Skip to main contentSkip to footer
Nebahat Dinler:

“Benim için çok kıymetli olduğundan ancak değer bilenlere verebilirim”

Nebahat Dinler, feminist çevrelerden tanıdığımız bir kadın.  Edremit körfezindeki kadınları bir araya getiren “Körfez Kadın Dayanışması”nın de kurucuları arasında bulunuyor.  Geçtiğimiz yıl yapılan Femfest’te bir arşiv sergisi vardı. Onunla arşiv yapmanın kadın ve emek mücadelesine katkısını ve biriktirdiklerini konuştuk.

Kültür Sanat

Nebahat Dinler ile geçtiğimiz yıl Edremit Körfezi’nde yapılan Femfest Kadın festivali sırasında, yıllardır tuttuğu arşivlerden düzenlenen sergi nedeniyle tanıştık. Sergi, 20. yılına giren Körfez Kadın Dayanışması’nın günümüze kadar gelen süreçteki tarihini aktarıyordu.

Nebahat Dinler’in feminist eylemlerle ilgili tuttuğu notlar, biriktirdiği belgeler, broşürler başta sadece kaybolmasın diye toplansa da, bugün aslında kadın mücadelesinin ve ortak hafızasının bir parçası olarak başka bir değer taşıyor.

Eğitim alanında kadınlar

Nebahat öğretmenin biriktirdikleri Körfez Kadın Dayanışmasıyla sınırlı değil. 1970’lerde TİP üyesi bir öğretmenken, Zonguldak TİP il binasında Sömürücüye Yumruk gazetesini çıkartırken; kamu sendikalarının kurulmaya çalışıldığı 1990’larda oluşumların içindeyken ve Körfez bölgesi kadın çalışmalarında biriktirdikleri ciddi bir arşiv dahası kadın çalışmaları arşivi oluşturuyor. Çünkü bu birikimin seçicisi Nebahat öğretmenin kadın gözü.

Türkiye’de ilk kez bir kamu sendikası tarafından Norveç Eğitim Sendikası ile ortak yapılan Eğitim Alanında Çalışan Kadınların Sorunları konulu sempozyum erkek gözünden kaçan ama Nebahat öğretmenin arşivine düşenlerden biri.

Nebahat öğretmen, toplamaya 1970’lerde TİP üyesiyken başlamış. “Zonguldak il teşkilatındaydım ve küpür kesmeye Sömürücüye Yumruk gazetesi için başladım. Günlük gazetelerden haberleri kesiyorduk ve bu haberleri yeri geldiğinde kullanıyorduk ya da geçmişte ne olduğunu bunlarla takip ediyorduk. Kendimize bir bellek üretiyorduk. O zaman internet yoktu ve bunu makasla yapmak durumundaydık. Kesmek ve yapıştırmak dosyalamak alışkanlığım o günlerden geliyor” diye anlatıyor.

SEKA’ya gönderilen arşivler

1980 ile kesintiye uğrayan parti çalışmalarından sonra uzun süren sessizlik, arşiv çalışmalarının da yavaşlamasına neden olmuş. Darbe sonrası dönemde, pek çok arşivin yok edildiğini, partilerin ve sendikaların arşivlerinin yakıldığını anlatarak “12 Eylül Darbesinden sonra, sendikaların ve sol partilerin kendi tarihlerini kaydettikleri arşivlerin çoğu çeşitli biçimlerde yok oldu. “Seka’ya göndermek” sözü o dönemde söylenir oldu. Arşivlerdeki belgelerin çoğu, parti ve sendikalar kapatılınca geri dönüştürülmek üzere SEKA kağıt fabrikasına gönderildi. Hem sendikaların hem sol partilerin kendi tarihleriyle ilgili belgeleri kapatmalar nedeniyle kayboldu. DİSK arşivinin başına da bu geldi” diyor.

1990’larda kamu çalışanlarının sendikalaşma çalışmaları başladığında, Nebahat öğretmen de aktif görevler almış. Görevlerle birlikte yeniden dosyalama ve arşiv tutma çalışmalarına başlamış. “Sendika çalışmaları başlayınca, eğitim konusundaki haberleri ve gelişmeleri arşivlemeye başladım. Bulduğum belge, broşür, fotoğrafı topladım” diye anlatıyor.

Tarih Vakfı’nın kuruluşu sırasında belge toplamanın ne kadar önemli olduğunun ortaya çıktığını söyleyerek ekliyor: “Küçük bir grup, ya da bir sendika fark etmez. Yaşanan tarihsel süreci belgelemek açısından toplanan dökümanlar çok önemli.”

Nebahat Dinler arşivinden

Sendika çalışmaları

Nebahat Öğretmen, 1991 yılında Eğitim-İş kuruluş çalışmalarına katılmış ve Kadıköy Şubesi’nde yönetim kurulu başkanlığı yapmış ve biriktirmeye devam etmiş: “O dönemde yaptığımız tüm etkinliklerin ve çalışmaların materyallerini koruduk, tasnif ettik. Sendika fiilen kurulmamıştı ve kamu çalışanlarının sendika kurması için mücadele ettiğimiz bir süreçti. Sendika çalışmalarımız sırasında duvar gazetesi çıkardık. Hepsini muhafaza etmişim ve arşivlediklerimin arasında duruyor.  Eğitim-İş ve Eğit-Sen birleşmesi sürecinde, birleşmeyi destekledim ve kurucular arasında yer aldım. Eğitim-Sen, İstanbul 2 No’lu Şube’nin kurucu yönetim kurulunda yer aldım” diye anlatıyor kuruluş dönemini.

Yapılan her çalışmanın mutlaka korunmasını gerektiğine inanan Dinler yeni bir şeyler yapabilmek için eskiden yapılmışı bilmek gerektiğini düşünüyor. Geçmişte yaşananların bilinmeden yeni çalışmalar yapmanın mümkün olmadığını vurguluyor ve “Yeni bir şeyler yapmak için geçmişte yapılanlardan yararlanmak ve geçmiştekinden daha ileri götürmek gerekir” diyor. Yoksa insan yerçekimini ben buldum deme gafletine bile düşebilir!

Tarih silinir mi silinir!

1990’lı yıllarda yapılan bir sempozyumun bugün hiç olmamış gibi silinip gitmesine üzülüyor mesela. Sendikalarda henüz kadın çalışmalarının yapılmadığı bir dönemde, Eğitim-İş ve kardeş sendikası Norveç Eğitim Sendikası’nın birlikte yaptığı bir çalışmayı örnek gösteriyor. “Kadınların katıldığı ve eğitimde kadın eğitim çalışanlarının sorunlarının konuşulduğu ilk kadın sempozyumu Ankara’da düzenlendi. Bu çalışma kamu sendikası tarafından düzenlenen belki de ilk kadın çalışmasıydı. Norveç sendikasından gelen teklifle düzenlenmişti ve o zaman bir kadın öğretmenin ne gibi sorunları olabileceği konusunda fikrim yoktu. Büyük şehirlerde ve lisede çalışan biri olarak, küçük ilçelerde, köylerde çalışan kadın arkadaşların yaşadığı zorlukların pek çoğundan haberim yoktu. Atölye çalışması nedir ilk bu toplantıda yaşadım ve çalışma sırasında arkadaşlarımızın sıkıntılarına ilk defa kulak verdik” diye anlatıyor.

Kadınların birikimi genel merkeze taşınmadı

Sendikanın kuruluş tarihinde etkin olduğu halde, ismi bile anılmayan kadınların olması ve yapılan bu tarihi çalışma gibi görünmez hale gelmesi üzüyor Nebahat öğretmeni. KESK tarihi hakkında yapılan bir çalışmayı ve kitabı çok yerinde olarak değerlendiriyor. Gördüğü bazı eksiklerin kadın çalışmalarının önemsenmemesinden kaynaklandığını düşünüyor.  “Ankara’daki sempozyumu düzenleyen kadınların ismini kitapta göremedim ve üzüldüm. Sempozyum ve kadınların katıldığı yaz kampı kamu sendikalarında yapılan ilk kadın çalışmaları olarak çok önemliydi. Kadın arkadaşlar genel merkezde Eğitim-Sen’in kuruluş çalışmalarına katıldılarsa da, maalesef genel kurulunda yer almadılar ve bazılarının isimleri anılmadı. Görünen o ki, kadınların birikimi genel merkeze taşınmadı” diyor ve ekliyor: “O sempozyum sendika tarafından bir kitaba dönüştürüldü. Bu bir kamu sendikasının yaptığı ilk kadın çalışması olarak sendika kütüphanesinde hâlâ duruyor mu diye merak ediyorum.”

Erkek egemen sendikacılık

1990’lardaki kadınları işin dışında tutmaya yönelik çabanın benzer şekilde devam ettiğini düşünüyor Nebahat öğretmen. “Bu birleşme süreçlerinde, kongrelerde çoğunlukla erkek yöneticiler üzerinden yapılıyor çalışmalar. Geçtiğimiz günlerde Emekli- Sen, üç emekli derneğinin katılımıyla bir panel düzenledi. Konuşmacıların hepsi erkekti. Temsil konusu hep erkeklere kalıyor. Bunu sorduğunuzda, “katılmıyorlar ki” deniyor. Kadın hayatının taşıdığı yükleri, ev bakım sorumluluğunu, hayatın yüklerinin kadının omuzlarına yüklendiğini görmezden geliyorlar ve bu konuda duyarsız kalıyorlar.

Sadece bu değil, televizyondaki programlarda kadın iktisatçıları, kadın çalışmaları yapan feminist temsilcileri, akademisyenleri göremiyoruz. Muhalif kanallarda da kadınlara pek yer verildiği söylenemez. Oturumu yöneten kadın olabiliyor ama katılımcıların biri kadın oluyorsa şaşırıyoruz. Erkekler bütün yetki alanlarını işgal etmiş durumda” diyor.

Evi kentsel dönüşüme girdiği için arşivini taşımak ve düzenlemek zorunda kalan Nebahat öğretmen, elindeki birikimi ne yapacağı konusunda emin değil. Gözden çıkarmak, yok etmek aklının ucundan bile geçmiyor ama alternatif seçeneklere de bütünüyle kapalı değil.

“Kadın eserleri kütüphanesi’nde, kadın tarihini belgelemek amaçlı malzeme topluyorlar. Bendekiler önemsenir ve kullanılır mı bilmiyorum ama elimdekileri vermeyi düşünürüm. Benim için çok kıymetli olduğu için değer verecek, koruyacak insanlara teslim edebilirim” diyor.

DİSK ve Lastik- İş ile ilgili eski fotoğrafları ve ÖDP döneminden kalan efemera malzemesini TÜSTAV’a seve seve verdiğini anlatıyor.

Nebahat öğretmenin bellek kasasında neler var derseniz, 2007 den itibaren, pandemi dönemine kadar Ayvalık’ta çıkan iki yerel gazetenin arşivi; koronadan önce yapılmış bir küpür arşivi;  Ayvalık Tabiat Platformu’nun fotoğraf, evrak, ve belgeleri, toplantı notları; Ayvalık Demokrasi Platformunun çıkardığı Papalina Gazetesinin bütün sayıları, Ayvalık Kadın İnsiyatifinin 2007’den günümüze kadar olan çalışmalarıyla ilgili broşür, notlar, gazete küpürleri, toplantı notları, eylem fotoğrafları ve belgeler var.

Ayvalık Kadın İnisiyatifi

Söz uçar yazı kalır

Egeli kadınları buluşturan Urla Kadın Buluşmasına hazırlanırken, Körfez Kadın Dayanışması’nın 2007’den beri üretilen bütün materyallerini gözden geçirerek toplantıda sunuma uygun hale getirme sürecinde, “Büyük heyecan yaşadık” diye anlatıyor Nebahat öğretmen. “Çok heyecan vericiydi çünkü 20 yıl boyunca yaptıklarımızı görmek çok güzeldi. Biz kimiz, neyiz, neler yaptık? Metnimizi de bu birikimi anlatarak oluşturduk” diyor.

Kimilerinin eve böcek olur diye sokmadığı, bazıları için efemera denilip değer biçilen (yani bir gün için üretilmiş ve o gün tüketilen basılı malzeme) Nebahat öğretmenin değerli kumbarası, bir gün ondan yararlanabilecek kişileri bekliyor. Onları çöp kutusuna bırakmaya ya da geri dönüşüme yollamaya hiç mi hiç niyeti yok. Bir gün tarihi yazacak olanların bir not parçasından bile sonuç çıkaracakları düşünülürse aksine… Onlara sıkı sıkı sarılıyor. Bunun ne kadar doğru olduğunu “Söz uçar, yazı kalır” sözü kanıtlıyor aslında. Antik Roma’da yazılan bu Latince sözün günümüze kadar pek çok dilde yazılı halde kaldığı düşünülürse, hiç de haksız sayılmaz.

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar