Skip to main contentSkip to footer
Prof. Dr. Kadriye Bakırcı:

“Çocuklara müebbet hapis Anayasa, BM sözleşmeleri ve AİHS’ne aykırıdır”

Çocuk Koruma Kanunu başta olmak üzere birçok yasada çocukları ilgilendiren suçlarda ceza artırımı öngören kanun teklifi AKP tarafından meclise getirildi. Prof. Dr. Bakırcı’ya göre söz konusu teklif Anayasa’ya, çocuk adalet hukukunu düzenleyen uluslararası sözleşmelere ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı, sınıfsal ayrımcılık da yapan bir metin.

Güncel

AKP milletvekillerinin imzasını taşıyan Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun, Çocuk Koruma Kanunu, Kabahatler Kanunu ve Sosyal Hizmetler Kanunu’nda “suça sürüklenen çocuklar”a ilişkin düzenlemelerde değişiklikler içeren “Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, TBMM Başkanlığı’na sunuldu. Yapılacak değişikliklerle genel olarak ceza sınırları ve ailelerin sorumluluğu artırılıyor.

Çocuk hakları alanında çalışan yaklaşık 160 sivil toplum örgütü, “Çocuklar için Adalet Ortak Çağrısı” başlığı altında bir araya gelerek teklifin çocukları koruma ve destekleme mekanizmalarını güçlendirmek yerine cezaların ve kapatılma uygulamalarının genişletilmesine dayandığını savundu. Ortak açıklamada, “Bu bir çocuk koruma politikası değildir; çocuklardan vazgeçme politikasıdır” denildi. İmzacı örgütler, çocukların yetişkinlerle aynı cezalandırıcı yaklaşım içinde değerlendirilmesinin çocuk hakları bakımından ağır sonuçlar doğurabileceğini belirtti.

Biz de konuyla ilgili Oxford Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Kadriye Bakırcı ile görüştük. Prof. Dr. Bakırcı, Kanun Teklifi’nin Genel Gerekçesinde doğru saptamalara yer verilmesine rağmen Genel Gerekçe’de ve Kanun Teklifi’nde önerilen çözümlerin çelişki oluşturduğunu, çocukların iyiyi kötüden ayırt etme yeteneğinin yetişkinlerden farklı olduğu için özel düzenlemelere ihtiyaç duyduğu hususunun ihmal edildiğini, devletin sosyal devlet olarak çocukların suça sürüklenmesini önleme yükümlülüğünün göz ardı edildiğini ve önerilen değişiklik tekliflerinin sorunları önlemeye hizmet eden bir yanının olmadığını belirtiyor. Bakırcı’ya göre söz konusu teklif, ayrıca Anayasa’ya, çocuk adalet hukukunu düzenleyen uluslararası sözleşmelere ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı, sınıfsal ayrımcılık da yapan bir metin.

Prof. Dr. Kadriye Bakırcı

Öncelikle, hukuken çocuk kimdir, tanımıyla başlayabilir miyiz?

Hukukta çocuk, genel olarak 18 yaşını doldurmamış kişidir. Bu tanım hem Türk hukukunda hem de uluslararası hukukta kabul edilmektedir. Türk Ceza Kanunu da 18 yaşını doldurmamış kişileri çocuk olarak kabul eder. Ancak ceza sorumluluğu yaş gruplarına göre farklılık gösterir.

Sorumluluğu çocuklara ve ailelere yüklemek

Genel Gerekçe’de yapılan saptamalarla Genel Gerekçe’de ve Kanun Teklifi’ndeki maddelerde önerilen değişiklikler arasında nasıl bir çelişki var?

Genel Gerekçe’de “Çocukların suça sürüklenmesi meselesi, dünyanın pek çok ülkesinin karşı karşıya olduğu çok boyutlu bir sorundur. Dünya genelinde çocuk suçluluğuna ilişkin eğilimler; suçun niteliğinin değiştiğini, suça karışma yaşının giderek düştüğünü ve çocukların çoğu zaman bireysel faktörlerin yanında sosyal, ekonomik ve çevresel risklerin etkisiyle bu sürecin içine çekildiğini göstermektedir. Özellikle son dönemde çocuklar tarafından gerçekleştirilen ağır şiddet olayları, bıçaklı ve silahlı saldırılar, akran zorbalığının suç boyutuna ulaşan örnekleri ile ölüm ve ağır yaralanma ile sonuçlanan vakalar, meselenin vahametini daha da artırmaktadır. Öte yandan bazı suç çevrelerinin ve örgütlü yapıların çocukları kendi faaliyetlerinde kullanmaya yöneldiği, çocukların hukuki statülerinden kaynaklanan koruma mekanizmalarını bir istismar alanına dönüştürmeye çalıştığı görülmektedir …Çocuk suçluluğu meselesi, ceza hukukunda yapılacak sınırlı değişikliklerle çözülebilecek dar kapsamlı bir alan değildir. Çocuğun suçla temas ettiği noktaya gelinceye kadar aile, okul, sosyal çevre, dijital ortamlar, ekonomik koşullar, koruyucu sosyal hizmet mekanizmaları ve kamu kurumlarının müdahale kapasitesi gibi çok sayıda unsur sürece etki etmektedir” denmektedir. Bunlar doğru saptamalar.

