Bayram ziyaretini direnişlerdeki kadın işçilere yapıyor ve hem grevlerin akıbetini hem de direnmenin kendilerine kattıklarını konuşuyoruz. Evleri, çadırları ayrı ama mesajları ortak: “Hakkını aramaktan korkmaman gerektiğini, korkman gereken tek şeyin korkmak olduğunu anladık.”
“Asgari ücret cehenneminde korkman gereken tek şey korkmak…”

Ramazan ayını geride bırakıp gelen bayram günlerinde direnişteki kadın işçileri ziyaret edelim, dedik. Bu ziyarette elimizde şeker toplayacağımız bir çantamız yoktu ama kadın işçilerin anlattıklarını heybemize koyup sizinle paylaşmaya geldik. Ayrı ayrı dinledik kadınları ama anlattıkları şey çok ortaktı. Kimisi 400 günü devirmişti direnişle kimisi 160, kimisi 200 günü… Ama direnişin güçlendirdiği, kadınların direniş alanlarını ve kendilerini bu direnişle dönüştürdüğü, (Smart Solar’dan Birgül’ün deyimiyle) asıl korkmaktan korkmak gerekliliği hepsinin dilindeydi.

“Tekstilde çalışmak tacizi normalleştirmez”
17 Ocak 2025 tarihinde İzmir’deki Digel Tekstil Fabrikası’nın dayattığı sefalet ücretini ve insan onuruna yakışmayan çalışma koşullarını kabul etmeyen ve bu yüzden TEKSİF Sendikası’nda örgütlenen işçiler, bir saat gibi kısa bir süre içerisinde yetki belgesini almaya hak kazanacak çoğunluğa ulaşmışlardı. “Ama maalesef anayasada olan sendikalaşma hakkı, bizde 14 kişiyi haksız şekilde işten çıkarmakla karşılandı” diye anlatıyor işçilerden Rümeysa Kişi.
“Yaklaşık 430 gündür kapı önündeyiz. Kararlı bir direniş devam ettiriyoruz. Çıkarılan 14 işçinin 8’i kadın işçilerden oluşuyor. Bilerek kadın işçileri çıkarıyorlar; direnemezler, yapamazlar diye. Ama biz 430 gündür kararlı bir mücadele sergiliyoruz.”
Rümeysa, emek-ücret meselesi diye bu direnişe başladıklarını ama sadece bununla sınırlı kalmadıklarını anlatıyor: “Burası yüzde 80’i kadın işçilerden oluşan bir fabrika. Kadın işçilere yönelik baskı, mobbing, söz ve yazılı tacizler mevcut ve bunların anlatıldığı bir rapor da mevcut. Hatta daha önce fabrikada çalışmış, ayrılmış olan işçiler bile gelip yaşadıkları sıkıntıları anlattılar.
İzmir’de bizim de fabrikamızın bulunduğu yerde, serbest bölgede kadın oranı yüksek. Zaten şöyle, tekstil sektöründe kadın oranı yüksek. Ama maalesef şöyle bir durum var. Tekstilde çalışıyorsan sanki tacize uğramak normalmiş gibi bir algı var Türkiye’de. Biz aslında bunu kırmak için de bir yandan direniyoruz. Çünkü tekstilde çalışıyor olmamız tacize uğrayacağımız ya da buna göz yumacağımız anlamına asla gelmiyor.”
“Yetki itiraz davasını iki kere kazandık”
Sürecin zorlu olacağını bildiklerini ama direnmeye devam ettiklerini söyleyen Rümeysa bu süreçte çeşitli kazanımlar olduğunu da aktardı: “Direndik ama hiçbir şey kazanamadık gibi bir durum yok. Direndik ve bireysel mahkemelerimizi kazandık. Yetki itiraz davasını iki kere kazandık. Kadın işçileri taciz eden o yöneticiler, erkek yöneticiler şimdi kadınların yanından geçerken ellerini kollarını kapatarak geçiyorlar. Çalışanları insan yerine koymayan yöneticiler şimdilerde insanlara daha iyi davranıyorlar. Geçen sene vermedikleri yüzde 10’luk zammı bu sene fazlasıyla verdiler. Bunlar hep direniş sayesinde, sendikal mücadele sayesinde oldu.”

Rümeysa’nın bayram mesajı da cesaret dolu: “Cesaretli olmak gerekiyor. Sadece sendikal mücadelede, emek mücadelesinde değil her anlamda kadınların artık daha mücadeleci ve cesur davranması gerekiyor. Çünkü bu ataerkil sistemde yerini bulmak çok zor ama aramak bile çok büyük başarı bizim için.”

“Yasaklı kimyasallarla çalışıyorduk”
İzmir’de 10 Aralık 2024 tarihinde direnişe çıktı Temel Conta işçileri. Sinem Kaya direnişe çıkma nedenlerini hatırlatıyor: “Kötü çalışma koşullarımız vardı. Havalandırmasız bir fabrikada kanserojen, yurtdışı yasaklı kimyasalları maskesiz ve havalandırmasız bir ortamda çalışıyorduk. Hiçbir iş güvenliği önlemi yoktu. Bunlara karşın yıllarca emek verdik. Bu çalışma koşullarına karşılık bir de asgari ücret dayatması vardı. İçeride tam bir kölelik sistemi vardı. Bizler aslında sürekli bizim hakkımız bu değil, emeğimizin karşılığı bu değil, dedik. Ama sendikaya üye olsak bile bir şekilde patron içeride hep bozuyordu.”
Bu sürecin direnişe evrilen dönemi de şöyle özetliyor Sinem: “En sonunda da şöyle bir şey oldu. Bir gün yine sendikaya üye olacağız. Sendika söylentisi içeride yayılmaya başladığında patron içeri girdi. ‘Allah topunuzun belasını versin işe yaramaz işçiler’ diye hakaretler, küfürler etmeye başladı. Hepimiz o kadar çok üzüldük ki yıllardır emek verdiğimiz fabrikada bu sözleri sindiremedik. Ve sendikaya üye olduk. Petrol İş Sendikası yetki aldı. Ama patron baskıyı daha da arttırdı. Daha sonra bizi topladı, kadın işçiler çoğunluktaydık. ‘Aklınızı başınıza alın, greve çıkarsanız sadece sizler değil kocalarınız bile iş bulamaz. Ömür boyu işsiz kalırsınız’ dedi. Ama biz bunlara boyun eğmedik, greve çıktık.”
“Biz hâlâ o kapının önündeyiz”
Temel Conta direniş sürecinde tarihi bir kazanım elde ettiler işçiler. İlk defa bir patronun grev kırıcılığı mahkeme onayıyla tespitlendi, tescillendi. Bu da elbette işçilerin asla yılmayan takibi, direnişi, delilleri kendi elleriyle toplamalarıyla oldu. Sinem, bu kararın işçi sınıfı için emsal olduğunu vurguluyor.
Söyleşiyi yaparken (19 Mart) 464 gün geride kalmıştı. Sinem haklı olarak biraz sitemli: “Biz hâlâ o kapının önündeyiz. Ve hâlâ jandarmayla korkutup bizi o bölgeden çıkartmak istiyor. Ve bize hâlâ zulmediyor. Gerçekten biz sadece çalıştık. Emeğimizin hakkını savunduk.

Niye bu zulme, bu eziyete kimse dur demiyor? Niye kimse bizim sesimizi duymuyor? Bunu da anlamış değiliz. 464 gündür yasal bir grev sürüyor. 464 gündür yasal bir grev kırılıyor. 464 gündür insanlara eziyet ediliyor, zulmediliyor. Niye kimse bizim sesimizi duymuyor? Bilmiyoruz. Biz kapının önündeyken Polonez işçileri kazandı, sevindik. Smart Solar işçileri kazandı, sevindik. Bugün Dardanel işçileri kazandı, sevindik. Ve her sevincin arkasında inşallah sıra bize de gelir diye dua ettik.”
Ama Sinem aynı zamanda kararlı: “464 gündür korkmuyoruz, emeğimizden de vazgeçmeyeceğiz, diyoruz. Biz oradayız ve haklıyız. Temel Conta işçileri de kazanacak. Çünkü biz tüm bu kötü çalışma koşullarına rağmen arkamızda kocaman bir korku imparatorluğu bıraktık. Ve biz dedik ki artık korkmayacağız, boyun eğmeyeceğiz, itaat etmeyeceğiz Temel Conta’daki kadın işçiler olarak.”

Tokat’ın mucizesi Şık Makas işçisi
Tokat’ta yaklaşık altı aydır direnişte olan Şık Makas işçilerinden Sare Karaca direnişe giden süreci şöyle özetliyor: “Son bir yıldır maaşlarımız hep sıkıntılıydı. Hep aksatıyordular. Biz o zaman bir direnişe çıktık ama sadece fabrikanın bahçesindeydik. Bir iki günlük bir eylem oldu. Sonra tekrar ikna ettiler, ödeyeceğiz, diye. O zaman ödeme yaptılar. Tekrar yine aksamalar oldu. Böyle üç gün, beş gün derken bu Temmuz ayına kadar devam etti. Temmuz ayındaki maaşımızı biz dört parçada aldık. İçeride örgütlü olan Öz İplik Sendika Başkanı’nın istemesiyle biz eyleme çıktık. ‘Sonuç alana kadar eylemimizi sürdüreceğiz’ dedi. Ama bizi günün sonunda yalnız bıraktı. O zaman biz büyük bir hayal kırıklığı yaşadık. Arkadaşlar hepsi öfkelendi. Sonra BİRTEK-SEN ile görüşmüşler. Zaten bizim çıkışımızı verdiler ertesi gün. Hiç haberimiz olmadan kod 22 ile çıkarıldık. Binin üzerinde kişi çıkarıldı. Ertesi gün Mehmet (Türkmen) Başkan geldi. Gelmeden önce bir ses kaydı atmıştı. Biz hiç tanımadığımız halde onun ses kaydı bizim cesaretlenmemize, ileriye dönük umudumuzun olmasına sebep oldu. Sonra biz eyleme başladık.”
Sare, sendika başkanı Mehmet Türkmen’in tutuklanmasına da oldukça öfkeliydi: “Mehmet başkanın tutuklanmasına duygusal olarak çok üzüldük. Ama bu bizim daha çok kinlenmemize, daha çok eylemimize sahip çıkmamıza sebep oldu. Biz 1 Mayıs’ta da yine güçlü bir şekilde yapacağız eylemimizi.”

Daha önce Ankara’ya, Çalışma Bakanlığı’nın önüne iki kez giden Şık Makas işçileri, muhatap bulamamış ancak direnişe devam etmişlerdi. Burada kadın işçiler olarak direnişte olmanın, bunu sürdürmenin önemine dikkat çeken Sare’nin de bayram mesajı aynı: “Tokat’ta böyle bir şey ilk kez oluyor. İnsanlara karşı böyle dik duruşumuzu, kararlı olduğumuzu ilk gösterişimiz. Kadınlar tarafından ilk defa yapılmış bir şey. Daha önce tekel işçisi erkekler direniş yapmışlar ama Ankara’da. Biz kadınlar olarak ilkiz burada. Tokat gibi bir yerde bu gerçekten büyük bir mucize. Diğer kadınların da bizden örnek alması lazım. İnşallah bunun gibi ve benzeri bir şeyler yaşamazlar ama hiçbir şeye boyun eğmemeleri gerekiyor. Dik durmamız, kararlı olmamız gerekiyor.”

“Bu işi yaptığıma göre her şeyi yapabilirim”
“Benim yedi yıllık bir emeğim var orada. Bizim zaten işimiz zor. Makinalarımız eski. Ve işimizin ağırlığının karşılığında aldığımız ücret az. İçeride haddinden fazla baskı var. Malzemelerimizi kendimiz alıyoruz her şeyden önce. Yani adamın iş yeri ama malzemeni vermiyor. Böyle bir şey yok yani” diyerek patrona ve dayattığı çalışma koşullarına tepkisini ortaya koyuyor Tapeten Mensucat direnişindeki işçilerden Nesrin Uykur.
Nesrinler üç kişi ve konuştuğumuz gün (19 Mart), TEKSİF Sendikası ile birlikte sürdürdükleri direnişleri 195 günü geride bırakmıştı. Ramazan ayından kaynaklı direniş çadırında bir sakinlik olduğunu ve bayram sonrası hareketlilik beklediğini söyleyen Nesrin, bu direnişe dair düşüncelerini şöyle paylaşıyor: “Açıkçası burada direnmeden olmadığını anladım. Eninde sonunda bir yerde çalışacağız. Madem bir yerde çalışıyoruz. Hiç olmazsa hakkımızı alabildiğimiz bir şey olsun. Hakkımızı da çoğunlukla kadın olduğumuz için alamıyoruz. Daha doğrusu bize o hak sanki kadın olduğumuz için sanki böyle imkansızmış gibi geliyor. Sen kadınsın, uzağa gidemezsin, şu ağır işi yapamazsın. Halbuki benim orada yaptığım iş, belki en yapabilirim diyen erkeklerin bile yapamayacağı ağırlıkta. Ve ben onu yaptığıma göre her yerde her şeyi yapabilirim, diye düşünüyorum. O yüzden açıkçası hem özgüvenim geldi hem yalnız olmadığımı anladım hem de etrafımdaki insanların da direndiğini gördüm. Demek ki fabrikanın içine kapanıp, oturup da ‘zaten herkes böyle çalışıyor’ diyerek kendini çaresiz hissetmenin anlamı yok.”
Nesrin’in bayram mesajı da kendi ayakları üzerinde durmak üzerine: “Bir kadın her zaman ayaklarının üstünde durmalı. Öyle babaymış, kardeşmiş… Hepsi bizim hayatımızı paylaştığımız insanlar. Elbette ki yeri gelecek onlara da dayanacağız ama herkes önce bir sağlam kendi ayaklarının üstünde durmalı. Biliyorum bu, erkeklerin daha baskın olduğu bir dönemde çok zor bir şey kadın olarak kendi ayaklarının üstünde durmak. Ama yine de herkese tavsiyem, herkes bir sağlam dursun yani. Önce bir kendine güvensin.”

“Korkman gereken tek şey korkmak”
Evet, hep devam eden direnişlerden söz ettik. Yakın zamanda kazanımla sonuçlanan ve kadınların öncülük ettiği bir direnişi konuşmak için Birgül Uysal’a da bayram ziyaretine gittik. Kocaeli Gebze’de kurulu ve Birleşik Metal-İş Sendikası’nın örgütlü olduğu fabrikada 260 işçi, 114 gün direnmiş ve bu grev 12 Şubat’ta kazanımla sonuçlanmıştı. Birgül de bu işçilerden biriydi.
“Fabrikada direnişe çıktığımız sabah 260 kişiydik. Bunun yüzde 70’i kadın ve bu kadınların yüzde 70’i de hayatlarını tek başına idam ettirmeye çalışan kadınlar, yani eşlerinden ayrılmış, belirli bir yaş üstü. Aslında korkmak için çok sebepleri vardı ama korkmadılar. Çünkü kaybedecek bir şeyleri olmadığını biliyorlardı” diyen Birgül, bu direnişin en büyük kazanımın işçilerin hepsinin fabrikaya geri dönmesi olduğunu söylüyor.
Yine Birgül, “İkinci kazanımımız, kadınların kendinden, erkeklerinden kadınlardan güç alması oldu. Erkekler kadınların hakikaten küçümsenemeyecek varlıklar olduğumuzu anladı. Yani bazen öyle dip yapıyorsunuz ki ama o dip yaptığınızı göstermemek zorundasınız. Çünkü eve geldiğiniz zaman çocuklarınız var, aileniz var. Fabrikaya çadıra gittiğiniz zaman sizden güç alan insanlar var. İnsanız, bazen biz de dip yapabiliyoruz. Ama silkelenmemiz çabuk oluyor. Biz de gücümüzü bundan alıyoruz herhalde” diyor.

Bayram mesajı da şöyle Birgül’ün: “Migros direnişindeydi sanırım, oradaki sendika temsilcisi biri söylemişti, ‘Burası bir asgari ücret cehennemi. Korkmayın, işten çıkarılırım diye. Korkmayın, çünkü kaybedeceğiniz bir şey yok.’ Hakikaten çok doğru. Yani korkmamak lazım. Mesela biz 260 kişi dışarı çıkacağımızı düşünürken dışarı çıktığımızda 260 kişi olmadığımızı anladık. Biz binler, yüz binler, Türkiye’deki bütün işçi sınıfı olduğumuzu anladık. Örgütlülüğün ne demek olduğunu anladık. Sınıf dayanışmanın ne demek olduğunu anladık. Hakkını aramaktan korkmaman gerektiğini, korkman gereken tek şeyin korkmak olduğunu anladık.”
Ana görsel: Şık Makas Direnişi










