Skip to main contentSkip to footer
Dardanel işçisi kadınlar:

“Bu direnişte birlikten kuvvet doğduğunu öğrendik”

Çeşitli tarihlerde Dardanel’den çıkarılan kadınlar, 4 Mart’ta Dudullu’da fabrika önünde “Tazminat Hakkımız İçin Direniyoruz” sloganı ile direnişe geçtiler. Ciddi işçi iş kazalarının olduğu fabrikada, direniş sonucunda işçilerin bir kısmının tazminatları yatırılmaya başlandı. Dardanel işçisi kadınlar bugün Dudullu’da yarın ise Tarabya’da Dardanel genel merkezinde olacaklar. Bizleri dayanışmaya çağırıyorlar.

İstanbul, Dudullu OSB’de bulunan Dardanel fabrikasında “küçülme” ve fabrikanın Çanakkale’ye taşınacağı gerekçesiyle farklı tarihlerde işten çıkarılan 150’den fazla işçinin başlattığı direniş sürüyor.  Kadın işçilerin, ağır kimyasallar ile koruyucu ekipman verilmeden, iş güvenliği önlemleri alınmadan çalıştırıldığı Dardanel fabrikasında işçiler tazminatsız, hakları verilmeden işten çıkarıldı.  4 Mart’a İstanbul, Dudullu OSB’de fabrika önünde direnişe başladılar. Dardanel’in, 8 Mart reklamında ‘Bizi biz yapan kadın çalışanlarımızın emeğidir’ dese de, kadın işçilere yönelik, baskı , sömürü ve hak ihlallerini Dardanel işçisi kadınlarla konuştuk.
Kasım ayında tazminatsız bir şekilde işten çıkarılan 44 yaşındaki Hanife Eryaktı, ‘Hepimiz Dardanel mağduruyuz’ diye sözlerine başlıyor. Tazminatsız bir şekilde işten çıkarıldığını anlatan  kadın işçi şöyle devam ediyor: “Dardanel’de yaklaşık bir buçuk, iki yıldır maaşlarımız geç yatırılıyordu. Defalarca kez iş durdurduk. Ancak eylem yaparsak, iş durdurursak maaşlarımızı alabiliyorduk. Zaten hiçbir yasal bir hakkımız da yoktu. Sekiz saat çalışıyorduk. Mesaiye kalıyorduk ama vergi dilimine girdiğimiz için maaşlarımızdan çok fazla kesinti oluyordu.  Mesaiye kaldığımızda üç katı mesai alacaksınız deniliyordu ama ancak bir katını yatırıyorlardı. Sadece bayramın birinci günü izin yapabiliyorduk. Diğer resmi tatillerin hepsinde çalıştırılıyorduk. Bu fabrikadaki kadın işçilerin çoğu eşinden ayrılmış, arkasında kimsesi yok. Kimi ev geçindiriyor, kimi çocuğuna yalnız başına bakıyor. Dardanel bunun bilincinde olduğu için her zaman kadın işçilerin bu durumundan yararlandı bizleri ezdi.”


Kimyasalların içinde kalan eller delik deşik

Hanife ağır kimyasallar ile temizlik yapmak zorunda kaldıklarını, İSG önlemleri alınmadan koruyucu ekipmansız çalıştırıldıklarını belirtiyor; “Şuşi bölümde çok soğuk hava şartları altında çalışıyorduk. Kullandığımız makinaları, cumartesi günleri kimyasallar ile temizlemek zorunda kalıyorduk. Duvarlardan tutun, havalandırmalara, tavanlara kadar çalıştığımız alanı kimyasallar ile silmek zorunda kalıyorduk. Gün geliyordu bu kimyasallar arkadaşlarımızın gözüne kaçıyordu. Gün geliyordu bu kimyasallar arkadaşlarımızın ellerini yakıyordu. Ellerimiz zarar görmesin diye iki kat, üç kat plastik eldivenler takıyorduk. Dört kat eldiven takan arkadaşlarımız vardı. Ellerimiz, uzun süre kimyasalların içinde kaldığı için delik deşik oluyordu. Bu eldivenleri kullanmak istemediğimizi söyledik ama hiçbir zaman dikkate alınmadık.  En son yine arkadaşımızın kimyasal gözüne kaçtı. O gün, üç tane hastane gezdi. Gözünü kaybedebilirdi.  Yüz siperlikleri verildi ama asla bizleri korumuyordu. Her şekilde kimyasal kaçıyordu.  Denizde kullanılan gözlüklerden iki tane getirilmişti. Bu gözlüklerden memnun kalmıştık. Bu gözlükler için talepte bulunduk ama bir yıl geçmesine rağmen gözlük alınmadı. Evet, gözlükler yüzümüzü korumuyordu ama önemli olan bizim için gözlerimizdi. İSİG önemleri alınmıyordu ve koruyucu ekipmanlarımız yoktu” diyor.


“Küçük gördükleri kadınlar, günden güne büyüyorlar”

Yoğun tempoda, hız baskısı ile kötü şartlarda çalıştıklarını sözlerine ekleyen Hanife Dardanel’de kadın işçilerin hakaret ve aşağılayıcı söylemlere maruz bırakıldığını da vurguluyor. “Bizlere,  sürekli hızlı çalışın baskısı uygulanıyordu. Ürünü her zaman yetiştirmek zorunda kalıyorduk.  Hep yetişecek ürün vardı. Hep yoğun tempoda çalışıyorduk. Mola sürelerimiz sınırlıydı. Mesela, 15 dakika çay molalamızda son üç dakika kala girmek zorundaydık. Erken girmediğimizde tutanak yiyorduk. Hep bizde tutanak yeme korkusu vardı. Bizim için üç tutanak demek tazminatsız atılmak demekti. Kimse hakkını savunamıyordu.  Üç yılı dolduracaktım.  Üç yıldır eşime destek amaçlı, hem de çocuklarımı okuttuğum için Dardanel’de çalıştım.  Üç yıldır ben bayram nedir seyran nedir, resmi tatil nedir bilmedim.  Akrabalarımın düğünleri, cenazeleri nedir bilmedim.  Çünkü geçindirmek zorunda olduğum bir ev ve okutmak zorunda olduğum iki çocuk var. Dardanel’de ne kadar çalışma fırsatı, mesai varsa hep değerlendirdim. Ben Dardaneli, bugüne kadar hiç mağdur etmedim. Bütün kurallarına uydum ama geldiğimiz noktada tazminatsız işten atıldım.  Dardanel kadın işçilerin haklarını, emeklerini sömürüyor. Ben kendi vardiyamda pek hakarete maruz kalmadım ama diğer vardiyada çalışan kadın arkadaşlarımın hakarete maruz kaldığını duydum.  ‘Pis kadınlarsınız, sizi görünce midem bulanıyor’ gibi üstleri tarafından hakarete maruz arkadaşlarımız var. Diğer vardiyaki arkadaşlarla sadece giriş çıkış esnasında yan yana gelebiliyorduk. Hiçbir zaman konuşma şansımız olmadı. Daha yeni yeni bir araya geliyoruz. Bu hakaretleri de yeni yeni öğrendik. Aylarca bekletilip sonunda mahkemelerde sürünmek istemiyoruz. Tazminatlarımızın tek seferde yatırılmasını talep ediyoruz. Asla taleplerimiz değişmeyecek.  Her işçi, hakkını alana kadar buradayız.  Küçük gördükleri kadınlar, gün gün büyüyorlar.  Tüm kadınları, öğrencileri, medyayı, bizleri desteklemeye davet ediyorum. Biz hakları yenen kadınlarız bizi destekleyin. Bizi yalnız bırakmayın.”


‘İş kazası geçirdiğim halde çalıştırıldım’

İşten tazminatsız bir şekilde çıkarılan Elif Gül Keleş’de ağır kimyasallar ve koruyucu ekipmanlar olmadan çalıştırıldığında altını çiziyor. Keleş, iş kazası geçirdikten sonra o biçimde çalıştırılmış; “Şubat ayında işten tazminatsız şekilde çıkarıldım. ‘Küçülmeye gidiyoruz tüm haklarınızı alacaksınız’ dediler.  Şu anda hepimiz mağduruz.  Dardanel’in önünde direnişteyiz. Haklarımızın hiçbirini alamadık. Kiracıyız borcumuz var. Çocuk okutuyoruz. Eşim de işten çıkarıldı. Şu anda buraya gelip eylem mi yapayım? Hakkımı mı savunayım? Yoksa iş bulup işe mi gideyim? O kadar çaresiz bir durumdayım ki. Kötü koşullarda çalıştık. Çalıştığımız makinalar çok tehlikeliydi. Ben yaklaşık altı-yedi ay önce çalıştığım makinanın dedektör imha kolu serçe parmağıma zarar verdi.  Revire gönderdiler, bir krem sürüp o şekilde çalıştım. O elimle çalışmak zorunda kaldım. Bir adet eksik ürün koydum diye tutanak tuttular. O ayki primimi kestiler ama düşünün beni o elimle çalıştırdılar.  Kimyasala maruz kalıyorduk.  Ayakkabılarımız, kimyasaldan yırtılıyor, deliniyordu.  Ayakkabı istediğimizde bir aya gelecek deniyordu.  Ama bir ay içinde ayaklarımın üzerine bir şey düşse yaralansam işe gelmesem beni işten atarlardı.  Biz bir şey çalacağız diye dolaplarımızı arıyorlardı. Çantamın fermuarını açtırarak bir paket sakızı gördükleri için bana tutanak tuttular. Devamsızlık primim de oradan gitti. Primlerimizi kesmek için bahane arıyorlardı. Geçen yıl Nisan ayında deprem olduğunda  beş  yaşında çocuğum ve annem için işe gitmedim. Şefler bize tavır aldılar. ‘Biz burada ölüyorsak bizim ailemiz ölümü göze alıyorsa, sizde işe gelmek zorundasınız’ diye tehdit ediyorlardı.”

‘Rahim kanseri olduğum halde çalıştım’

Rahim kanseri olan Keleş, haklarını ve emeklerini alana kadar direneceğini şu sözler ile anlatıyor; “Yemek yiyeceğimiz doğru düzgün bir alanımız bile yoktu. Örneğin, ben yemeğimi yiyordum kalkıyordum başka arkadaşım gelip yemek yiyordu. Ne dinlenme alanımız vardı, ne oturma alanı, ne sigara içme alanımız… Yemek yediğimiz noktalarda alan küçüktü. İş bırakmak istediğimde, ‘Bir Elif, gider bin Elif gelir sen kimsin ki, kapı orada’ diyerek beni aşağıladı. Dardanel’de insan yerine konmadık.  Rahim kanseri olduğum halde zor şartlarda çalıştım ama emeklerimin karşılığını alamadım. Bu direniş hayatımda çok şeyi değiştirdi. Tanımadığımız insanlar bize destek verip, omuz verdiler. Yanımızda olup haklarımızı savunuyorlar. Tek bir kişi olarak bir şeyi değiştiremiyoruz ama birlikteyken kazanabiliyoruz. Birlikten kuvvet doğuyor. Bu direnişte bunu öğrendim. Buraya gelen herkese çok teşekkür ediyorum. Bize çok destek oldular. Haklarımızı savundular.   Hakkım neyse onu istiyorum, fazlasını istemiyorum. Hasta bir insanım, rahim kanseriyim hasta halimle geldim çalıştım. Hiçbir zaman itiraz etmedim. Tüm haklarımı, eksik yatan primlerim,, mesailerimi, emeklerimin hepsini  istiyorum. Haklarımızı alana kadar direneceğiz. Tüm kadınlardan,  herkesten,  öğrencilerden, sendikalardan destek bekliyoruz. Hep birlikte haklarımızı kazanalım.”

‘Hep sendikalar konuştu artık kadın işçiler konuşuyor’

Başlangıçtan itibaren işçilerle dayanışma içinde olan İşçi Emekçi Kadın Komisyonları Sözcüsü Gül İnce, Dardanel direnişin bir kadın direnişi olduğuna dikkati çektikten sonra herkesten destek beklediklerinin altını çiziyor.
“Darnadel fabrikası kadın emeği üzerinden yükselen bir fabrika gün geçtikçe büyüyor. Türkiye’nin, Anadolu’nun  ilk 500 firması arasına giren bir firma. Kadınlar, bu fabrikada, üç vardiya şeklinde uzun saat çalışıyorlar.  Kadın olmaları nedeniyle ayrıca hakarete, baskıya, mobbinge maruz kalıyorlar. Kadınları işten tazminatsız atıp tazminatınızı yatıracağız deyip yasal sürelerin geçmesini beklemişler. Bir ay içinde dava açılabiliyor fakat kadınları kandırmışlar.  Ama onlar direnmekten başka çare olmadığını kadınlar fark ettiler. Fabrika önünde direnmeye başladık.  Gün geçtikçe de kalabalıklaşıyoruz. Altı kişi ile başladık. Her gün farklı kadın arkadaşlar ekleniyor.  Eylemden sonra, bazı kadınların tazminatları yatırıldı. Kadınlar, direnek kazanacaklarını öğrenmiş oldu. Bu çok önemli bir şey. Dayanışmanın gücünü gördüler. Bugüne kadar genelde Dardanel fabrikası ile ilgili sıkıntılar olduğunda hep işverenler, hep sendikacılar konuşuyordu ama artık kadınlar kendi haklarını dile getiriyor, kendi hakları için konuşuyor. Kendilerini savunuyor. Bu da oldukça önemli” diye belirtiyor.

‘Herkesi Dardanel İşçisi kadınlarla dayanışmaya çağırıyoruz’

İnce, Dardanel direnişin önemine vurguladıktan sonra; “Kadınların bir araya gelmesi, bir adım atması kadınları ve bizleri çok güçlendirdi.  ‘Sonuna kadar direneceğiz’ diyorlar. Bu önemli bir kazanım. Bugüne kadar hep sendikalar, patronlar konuştu. Bundan sonra kadınlar konuşacak. Fabrikada sendikayı dillendiren çok kadın olmuş ama patron bir şekilde  sendikalaşmayı kabul etmiyor ve işten atmalar oluyor. Direnen kadınların kendi aralarında, dayanışması, bağları çok güçlü adım attıkça kazanacaklarını görüyorlar. İlk eylem yaptığımızda, 60 kadın işçinin tazminatı yatırıldı. Kadınlar, adım attıkça daha fazlasını kazanacaklarını görüyorlar,  çok inatçılar. Haklarımızı alana kadar direneceğiz diyorlar. Bizlerde, her zaman kadın işçilerin yanında olacağız. Herkesi Dardanel İşçisi kadınlarla dayanışmaya bekliyoruz.”

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar