İşleri ustalık gerektirse bile kadınlar daha düşük ücret alıyor

Saniye Evren, tekstilde cinsiyet temelli ücret eşitsizlikleri üzerine çalışan feminist bir araştırmacı. Kapitalizmin erkek egemenliğine eklemlenerek ücret eşitsizliğini büyüttüğünü söyleyen arkadaşımız, bu eşitsizliğin kadın emeğinin nitelik kaybına uğramasına yol açtığını da vurguluyor. Kadınİşçi’nin Kadın Ücretleri Çalışma Grubu çağrısına olumlu bakıyor ve içinde yer alabileceğini belirtiyor.  
Paylaş:
Necla Akgökçe
Necla Akgökçe
nakgokce@gmail.com
Necla Akgökçe    nakgokce@gmail.com

Saniye Evren, tekstilde cinsiyet temelli ücret eşitsizlikleri üzerine çalışan feminist bir araştırmacı. Kapitalizmin erkek egemenliğine eklemlenerek ücret eşitsizliğini büyüttüğünü söyleyen arkadaşımız, bu eşitsizliğin kadın emeğinin nitelik kaybına uğramasına yol açtığını da vurguluyor. Kadınİşçi’nin Kadın Ücretleri Çalışma Grubu çağrısına olumlu bakıyor ve içinde yer alabileceğini belirtiyor.  

Ücret feministlerin pek üzerinde çalışmadığı bir konu, böyle bir konuya yönelmek  nereden aklınıza geldi?

Ücretli çalışan işçi sınıfının refahını ve geçinme koşullarını etkileyen ve gelir adaletsizliğinin giderilmesi bakımından çok önemli bir konu olarak görüyorum. Ücret aslında toplumun her kesimini ilgilendiren çok önemli bir konu iken kadın işçiler açısından önemi daha fazla katlanan yakıcı bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Çalışma yaşamında cinsiyet temelli eşitsizliklerin önemli bir boyutu ücret eşitsizliği olduğu için bu konuya yönelmek istedim. Çünkü “ücret eşitsizliği” kadınların erkekler tarafından, daha doğrusu kadınların patriyarka tarafından nasıl ezildiğinin, nasıl eşitsizlendiğinin en basit, en görünür formlarından biri. Bunun için de üzerinde daha fazla durulması gerektiğine inanıyorum. Ücret politikaları belirlenirken sermayenin ihtiyaçlarına göre erkek egemenliğinden nasıl faydalanıldığı konusunu feministlerin daha berrak ve görünür bir hale getirmesi gerekiyor. Aynı zamanda ücret eşitsizliğinin yol açtığı sorunlara çözüm önerileri getirebilmek, işyerlerinde ve sokakta bu başlığın mücadele zeminini geliştirmek de feministlerin ve kadın mücadelesinin bir konusu gibi geliyor. Cinsiyet eşitsizlikleri, ücret ayrımcılığı konularında Şemşa Özar, Emel Memiş, Melda Yaman gibi hocaların çok önemli çalışmaları mevcut. Onların bu konudaki görüşlerinden faydalanıyoruz. Ben de bizzat sorunun öznesi olan kadın işçilerin ücret eşitsizliğinden kaynaklanan sorunlarını bir sektöre indirgeyerek incelemenin hem bu yaklaşıma bir katkı sunabileceğini düşündüm,  hem de ücret eşitsizliğine daha yakından bakarak kadın emeğinin daha görünür olması için bir araştırma kapsamında bu incelemeyi yaptım.

Devletin ve sendikaların erkek egemen yapıları etkili

Ücret politikaları nedir nasıl belirlenir?

Devletler ücretin topluma eşit bir şekilde dağılmasında ve ekonomide istikrarın sağlanmasında ve istihdam sağlama da sorumlulukları vardır. Bu amaçlara ulaşmak için de ücret politikaları oluşturmaktadır.

Ücret nasıl belirlenir?

Çalışanlara gereksinimlerini karşılayabilecek ölçüde ödeme yapmak ücret yönetiminin birincil amacıdır. İşletmeler verecekleri ücretleri diğer işletmeler ile karşılaştırarak oluşturur. Ücrete ilişkin bilgiler bölgesel işgücü piyasasından alınır. Yani piyasa koşullarına göre belirlenir. Yine sendikalar ile işveren arasında yapılan toplu pazarlık sonucu belirlenmektedir. Ücretlerin belirlenmesinde toplumsal etkenler ve ekonomik stratejiler de etkili olmaktadır.

İşçi sınıfının insanca yaşam koşullarını iyileştirmek, eşitsizlikleri gidermek, toplumsal adaleti geliştirmek konusunda devletin ve işçi sendikalarının önemli sorumlulukları bulunur. Ancak sermayesini, burjuvasını kendi eliyle yaratan devlet geleneğine sahip olduğumuz için her zaman sermayenin çıkarlarından yana tavır alan, ücret politikaları ve programlarını bunlara göre belirleyen bir yapı ile karşı karşıya kalıyoruz.

İşçi sendikalarının erkek yapısı ise kadın işçilerin kendi ücretleri, çalışma koşulları ile ilgili her kademede yetki ve görev almalarının önünde bizzat kendisi engel durumda. Tanık olduğum işyeri örgütlenmelerinin pek çoğunda kadınlar örgütlenme yaptı, çoğunluğu sağladı ama temsilciler ve yönetimler hep erkeklerden oluştu. Bu da bizim sendikalarımızın en büyük ayıbı. Üstelik kadınlar sendikada yönetici olmayı kendileri istemiyor demek onların ev ve çocuk bakımı gibi toplumsal cinsiyetten kaynaklanan yüklerini de görmemek ve bilhassa görünmeyen emeğe dönüştürmek içindir. Kadın işçilerin ücret eşitsizliklerini giderecek sorumluluktaki devletin ve sendikaların yapısı bu durumdayken kısa vadede bir eşitlenme beklemek ise zor görünüyor.

Cinsiyet temelli ücret eşitsizliği nedir?

Ücret eşitsizliği aynı nitelikteki işleri yapan işçilerin ücretleri arasındaki farklılıktır. Cinsiyete dayalı ücret eşitsizliği ise; kadınlar olarak çalışma yaşamında hep daha düşük nitelikli ve daha güvencesiz alanlarda istihdam ediliyoruz. Ev içerisindeki emeğimiz zaten ücretsizken, ev dışındaki emeğimize de ev ekonomisine katkı sunma niteliği atfediliyor. Aynı zamanda ev işlerinin devamı niteliğindeki işler kadın işi olarak değerlendiriliyor. Bütün bunların sonucu olarak da kadın emeği erkek emeğine göre daha ucuza satılıyor. Kadın erkek arasındaki ücret eşitsizliği cinsiyete dayalı olarak böyle gerçekleşiyor ve kadın emeği bu şekilde nitelik kaybına uğruyor. İşte bu sebepten ücret eşitsizliği sadece kadın erkek ücretlerinin farklı olması anlamına gelmiyor.

Ücretler bazen kocaya ödeniyor

Ücretlerde yatay ve dikey ayrımcılık nedir kadın işçiler bunu nasıl deneyimliyor?

İşyerlerinde cinsiyet temelli eşitsizlikler yatay ve dikey ayrımcılık olarak iki türlü kategorize edilmiştir. Yatay ayrımcılık; ücret ayrımcılığı ve meslek ayrımcılığından oluşuyor. Ücret ayrımcılığı kadın ve erkeğin ücretlerinde oluşan farklılıklar iken meslek ayrımcılığı ise kadın işi/ erkek işi biçiminde ayrımcılık türlerini ifade ediyor. Dikey ayrımcılık ise kadınların erkeklerden düşük mevkilerde çalışması ve yükselememesine yol açan cam tavanlar olması anlamına geliyor.  Örneğin bir tekstil işyerinde ikisi de makineci olan kadın ve erkek işçiler arasında ücret eşitsizliği yaşanıyor. Bu eşitsizliği muhasebeye ya da patrona soran işçiler erkeklerin ev geçindirdiği cevabını alıyorlar. Evli olmayan, eşinden ayrılan, kendini geçindiren ya da çocukların geçiminden sorumlu olan kadınların erkeklerden düşük ücret almasının aynı zamanda kadını aile ile bir gören, aile içine hapseden politikaların devamı olduğunu düşünüyorum. Yine bir meslek ayrımcılığı olarak kadınların yaptıkları işler basit, erkeklerin yaptıkları işler zor işler olarak tanımlanıyor ve yine ücretlere bu şekilde yansıtılıyor. Örneğin mekanik ve teknik işlerde, kesme makineleri, ütü, sevkiyat, yük kaldırma gibi iş bölümlerinde erkekler çalışıyor. Bizler de bu bölümlerde çalışabiliriz. Yeri geldiğinde çalışıyoruz da ama bizim yaptığımız işler hep basit işler olarak damgalanıyor diyor kadınlar. Fermuar, yaka dikmek nitelikli zor iş olarak örnek veriliyor. İşi bütün incelikleriyle yaptığımız halde onlardan düşük ücret alıyoruz diyorlar. Kısacası işin niteliği, zorluğu, ücreti belirlenirken işi gerçekleştirenin cinsiyeti temel alınıyor. Yatay ayrımcılık türünden meslek ayrımcılığı da bu şekilde ortaya çıkıyor. Bir dikey ayrımcılık olarak yine tekstil işyerinde kadın vardiya amiri ya da ustabaşını çok nadiren görebilirsiniz. Gördüklerinizin çoğu sermaye sahibi olur ya da patronun hemşerisidir. Kadın işçiler bu durumu değerlendirirken bize yönetici vasfını yakıştıramıyorlar. İyi idare edemeyeceğimizi düşünüyorlar. Tekstil işi yıllardır “hadi, hadi” ile yürüyen bir iş. Bizim disiplini yeterince sağlayamayacağımızı düşünüyorlar. Yine bu örnekte aynı zamanda toplumsal cinsiyet mentalitesinin ortaya çıktığını görebiliriz. Çünkü yönetici olamamalarının kadına yüklenen özelliklerden kaynaklandığını anlıyoruz. Yumuşak yüzlü olmak, duygusallık, kırılganlık gibi. Kadınlar işyerlerinde ortalık toplama, temizlik, çay servisi gibi kendi işi olmadığı halde angaryaların kendilerine yüklendiğini söylüyorlar. Kadın işi olarak nitelenen bu işlerin erkeklerden beklenmediğini söylüyorlar. Çalışırken erkeklerin tacizine ve mobbinge maruz kalıyorlar. Erkeklerin cinsiyetçi kaba, saba konuşmalarını da şiddet olarak tanımlıyorlar. Maaş ödemesini birlikte çalıştığı eşine ya da erkek kardeşine yapılması durumuyla karşılaşan kadınlar bu durumdan rahatsızlıklarını dile getirdiler. Ücretini eşinden ya da abisinden almak meselesi benim de çok üzerinde durduğum rahatsız edici bir konu oldu. Erkek egemenliğinin, kadının emeğini yok saymanın, varlığını erkeğe kocasına emanet saymanın çok kötü bir örneği. Ayrıca cinsiyet ayrımcılığını en derinden yaşayan LGBTİ+’ların çalışma yaşamında karşılaştığı zorluklar ile ilgili de ayrıca çalışmalar yapılması çok önemli. Çünkü onlar henüz işe alımlarda cinsiyet ayrımcı politikalar yüzünden eşitsiz koşullarda da olsa çalışma hakları çoğu zaman ellerinden alınmış oluyor.

Tekstilde sendikasızlık bir politika

Neoliberal politikaların ücretli kadın emeği üzerinde ne tür etkileri oldu ve bu durum ücretlere nasıl yansıdı?

80’lerde tohumları atılan ve özellikle 2000’li yıllardan itibaren ülkemizde etkili bir şekilde uygulanan neoliberal politikalar hepimizin bildiği gibi serbest teşebbüsü ve serbest sermaye piyasasını esas alır. Dışa açılan bir ekonomi modelidir. Sermaye dolaşımının ve esnek çalışma modellerinin olduğu programlardır. Burada kadınların payına düşen en fazla güvencesizlik, esnek çalışma ve ücretlerin giderek düşmesi olmuştur. Neoliberalizmin  etkili olmaya başladığı 21. yy sonlarında tüm Dünya’da ve Türkiye’de gelir eşitsizlikleri ve yoksulluğun arttığı çıplak gözle gözlemlenmiştir. Türkiye’de bugün tekstil sektöründe orta ölçekli güvenceli işyerleri ve daha güvencesiz merdiven altı diye tabir edilen daha küçük ölçekli işyerleri var ve neoliberal politikalar sonucu her ikisinde de çok uzun çalışma saatleri ve düşük ücretler gerçeği önce karşımıza çıkıyor. Güvencesizliğin en görünür hali de günlük gidilen işyerlerinin yaygınlığı. Neredeyse işçilerin tamamının sigortasız olduğu işyerleri var. Haftalık gidilen işyerlerinde de çoğu işçi sigorta yerine maaşının biraz daha yüksek olmasını tercih ediyor. Sigortalı, güvenceli hatta sendikalı işyerlerinde asgari ücret almak yerine daha küçük işyerlerinde çalışmayı tercih ediyorlar. Tekstil sektörü aynı zamanda örgütsüz çalışmanın, sendikasızlık politikasının ise sistematik bir şekilde sürdürüldüğü bir alan. Çünkü işçi maliyetlerinin son derece düşük olması tekstil sektörü için çok önemli. Neoliberalizmin yarattığı güvencesizlik, işsizlik ve düşük ücretler kadın işçileri çok etkilese de başka sektörlere geçiş de kolay ve mümkün olmuyor.

Bu sektörde her zaman kadın emeği çok yoğun

Cinsiyet temelli ücret eşitsizliklerini incelemek için neden tekstil sektörünü seçtiniz, orada ne tür durumlar var?

Dünya genelinde tekstil üretimi yapan ülkeler az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerdir. Tekstil sektörü çalışan işgücü sayısı, istihdam ve ticaret bakımından da sanayi kolları içerinde önemli yer teşkil ediyor.

19.yy Sanayi Devrimiyle birlikte dokuma sanayide önemli ölçüde üretim yapılmış ve büyük oranda ucuz işgücü olarak görülen kadınlar istihdam edilmişler. Geçmişten günümüze kadın emeğinin en yoğun olduğu alanlardan birisidir. Kadın mesleği olarak görülmesine, kadın emek yoğunluklu bir sektör olmasına rağmen ücret eşitsizliğinin ortaya çıkması tekstilde kadın erkek eşitsizliğini deşifre ediyordu. Bilhassa ücret eşitsizliğinin üzerine buradan gitmek gerekir diye düşündüm.  Kapitalizm de erkek egemenliğine eklemlenerek ücret eşitsizliğini büyütüyor. Ücret eşitsizliği kadın çalışanlar için emeğin değerinin nitelik kaybına uğramasında ve sorunlarının büyümesinde önemli bir etken olarak kucağımızda ateş topu gibi duruyor.

Tekstilde kadınlar üretimin hangi aşamalarında, ne tür işlerde çalışıyorlar, bu ücretleri etkiliyor  mu nasıl etkiliyor?

Kadınların üretimin her aşamasında emeğinin olduğu ve kadın mesleği olarak görülen bir sektör. Çoğunluğu uzun yıllar çalıştıkları bu sektörde her işi yaptım, her bölümde çalıştım, diyor. Ortacılıktan makineciliğe uzanan aşamalarda kıdem de artıyor. Tekstil imalata dayanıyor, metal sektörü gibi çok büyük iş makineleri yok ancak orta ölçekteki teknik gerektiren makine ve araç gereçleri çoğunlukla erkekler kullanıyor. Kesim makineleri, ütü vb. gibi oturarak çalışılan makine de ustalık gerektiriyor. Kadınlar makineci olarak çalıyorlar, kalıp yapıyorlar, tasarım yapıyorlar, fermuar, yaka, kalite kontrol gibi incelik ve ustalık isteyen işlerde çalışıyorlar. Bu işler de aslında ustalık istediği halde erkeklerin yaptığı işler zor, kadınların yaptıkları işler basit hafif işler olarak değerlendiriliyor ve maalesef buna göre ücretlendiriliyor.

Ücret konusunda şu gözleme yer vermek yerinde olacaktır; daha belirgin olarak merdiven altı, kayıt dışı çalışılan yerlerde asgari ücrette kadınlar ve erkekler eşitlenmiş durumda. Bu eşitlenme erkeklerle yukarda bir eşitlenme değil elbette. Asgari ücretin düşüklüğü sebebiyle en tabanda yaşanan bir eşitlenme. Daha orta ölçekli yerlerde ise benzer durumun gözlemlendiği işyerleri olsa da büyük oranda buralarda ücret eşitsizliği yaşanmaya kesin bir şekilde devam etmektedir.

Eşitliği sağlayacak ücret politikaları gerekiyor

Sendikalılık oranı nasıl, sendikalı olmak kadın ücretlerini etkiliyor mu?

Tekstilde sendikasızlık bir politika olarak sürdürülüyor. Düşük ücret, güvencesizlik gibi sebepler ile işverenlerin işçi maliyetlerini en aza indirme çabaları bu sendikasızlık politikalarını besliyor. Sektörde işverenler tekstil piyasasında rekabet etmek için işçi maliyetlerini en asgari seviyede tutmak istiyorlar. Bu bakımdan çok fazla sigortasız işçi çalıştırılıyor. Bu da sendikasızlık politikasını besleyen bir başka unsur. DİSK- AR’ın 2019 yılında işkolu ayrımına göre sendikalaşma oranını verdiği araştırmada dokuma, hazır giyim ve deride bir milyon kırk iki bin civarında çalışan içerisinde sendikalaşma oranı 9,2’dir. Türk Metal Sendikası’nın verdiği istatistik de ise 2021 yılına ait işkollarına göre bir milyon iki yüz bin çalışan içerisinde sendikalaşma oranı ise 8.45’dir. Çalışan sayısının artmasına rağmen iki yılda sendikalaşma oranının düşmesi ise sendikasızlık politikasının devam ettiğini gösteriyor.  İşçiler bu sendikasızlık politikası ile asgari ücretle çalıştırılıyorlar. Toplu sözleşmeli ve sendikalı işyerlerinde, buralar görece daha büyük işletmeler, ücretler nispeten daha iyi ve ücret eşitsizliğinin daha az olduğu görünüyor. Ancak sendikanın olmadığı büyük imalathanelerde de ücret eşitsizliği mevcut durumda. Daha küçük merdiven altı atölyelerde ise kadınlar ile erkekler asgari ücrette ya da daha azında eşitlenmiş durumdalar!

Kadın erkek ücret ayrımcılığının ortadan kaldırılması konusunda neler yapılabilir sizce?

Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi CEDAW Türkiye’de 1985 yılında imzalamıştır. Ve bu sözleşme cinsiyet ayrımcılığı kapsamındaki mücadelenin temeli haline gelmiştir. Sözleşmeyi imzalayan tarafların eşitsizlik üreten her türlü kalıp yargı ve ayrımcı uygulamalarla mücadele etme sorumluluğu vardır. Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve bu konuda kazanılmış hakların korunması önemli diye düşünüyorum. Ev, çocuk, bakım işlerinin toplumsallaştırılmasını hızlandıracak politikalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bakımdan devlet eliyle kreş ve bakım evleri arttırılmalı. Ücret eşitsizlikleri ile ilgili çalışmalar arttırılıp, ücret eşitliğini sağlayacak ücret politikalarının hayata geçirilmesi son derece önemli olacaktır. Ekonominin bozulması ve kriz dönemlerinde hayata geçirilen ekonomi programlarında kadın istihdamı ve ücret konularında kadınlara dönük pozitif ayrımcılık uygulanmalıdır. Kadın işi erkek işi ayrımı kaldırılarak kadınların istihdamını arttıracak istihdam politikaları hayata geçirilmesi önemli olacaktır. Kadınları güvencesiz, kayıt dışı çalışma koşullarına mahkûm eden cinsiyet eşitsizliği ile mücadelede pratiğe dönük kalıcı çözümler üretilmelidir. İşçilerin ücret pazarlıklarında güçlerini arttıran sendikal çalışmaların arttırılması sağlanmalı ve kadınların sendikalarda temsilinin arttırılmasına önem verilmelidir. Bütün bunların hepsinin bizim mücadelemizin sonucu kazanılacağını hepimiz iyi biliyoruz. İstanbul Sözleşmesini bir gece elimizden alanların bize yaşam hakkı tanımayanların elbette eşit bir şekilde yaşamamızı ve eşit koşullarda çalışma hakkımızı takmadıklarını biliyoruz. Bunların feminist mücadele sayesinde gerçekleşebileceğini düşünüyorum.

Kadınİşçi kadın ücretleri ve asgari ücretlerle ilgili bir çalışma grubu kurmaya çağırdı feministleri, ne dersiniz, böyle bir çalışma grubu içinde yer almak ister misiniz?  

Kadınİşçi’nin çağrı yazısını okudum. Kadın emeğinin tekrar eşitlik içerisinde tayin edilmesine hizmet edebilecek, ücret eşitsizliğinin daha fazla görünmesini sağlayabilecek bu çalışma grubunun içerisinde feministler olarak yan yana gelmek çok iyi olacaktır. Ben de kurulursa bu çalışma grubunda seve seve yer almak isterim. Bugün kapitalizm krizini kendi lehine çözemiyor, neoliberal politikaların da sonuna gelindiği yönünde iktisadi değerlendirmeler yapılıyor. Asgari ücrete yapılan zammın hayat pahalılığı karşısında etkisiz bir noktada durması hemen tüm sektörlerde örgütsüzlüğün, güvencesizliğin ve düşük ücretlerin de artık kabul edilemez bir noktaya ulaştığını görüyoruz. Ekonomik kriz geçinemiyoruz öfkesiyle iç içe derin bir şekilde yaşanıyor. Tam da böyle bir ortamda çalışma yaşamında yaşanan ayrımcılıkların, ücret eşitsizliklerinin de giderilebilmesi kadın işçiler açısından son derece yaşamsal bir ihtiyaç. Bu sorunların çözümü ise özneleriyle birlikte verilen mücadeleyle mümkün olabilir.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Dünya genelinde kadınlar, kendileriyle aynı veya eşdeğerde iş yapan erkeklerden az kazanıyor. Giderek daha fazla sayıda ülke, cinsiyete dayalı ücret farkını kapatmak için ücret şeffaflığı önlemlerini hayata geçiriyor. Peki nedir bu önlemler, ne işe yarar? Bu dosyada farklı boyutlarıyla ücret şeffaflığı konusunu ele alacağız.
LC Waikiki’de çalışan kadın işçiler zor durumda; iş koşulları çok ağır ücretler çok düşük. Bir kadın “Firma yüksek hedefler belirliyor ama ücretlerimiz bu oranda artmıyor. İş yükümüz üç katına çıktı. İş bulamama korkusu ve kaygısı nedeniyle müşterilerin her türlü hakaret ve küfrüne katlanıyoruz. Burada vahşi kapitalizmin dibini yaşıyoruz.” diyor.
SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi İlknur Başer, partisinin kadın emeği politikalarına dair Kadın İşçi’nin sorularını yanıtladı…
Asgari ücrete yapılan bin 247 liralık zam, kadın işçilerin derdine deva olmuyor. Yeni boşandığını, iki çocuğuyla yaşayacağı bir ev aradığını ama bulamadığını anlatan Fatma, “Bu ücretle geçinmek mümkün değil. Maaşımın tamamını versem bile yaşanabilir bir ev bulamıyorum” diyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!