Yapılan araştırmalar da çocukların suça karışmasının genellikle aile içi istikrarsızlık, eğitimde başarı düşüklüğü, yoksulluk, şiddete maruz kalma, akran baskısı, ruh sağlığı sorunları, madde bağımlılığı ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmalar, çocukların suça karışmasını önlemede en etkili stratejilerin de ailelerin güçlendirilmesi, kaliteli eğitim, ruh sağlığı desteği, olumlu gençlik faaliyetleri, toplumun aktif katılımı ve rehabilitasyona dayalı bir adalet sisteminin birlikte uygulanması olduğunu göstermektedir. Nitekim Anayasa uyarınca da, sosyal bir hukuk devleti olarak Türkiye Cumhuriyeti,  kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak; ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması için gerekli tedbirleri almak, teşkilatı kurmak; her çocuğun korunma ve bakımdan yararlanma hakkını sağlamak; her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri almak; gençliği yasadışı faaliyetlerden, alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Ancak Genel Gerekçe’de, çocukların suça sürüklenmesinde caydırıcılığın sağlanması ve çocukların yasadışı örgütler tarafından suistimal edilerek suçta kullanılmasının önüne geçilmesi için, Türk Ceza Kanunu’nda yaş küçüklüğüne ilişkin öngörülen hapis cezalarının alt ve üst sınırlarının artırılması ve ailelerin sorumluluğunu artırma çözüm olarak sunulmakta, “suça sürüklenme”nin veya yasadışı örgütler tarafından suistimal edilerek suçta kullanılmanın sorumluluğu, Anayasa’nın sosyal devlet ilkesi ve devletin suç önlemeye yönelik yükümlülüklerine ilişkin açık düzenlemeler ihlal edilerek, çocuklara ve ailelerine yüklenmektedir.

Çocuğun topluma yeniden kazandırılması

Çocukların iyiyi kötüden ayırt etme yeteneğinin yetişkinlerden farklı olduğu için özel hukuki düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu söylediniz. Ne demek istediğinizi biraz detaylandırabilir misiniz?

Evrensel hukukta ve kuşkusuz Türk hukukunda da küçük yaşta olmak ayırt etme gücünü ortadan kaldıran bir durumdur. Hukuki adıyla ayırt etme (temyiz) gücü, bir kişinin yaptığı davranışın anlamını, sonuçlarını ve etkilerini anlayabilme ve buna göre bilinçli karar verebilme yeteneğidir. Çocuklar fiziksel gelişimlerinin yanında zihinsel ve duygusal gelişimlerini henüz tamamlamamış oldukları için yaptıkları davranışların sonuçlarını yetişkinler kadar iyi değerlendiremeyebilir. Dürtülerini kontrol etme ve doğru karar verme becerileri henüz tam olarak gelişmemiştir. Çocuklar, arkadaş çevresi, aile sorunları, yoksulluk veya kötü yaşam koşulları gibi etkenlerden daha kolay etkilenebilir. Dolayısıyla hukuk, çocukları yetişkinlerden farklı muameleye tabi tutar. Çocuklara yetişkinlere göre daha düşük ceza verilmesinin nedeni budur. Çocuk adalet sisteminde rehabilitasyon önceliklidir. Çocuk adalet sisteminin amacı yalnızca ceza vermek değil, çocuğun eğitim almasını, hatalarını düzeltmesini ve topluma yeniden kazandırılmasını sağlamaktır. Bu nedenle eğitim, psikolojik destek ve rehberlik gibi uygulamalara önem verilir.

Çocuklara hiç mi ceza verilmemesi gerekir?

Çocuklar da yetişkinlerle aynı suçları işleyebilir. Suç işleyen çocuklar da yargılanır ve yasalara göre çeşitli yaptırımlarla karşılaşabilir. Ancak yaşları nedeniyle ceza sorumlulukları ve alacakları cezalar farklı şekilde düzenlenmiştir. Türk Ceza Kanunu, çocukları üç yaş grubuna ayırır (0–12, 12–15 ve 15–18 yaş) ve yaş küçüldükçe ceza sorumluluğunu azaltır veya tamamen kaldırır. Bunun temel nedeni, çocukların gelişim düzeylerinin yetişkinlerden farklı olması ve rehabilitasyonun öncelikli hedef olarak kabul edilmesidir.

Türk Ceza Kanunu uyarınca, 12 yaşından küçük çocuklarda ceza sorumluluğu yoktur. Ancak korunmaları ve eğitilmeleri amacıyla çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. 12–15 yaş arasındaki çocukların işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını anlayıp anlamadıkları (ayırt etme gücü) değerlendirilir. Ayırt etme gücü yoksa ceza verilmez; güvenlik tedbirleri uygulanır.  Ayırt etme gücü varsa ceza sorumluluğu vardır, ancak yetişkinlere göre indirilmiş ceza uygulanır. Ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlarda 12–15 yıl hapis, müebbet gerektiren suçlarda 9–11 yıl hapis, diğer hapis ve adli para cezalarında ceza yarı oranında indirilir ve her bir fiil için verilecek hapis cezası 7 yılı geçemez. 15–18 yaş arasındaki çocukların ceza sorumluluğu vardır. Ancak yaş küçüklüğü nedeniyle cezalar yine indirilir. Ağırlaştırılmış müebbet yerine 18–24 yıl hapis, müebbet yerine 12–15 yıl hapis, diğer cezalarda üçte bir oranında indirim yapılır ve her bir fiil için hapis cezası 12 yılı geçemez.

Çocuklara daha düşük ceza verilmesinin amacı, suçu görmezden gelmek değil çocuğun gelişim özelliklerini dikkate alarak hem toplumu korumak hem de çocuğun gelecekte suçtan uzak, üretken bir birey olarak topluma yeniden kazandırılmasını sağlamaktır. Ceza yerine veya cezaya ek olarak mahkemeler eğitim tedbirleri, danışmanlık hizmetleri, sağlık ve psikolojik destek, bakım ve gözetim tedbirleri, gerekli durumlarda çocuk eğitim kurumlarına yerleştirme gibi tedbir kararları verebilir. Bu tedbirlerin amacı, çocuğu yeniden topluma kazandırmak ve tekrar suç işlemesini önlemektir.

Kaynak: bianet

Umut hakkı

Peki Kanun Teklifi’nde, yukarıda sözünü ettiğiniz TCK hükümlerinde nasıl bir değişiklik öneriliyor?

12–15 ve 15-18 yaş çocuklar hakkında ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezası yerine verilecek süreli hapis cezalarının alt ve üst sınırlarında artırım yapılmakta ve süreli hapis cezaları bakımından her bir fiil için verilecek hapis cezasına ilişkin sınırlar yükseltilmektedir. 15 ila 18 yaş arası çocukların kasten öldürme suçu ile neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu işlemesi halinde, mevcut Türk Ceza Kanunu’nda öngörülmüş olan müebbet cezalarında indirim kaldırılmaktadır, bir başka deyişle söz konusu suçlarda indirim uygulanmayabilecek ve bu yaş grubundakiler müebbet hapis cezasına çarptırılabilecektir. Bu tür bir düzenleme, çocuk adaleti alanındaki en etkili uluslararası kaynak olan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır. Sözleşme uyarınca, çocuğun üstün yararı, çocukları ilgilendiren tüm işlemlerde öncelikli değerlendirme ölçütü olmalıdır. Özgürlüğünden yoksun bırakma (gözaltı veya tutuklama), yalnızca son çare olarak ve uygun olan en kısa süre için uygulanmalıdır. Suç işlemekle itham edilen çocuklara, onların insan onurunu koruyan, başkalarının haklarına saygıyı güçlendiren ve topluma yeniden kazandırılmalarını amaçlayan bir şekilde muamele edilmelidir

Birleşmiş Milletler ayrıca, bu ilkeleri daha ayrıntılı şekilde açıklayan Çocuk Adalet Sisteminde Çocuk Haklarına İlişkin 24 No’lu Genel Yorumu (2019) yayımlamıştır. Genel Yorum uyarınca, Çocuk Adalet Sistemi’nde temel amaç rehabilitasyon ve topluma yeniden kazandırmadır; çocuklar yetişkinlerle aynı şekilde değerlendirilmemelidir; ceza sorumluluğunun asgari yaşı 14 yaşın altında belirlenmemeli, mümkün olduğu ölçüde bu yaş daha da yükseltilmelidir, uygun durumlarda ceza kovuşturmasına alternatif yöntemler kullanılmalı, özgürlükten yoksun bırakmanın son çare olarak haklı görülebileceği sınırlı durumlarda, bu tedbirin yalnızca daha büyük yaştaki çocuklara uygulanmasının sağlanması, uygulama süresinin kesin biçimde sınırlandırılması ve düzenli aralıklarla gözden geçirilmesi gerekmektedir; adil yargılanma hakları ve çocuklara özgü uzmanlaşmış adalet sistemi sağlanmalıdır. Çocuk Hakları Komitesi aşağıdaki uygulamalara karşı çıkmaktadır: bedensel cezalar, 18 yaşından önce işlenen suçlar bakımından ölüm cezası ve koşullu salıverilme imkânı bulunmayan müebbet hapis cezası.

15-18 yaş grubuna müebbet hapis cezası öngörülmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve Anayasa’nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne paralel hükümlerine de aykırıdır.  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çocuklara ayrılmış ayrı bir bölüm içermemektedir. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, belli hakları yorumlarken çocukların kendilerine özgü kırılganlıklarını dikkate almıştır. Örneğin, yetişkinlere özgü olan Crown Court önünde yargılanan 11 yaşındaki iki erkek çocuğuna ilişkin T v. Birleşik Krallık ve V v. Birleşik Krallık davalarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yargılama usulünün çocukların yaş ve kavrama düzeylerine uygun şekilde düzenlenmemiş olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Öte yandan, yetişkinlere ilişkin Vinter ve Diğerleri v. Birleşik Krallık (2013) davasında bile tahliye olanağı bulunmayan müebbet hapis cezalarının insan onurunu (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağını) ihlal ettiğine hükmetmiştir. Mahkeme, mahkûmların “umut hakkına” sahip olmaları ve cezalarının belirli bir aşamada gözden geçirilme olanağına sahip bulunmaları gerektiğine karar vermiştir.

Çocuklar arasında sınıfsal ayrımcılık

Kanun Teklifi’nin, sınıfsal ayrımcılık yaptığını da söylediniz. Bunu biraz detaylandırabilir misiniz?

Kanun Teklifi’nde hem sınıfsal ayrımcılık var hem de yine kendi içinde çelişkili. Şöyle ki, Teklif ile mevzuatta yer alan “suça sürüklenen çocuk” ibaresinin, önyargı oluşturabilecek ve doğrudan suç isnadı içeren bir nitelik taşıması nedeniyle, bu kavram yerine Anayasa’nın 41’inci maddesinde yer alan çocuğun yüksek yararı ilkesi gözetilerek daha tarafsız, adil ve adli sürecin mahiyetini yansıtan “adli süreçteki çocuk” ibaresinin kullanılması öneriliyor. Dolayısıyla Sosyal Hizmetler Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Çocuk Koruma Kanunu’nun farklı maddelerinde geçen “suça sürüklenen çocuk” ibareleri “adli süreçteki çocuk” olarak değiştirilecek.

Öte yandan Çocuk Koruma Kanunu’nda yapılacak bir değişiklikte, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalık veya serserilik nedeniyle kendisi veya başkaları açısından ciddi tehlike oluşturduğu değerlendirilen çocukların, akut hallerde acil olarak korunmaya alınabilmesine imkân tanınıyor. Türk Dil Kurumu’na göre serseri, belli bir işi ve yeri olmayan, başıboş gezen kimse veya hayta anlamına gelir. Tarihte bu kişiler kamu düzenini bozduğu gerekçesiyle cezalandırılırdı. Halihazırda 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 1982 tarihli Anayasa, 2001 tarihli Medeni Kanun ve çeşitli hukuki metinlerde serserilere yönelik düzenlemelere rastlanmaktadır. Söz konusu ibarenin, Anayasa ve Medeni Kanun’dan çıkarılması gerekirken, 2006 tarihli bir teklifte kullanılması kabul edilemez. Önyargı oluşturabilecek, suç isnadı içeren bir nitelik taşıması ve çocuklar arasında sınıfsal ayrımcılığa yol açma potansiyeli nedeniyle, bu kavramın Teklif’ten çıkarılması gerekir.

Ana görsel: muzir.org

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar