koruyamadıkları gibi, adaletsiz, güvensiz bir yaşama da hapsettiler. Bugün Türkiye’de kadınlar yoksulluğu geçti, artık yokluk sınırında yaşıyor. Kadın işsizliği erkeklerinkinden 2 kat fazla. Kadının emeği ucuz, kadın bedeni ise güvencesiz. Hâlâ ‘Aileyi koruyoruz’ diyorlar.”
“Eril şiddeti güçlendirdiler”
Meclis sıralarında özellikle şunları vurguluyordu CHP Milletvekili Kaya; “Her gün bir evden, bir çığlık yükseliyor. Sadece Ekim ayında 27 kadın cinayeti işlendi. Onlar ‘sayı’ değil, onlar bu ülkenin ve sizin utanç hanenize yazılanlar. Peki, bu acı tablo ortadayken siz ‘Kadına karşı şiddete sıfır tolerans’ demekten başka ne yaptınız? Aslında aileyi değil, eril şiddeti güçlendiriyorsunuz. 6284 sayılı Yasa kadını şiddetten korumak için var ama uygulama yalnızca kâğıt üzerinde. İstanbul Sözleşmesi’ni siz feshedeli 4.5 yıl oldu. O günden bu yana kadın cinayetleri azalmadı, arttı.”

Milletvekili Halide Türkoğlu; “Aileyi topluca yok etmek!”
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Halide Türkoğlu da sorumuz üzerine şöyle dedi; “Kadınları güçlendiren politikaların olmayışı, aile içinde kadına yönelik eşitsiz ilişkileri besliyor. Eşitsizlik de aile içi şiddeti ve kadın katliamlarını artırıyor. Kadının her yönüyle geri plana itilmesi ve erkeklere karşı biat etmesinin yolları inşa ediliyor iktidarın ‘Aile Yılı’ politikasıyla. Kadınları şiddetin hedefi haline getiriyor. Erkek şiddetini normalleştiren siyasi dil ve devlet kurumları kadınları savunmasız bırakıyor. Güvenli olmayan bu evlere hapsediyor. Bu arada kadın katliamlarında dikkat çekici noktalar var. Birçok erkek, eşini öldürdüğü anda çocuklarını da katlediyor. Bu erkekler ailesini yok ettiği ânın ardından kendini de öldürüyor! Aileyi bu ‘topluca yokediş’, iktidarın aile politikasının neye denk geldiğini ve neyi beslediğini apaçık gösteriyor.”

Ailede kıyım yapanların çetelesi
Meclis’te muhalif vekiller aile, şiddet, kadın içerikli gündemleri tartışıyor elbette. TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de birçok sorunu TBMM’ye taşıyan vekillerden biri. Sera Kadıgil dedi ki; “Sadece bu sene, bu aya kadar, 224 kadın öldürüldü bu ülkede. Bunlardan 9’u koruma altındaydı. Az önce AKP’nin erkek bir vekili şöyle sordu: ‘Ya, sizin aileyle derdiniz nedir?’ Bizim aileyle bir derdimiz yok. Çok açık ve net istatistiklerle söyleyeceğim: Sizin kafanızdaki ‘aile’ modelinin kadınlarla bir derdi var. 2024 yılında 394 kadın öldürüldü bu ülkede. Özellikle AKP sıralarındaki erkek vekillerin dinlemesini rica ediyorum! Bunların yüzde 42’si eşi tarafından öldürüldü, yüzde 12’si sevgilisi ya da nişanlısı tarafından, yüzde 8’i babası tarafından öldürüldü. Yüzde 8’i eski eşi tarafından öldürüldü, yüzde 6’sı oğlu tarafından öldürüldü, yüzde 2’si kardeşi tarafından öldürüldü. Yüzde 57’si evinin içinde öldürüldü. Bunları topladığınızda, 2024 senesinde bu ülkede kadın cinayetlerinde öldürülen kadınların yüzde 84’ü o çok savunduğunuz ailesi tarafından öldürüldü. Aileyle derdi olan biz değiliz, kurmaya çalıştığınız sistemde, bu sisteme dair ailenin kadınlarla ilgili bir derdi var şu anda, bu ülkede.” Sera Kadıgil, Meclis konuşmasını şöyle noktaladı; “Bu iktidar için makbul kadın, evinin içinde oturan, yaşlıya, engelliye, çocuğa bakan kadındır. Makbul kadın, erkeğine tabi kadındır. Sizin mücadeleniz de işte tam olarak bununla.”

“Aile içinde olur, vurursa tepki vermeyin”
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sümeyye Boz, 2025 Aile Yılı’nda “aile bütünlüğü” diye parlatılanın gerçekte kadınları zincire vurduğunu, şiddeti gizleyen, eşitliği yok sayan, kadınları yeniden ev içine, sessizliğe ve itaate çağıran bir politika olduğunu belirtti. Meclis’teki konuşmasında bu çerçevede birçok noktayı ele alan Boz’un şu ifadelerinin altını çizmek gerek: “Devletin koruduğu aile, kadınlar için en tehlikeli yer hâline geldi. Kadınlar öldürülürken Bakanlık ne yapıyor diye bakıyoruz. Kadını evlenmeye, doğurmaya, doğum yapanı yeniden doğurmaya yönlendiriyor. Düne kadar 3 çocuk telkin edenler, şimdi de ‘3 yetmez, 5’ diyor. Halkın mutfağını, sofrasını, okulda kaç çocuğun aç olduğunu düşünmesi gerekirken, önemsedikleri şeyin kadınların kaç çocuk doğuracak olması ki bu gerçekten çok vahim. Eğitimden sağlığa, güvenliğe, kişisel bakımdan beslenmeye, gelecek için hiçbir tasavvur ve güvence yokken, bunun garantisini verebiliyor mu ki, istiyor?” Bu sorularına ısrarla yanıt arayan DEM Milletvekili Boz, kadına yönelik şiddete dair şu çarpıcı noktayı da gündeme getirdi; “Diyanete bağlı manevi danışmanlar, şiddet gören kadınlara şu tavsiyeleri veriyor: ‘Aile içinde olur, vurursa tepki vermeyin. “Nasıl istiyorsan öyle yapayım” deyin. Polise başvurmadan çözün.’ Yani devlet eliyle 6284 sayılı Kanun’un içi boşaltılıyor. Şiddet gören kadına sabır telkin ediliyor, şikâyet etmemesi isteniyor. Bu hukuken bir suçtur. Bu, kadını ölüme göndermektir. Ama Aile Yılı diye dayattığınız şey işte tam da bu.”
Ana Fotoğraf: Olay gazetesi