Skip to main contentSkip to footer

bir cinsiyet meselesi olarak ruh hali

“kadınlar -ve büyük ölçüde lgbti+ insanlar- açısından ruhsal sorunların ortak, toplumsal sebepleri var. bunlardan kimimiz daha az etkileniyoruz, kimimiz daha fazla. her kadın bunlarla farklı mekanizmalarla başa çıkmaya çalışıyor. ve sık sık “arıza kadın” damgasına maruz kalıyor ve bu damgayı sadece erkekler vurmuyor.”

Kadın Emeği

ikinci dalga feminizmin önemli isimlerinden kate millet, kendisinin de vatandaşı olduğu abd’nin kadınları tımarhaneye erkekleri hapishaneye gönderdiğini defalarca söylemişti. millet, 1990 yılında yayınlanan tımarhane yolculuğu * adlı kitabında kendi deneyimini aktarır.

bu insanlar, toplumun bir tür artığı olarak görülüyor. hayali bir çöp tenekesine atılması gereken artıklar.

bugün de abd’de kadınlar arasında anksiyete, depresyon gibi ruhsal sorunlar erkeklere oranla kat be kat daha fazla görülüyor. buna karşılık suç işledikleri için tutuklananların yüzde 73’ü erkek.

dünyada da erkeklerin suç işleme oranı çok yüksek ama kadınların madde vb suçlardan tutuklanma oranı artıyor.  türkiye’de, özellikle yüksek enflasyon, düşük ücret, işsizlik rejimi geçimini suçla sağlamaya çalışanların oranını artırıyor. kapitalizmden kaynaklanan sebeplerle “suça sürüklenenler” arasında kadınlar da var.

bugün devlet ve birçok insan, suçu idari önlemlerle baş edilebilecek bir mesele olarak ele alıyor. bugün diyorum çünkü geçmişte zaman zaman sosyal devletlerin suçun sebeplerini ele almaya ve bunların etkilerini sınırlamaya çalışan uygulamaları vardı.

suç, “kökü kazınacak”, “ahlak”ın yaygınlaşması ve derinleşmesiyle, hukuk ve cezayla ortadan kalkacak, bireylerin içinden çekilip çıkartılacağı bir “bataklık” değil. cezasız kalanlar, hoş görülenler de dahil olmak üzere toplumsal bir olgu ve bununla ilgili ancak toplumsal müdahalelerle sonuç alınabilir.

ya patriyarkanın sonuçları?

hayatının bir anında erkek şiddetiyle, aile sınırlamalarıyla, toplum baskısıyla ve çoğu zaman hepsiyle birden karşılaşmamış kadın olduğunu sanmam. daha da ağır olan şu ki kadınların önemli bir kısmı -hatta kimi zaman erkekler- çocuk yaşta cinsel istismara maruz kalıyor.

bütün bu travmalar yaşanıp geçilmez, kalıcı ruhsal sorunlara sebep olur.  benzer şeyler, belki de daha ağır biçimlerde lgbti insanlar için de geçerli.

erkeklerin ruhsal sorunları olmaz, olmuyor anlamında söylemiyorum. ama kadınlar -ve büyük ölçüde lgbti+ insanlar- açısından ruhsal sorunların ortak, toplumsal sebepleri var. bunlardan kimimiz daha az etkileniyoruz, kimimiz daha fazla. her kadın bunlarla farklı mekanizmalarla başa çıkmaya çalışıyor. ve sık sık “arıza kadın” damgasına maruz kalıyor ve bu damgayı sadece erkekler vurmuyor.

ruhsal sorunlar onlarca farklı biçimde tezahür ediyor; kimileri karşısındakinde merhamet uyandırır, kimileri öfke, kimileri rahatsızlık, kimileri sabırsızlık.

ayrıca başta erkekler olmak üzere duygusal şiddete meyyal insanların, kendi ruhsal durumlarıyla baş edemeyen kadınları hedef aldığına hepimiz şahit olmuşuzdur. “arıza kadın”a kimse inanmaz, güvenmez. o şiddeti ifşa ettiğinde inananların az olacağı erkeklik bilincinde yer alıyor,

bundan bağımsız olarak evlenip ayrılmışlar, birden fazla partneri olmuş olanlar, yoksullar, çaresizler toplumsal olarak kırılgan bir konumda. şiddete meyyal, şiddet faili erkeklerin adeta bir içgüdüyle, bu kadınları hedef aldığına da şahit olmuşuzdur.

birçoğumuz, bu travmalar, bu kırılganlıklar sebebiyle, bunların açtığı ruhsal yaralarla kendimizi kadın kurtuluş hareketine atıyoruz. sadece başka kadınların benzer şeyler yaşamaması için kolektif bir direnç oluşturmayı değil, ayna zamanda bir tür iyileşme de umuyoruz.

istatistikler, kadınlarda depresyon görülme oranının erkeklerin iki katına yakın olduğunu ortaya koyuyor. haddimi aşan konulara girmek istemem ama tezahürler konusunda da cinsiyetler arasında fark olduğunu, erkeklerin depresyonu agresyonla yansıtırken kadınların hüzne gömüldüğünü söyleyen araştırmacılar da var.

toplum ya da daha sarih bir ifadeyle adını koyarsak patriyarka “hasta” ettiği kadınları bir de hizaya sokmaya çalışıyor.

ya feminizm, feministler?

şunu hatırlatmak istiyorum. depresyon ya da anksiyete gibi ruhsal sorunlar her zaman vakur bir içe kapanıklık şeklinde tezahür etmiyor. yüksek duygular, çok konuşma, gerçeği çarpıtarak aktarma, başkalarının alanına saygı duymama gibi “rahatsız edici”, kolektif çalışmayı zorlaştırıcı tezahürleri de olabiliyor. biz de feminist çalışmalarda işin kolayına kaçıp bunları hizaya sokmaya ya da baskılamaya mı çalışacağız?

burada bir parantez açıp ikinci dalga feminizmin bilinç yükseltme çalışmasından bahsetmek istiyorum. psikoterapi pratiklerinden ilham alan bu örgütlenme biçimi, belki adının anıştırdığı bilgi edinmeye dayanan bir bilinç değişikliğine değil, insanın kendi hayatına patriyarkanın varlığını ve sonuçlarını bilen bir yerden bakmasına dayanıyor.

parantezi kapatıp devam edeyim. kadınların, harekete, kadınlar arası iletişimin yerleşik biçimleriyle geldiklerini de akılda tutarak, yukarıdaki sorunun cevabının kolay olmadığının farkındayım. yaşadığımız koşullarda “delirme”nin hak ama aynı zamanda “lüks” olduğunu da biliyorum. yine de, “arıza” kadınların, şefkate, anlayışa, el uzatılmaya ihtiyaçlarının olduğu da ortada ve bunu feminizmden başka kim yapabilir?

* tımarhane yolculuğu, kate millet, metis yayınları

Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar