Eğitimin giderek güvencesizleştirilmesi, sözleşmeli, geçici ve esnek çalışma modellerinin yaygınlaşmasına yol açtı. Bu durum toplumsal cinsiyet rejimiyle birleştiğinde, kadınların işgücü piyasasındaki kırılganlığı daha da derinleştiriyor. Öğretmenler artık aynı okulda birbirinden çok farklı çalışma koşullarına sahipler. Bolu Eğitim-Sen Kadın Çalışmaları Komisyonu adına yapılan bir araştırma sorunları tüm çıplaklığı ile ortaya çıkardı.

Eğitim sektörü, temizlik işleri ile birlikte, bugün kadın emeğinin en yoğun biçimde yer aldığı ve güvencesizleştirildiği alanlardan biri haline gelmiş durumda. Bu tablo tesadüf değil. Kadınların ev içinde ücretsiz ve görünmez kabul edilen bakım emeği, işgücü piyasasında da düşük ücretli, esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerini meşrulaştırıyor. Evde, hane gelirine “yardım eden”, “destek olan” kadın algısı, işyerinde de kadınları düşük ücretle çalışmayı kabul etmesi beklenen emekçiye dönüşmesine zemin hazırlıyor. Böylece toplumsal cinsiyet eşitsizliği yalnızca ev içinde değil, çalışma yaşamında da yeniden üretiliyor.
Neoliberal istihdam politikalarının yaygınlaştırdığı sözleşmeli, geçici ve esnek çalışma modelleri toplumsal cinsiyet rejimiyle birleştiğinde, kadınların işgücü piyasasındaki kırılganlığı daha da derinleştiriyor. Toplumsal cinsiyetlendirilen istihdam görünümü ile eğitim sektörü bu dönüşümün önemli örneklerinden biridir. Kamuda ücretli öğretmenlik, özel okullarda sözleşmeli öğretmenlik, İşgücü Uyum Programı (İUP) ve Toplum Yararına Program (TYP) gibi esnek ve güvencesiz istihdam biçimleri, kadın emeğinin düşük maliyetli ve kolay ikame edilebilir bir işgücü olarak kullanılmasının somut örnekleridir.
Geçtiğimiz günlerde Bolu Eğitim-Sen Kadın Çalışmaları Komisyonu adına, kendileri de eğitim emekçisi olan Yasemin Yücel, Pınar Altun Akkuş ve Seda Senem Alpaykut Bayrak tarafından yürütülen “Esnek Çalışma, Kayıt Dışılık ve Diğer İstihdam Biçimlerinin Kadın Emeği Üzerindeki Etkileri” başlıklı bir araştırma yayımlandı. Araştırma birbirinden farklı görünen ücretli öğretmenlik, özel okul öğretmenliği, İUP ve TYP gibi istihdam biçimlerinin kadın emeğini benzer mekanizmalarla güvencesizleştirdiğini ortaya koyuyor.
Eğitim sektöründe çalışan 22 kadın ile gerçekleştirilen görüşmeler, ücretli öğretmenlerden özel okul öğretmenlerine, İUP ve TYP kapsamında çalışan okul personeline kadar farklı istihdam biçimlerinde çalışan kadınların deneyimlerine kulak veriyor. Bulgular, güvencesizliğin yalnızca düşük ücret anlamına gelmediğini; belirsizlik, ayrımcılık, yoksulluk ve gelecek kaygısıyla iç içe yaşandığını gösteriyor.
Aynı okulda farklı hayatlar
Araştırmaya katılan kadınlar aynı eğitim hizmetini üretmelerine rağmen birbirinden çok farklı çalışma koşullarına sahip. Özel okul öğretmenleri tam zamanlı çalışıyor ancak çoğu zaman haftada 45 saatin üzerinde mesai yapıyor; okul tanıtımı, süsleme, nöbet, yemek dağıtımı gibi öğretmenlik dışındaki işleri de üstlenmek zorunda kalıyor.
Devlet okullarındaki ücretli öğretmenler ise ders saati üzerinden ücret alıyor. Sigortaları eksik yatırılıyor ve emeklilik hakları ciddi biçimde zarar görüyor. İUP ve TYP kapsamında çalışan kadınlar ise birkaç aylık sözleşmelerle çalıştırılıyor; sözleşme bittiğinde yeniden işsiz kalacaklarını biliyorlar. Günlük ücretle çalışan okul personeli için ise sosyal güvence çoğu zaman hiç bulunmuyor. Farklı statüler olsa da ortak bir gerçek var: Güvencesizlik.
Yoksulluk ücretleriyle yaşam mücadelesi
Kadınların anlattıkları, ücretlerin en temel ihtiyaçları karşılamaya dahi yetmediğini ortaya koyuyor. “Tek başıma yaşasam asla geçinemem” diyen genç bir kadın öğretmene bir diğeri katılıyor: “28 yaşındayım ama hâlâ ailemle yaşamak zorundayım.”
Özellikle ücretli öğretmenlerin aylık gelirleri 10-18 bin TL arasında değişiyor. Araştırmanın yapıldığı 2025 yılı Ocak-Temmuz döneminde bu rakam yaklaşık 263-475 dolar arasında bir gelire karşılık geliyor. Kadınların önemli bir bölümü geçimini sağlayabilmek için eşinden ya da ailesinden maddi destek almak zorunda kaldığını anlatıyor.
Ekonomik bağımlılık, sosyal yaşamı da sınırlandırıyor. Tatil yapmak, kültürel etkinliklere katılmak ya da kişisel gelişim için zaman ve bütçe ayırmak birçok kadın çalışan için mümkün olmuyor. Bir katılımcının sözleri durumu özetliyor: “Hayat ev ile iş arasında geçiyor.”
Aynı işi yapıyorlar ama aynı haklara sahip değiller
Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, aynı okulda aynı işi yapan çalışanların farklı haklara sahip olması. Bir ücretli öğretmen “İş yükümüz aynı ama maaşımız dörtte biri” diyor. Sorun yalnızca ücret eşitsizliği değil, aynı işi yapan çalışanların farklı sosyal haklara, farklı güvencelere ve farklı çalışma rejimlerine tabi tutulmasıdır. Ücret farklılıklarının yanı sıra çalışma ortamındaki ayrımcı tutumlar da dikkat çekiyor. Bir İUP çalışanı işyerindeki ayrımcılığı, “Güvenceli personelin yapmadığı işleri bize yaptırıyorlar” şeklinde açıklıyor. Yanı sıra, görüşülen kadınlar idarecilerin kendilerini daha kolay uyardığını, karar süreçlerine dahil etmediğini ve çoğu zaman ikinci sınıf çalışan gibi gördüğünü ifade ediyor. Bu durum eğitim hizmetinin kamusal niteliğine rağmen aynı okul içerisinde farklı emek rejimlerinin yan yana var olduğunu gösteriyor.
Gelecek kaygısı bütün statülerin ortak deneyimi
Sözleşmeli ya da ücretli, istihdam biçimi ne olursa olsun, Bolu Eğitim-Sen Kadın Çalışmaları Komisyonu’nun araştırmasının en belirgin bulgusu, katılımcıların neredeyse tamamının iş güvencesizliği ve gelecek kaygısı yaşamasıdır. Özel okul öğretmenleri öğrenci kayıt sayısının düşmesiyle sözleşmelerinin yenilenmeyeceğinden endişe ediyor. Bir öğretmen bu endişesini “Sözleşme sonlarında yaşıyorum. Kayıtlar az olduğu için öğretmenler açıkta kalabiliyor” sözleriyle anlatıyor. Ücretli öğretmenler için bu durum daha da kritik. Nitekim her dönem yeniden işe alınıp alınmayacaklarını bilmiyorlar. Bir katılımcı, “Her ay işten atılma korkusu yaşıyorum. Hamile olduğum halde rapor alamıyorum, aldığım gün çıkışım verilir” ifadesiyle yaşadığı baskıyı ortaya koyuyor. Güvencesiz koşullarda çalışmak, kadınların sağlık sorunları ya da hamilelik gibi durumlarda rapor almasının da önüne geçebiliyor. Benzer şekilde, İUP ve TYP çalışanları da 6-9-12 aylık sürelerde sözleşme bitiş tarihini bekleyerek çalışıyor ve sözleşmelerinin bitimiyle işsiz kalacaklarını biliyorlar: “30 Haziran’da sözleşme bitiyor. TYP gelecek yıl giremiyor”. Bu durum, güvencesizliğin tüm istihdam türlerine yayılan yapısal bir sorun olduğunu gösteriyor.
Kadın emeği neden hep güvencesiz?
Bu araştırma, eğitim sektöründeki güvencesizliğin yalnızca istihdam politikalarının sonucu olmadığını gösteriyor. Kadın emeğinin ev içinde ücretsiz ve doğal kabul edilmesi, ücretli çalışmada da kadınların düşük ücretli ve esnek işlerde yoğunlaşmasını kolaylaştırıyor. Neoliberal istihdam politikaları ile toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri birbirini besleyerek kadınları güvencesiz çalışma biçimlerine itiyor.
Bu nedenle çözüm yalnızca ücret artışı değil; güvenceli istihdamın yaygınlaştırılması, ücretli öğretmenlik ve benzeri güvencesiz çalışma biçimlerinin ortadan kaldırılması, özel okul öğretmenleri için taban ücret uygulamasının hayata geçirilmesi ve kadınların sendikal haklarını özgürce kullanabilecekleri çalışma ortamlarının oluşturulmasıdır. Görüşülen tüm öğretmenler güvenceli iş yaşamı istiyor. Güvenceli çalışma için devletin istihdam politikasında değişikliğe gitmesi, başka bir deyişle kalıcı istihdam artışı sağlaması ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik düzenlemeler yapması gerekiyor.
Özel sektör çalışanı öğretmenlerinin özel okul patronlarının sömürü düzenine itiraz ettiği ve örgütlenmeye çalıştığı bu süreçte, kamudaki esnek ve güvencesiz istihdam biçimlerine karşı da mücadele verilmelidir. Ücretli öğretmenlik, İUP ve benzeri güvencesiz istihdam modelleri bir an önce ortadan kaldırılmalıdır. Hemen tüm sendikaların bu alandaki raporları, sayıları 70 bine ulaşan ücretli öğretmenlerin sorunlarına dikkat çekiyor ve bu sistemin kaldırılmasına çözüm olarak işaret ediyor. Temel bir insan hakkı olan eğitimi üreten kadın (ve erkek) emekçilerin insan onuruna yakışır, eşit ve güvenceli çalışma koşullarına sahip olması en temel kamusal sorumluluklardan biridir. Bu düzenlemeler, yalnızca çalışma yaşamındaki eşitsizlikleri azaltmayacak; aynı zamanda ev içinde görünmezleştirilen kadın emeğinin çalışma yaşamında da değersizleştirilmesini engelleyerek toplumsal cinsiyet eşitliğinin güçlenmesine katkı sağlayacaktır.
Aynı okulda aynı eğitimi üreten emekçilerin farklı haklara sahip olduğu bir çalışma düzeni ne eğitim hakkıyla ne de sosyal adalet ilkesiyle bağdaşmaktadır. Eğitim emekçilerinin güvenceli çalışma hakkı yalnızca çalışanların değil, kamusal eğitimin geleceğinin de temel güvencesidir.







