Rekabet Kurulu’nun soruşturması, bankaların çalışanların ücretlerini baskılamak için yıllarca gizlice koordinasyon içinde hareket ettiğini gözler önüne serdi. Mesai saatlerinin belirsiz olduğu, kadınların terfide cam tavana çarptığı, mobbing ve performans baskısının yoğun biçimde yaşandığı kadın ağırlıklı sektörde çalışanların büyük bölümü örgütsüz.

Bankacılık sektörü yıllar boyu beyaz yakalı çalışma hayatının sembolü oldu. Kravat, takım elbise, cam gökdelenler… Ve arkasında: yüksek satış baskısı, erimekte olan maaşlar, sendika düşmanlığı. Şimdi bu sektörde başka bir gerçeklik açığa çıkıyor. Rekabet Kurulu’nun soruşturması, bankaların çalışanların ücretlerini baskılamak için yıllarca gizlice koordinasyon içinde hareket ettiğini gözler önüne serdi. Söz konusu soruşturma kapsamında 13 banka, 4 sigorta şirketi ve 9 finansal teknoloji firmasının adı geçiyor. İlk kabul eden QNB oldu. Keza 17 Haziran günü sendika QNB Genel Müdürlüğü önünde bir eylem gerçekleştirdi.
Ayrıntıları DİSK’e bağlı BANK-SEN bünyesinde mücadelesini sürdüren ve yedi yıldır da bu sektörde çalışan kadın banka emekçisi Gözde* ile konuştuk.
Gizli anlaşmanın faturası emekçilere
Gözde Rekabet Kurulu soruşturmasının, aslında bildik bir gerçeğin nihayet gün yüzüne çıkmasından başka bir şey olmadığına dikkat çekiyor: “Rekabet Kurulu tarafından sürdürülen soruşturma aslında yıllardır süregelen gizli bir uygulamanın ifşa edilmesini içeriyor. Bankalar gerek işe alım süreçlerinde gerekse personelin maaş başta olmak üzere özlük haklarının belirlenmesinde bugüne kadar ortak hareket ediyordu. Zam dönemi geldiğinde ne hikmetse belirli bir zam oranının üzerine çıkılmıyor, yemek ve yol ücretleri belirlenirken artışlar belli bir tutarı geçmiyordu. Böylece banka emekçileri diğer bankanın uygulamasını örnek gösterip de daha fazlasını isteyemiyordu.”
Gözde bu itirafın anlamını şöyle özetliyor: “Bu soruşturma çok kurumsal ilkelerle yönetildiği düşünülen banka ve finans kuruluşlarının, söz konusu emekçilerin hakları olduğunda nasıl bir sınıfsal içgüdüyle hareket ettiğini gösterdi. Bankaların insan kaynakları alanındaki foyası ortaya çıkmış oldu. Bir bakıma da çalışanlar nezdinde şöyle bir sonuç doğurdu; yıllardır banka ve finans sektöründe emekçilerin örgütlenmesinin önünde bin bir engel koyan banka yönetimlerinin emekçilere karşı güçlü bir örgütlenme içinde olduğunu ortaya koydu. Bazı bankalar iş sözleşmelerine sendika, dernek gibi sivil toplum ve meslek kuruluşlarına üye olmayı dahi yasaklayan maddeler koyuyor. Üstelik anayasa ile güvence altına alınmış haklar bunlar. Anayasaya aykırı hareket etmelerine rağmen çalışanların işe ihtiyacı olmasından faydalanarak bu maddeleri iş sözleşmelerine ekleyip imzalatmayı başardılar bugüne kadar.”
Beyaz yaka mitosu çöküyor
Bankacılığın statü sembolü olarak sunulduğu günlerden bugüne ne kadar uzaklaşıldığını şu sözlerle anlatıyor Gözde: “Büyük bir hevesle başladığım yolculuğun aslında hayalimdeki gibi olmadığını söyleyebilirim. Sektörün giderek ‘daha fazla performans, daha fazla satış’ ilkesi ile hareket ettiğini gözlemliyorum ve seneler geçtikçe bu daha da artıyor. Dışardan ‘saygın’ görünen bu yapıların, içeride insanlara uyguladığı yüksek mobbing ve performans baskısı ile oldukça sert bir yapıya dönüştüğünü söyleyebiliriz.”
Orta sınıf söyleminin parçalandığı bu dönemde beyaz yaka ile mavi yaka arasındaki mesafe de kapanmaya başlıyor. Gözde bunu şöyle dile getiriyor: “Bizi tanımlayan semboller her ne kadar kıyafet üzerinden yapılıyor olsa da bence üzerimizdeki sömürünün boyutları mavi yakalı emekçilerden çok da farklı değil artık. Çalışma ortamlarımız farklı olsa da üzerimizdeki psikolojik baskının boyutu mavi yakalıların çalışma ortamındaki fiziksel baskıdan daha az değil. Mesai arkadaşlarımızın da yavaş yavaş bu bilinci kazanmaya başladığını düşünüyorum.
Cam tavan, görünmez emek, iki kat yük
Bankacılık sektörü kadın istihdamının görece yüksek olduğu bir sektör. Ancak bu tablo, içinden bakıldığında bambaşka bir anlam taşıyor. “Buraya büyük bir ‘ancak’ eklemek istiyorum. Ancak, kadın çalışanlar, terfi süreçlerinde cam tavan etkisinin en keskin hissedildiği sektörlerin başında yer alıyor. Kadınların doğum izinleri sonrasında kariyer yolunda yaşanan bilinçli yavaşlatmalar, ücretsiz doğum izni taleplerinde yaşadıkları mobbingler, mesai saatlerinin belirsizliği sonucunda ev içi görünmez emek arasında sıkışarak bu sorunlar daha ağır hissediliyor. Bu yönüyle de kadınlar çalışma hayatında daha fazla yoruluyor.”
Sektörde kadın görünürlüğünün bir başarı olarak sunulmasına da itiraz ediyor Gözde. “Beyaz yakalı kadın çalışanların istihdam edilmesi bir başarı gibi görünse de toplumsal rollerinden kurtulamıyor olmak, çalışma hayatında daha fazla yoruyor. İşte tam da bu yüzden sendikal mücadele büyük önem taşımaktadır.”
BANK-SEN’in kadınlarla ilgili taleplerinden de bahsediyor Gözde: Eşit işe eşit ücret, kreş hakkı, doğum ve süt izinleri, regl izni… “Kadınların işyerinde eşitlik ve güvence talebi bir ayrıcalık değil, temel bir haktır, bu hakkın güvencesi ise örgütlü mücadeledir. Bu bağlamda kadın çalışma arkadaşlarımı sözümüzü birlikte söylemeye, örgütlenmeye davet ediyorum.”
Garanti BBVA’da işten çıkarmalar
Garanti BBVA işten çıkarmaları da konuşmanın odak noktalarından biri oldu. “Yeniden yapılanma” adıyla paketlenen bu uygulamanın ne anlama geldiğine dair Gözde şunları söylüyor: “Yoğun çalışma temposu, mobbing ve hedef baskısı altında ezilen banka emekçileri tek taraflı kararlarla, performans bahaneleriyle ya da ‘yeniden yapılanma’ adı altında işsizliğe mahkum ediliyor.” Ve burada çalışan bankacılar başta olmak üzere tüm banka emekçilerini sendikalı olmaya çağırıyor.
Diğer yandan kariyer kaygısı, işini kaybetme korkusu… Bunlar sektörde örgütlenmenin önündeki en büyük duvarlar. Ama artık duvarın öte yanı da görünür hale geldi: “Biz bankacılar sendikaya üye olmaktan bile çekinirken aslında banka patronları kendi aralarında bize karşı örgütlenmişler. Artık bunu bile bile sendikasız kalmak en iyimser ifadeyle çalışanların kendilerine yapacakları en büyük haksızlık olacaktır. Çünkü bir tarafta bir avuç banka patronu ve patrondan çok patron geçinen yöneticiler, diğer yanda ise sayıları 300 bini geçen banka emekçileri. Bu kadar çok iken bu kadar örgütsüz olmayı hak etmiyoruz” diyor Gözde.
* Kişinin gerçek ismi değildir.










