Bu yıl küresel sendikalar arasında iklim değişikliği meseleleri ön planda. UNI Global Union’nun 6 bine yakın işçiyle yaptığı ankete dayalı araştırma, işyerlerinde iklim değişikliğinin nasıl yaşandığını, sendikaların bu konuda neler yapabileceğini gösteriyor. Sendikalara ülkemizdeki durumu sorduk…
“Aşırı sıcak konusu toplu sözleşmelere dahil edilmeli”

Küresel ısınmanın işçi hayatına etkisi nasıl? Bu soruyu 21 ülkede 6 bine yakın işçiye soran UNI Global Union araştırması*, işçi hayatını riske sokan kötü hava koşullarının olumsuz etkileri olduğunu ortaya koydu. Bu durum işçi taleplerine, sendika toplu sözleşmelerine yeni bir boyut getirir mi? Haklarını almakta zorlanan işçilerin bu talepleri nasıl karşılanır? DİSK Gıda-İş Genel Başkanı Olcay Özak’a göre sendikalar bu soruna duyarsız kalmamalı ve işçiler örgütlenmeli. İşçiler ise “Evet, çalışma koşulları giderek zorlaşıyor ama sigorta ve iş güvenliği için hâlâ mücadele etmek zorunda kalıyoruz” diyor.
Bazen gerçek gözümüzün önündedir ama görmemiz için bakmamız gerekir. Dışarıya çıkmadığımız kötü hava koşullarında evimize siparişimizi getiren kurye, tarım alanlarında güneşin altında çalışan kadın işçi, bizim sıcak, yağış, fırtına, tipi gibi yaşamı tehdit eden durumlarda bile dışarıda, işlerinin başında. Korona salgını sırasında işçilerin her koşulda çalıştığını gördük. UNI Global Union’un yaptığı araştırma ise değişen ve sertleşen iklim koşullarının bazı meslekler açısından yarattığı ve gün geçtikçe artan riskleri ortaya koyuyor. Kaçak çalıştırma, temel hakları almakta zorlanma, iş güvenliğinin olmaması gibi temel haklarla ilgili sorunlara çözüm bulamamışken, bu yeni ve ciddiye alınması gereken konu bakalım ne kadar sorunlar listesinde önem kazanacak, zaman gösterecek.
Küresel ısınma çalışana karşı
UNI Global Union, dünya genelinde güvenlik ve hizmet sektörlerinde çalışan 20 milyondan fazla işçiyi temsil eden uluslararası bir sendikal birlik. İsviçre’nin Nyon kentinde bulunan küresel birlik, 150 ülkeden 900’ü aşkın sendikayı tek bir çatı altında birleştirerek daha iyi çalışma koşulları ve sosyal adalet için mücadele ediyor.
Global Union’un küresel ısınmanın çalışanlar açısından yıkıcı sonuçlar doğurduğunu ortaya koyan araştırmasında, küresel ekonomide en düşük ücretli işçilerin maruz kaldığı fiziksel zarar, gelir kaybı ve psikolojik yük belgelenerek iklim sorunlarına dikkat çekiliyor. İnsanların eve kapanmasını gerektiren hava koşullarında bu işçiler kapalı mekanlara çekilemiyor, evden çalışamıyor veya kazançlarını kaybetmeden vardiyayı reddedemiyor. Araştırma kadın işçiler için ayrı bir bölüm açmasa da kadınların bu durumdan çok daha fazla etkilendiğini söylemek mümkün.

21 ülkeden 5857 işçi
Nisan ve Mayıs 2026 tarihleri arasında 21 ülkede sendikaların iletişim kanalları aracılığıyla gerçekleştirilen anket, Sahra Altı Afrika, Güneydoğu Asya, Güney Asya, Latin Amerika, Kuzey Afrika ve Avrupa’da yapıldı. Araştırma sırasında 5.857 temizlik ve güvenlik işçisine ulaşılmış. Araştırma güvenlik ve temizlik işlerine yoğunlaşsa da, tarım, gıda, tekstil gibi konularda çalışanları da ilgilendiriyor.
Sonuçlarına bakarsak araştırmaya katılan katılımcıların yüzde 62’si son üç yılda yaşanan aşırı hava koşullarından etkilenmiş; yüzde 71’i aşırı hava koşullarında çalışmanın en az bir fiziksel sağlık sorununa yol açtığını bildirmiş; çalışanların yüzde 35’i doğrudan vardiyalarını veya gelirlerini kaybetmiş; yüzde 75’i işe gidip dönmenin zor ve tehlikeli hale geldiğini, yüzde 57’s’i aşırı stres yaşadığını (güvenlik görevlilerinde oran yüzde 67.), yüzde 25’i işverenin bu koşullarla ilgili hiçbir koruyucu önlem almadığını söylemiş.
Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında, asgari ücret veya asgari ücrete yakın kazanan işçilerin 35’inin aşırı hava koşulları nedeniyle gelir kaybına uğradığı ve tehlikeli koşullara maruz kalmak ya da ücretlerinden feragat etmek gibi bir seçimle baş başa bırakıldığı da ortaya çıkıyor.
Koronada hazırlıksızdık, hazır olmak lazım
Yıllarca Dardanel’de çalışmış ve sağlık nedenleriyle işten ayrılmış olan Neslihan’a Global Union’un araştırmasını anlatıp, ne düşündüğünü soruyoruz: “Yıllarca aşırı hava koşullarına maruz kalarak suyun içinde, soğuk bir ortamda çalıştık. Ellerimiz dondu. Sürekli hasta oldum. Hastalık iznine çıkmam bile sorun oluyordu. Koşulların kötülüğüne bakmadan, dayanıksız ve işi yapamayan kişi ilan edildim. Usta başı bana dayanıklı değilsin, başka işe gir dedi. Oradan emekli olamadım ama romatizma ve böbrek sorunlarımla işten ayrıldım.”
Disk Gıda- İş Genel Başkanı Olcay Özak’a bu konuya ilişkin sorduğumuzda, yapılan bu araştırmanın çok önemi olduğunu ancak “İklim değişikliği konusu henüz ayrıntılı olarak gündemimize giren, tartıştığımız bir konu başlığı değil” diye sorumuzu cevapladı.

İklim değişikliği de gündeme alınmalı
İklim değişikliğiyle ilgili konuları, aşırı sıcak ya da soğuk havanın emekçilerin hayatına yansıması açısından izlemeye çalıştıklarını anlatan Olcay Özak, “Önümüzdeki on yıl, iklim meselesi ve başta su sorunu olmak üzere insanların yaşamını etkileyecek. Bu etkileri sendikalar da izlemeli, gündemine almalı. Kovit döneminde kovit gibi bir sorunun çalışma hayatına getirebilecekleri konusunda hazırlıksızdık. Bu sırada ortaya çıkan yeni çalışma biçimleri işçi sınıfını da etkiledi. O dönemde, sermaye sahiplerinin kendilerini doğabilecek en az zararla durumdan çıkarabilecek çözümler ürettiklerini gördük. Kendi gelirlerindeki düşmeyi engellemeye çalışırken, kendilerini uzaktan çalışma gibi yöntemlerle korurken, işçileri ölümle karşı karşıya getiren çözümleri kolayca kabul ettiklerini gördük. İklim krizi konusunda da benzer bir sinyal alıyoruz ve işçilerin haklarını gözetmek için hazırlıklı olmalıyız” diyor.
Basit bir eldiven alınmıyorken…
Sıcaklık değişiminin çok önemli bir mesele olduğunu söyleyen Özak, gıda sektöründe çalışanların farklı ısılarda pek çok sorun ortaya çıktığını ve bunlardan dolayı çok büyük sıkıntılar yaşandığını söyleyerek, “Isı değişiminden kaynaklı hastalıklar yaşayanlar için hastalık izni almak dün de zordu, bugün de zor. Tavuk, balık, sebze gibi konserveleri üreten fabrikalarda, atölyelerde insan ihtiyaçlarının yeterince düşünülmemesi sık rastlanan bir durumdu. İşçinin sağlığını önemsemeden çalıştırılıyorlar. İşçiler koruyucu giysi giymeden balık üretimi yapan yerlerde sular içinde kalıp, morarmış ellerle, ıslak giysilerle çalışıyorlar. Basit bir eldiven bile onları koruyabilecekken, bunu almak bile sorun haline geliyor. Hadi eldiven alındı diyelim, patlayan, delinen eldivenin yerine yenisini istediklerinde, kendiniz alın deniyor” diye anlatıyor. Peki bu sorunları çözmek mümkün mü diye soruyoruz… “Sorunları çözmek için en başta örgütlü bir işçi sınıfı lazım. Sendikalılaşma oranımız düşük. Toplu sözleşme hakkı olan sendikalarımızın sayısı düşük. İşçilerin temel haklarını alamadığı, işçi maliyetinin düşük olduğu, iş güvenliğinin olmadığı bu koşullarda, toplu işçi ölümlerinin yaşandığı bu ortamda daha iyi örgütlenmek lazım” diye cevaplıyor sorumuzu.

Hasta ve emekli olmak kader mi?
“Sokakları süpüren bir belediye işçisi, süpürgemiz kırılsa biz alıyoruz demişti. İşçinin kendi cebinden para ödeyerek, kullandığı araç gereci, kendisini dış koşullardan koruyacak giysiyi alması nasıl beklenebilir? Umutsuz hava yaratmak istemiyorum ama saat ücreti kadar önemli olan bu konuların toplu sözleşmelere girmesi gerekir” diye devam ediyor konuşmasına… Olcay Özak, iş yerlerinde işçinin bedensel bütünlüğünün korunması için uygun giysilerin uzmanlar tarafından önerilmesi gerektiğini söylüyor. İşçinin çalışma koşullarının iş güvenliği uzmanları tarafından değerlendirilmesi gerektiğini anlatıyor. “Emekliliği hak eden işçilerin ya beli tutmuyor; ya bir organını kaybetmiş oluyor; ya da çalışma hayatının getirdiği hastalıklar nedeniyle yaşamının geri kalanını sağlıksız bir durumda geçiriyor. Akciğer, kalp rahatsızlıkları maalesef işçiye çalışma hayatının armağanları. Örgütlülük arttıkça, sendikalılar artıkça bu sorunların çözümüne yaklaşılabilir. İşçinin derdini tasasını sendikayla çözdüğü bir dünyada belki patronlar az kazanacaktır ama emekli olunca sağlıklı olacaklardır.”
İhmal, göz ardı etme, umursamama…
Devletin yüzlerce, binlerce uzman ve müfettişi olduğuna vurgu yapan Özak, çalışandan yana bir devlet olduğunda sorunların önemli bir bölümünün de çözümlenebileceğini düşünüyor: “Hendek’teki patlamada içeride insanlar yanarken, devlet yetkilileri işyerinin patronunu teselliyle meşguldü ve onun zararlarını telafi yolları aranıyordu. Neyi tercih ediyoruz bu önemli. Bu talepler toplu sözleşmeye konsa bile maliyet hesabına düşmeden kararlılıkla denetlenmedikçe sorun çözülmez. Devlet, kamu kurumlarında bile yazın sıcağında üzerine ince kıyafetler verilmemiş güvenlik görevlisini kapının önünde polarla çalıştırıyor. Ekim ayında aynı güvenliği tişörtle görürsünüz. İhmal, göz ardı etme ve umursamama söz konusu. İşçi görünmez hale getirildi. Şimdi biz sendikalar olarak tam da bunu konuşacağız. Polar ya da kısa kollu giysinin neden vakitlice verilmediğini ve bunun denetlenmediğini konuşacağız. Bunları merkeze koyarak konuşmak lazım. İşçiler insanca yaşıyorsa o ülkede demokrasi var demektir. Pergelin ucunu nereye koyduğunuz önemli. Her gün işçi sınıfının üzerine yeni sorunlar ekleniyor. İşçiler için mücadele ederek ülkenin geleceğini güvenli bir yere taşıyacağımıza inanıyorum.”

“Bu arızalar hep fasulyeden”
Tarım işçisi Mihriban, Çanakkale’de, Tuzla ovasındaki fasulye ve domates tarlalarında sigortasız çalışıyor. Hayatında hiç sigorta yapılmamış. Evlenmediği için bir zamanlar muhtar olan babasının sigortasından yararlanıyor. Ona havayı, çalışma koşullarının nasıl değiştiğini sorunca şöyle cevaplıyor: “15 yıldır tarlaya, çapaya, toplamaya giderim. Hiç böyle sıcak görmedim. Köye işçi bölüklerini toplayan minibüs gelir, biner gideriz. Son 4-5 yıldır, hava bir tuhaf. Domates bile eskisi gibi olmuyor. Domatesi öldüren güneş bize ne yapmaz ki… Fasulye desen aynı. Tarlada çalışırken, dakika dinlenecek yer yok. Güneşin alnında, yana yana çalışıyoruz. Geçen gün iki arkadaşımız bayıldı. Su falan döküp ayılttık.” Mihriban yürürken topallıyor. Ellerinin üstü, tarımsal ilaçlama yapılırken yıkanmış fasulyelere sürtünmekten şiş ve kıpkırmızı. Mihriban için işi hayatının bir parçası, sakatlıkları kaderi. “Hep fasulyeden bu arızalar” diyor. İşveren yok, fasulye var onun için. Haklar deyince elini sallayıp, “He he” deyip geçiyor. Ağzında kalan birkaç dişi göstererek gülüyor. “Ben aldığım paraya bakarım.” 2500 lira yevmiye alıyor.
Kadın işçilerin yaşadığı riskler son yıllardaki sıcaklık artışlarıyla daha da yükseliyor. Araştırmalar sıcak çarpması, bayılma, tansiyon düşmesi ve böbrek rahatsızlıklarının kadın tarım işçilerinde yaygın olduğunu gösteriyor. Ancak bunlar genellikle bireysel sorunlar gibi ele alınıp, çalışma ortamının elverişsizliğiyle açıklanmıyor. Çoğunlukla kadın tarım işçilerini ıslatılmış yemeniler koruyor.
Tarım-İş sendikası basın danışmanı Murat Mizar, genellikle kamuda çalışanların örgütlendiği sendikasında, kadın sayısının çok az olduğunu söyleyerek “Küresel ısınma dünyamızın gerçeği ve mutlaka işçi hayatına da yansıyor” diyor. “Hava, işçilerin zor koşullarını daha da zorlaştırıyor. Sıcak havanın, aşırı hava koşullarının çalışana etkisini artık önemsememiz gerekiyor. Çalışanların suya ulaşması kolay olmalı. Dinlenecekleri gölgelik bir alan mutlaka olmalı. Havanın durumuna göre mesai saatlerinin esnetilmesi, sahada çalışanların güvenliği açısından önlemler alınması gerekiyor. İklim değişikliğinin yarattığı sorunların sendika sözleşmelerine madde olarak eklenmesi önümüzdeki süreçlerde daha da önemli olacak. Kadın işçiler, bu durumdan ve bütün çalışma koşulları açısından çok daha zorlanıyor. Evlerinin sorumluluğunu da taşıyan kadın işçiler için özel taleplerine göre yeniden düzenleme yapılması ve eşit işe eşit ücret verilmesi gerekiyor” diye ekliyor.

Bu soyut bir risk değil
UNI Genel Sekreteri Christy Hoffman raporla ilgili “Bu raporun gösterdiği şey, aşırı hava koşullarının üyelerimiz için soyut bir risk olmadığıdır; çalıştığımız her ülkede, her vardiyada yaşadıkları bir gerçektir. Bu işçiler hastaneleri temiz, havaalanlarını güvenli ve ofis binalarını işler halde tutuyorlar. Bordroda yer alan herkes gibi aynı özen yükümlülüğünü hak ediyorlar. Veriler, sendikalara müzakere masasında ihtiyaç duydukları kanıtları sunuyor ve hükümetlere ve işverenlere saklanacak hiçbir yer bırakmıyor.”
UNI Global Union, sendikalar, hükümetler ve işverenler için yaptığı çağrı şöyle: “İş verenlere içme suyu, gölgelikler ve dinlenme molaları; koruyucu giysiler sağlamalı. Her sabit çalışma alanında dinlenme alanları yapılmalı. Hava koşulları için acil uyarılarda, şantiyeye gidemeyen veya şantiyede çalışamayan işçiler için ücretli izin getirin. İşçilerin güvenlik endişelerini dile getirebilecekleri cezalandırıcı olmayan kanallar oluşturun.”
“Sendikalar açık havada çalışma için minimum sıcaklık eşikleri belirlemeli. Zorunlu su temini, dinlenme ve barınma imkanları sağlanmalı; hava koşullarına bağlı işe devamsızlık durumunda işçinin gelirinin korumasını kapsayan, yani aşırı hava koşulları konusunu toplu sözleşmelere dahil edilmeli. Acil ilan edilen durumlarda, açık havada çalışanlar için tehlike primi ödenmeli.”
Hükümetlere ise “İş sağlığı ve güvenliği mevzuatında zorunlu ısı stresi protokolleri yürürlüğe koymak; ilan edilen hava acil durumlarını kapsayacak şekilde ücretli izin haklarını genişletmek; doğrudan işverenlerin yanı sıra müşteri kuruluşlar üzerinde de iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini uygulamak ve ILO’nun 155 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Sözleşmesini onaylamak” öneriliyor.
*https://uniglobalunion.org/news/weatheringit2026/
Ana fotoğraf: Sendika.org










