Gençlik ve hak temelli çalışmalar yürüten Toplum Gönüllüleri Vakfı’nda (TOG) yedi çalışan işten çıkarıldı. İşten çıkarılanların çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Çalışanlar, sürecin yalnızca ekonomik gerekçelerle açıklanamayacağını söylerken; yaşananlar sivil toplum alanındaki çalışma koşulları, güvencesizlik ve örgütlenme hakkı tartışmalarını yeniden görünür hale getiriyor.

2002 yılından bu yana faaliyet gösteren TOG, gençlerin sosyal sorumluluk ve dayanışma alanlarında örgütlenmesini hedefleyen bir vakıf olarak biliniyor. Ancak son haftalarda kurum, işten çıkarmalar ve sendikal süreç nedeniyle gündemde.
Kadın İşçi olarak, işten çıkarılan çalışanlardan Nisa Su Tablacı, ismini paylaşmak istemeyen iki çalışan ve DİSK/Sosyal-İş Yönetim Kurulu Üyesi Merve Altun ile konuştuk.

“Sendika ile görüşmeden bir gün önce işten çıkarıldık”
İşten çıkarılan çalışanlardan Nisa Su Tablacı, sürecin kendileri açısından tamamen beklenmedik olmadığını söylüyor: “Açıkçası şaşırmadık. Ani oldu elbette. Ama mevcut yönetimin davranışları ve yaklaşımıyla süreci buraya doğru sürüklediğini hissediyorduk.” Tablacı’ya göre çalışanlar, kurum içinde uzun süre diyalog zemini oluşturmaya çalıştı. Ancak sonuç alınamayınca sendikalaşma süreci başladı. “Kurum içinde diyalog masası kurulmaya çalışıldı. Ama çalışanlarla o masaya oturulmadı. Bunun ardından sendikalaşma yolunu seçtik. Belki Sosyal-İş’i tanırlar ve süreç diyalogla ilerler diye düşündük.”
Tablacı, TOG’un geçmişte de toplu iş sözleşmesi yapan bir kurum olduğunu hatırlatıyor: “TOG daha önce altı kez toplu iş sözleşmesi yapmış bir kurumdu. Bu nedenle sürecin konuşarak yürütülebileceğini düşünüyorduk. Ama sendika ile görüşme gününden bir gün önce apar topar işten çıkarıldık.”
İşten çıkarılan çalışanlar, yasal haklarının ödendiğini ancak asıl tartışılması gereken meselenin çalışma kültürü olduğunu söylüyor. “Mevzuat gereği ödenmesi gereken haklar ödendi. Ama mesele yalnızca maddi değil. İnsan onuruna yakışmayan davranış örüntüleriyle karşı karşıya kaldığımızı düşünüyoruz.”
Romantize edilen bağlılık
Çalışanlar, sivil toplum alanında sık kullanılan “biz aile gibiyiz” söyleminin çalışma ilişkilerini belirsizleştirdiğini, bu dilin çoğu zaman çalışan emeğini görünmez hale getirdiğini söylüyor: “Aile değiliz. ‘Biz aile gibiyiz’ söylemi profesyonel ilişkiyi belirsizleştiriyor. Çalışanların sınırlarını, emeğini ve haklarını görünmez hale getirebiliyor.”
TOG’a bağlılık hissettiklerini ancak bunu romantik bir yerden tarif etmediklerini de ekliyor: “Vakfa gönülden bağlıydık. Ama bu bağlılığı romantik bir yerden değil; hak temelli çalışma anlayışına, birlikte üretmeye ve gençlerin örgütlü mücadelesine duyduğumuz inanç üzerinden tarif ediyoruz.”
“Kadın+ çalışanların sözü daha fazla kesiliyordu”
İşten çıkarılan çalışanlar, kurum içinde özellikle eleştirel tutum alan çalışanların zamanla yalnızlaştırıldığını savunuyor. Tablacı, çalışanların kendilerini ifade edecek alanlarının giderek daraldığını söylüyor: “Eleştiri ya da itiraz dile getirildiğinde küçümseyici, kişiselleştiren ve zaman zaman aşağılayıcı tutumlarla karşılaşabiliyorduk. Toplantılarda kadın+ çalışanların sözü daha fazla kesiliyordu. Daha fazla açıklama yapmak zorunda bırakılıyor, daha sert tartışmaların içine çekiliyorduk.”
Çalışanlara göre bu deneyimler, örgütlenme ihtiyacını büyüten nedenlerden biri oldu. İsmini paylaşmak istemeyen bir başka işten çıkarılan çalışan ise kurum içindeki erkek egemen ilişki biçimine dikkat çekiyor:
“Şu an yönetim kurulu başkanı ve genel müdür erkek. Sürekli birbirlerine ‘abi’ diye hitap ediyorlar. Bu bile kendi içinde hiyerarşik bir ilişki yaratıyor.” Aynı çalışan, geçmişte kadın yöneticilerin bulunduğu dönemleri de hatırlatıyor: “Vakfın daha önce kadın genel müdürü ve kadın yönetim kurulu başkanı oldu. Ama kimse birbirine ‘abla’ diye hitap etmiyordu.”
“İşten çıkarılanların profili dikkat çekici”
Tablacı, işten çıkarılan kişilerin ortak özelliklerine dikkat çekiyor: “Söz söyleyen, eleştiren, tartışmaya dahil olan; özellikle de kadın+ çalışanların öne çıktığını görüyoruz. İşten çıkarılan yedi kişiden altısının sendikalı olması çalışanlar açısından ciddi soru işaretleri yaratıyor.”
Çıkarılanların örgütlenme sürecinde aktif rol aldığını da belirten Tablacı, yaşananları “kurumsal itirazı kontrol etmeye yönelik bir yaklaşım” olarak değerlendirdiklerini ifade ediyor.
İşten çıkarılanlara göre mesele yalnızca TOG’a özgü değil. Tartışma, sivil toplum alanındaki çalışma biçimine uzanıyor. Tablacı, hak temelli kurumların kendi iç işleyişlerinin de sorgulanması gerektiğini düşünüyor:
“Yıllardır özellikle gençlerin, kadınların ve hak temelli alanlarda çalışan insanların emeği; aidiyet, vicdan ve fedakârlık duygusu üzerinden görünmez biçimde sömürülebiliyor. Bakım verme, duygusal emek üretme, kriz yönetme gibi görünmeyen yükler çoğu zaman kadın çalışanların omzuna bırakılıyor. Bir kurum dışarıda demokrasi, eşitlik ve insan hakları savunurken içeride çalışanlarının söz hakkını tanımıyorsa burada ciddi bir çelişki vardır.”
“Proje bazlı çalışma kalıcı güvencesizlik yaratıyor”
Çalışanlara göre sivil toplumdaki en temel sorunlardan biri de proje bazlı çalışma modeli. Fon odaklı çalışma biçiminin çalışanlar açısından sürekli bir belirsizlik yarattığını, kısa vadeli olmasının çalışan emeğini sürekli belirsizlik içinde bıraktığını sözlerine ekleyen Tablacı, işten çıkarılan ekipte yer alan çalışanların yalnızca belirli projelerde görev almadığını da vurguluyor:
“Bu ekip; kaynak geliştirme, iş geliştirme, projeler ve afet çalışmaları gibi alanlarda doğrudan vakfın kurumsal sürdürülebilirliği için çalışan insanlardı.”
Bu nedenle sürecin yalnızca “bütçe daralması” ile açıklanamayacağını düşünüyorlar.

“Sivil toplumda güvencesizlik”
DİSK/Sosyal-İş Yönetim Kurulu Üyesi Merve Altun da yaşananları daha geniş bir çerçevede değerlendiriyor. Altun’a göre, sivil toplum alanında çalışma ilişkileri son yıllarda ciddi biçimde dönüştü: “Sivil toplum kurumlarının giderek özel sektör mantığıyla yönetilmesi önemli bir sorun haline geldi. Sözleşmeli çalışma, proje baskısı ve sürekli fon yaratma zorunluluğu çalışanlar üzerinde ciddi bir güvencesizlik yaratıyor.”
Görüşmelerin sürdüğünü belirten Altun, Sosyal-İş’in TOG yönetimine üç temel talep ilettiğini bunların sırasıyla:
-
-
-
-
- “İşten çıkarılan çalışanların işe geri alınması,
- Mevcut çalışanlar üzerinde sendikal baskı kurulmaması,
- Toplu iş sözleşmesi sürecinin başlatılması,” olduğunu ifade ediyor.
-
-
-
Dayanışma çağrısı
İşten çıkarılanlar ise süreci yalnızca bireysel bir mağduriyet olarak görmediklerinin altını çizdikten sonra “Bugün yaşananların yalnızca bireysel bir işten çıkarma konusu olmadığını düşünüyoruz. Hak temelli çalışma iddiasındaki kurumların kendi emek rejimlerini de tartışması gerekiyor.” diyerek mücadeleyi sürdüreceklerini belirtirken; sivil toplum alanında dayanışma çağrısı yapıyorlar.
Görsel: Sivil Sayfalar









