“Mesela geç saatlere kadar dışarıda kalabiliyorduk. Ama bu yıl tekrar Gülistan’ın meselesi gündeme gelince… Mesela sekiz geç bir saat bile değil. Ama saat 8’de bile eve giderken tereddüt ediyoruz. Nasıl gideceğiz? Tek başıma nasıl gidebilirim? Biz iki kişi eve gidiyoruz ama sürekli arkamıza bakıyoruz, sağımıza, solumuza bakıyoruz.”

Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin çağrısıyla Diyarbakır’dan, Batman’dan, İstanbul’dan, Ankara’dan, Eskişehir’den, Malatya’da 50’nin üzerinde kadın 6 Haziran Cumartesi günü Dersim’e geldi. Ben de İstanbul’dan giden kadınlara katıldım. Dersim’de bizi, Dersim Kadın Platformu’nun çağrısıyla buluşan kentteki sendikalardan, kurumlardan ve öğrenci kadınlar karşıladı. Kadınların talebi açıktı: “Gülistan, Rojwelat, Rojîn; erkek-devlet şiddetiyle kaybedilen kadınlara adalet!” Kadınlar Dersim’de buluştu, konuştu ve anlattı.
“Kent kadınlar için giderek güvensizleştiriliyor”
İlk olarak biraraya gelen yüze yakın kadın yaklaşık üç saatlik bir forum gerçekleştirdi. Burada 2016’da çözüm sürecinin sona ermesi ve artan baskılar sonucu Dersim’de kadınların neler yaşadıklarını, Gülistan Doku cinayeti ve sonrasını, gündelik hayatların nasıl sürekli bir şiddet ve şiddet tehdidi altında yaşandığını anlattılar. Özellikle öğrenci genç kadınların anlattıkları, Gülistan’ın yaşadıklarına dair açığa çıkan durumun münferit olmadığını, sistematik bir durumla karşı karşıya kalındığını bir kez daha gösteriyordu. Üniversite kadınların kendilerini oldukça güvensiz hissettiği bir alana dönüşmüş durumda. 3-4 ay önce kentteki kamu binalarının “güçlendirileceği” gerekçesiyle kamu kurumlarının kampüs içine taşınması bu güvensizliği artırmış. Üniversitede hiçbir öğrenci kulübüne, topluluğuna, çalışmasına izin verilmezken TÜGVA varlık gösterebiliyor. Hatta TÜGVA başkanı bir erkek, kurduğu “Munzur Kadın Öğrenciler” whatsapp grubu üzerinden kadınların iletişimlerini askeri personelle paylaşabiliyor.
Keza AKP’nin İstanbul Milletvekili Salim Ensarioğlu da Mayıs ayının son günlerinde, kameralar önünde yaptığı açıklamada, “İspatlarım” diyerek organize bir istismar ağının varlığından bahsetmişti. Bu tür vakaların bir polis, bir asker, bir iki öğrencinin olayı olmadığını söyleyen Ensarioğlu, “Bu organize bir olaydır” demiş, söz konusu istismar ağının bölgedeki 5-6 üniversitede bulunduğunu belirtmişti. Verdiği üniversite isimleri içinde Kafkas Üniversitesi, Fırat Üniversitesi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi ile birlikte Dersim’deki Munzur Üniversitesi’nin ismi de vardı. Forumda bu açıklama kadınlar tarafından sık sık gündeme geldi, açıklamayla sınırlı kalmaması devamının getirilmesi gerektiğini söylediler.
Diğer yandan Gülistan Doku davasında ve yaşanan gelişmeler sadece öğrencilerin değil tüm kadınların kendilerini kentte daha güvensiz hissetmelerine neden olmuş durumda. Kuşkusuz yalnızca bu durum değil, özellikle son on yılda devletin güvenlikçi politikalarının pilot bölgesi konumuna getirilmiş olan Dersim’de tüm bunlar halkın giderek birbirine daha az güvenmesine ve bu da herkesin kendisini daha yalnız hissetmesine yol açmış.
Sorunlarla birlikte kadınlar hep birlikte ne yapabileceklerini, bu duruma karşı nasıl ortak politika üretebileceklerini de konuştular. Gülistan Doku dava dosyasında altı yıl sonra açığa çıkanların, kadınların ve Gülistan’ın ailesinin ısrarlı mücadelesi ile mümkün olduğunu hatırlattılar.

“Gülistan, Rojîn ve Rojwelat’a ne oldu?”
Forumun ardından şehir dışından gelen kadınlar kendilerini misafir eden kadınlarla sohbete devam ettiler. Ertesi gün (7 Haziran Pazar) Seyit Rıza Meydanı’nda buluşana dek bu sohbetler devam etti. Meydanda ise “Vazgeçmiyoruz, Gülistan Doku nerede?” ve “Gülistan, Rojîn ve Rojwelat’a ne oldu? Gerçek bir barış için kadınlara yönelik suçlarla yüzleşilsin, failler yargılansın” yazılı pankartlar açan kadınlar bir açıklama yaptı.
Bu açıklamada “Gülistan Doku’ya yaşatılanlar münferit değil. Daha geldiğimiz gün, benzer bir olaya tanık olduk. Öğrencilere yönelik bu sistematik şiddet, Gülistan Doku dosyasında yürütülen soruşturmaya, kimi tutuklamalara rağmen, aynen devam ediyor. Bugün Adalet Bakanı, özellikle kadınlara yönelik ‘faili meçhul suçların aydınlatılacağını’ ilan ediyor, ama herkes tarafından bilinen, basında haber yapılmış, açığa çıkmış suç çeteleri yerli yerinde duruyor” vurgusu çarpıcıydı. Ve ardından kadınlar hala üniversitede varlığını sürdüren kimi isimleri de ifşa etti. “Biz buradan duyduklarımızın takipçisi olacağımızı, bu suç şebekelerinin açığa çıkması için Dersim’de yaşayan kadınların, öğrencilerin yanında olacağımızı duyuruyoruz. Gerçek bir barış için, kadınların özgürlüğü için erkek devlet şiddetine son diyoruz” diyen kadınlar açıklamanın ardından vedalaşarak geldikleri kentlere doğru yeniden yola çıktılar.
Kuşkusuz bu vedalaşma, kadınlar için bir şeylerin aslında başlangıcı olacak gibi görünüyor. Dönüş yolunda kadınlar, Dersim’de öğrendikleri ve canlı aktarımların yarattığı o duyguyu varacakları kentlere taşımaya dair konuştular. Bu buluşmaların devamını getirmek ve etkili bir mücadele için yol ve yöntem tartışmaya başladılar.

“Eve giderken arkamıza bakıyoruz”
Tüm bunlar yaşanırken kadınların anlattıklarını dinlemenin, not etmenin yanı sıra kente yakın illerden okumaya gelmiş; biri beş, biri iki, biri de bir yıldır bu kentte olan üç öğrenci kadınla sohbet etme, röportaj yapma şansım oldu. Yaklaşık 9 bin öğrenciye karşılık 10 bin üniformalı ve bilinmeyen sayıda üniformasız kolluk gücünün bulunduğu şehirde genç kadınlar neler yaşıyordu? Gülistan Doku davasında yaşananlar onları nasıl etkilemiş ve gündelik yaşam pratiklerini nasıl dönüştürmüştü? Gülistan’ın da yaptığı gibi yoksullukla baş etmek için çalışırken nelerle karşılaşıyor ve hangi şartlar altında çalışıyorlardı?
“Okulda, işyerinde, normal sosyalleşme alanlarının hepsinde o güvensizliği hissedebiliyoruz. Ama bir nebze bunu azaltmak için her zaman bir arada oluyoruz. Birbirimizle birçok noktada dayanışma gösteriyoruz. Ve o güveni sağlıyoruz aramızda. Mesela gece yarısı çıkmak bizim için problem olabiliyor. Ama birbirimizi yalnız bırakmıyoruz. Birbirimizden haberdarız.”
“Mesela geç saatlere kadar dışarıda kalabiliyorduk. Ama bu yıl tekrar Gülistan’ın meselesi gündeme gelince… Mesela sekiz geç bir saat bile değil. Ama saat 8’de bile eve giderken tereddüt ediyoruz. Nasıl gideceğiz? Tek başıma nasıl gidebilirim? Biz iki kişi eve gidiyoruz ama sürekli arkamıza bakıyoruz, sağımıza, solumuza bakıyoruz.”
Barınma pahalı, ücretler düşük
“İşyerlerindeki güvencesizliklere bir örnek şu olabilir. Taciz durumlarının çok fazla olması. Gelen müşteri kitlesi tacize varan davranışlarda bulunabiliyor. Veyahut işveren de bazen o şekilde davranabiliyor. Ve tacizcileri mekanlarda barındırma gibi durumlar olabiliyor mesela. Benim çalıştığım bir yerde mesela böyle bir durum olmuştu. Oranın eski bir müşterisi beni taciz etti. Olay yaşandıktan sonra kişiyi oraya almamaya başladılar. Ama ben ara verip tekrar işe döndüğümde o kişi oraya gelmeye başlamıştı. Ben işten çıkarıldım. Onun dışında zaten ucuz iş gücü olarak görüyorlar bizi. Yine işyerinde bir kadın erkek ayrımını hissedebiliyor insan. Ona verilen miktar genelde kadına verilenden farklı olabiliyor. Her yer için olmasa da belli başlı yerler için bunu hissedebiliyoruz.”
“Barınma çok pahalı. Mesela yurtta diyelim kalmak istemiyorsun. Çünkü yurtta o sistemin uzantıları var ve o insanlar onlarla ilişkilenmek istemiyorsun. Çok zor koşullar. Çünkü askeri bir sistem var. Altı kişi aynı odalarda. Hijyen yok, bir şey yok. Bir eve çıkmak istiyorsun arkadaşlarınla. Kiralar çok pahalı. Diyelim çıktın. Bursun hiçbir şekilde yeterli değil. Dört bin lira veriliyor şu an. Kirası, doğalgazı, şusu busu derken sen çalışmadan eve çıkamazsın. Her türlü çalışmak zorundasın. Çalışmakta da şöyle bir sorun var. Kışın burada iş çok az. Ücretler çok az. Yazın biraz daha artıyor ama kışın çok çok daha zor. Uzun çalışma saatleri ve asla emeğimin karşılığını alamadığım bir ücret. Hiçbir şeyi yettirememe. Gününü kurtarma gibi bir şey. O gün karnı doyurdun tamam. Mesela ne bileyim, üniversite öğrencisisin gidip bir yere gezmek, dolaşmak bir şey istiyorsun. Ama ekonomi buna el vermiyor. Çünkü sen burada bir de eve çıktıysan anca onun masraflarına ve karnını doyurmaya yettirebiliyorsun.”

Çalışma saatleri uzun, sigorta yok
“Ben resim okuyorum. Malzemeleri de pahalı ve malzemeleri direkt burada bulmak da zor oluyor. Ya Diyarbakır’dan ya da başka bir yerden kırtasiye ile konuşuyoruz. Onlar yolluyor. Onlar da ek bir ücret istiyorlar. Kiraya mı yetişsek, malzemelere mi yetişsek, doğalgaza mı yetişsek… Gerçekten bazen artık şaşırıyoruz. Çünkü gerçekten yetmiyor. İlk dönem çalışıyordum. 6-7 saat boyunca çalışıyordum. 500 lira. 11 saat çalışınca da bin lira. Sigorta yok hiçbir işte. Hatta burada bir öğrenci sigortasız çalışırken motor kazası geçirip vefat etti. Ben bir dönercide bulaşık yıkıyordum. Aynı zamanda kasaya da bakıyordum. Aynı zamanda temizlik yapıyordum. Hem iş hem okulda bayağı zor oluyordu. İkisinden birini bırakmak zorundaydım. Ben okulu bıraktım. Devamsızlıktan kaldım daha doğrusu. Mecbur bir yıl uzattım.”
“Burs geçen yıl 3 bin liraydı. Bu yıl 4 bin oldu. Çok değişen bir şey olmadı. Bursa bin lira zam gelirken diğer şeylere 2-3 katı zam geldi. Kendi kişisel ihtiyaçlarıma hiçbir şekilde kalmıyor. Ucu ucuna gerçekten dediği gibi günü kurtaralım diye yaşıyoruz. Bugün yemeğimi yiyeyim, tamam yarına da bakarım. Kimi zaman yol parası bile bulamıyoruz gerçekten. Yol ücretleri de pahalı burada ve sürekli de artıyor.”
“Mesela hem okul hem iş bizi çok yorduğu için bazen mesela işi bırakıyorsun. Diyorsun ki biraz benim dinlenmeye ihtiyacım var. E o süreçte kendini geçindirmen lazım. Kredilere yükleniyorsun. Şu an hepinizin çok fazla kredi borcu var. Yazın da onları ödemeye uğraşıyoruz bu sefer. Ödeyemeyince de bursunu kesiyorlar. Şu an ben o durumdayım. İki dönemdir burs alamıyorum.”
“Kolluk kadınların alanını işgal etmiş”
Kadınlara, kamu kurumlarının üniversite içerisine taşınması durumunu da sordum: “Yaklaşık 3-4 aydır durum böyle. Daha ne kadar süreceğini de bilmiyoruz. Ve inanılmaz bir tehdit yaratıyor kampüs içerisinde. Kampüs bizim özerk alanımız olması gerekirken güvenlik güçlerinin, eli silahlı kişilerin ya da ne bileyim adliyeye getirdikleri adli suçluların cirit attığı bir yere döndü. Ve hepsi rahatlıkla kampüsün içerisinde geziyorlar. Bu ister istemez bizi çok rahatsız ediyor. İlk senelerde okula girişimizde öğrenci kimlik kartı sorgulanırdı. Şu an herkes rahatlıkla girebiliyor. Potansiyel bir katil rahatlıkla girip orada birini katledebilir. Geçen mesela burada Düzgün Baba’da iki kişiyi öldürmüş birinin davası görülüyordu ve adliyenin önünde büyük bir kargaşa vardı. Bir yanda bağırış çağırış, biz de orada ders görüyorduk hemen yanında. Bir örnek daha vereyim, bir kadın öğrencinin valilikte bir işi oluyor ve çıktığında Instagram üzerinden beş uzman çavuştan istek geldiğini görüyor.”
“Burada bir mahalle var, Atatürk Mahallesi diye geçiyor. Oradaki kafelerde özellikle sürekli bu uzmanlar, askeri personel geliyor ve çalışanları taciz ediyor, ısrarlı takiplerini sürdürüyorlar. Bu tür durumlar çok fazla yaşanıyor. Benim ikinci sınıfken burada çalıştığım bir yer vardı. Oranın kışlık mekan açılışında işte hani canlı müzik falan oluyordu akşamlarında. Normalde yerli halk ve öğrenciler geliyordu ilk başta. Daha sonrasında uzmanlar resmen oranın kokusunu aldığı gibi oraya yığılmaya ve öğrencilerle ilişkilenmeye başladılar. Ve orada birçok benzer durum ortaya çıktı. Bir kafeye gidip otururken rahat değilsin. Üniversitenin içerisinde rahat değilsin. Yani şehirde adım attığın hiçbir yerde rahat değilsin. Çünkü senin alanını işgal etmişler. Şehrin içindeler.”










