Skip to main contentSkip to footer

Erkeğin kirlerini temizleyen Bayan Maier’lerin hikayesi

Marlen Hausofer ev ve bakım işleri rutininden boğulan kadınların hikayesini anlatır eserlerinde. Stella’yı Öldürüyoruz isimli novellasında da son kitabı Çatı Katı’nda da evlilik içinde kadınların mutsuzluğu, çaresizliği yalnızlığı, ev içi işlerin yıpratıcılığı usul usul dile getirilir. Ama Çatı Katı’nda kaçış noktalarının da olabileceğini göstererek bizlere umut vaad eder.

Kültür Sanat

11 Nisan 1920 Avusturya doğumlu, iki çocuk annesi, 21 Mart 1970’de kemik kanserinden yaşamını yitiren Marlen Haushofer’ı ilk kez 1963’de yayımlanan Duvar isimli kitabıyla tanımış ve etkilenmiştik.  1958 yılında yayımlanan novellası Stella’yı Öldürüyoruz (çev.: Serap Gülerçin Karluk, YKY, 2026) ise mutsuz bir evliliği, evlilikteki ilişki dinamiklerini, ikiyüzlülüğü kadının gözünden anlatır. Kocası Richard’ın sürekli başka sevgilileri olsa da evde kendisinin yeri ayrıdır: “Richard’a göre ayrı yatak odalarında uyumak, tatili karısıyla geçirmemek ve Pazar günleri çocuklarla hayvanat bahçesine ya da sinemaya gitmemek yakışıksız ve aykırıdır. Benden de asla ayrılmaz. Ben onun evinin ve çocuklarının koruyucusuyum, iç dünyasında en derin anarşiyi yaşayan bir insan olarak dışarıdan görünen düzen ve kesinlikten daha fazla değer verdiği hiçbir şey yoktur. Hiç kimse gizli yasa çiğneyicisinden daha katı ahlak bekçiliği yapamaz, çünkü bilir ki herkes onun yaşadığı gibi yaşama olanağına sahip olsa insanlık yok olur” (Stella’yı Öldürüyoruz, s.26).

1969’da yayımlanan son kitabı Çatı Katı (çev.: Serap Gülerçin Karluk, YKY, 2025) ise Stella’yı Öldürüyoruz’a akraba metinlerden. Yine bir kadının çıkışsızlığı söz konusu kitapta. 47 yaşındaki bir kadının bir haftasını okuruz metin boyunca. Ebeveynlerini erken yaşta kaybetmiş, kocası ve çocuklarından başka kimsesi olmayan bir kadındır bu. Kitabın yazarı da olan kadın, sıradan, sıkıcı, evliliğin normlarına uygun, toplumun evli bir kadından beklediği gibi bir yaşam sürer: “Hubert yumuşak huylu kadınları seviyor. Belki de bu yüzden benimle evlenmiştir, bitmek tükenmek bilmeyen kavgalardan yorgun düşmüş ve bende dinlenmeyi uman genç bir adam. Bir kızın kavga edemediği suratından anlaşılır mı acaba?” (s.37).

Bir gün gelen sarı paket

Yazarımız aslında rutininin sıkıcılığından yorgundur ve kadınların yapması gereken sıkıcı işler üzerine bolca düşünmektedir: “Erkekler, onların üzerinde biriken kirin nereye gittiğini düşünüyorlar acaba? Bana kalırsa düşünmüyorlar bile ya da çok soyut düşüyorlar. Aşağı yukarı şöyle: Bayan Maier yine gelip çekidüzen vermeli. Ve bir adam temiz bürosunda otururken, temiz çünkü bir başka Bayan Maier az önce orayı temizlemiştir, evdeki Bayan Maier ise oradan oraya koşuşturup toz ve kirlere karşı savaş verir. Ve sonra adam eve geldiğinde her şey yine tertemizdir, bu onu biraz olsun şaşırtmaz çünkü ardında neler olup bittiğinden haberi yoktur. Yeni serilmiş çarşafların üzerinde yatar ve ertesi gün, üçüncü bir Bayan Maier’in onun için yıkayıp ütülediği beyaz gömleği giyip dünyanın temiz ve düzenli bir yer olduğu yanılsamasıyla evden çıkar. Kendisinin temizlemesi gereken tek atık kendi sakalıdır, bunun için aynanın karşısında oflayıp puflar ve banyoyu Bayan Maier’ini de oflayıp puflatacak bir halde bırakır. Ve eve geldiğinde her şeyin yerli yerinde olduğuna biraz olsun şaşırmaz” (s.38).

Yazarımız da her sabah yukarıda söz ettiği gibi ev işlerini bitirdikten sonra, kimsenin izinsiz giremeyeceği sadece ona ait olan çatı katına çıkar. Burası adeta onun sığınağıdır. Böcekleri, sürüngenleri, kuşları çizer; kendisiyle baş başa kaldığı, kendi üzerine düşündüğü saatlerdir. Bir gün gelen sarı bir paket, bu düzeni bozar. Paketin içinden çıkan sayfalar, gençliğinde tutmuş olduğu günlüğe aittir; böylece kahramanımızı daha yakından tanımaya başlarız.

Günlükleri okudukça, kadının bir dönem işitme yetisini tamamen kaybettiğini öğreniriz. Doktorlar bunun psikolojik olduğunu söyler. Kahramanımız bu dönemini daha rahat atlatmak için dağlardaki bir kulübeye taşınır. Kocası ve oğlundan uzaklaşır. Kadın burada doğayla, sessizlikle ve kendi iç sesiyle yeniden tanışır. Derken bir gün ormanda karşılaştığı garip bir adamla kurduğu iletişim, ona farklı bir deneyim yaşatır. Adam yüksek sesle konuşur; kadın duymasa da kelimelerin ağırlığını hisseder. Bu biri sesli diğeri sessiz iki yalnız insanın iletişimi ve kadının adamla yaşadığı bir olay sonrası işitmeye başlaması, ardından da eski yaşantısına, rutinine geri dönmesi, ancak bütün bu olan biteni günlükler yoluyla hatırlaması, rutinden kopmanın her zaman mümkün olduğu üzerine düşündürür okuru.

İki metinde de evlilik içinde kadınların mutsuzluğu, çaresizliği yalnızlığı, ev içi işlerin yıpratıcılığı usul usul dile getiriliyor. Ancak son kitabında bütün bunlara ilave olarak kadınların kaçış noktalarının mümkünlüğü de söz konusu. Çatı Katı bence umut vaadi olan bir metin.

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar