Skip to main contentSkip to footer
İnci Suludere:

Emeğimin karşılığını aldığımı hissediyorum

Yaşadığımız coğrafya, kaderimizi ne kadar belirler? Düşünün en düşük işçi maaşı 60 bin lira civarında olsa, 5 haftalık tatil iznine çıkabilseniz, iş güvenliğiniz yasalarla sıkı sıkıya korunsa, çocuğunuzu devlet okutsa, kirayı ödeyemediğinizde sizin yerinize ödeyen biri olsa ne hissederdiniz? 40 yıla yakındır Avusturya’da yaşayan kadın işçi İnci Suludere ile Avusturya’da işçi olmak, işçi haklarının güçlü olduğu ve önemsendiği sosyal devlette yaşamak üzerine konuştuk.

Ülkemizdeki kadın işçilerin henüz en temel haklarını alabilmek için mücadele ettiğini, iş güvenliğiyle ilgili yaşadıklarını, ekonomik sıkıntılarını biliyoruz. Peki Almanya’daki ya da Avusturya’daki bir kadın işçi nasıl yaşar? Bunu düşünür ve biraz da bilgilenmeye çalışırken, uzun yıllardır Avusturya’da yaşayan İnci ile tanıştım.

İnci, İstanbul’da doğmuş, büyümüş… Ailesi Tunceli’den… Liseyi bitirdikten sonra Avusturya’da yaşayan bir Türkle evlilik yapmış. Tek kelimesini bilmediği bir dilin içine ve hayatını sürdüreceği yeni ve yabancı bu yere bodoslama dalmış. Evlatlarını Avusturya’da doğurmuş ve ekmeğini oradan kazanıyor. İnci’nin artık Viyana’da kurulu düzeni var.

Türkiye, Avrupa ülkeleri ile kıyaslanırsa, çalışma saati en fazla ve ölümlü iş kazası riski Avrupa’ya, OECD ülkelerine göre yüzde 400-500 civarında yüksek bir ülke, Yani Türkiye’de işçi olmak Avrupa ülkelerinde işçi olmaktan 4-5 kat daha tehlikeli. Yetmez, iş güvenliği az, kayıt dışı çalışan sayısı neredeyse sigortalı işçilerle yarışıyor. Sözleşmeli çalışan sayısı çok ve işçi ücretleri düşük, temel ihtiyaçları karşılamanın çok gerisinde. Kadınlar iki katı mağdur çünkü erkeklerden daha az ücret verilerek neredeyse kölelik benzeri bir sisteme uyum sağlamaya zorlanıyor.

Avusturya ise çok özgün ve gelişmiş bir sosyal ve ekonomik sisteme sahip. Arbeiterkammer ya da kısa söylenişiyle AK denilen yaklaşık 4 milyon çalışanın hakkını koruyan yasal bir kuruluş, işçi haklarının koruyucusu, belirleyicisi olarak neredeyse ikinci bir hükümet gibi ülkenin yönetiminde rol oynuyor.

İş hukuku, vergi, tüketici hakları, sosyal sigortalar ve eğitim alanlarında ücretsiz danışmanlık hizmeti veren bu kurum çalışanların çıkarlarını savunmak üzere kurulmuş. Türkçeye İşçi Odası diye çevrilebilecek bu yapı, içinde pek çok farklı ideolojik temsili, Avusturya’nın genelinde bölgesel olarak kurulmuş odaları barındırıyor. İşçi haklarının gelişmiş olmasının dışında, kadın işçilerin haklarının özel olarak güvenceye alındığı bir sistem var Avusturya’da. Ülkemizde sorun olan pek çok konu, Avusturya’da çözülmüş. Avusturya’da kadın işçilerin hakları Avusturya İş Kanunu (Arbeitsrecht), Eşit Muamele Yasası (Gleichbehandlungsgesetz), Anne Koruma Yasası (Mutterschutzgesetz) ile korunuyor.

Dünyanın en özgün ve işçi haklarını gözeten memleketi olarak sayabileceğimiz Avusturya’da bir kadın işçi neler yapar, nasıl yaşar İnci ile konuştuk.

Çalışmak için AK’ye kaydolmak gerekli

Bizdeki işçiler ancak yaşamaya çalışıyor sen oralarda iş dışında ne yapıyorsun diye soruyorum, Oğlunu ve kızını devlet tarafından desteklenen eğitim koşulları sayesinde okutmuş olmanın rahatlığıyla “Koroya gidiyorum. Tiyatro çalışıyorum” diyor. İş dışındaki hayatı oldukça canlı İnci’nin… İlgi alanlarına uygun etkinliklerle yaşama bağlanmasını güçlendiren planlar yapabiliyor.

Türkiye’deyken hiç çalışma hayatın oldu mu diye soruyorum: “Evlenmeden önce annem beni her yaz bir fabrikaya çalışmaya gönderirdi. Ticaret lisesinden mezun oldum. Tekelde çalıştım. Sekreterlik yaptım” diyor. Avusturya’da yaşamak başlangıçta çok zor gelmiş İnci’ye… Aileden uzak, tek kelimesini bile anlamadığı bir dilin içinde yeni evlendiği bir insanla kalakalmak…

Çalışmak hem düğünden kalan borçları temizlemek, hem de yaşama tutunmak için şart olmuş. Öncelikle çalışabilmek için bütün işçilerin kayıt olması zorunlu olan AK’ye kaydolmuş. Ağırlıklı olarak otelcilik yapılan bir bölgede olduğu için, dil bilmeyi zorunlu kılmayan bir işle başlamış çalışma hayatına. Otelde bir süre tek kelime Almanca bilmeden çalışmış ve sonra dil bilmediği halde çok girişken biri olan teyzesinin bulduğu bir işte çalışmak için bu işten ayrılmış. İkinci işi teyzesiyle birlikte çalıştığı tekstil atölyesinde olmuş.

“Hayatımda hiç dikiş dikmemiştim. Beni sanayi tipi makineye oturttular. Oturur oturmaz dikmeyi başardım. Yapabildiğimi görünce kendime, galiba becerikliyim ben dedim ve işe başladım.” Bu işte 6 yıl boyunca çalışmış ve ilk çocuğuna hamile kalınca işi bırakmış. Çocukları olunca daha rahat olacaklarını düşündükleri bir bölgeye taşınmışlar ve bir süre sonra yeni bir işe girmiş. Bu sefer bir fabrikanın deposunda bir iş bulmuş ve o işi de 6 yıl, ikinci hamileliğine kadar sürmüş.

İnadına Türkçe

Avusturya’da geçirdiği ilk 15 yıl boyunca Almanca’dan bile isteye uzak durmuş. Memleket özlemiyle, bir gün döneceğim hissiyle neredeyse “bünyesi kabul etmemiş Almancayı.” İş yerinde nasıl kalabildiğini soruyorum dil bilmeden. “Hangi işte çalışırsam çalışayım kendi işim gibi yapıyorum. Hayat mood’um o benim. Bir şey yapacaksam tam yapmak isterim. Biraz da çalışkan olduğum için girdiğim işlerde sevildim. Doğru dürüst Almancam olmamasına rağmen yine de sevildim. Ayrılırken ne zaman istersen gel, biz seni işe alırız dediler” diye anlatıyor.

“Türkiye’deki çalışma hayatıyla Avusturya’daki arasında seni şaşırtan farklar oldu mu?” diye soruyorum. “Burada 8 saat çalışıyorsan, mutlaka 8 saat çalışman gerekiyor. Paydos yapmışsan, gerçekten paydos yapıyorsun. Türkiye’de ilişkiler işyerindeki durumunu etkiliyor. Arkadan kuyunu kazanlar olabiliyor. Hatanı örten ya da kaytarmana izin veren bir ortam var Türkiye’de… Burada ise yaptığın işe bakıyorlar. Çalışmazsan hemen çıkışını verirler. Tanıdığın var filan diye hiç kimse adam kayırmaz. Çalışmadığın zaman gözünün yaşına bakmazlar.” Ama ya çalışırsan? “Emeğinin karşılığını aldığını hissediyorsun” diyor.

İnci, İnci olduğu, çalışmayı, dayanışmayı seven bir aileden geldiği için kendi karakterinin de fark yarattığının bilincinde. Yeni işinde de İnci’nin çalışkanlığı ona işyerinde güzel bir ortam sağlamış. Viyana’daki işi mutfakta sandviç yapıyor, vakti kalınca aşçıbaşına yardım ediyor. Sahada libero sanki. Yeni işyerinde de “İyi ki varsın, yoksa başedemezdik” diyorlarmış.

Yaza doğru izin alanların arttığını, bu nedenle güvenilir çalışanların değerli olduğunu anlatıyor. İşçilerin tatili beş hafta ve bu beş hafta, tatil planları için pek çok alternatife olanak sağlıyor. Ekonomik durumları uygun olduğu için aralarında yurt dışına çıkıp, egzotik ülkelerde tatil yapanlar da, İnci gibi memleketine dönüp hasret giderenler de oluyor. Yarı bodrum evlerde, Bodrum tatili esprisi yapmak bizim ülkemizdeki işçi sınıfı için acı ama gerçek kategorisinde.

En güzel yanı hakkını alabilmek

“Çalışırken hakkını alabiliyor musun” diye soruyorum İnci’ye. “Yurt dışının güzel tarafı bu” diyor ve ekliyor: “Hakkını alıyorsun. Hayatını darlıkta yaşamıyorsun. Her iş kolunda farklı taleplerle toplu sözleşmeler yapılıyor ama kendi yaptığımız işe göre hakkımızı aldığımızı düşünüyorum. Hamile kaldığında, çocuğun doğduğunda izin aldığında ve bu iznin koşullarının esnek oluşuyla ve ek destek ve katkılarla rahat yaşıyorsun. Bunda ülkenin sosyal bir devlet olmasının etkisi büyük. Devletçi bir ülke burası ve işçi sınıfının ülkede temsil gücü yüksek.”

Son yıllarda özellikle Korona’dan sonra bazı değişiklikler olduğunu anlatıyor İnci. Bazı hakların işçi aleyhine kırpıldığını söylüyor ama buna rağmen, işçilerin aldığı sosyal yardımların hayatı çok kolaylaştırdığını anlatıyor.

İşsizlik maaşı ve diğer haklar

“Diyelim işsiz kaldın, işsizlik sigortası çalışma sürene göre değişiyor. Türkiye’de yardım belirli bir süre sonra kesilir. Burada öyle değil. İş bulana kadar devlet yardım ediyor sana. Kiranı, seni idare edecek kadar yemek paranı ödüyorlar” diye anlatıyor İnci. Bu büyük desteği sonuna kadar kullanan, sistemi yanıltan özellikle Türkiye’den gitmiş işçilerin bunu bir ekmek kazanma yöntemine dönüştürdüğünü söylüyor. Öyle ki 20 yıldır işsizlik sigortasıyla geçinen, kirasını devlete ödeten, gıda yardımıyla yaşayanlar varmış. “Bu durum haklar konusunda gerilemeye neden olan bazı önlemler getiriyor. Utanılacak bir durum ama bunu yapıp, kendilerini bu konuda haklı görenler var” diye ekliyor.

“İşyerinde ikramiyen var mı? Yan hakların var mı” diye soruyorum. İnci ikramiye aldığını, ayrıca evin uzaksa yol parasının ödendiğini söylüyor. Devletin çocuğun büyümesi sürecine katıldığı bir ülke Avusturya. Çocuğu sen doğurmuş olsan bile, devlet kendi çocuğu gibi sahipleniyor ve 18 yaşına kadar düzenli olarak çocuk parası vererek aileyi destekliyor.

İnci bir işçi olarak sahip olduğu haklarını şöyle anlatıyor: “Bir izin parası bir de yılbaşı parası ödüyorlar. İzne çıktığında, aylığın tam olarak ödeniyor ama daha fazla dinleneceksen aylığının yüzde 70’ini ödüyorlar. Benim dönemimde annelik izni iki seneydi. Çocuk anaokuluna başlayana kadar yanında kalabilirsin ve işyerinden maaşını almaya devam edebilirsin. Ancak bunu kategorize etmişler. Çocuğun olduğunda işini kaybetmek bir tarafa nasıl ve ne zaman çalışacağını belirleyebilme şansın var. Alternatif seçenekler var.

Mutfakta çalıştığım için bir kere yemek yeme, iki kere kahve içme hakkım var. Suyu sınırsız içebilirsin. Yemek kaldığında eve götürebilirsin. Normal bir işyerinde çalışıyorsan yemek olmuyor genellikle. Her işyerinde kantin gibi yerler oluyor ve piyasadan çok daha ucuza bir şeyler satın alma şansın oluyor.”

Çalışırken insan olduğunu hissetmek

“Bizde kadın eleman yerine erkek eleman tercih ediyorlar. Doğum yapanın işine son veriliyor. Haklar sınırlı. Orada nasıl” diye soruyorum.

İnci, “Bundan 15 sene öncesinde doğum izninden dönen kadına çıkış verebiliyordu işveren. Onu şimdi kaldırdılar. Çocuğun okuldan çıkana kadar işyeri seni işten çıkartamıyor. İlkokula başladığında çıkartma hakkı var. Eğer sen işten çıkmak ya da işini azaltmak istersen yarım gün çalışabilirsin. Geri kalan ücreti işçi bulma kurumu ödüyor. Sosyal haklar açısından Avusturya diğer AB ülkelerinden çok daha iyi. Otomatik işçi kurumu üyeliğin var ve istediğin sendikaya üye olabiliyorsun. Farklı politik görüşlerde gruplar var bu sendikalarda. Aşırı sağcısı da, Türkiye’den gelmiş solcu grup da, liberaller ya da Hristiyanlar da bu guruplarda temsil edilebiliyor.”

Madencileri hakları olan maaşlarını almak için bile eylem yapmak zorunda kalmış bir ülkeden oraya bakınca, “acaba orası cennet mi” diye soruyorum İnci’ye. “Cennet tabii” diyor ve ekliyor: “Şimdi nasıl bilmiyorum ama eski Türkiye’deki insan ilişkilerinin yerini tutmaz buradaki ilişkiler. Herkes mesafeli, herkes sınırını biliyor ve bu sınırı aşmıyor. Kimse kimsenin hakkına girmiyor bu çok güzel. Evet burası cennet gibi çalışan için. 10 sene öncesinde bunu konuşsaydık hala Türkiye’ye dönmeyi isteyen bir yanım vardı ama şu an yok. Emekliliğime daha epeyce var. Şöyle diyeyim: yazın Türkiye’ye gelirsem, kışın dönerim mutlaka. Çünkü kendini insan gibi hissediyorsun burada.”

Emekliler bey gibi yaşıyor

Emeklilik nasıl oralarda? Avusturya’nın emeklisi nasıl yaşıyor diye soruyorum: “7-8 sene önce son prim ödenen yıllara bakarak aylığının yüzde 70’ini ödüyorlardı. Şimdi değiştirdiler 62-63 yaşında emekli oluyorsun. Emekli maaşını sana en yüksekten ödenen primi baz alarak belirliyorlar. Ayrıca aldığın para yetmiyorsa, devlet sana kira yardımı yapabiliyor. Eşya aldığında emekli olarak çok daha düşük ödüyorsun. Bin yuroluk bir şey aldığında sadece 500’ünü ödüyorsun. Gerisini devlet ödüyor senin yerine. Emeklileri mağdur etmiyor.”

“Almanlar bizi kıskanıyor, Avusturyalılar da kıskanıyor mu acaba” diyorum, “Hiç zannetmiyorum” diyor İnci. “Bizim buradaki bazı Türklere sorsan Avusturyalılar da bizi kıskanıyor. Bunu diyenlerin tuzları kuru. Bazen Türkiye’deki insanlara haksızlık yapıyorsunuz diyorum onlara. O kadar iyiyse neden ülkene dönmüyorsun? Türkiye’ye dönüp, yapamayıp üç beş sene içinde geri dönenler oldu. Epeyce propaganda yapıldı ama hepsi takır takır geri döndü” diye anlatıyor.

İnci, Avusturya’da da erkek işçilerin kadınlara göre yüzde 10, 15 fazla maaş aldığını, hala bir ayrımcılık yapıldığını söylüyor. Avusturya’da bir işçinin aldığı maaş en alt düzeyde, Türk parasıyla 60 bin lira civarında. Devlet tarafından yapılan kira ve eğitim yardımları, çocuk parası işçiyi zor duruma düşmekten alıkoyuyor. Kirasını, elektriğini ödeyemeyene bazı kurum ve kuruluşlar tarafından verilen destekler hayatı yaşanılası kılıyor.

Yıllardır Avusturya’da olduğu halde, son beş yıldır Almanca öğrenmeye kendini veren İnci, hem Türkler, hem de Almanlarla arasını sıcak tutuyor. Yaşı 55 ve “Cahit Sıtkı Tarancı’nın 35 yaş şiiri bende öyle bir kaldı ki, 35 yaşında durdum ben” diyor. Liseyi bitirdikten sonra üniversiteye gitmek yerine, düğün borcunu ödemek için çalışan İnci, “Eşim kredi çekmişti. Şimdiki aklım olsaydı, üniversiteye giderdim. Belli de olmaz belki seneye giderim üniversiteye” deyip neşeyle gülüyor.

Neden tiyatro?

“Zaman içinde kendime yüksek duvarlar çektim, çok içime döndüm. Ama tiyatro beni tekrar hayatın içine kattı. Hayatın aktığını hisseder oldum. Çok tatlı bir hocamız var: yurtdışına yeni yerleşenlerden” diye yeni tiyatro merakını anlatıyor. Hocaları Türkiye’den yeni gelmiş Avusturya’ya. Son yıllarda yükselen göç dalgasına kapılanlardan.

Yeni gelenlerle aranız nasıl diye soruyorum. İnci “Hocamız gibi yeni gelenlerin çoğu çok tatlı insanlar. İyi ki geldiler” diyor. “Neşe getirdiler” deyip anlatıyor: “Ama onlar mutsuzlar. Sonradan gelmek daha zor. Çoğu orta yaş üstü ve adapte olmakta zorluk çekiyorlar. İngilizce konuşmayı tercih ediyorlar. Gurbet hastalığı varmış. Sanıyorum ben de ona yakalanmışım; gelenlerin bir kısmı da benzer duygular yaşıyorlar. Gurbet hastalığı, hasta, mutsuz hissettiriyor insana. Depresyon bildiğin. Ben 10 senedir burada olmayı kabul ettim. 34 senedir Avusturya’dayım. Hala şu an bile hayallerime dahil oluyor ülkem. Zaman zaman hala giriyorum depresyona.“

Belki Tunceli’de bir çiftlik kurabilirim

İnci’nin içinde hala bir memleket sızısı var. “Hem dönmek istiyorum, hem dönemiyorum… Bir yandan tamam diyorsun döneyim, Bir yandan insanca yaşamak istiyorsun ülkende ama sorunlar var. Ekonomi bile o kadar önemli değil. Hakkını arayamamak çok kötü. Para da önemli ama bakıyorsun sebepsiz yere insanlar hapis yatıyor.

Para önemli değil, ama sağlık önemli. Kayınvalideme refakat ederek hastanede kaldım, deli oldum. Özel hastanede bakıcı tutmamızı önerdiler. Düşünebiliyor musunuz? Hem çok ciddi para ödüyorsunuz, hem de size eleman tutmanızı söylüyorlar. Otele aşçınla, temizlikçinle gitmek gibi. Hemşire diyor ki 48 saattir buradayım. Onu anlıyorum ama o zaman personel politikanız yanlış. Daha fazla personel alın. Para almayı biliyorsunuz çünkü. Burada refakatçi diye bir şey yok. Hastaya ancak görevliler, hemşireler bakabilir. Beni korkutan şeylerden biri de bu.

Kızım tatili dışında Türkiye’ye gitmeyi düşünmüyor. Rahatlık konusunda Avusturya’da kalmak istiyorsun. Her dönüşümde bir parçam ülkemde kalıyor. 3-4 ay kendime gelemiyorum. Birkaç senedir annemin hissettiklerini anlıyorum. Hayat seçimlerden ibaret.”

“Kendimi memlekette düşünmekten alamıyorum. Duydum ki tarım ve hayvancılık için kredi veriyorlarmış. Bir gün Tunceli’ye dönüp, bir çiftlik kurmayı hayal ediyorum.”

 

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar