erkek şiddetiyle baş başa

erkek şiddetine karşı örgütlü mücadelemiz vazgeçilmez ama her birimizin, tek tek buna karşı güçlenmesi gerekiyor çünkü genellikle şiddete bir başımızayken maruz kalıyoruz. güçlenmek sadece fiziksel ve psikolojik bir süreç değil, alışıldık değer yargılarımızı sorgulamayı da içeriyor
Paylaş:
ayşe düzkan
ayşe düzkan
ayseduzkan@hotmail.com

erkek şiddetine karşı kamunun gereken önlemleri alması, cezasızlık politikasına son verilmesi, erkek şiddetinin meşruiyetinin ortadan kaldırılıp kamu vicdanında da gerçekten lanetlenmesi ve aklımıza gelen birçok adım örgütlü mücadelemiz sayesinde gerçekleşecek.

ancak erkek şiddetiyle genellikle tek başımızayken karşı karşıya kalıyoruz. her birimiz için buna hazırlıklı olmak ve tedbirin uzlaşma olmadığını hatırlamakta yarar var. iki şeyi hatırlatarak başlamak istiyorum. erkek şiddetinin yaygınlığını ve acımasızlığını ifade etmek için başvurulan cins kırımı ifadesi gerçekçi değil çünkü kırım nesnesi, kimse onu yok etmeyi hedefler. oysa erkekler kadınları imha etmek, kadınsız bir dünyada yaşamak istemiyor, erkeklerin kadınların itaat etmesini, boyun eğmesini istiyor. kadınlar özgürlük için adım attıklarında -örneğin boşanmak, ayrılmak istediklerinde- şiddete başvuruyor. ikinci nokta şu; erkekler toplum ve mevcut adalet sistemi onlara izin verdiği için “öfkelerini kontrol edemiyor” ve/veya şiddete başvuruyor. patronunun, babasının, kendisinden güçlü bir erkeğin karşısında süklüm püklüm olan adamlar kadınlar, çocuklar ve herhangi bir sebeple kendilerinden güçsüz saydıkları erkekler karşısında aslan kesiliyor; bazen de bir işkenceciye, bir katile dönüşüyor. bu yazının konusu değil ama kısaca değineyim; öfke kontrolünden, başını gerçekten belaya sokacak şekilde yoksun olanlar, kendilerinden güçlülere bulaşanlar cezaevlerini dolduruyor. 

her erkek yapmıyor ama yapanlar hep erkek

erkekleri seviyoruz, onlarla arkadaşlık ediyoruz, onları arzuluyoruz, onlara âşık oluyoruz, eğlenceli, zaman zaman derin sohbetler yapabiliyoruz, birlikte çalışıp üretiyoruz. ama bütün bunlar mutlak güven anlamına gelmemeli. bugün kadınlar açısından erkeklere güvenmemek bir zorunluluk ve hak. hiçbir yakınlık bunun aksine ikna etmemeli bizi. fiziksel şiddetten ekonomik şiddete kadar, şiddetin her türüne karşı güçlü olmak ve önlem almak kadınlar olarak kendimize borcumuz.

birçok erkeğin, bir kadınla, şiddete başvurabilecekleri ortamlarda, yalnız kalmak için çeşitli rıza mekanizmaları işlettiklerine hepimiz şahit olmuşuzdur. erkekler kadınları, kendilerini güvenli hissetmedikleri ortamlarda bulunmak üzere manüple eder. örneğin, bir erkeğe, “sana gelirsem kendimi güvende hissetmeyeceğim” veya “tanımadığım arkadaşlarının olduğu bir eve gitmek istemiyorum” demek ayıp değil, tutuculuk değil. arkadaş çevrenizde, bir kadına/kadınlara şiddet uygulayan bir erkekle ilgili çeşitli bahaneler, kadına yönelik karalamalar uydurulduğunu gördüğümüzde, kadınla dayanışma göstermek yetmez, o çevreden de uzaklaşmak gerekir. bu tür konuların tüzükle, kurallarla düzenlendiği örgütlü yapılar içinde kalıp mücadele vermek doğru olabilir, eğer sonuç aldıysanız. sonuç konusunun altını çizeyim. ama bir arkadaş çevresinden söz ediyorsak, uzak durmakta yarar var.

arıza kadın

hepimiz, fiziksel, cinsel ya da psikolojik şiddete maruz kalmış bir kadın için, “arıza kadın” tanımının kullanıldığına şahit olmuşuzdur. “arıza kadın” iki farklı olguya işaret eder. bu ifade genellikle, itiraz etmekten çekinmeyen, sesini yükseltebilen, hayatını toplumun kurallarına göre değil, istediği gibi şekillendirmeye çalışan kadınlar için kullanılır. benzer tutumlar içinde olan erkeklerin övgüyle karşılandığını söylemeye gerek yok. bu işin bir yanı. diğer yandan, şunu görmek gerek, şiddete özellikle meyyal olan erkekler*, kırılgan, toplumun dışlayacağı şekilde yaşayan, kolayca suçlanacak türde kadınları kurban olarak seçer; o zaten hep sarhoştur, bütün mahalleyle yatmıştır, madde kullandığı da söyleniyor, nasıl açık giyindiğini görüyorsunuz…  başka kadınları bu erkek-egemen değerlerle yargılamamak dayanışmanın ilk adımı.

kendine ait bir cüzdan

açık cezaevinde bir kadınla tanışmıştım. eşi fırın ustası, babasından bir miktar para kalmış, amcası “bak bu bir kenarda dursun, bir gün lazım olur. kocana sakın bahsetme,” demiş. “ama onu dinlemedim, kocama, ‘bende biraz para var, sana bir fırın açalım, kendi işin olsun, daha rahat çalışırsın’ dedim” diye anlattı. fırını açmışlar, adam güzel para kazanıyormuş, derken ayağı pavyona alışmış, orada bir sevgili yapmış, ona ev açmış. paraya sıkışınca un senetlerini bir bahaneyle kadına imzalatmış, ödemediği için de kadın cezaevine düşmüş! cuma günü bir yakını kefaretini ödedi ve çıktı. bu arkadaş, kendi ekonomik güvencesini kendi eliyle bozmuştu, iki çocuğu vardı, genç gösterişli bir kadındı, boşanmak istiyordu ama çıktıktan sonra ne yaptı, bilemiyorum. ama kendine ait bir miktar paranın değerini anladığına şüphe yok. ücretli çalışalım, çalışmayalım, bir erkekle aynı evi, aynı bütçeyi paylaşan her kadının kendine ait bir cüzdana, bir banka cüzdanına ihtiyacı var. şu ekonomik koşullarda yoksul bir kadın bunu nasıl sağlar derseniz, haklısınız. ama yine de, hepimizin bütçemize göre kenara atabileceğimiz, şartlarımıza ve birlikte yaşadığımız erkekle olan ilişkimize göre açık ya da gizli bir hesaba ihtiyacımız var. unutmayalım, bazen bir şehirlerarası otobüs bileti satın alabilmek bile çok önemli olabiliyor. “bizim ilişkimiz farklı” gibi bahaneleri dikkate almayıp tedbirli olmakta yarar var.

varlığına güvenmek

psikolojik şiddet erkeklerin çok sık başvurduğu bir şey. toplumun kadınlara aşıladığı güvensizliğe “oynayan” erkekler onları küçümsemeye, aşağılamaya, kendilerinden şüphe duymaya itecek şekilde davranıyor. buna pabuç bırakmamayı öğrenmek zorundayız ve bu bilinç yükseltme toplantılarının en önemli konularından biri. iyiniyetli, gerçeklere dayanan eleştiri küçümseme, aşağılama içermez. duygusal şiddet içeren her cümle sarf edenin karşısındakini ezme ve kendisini güçlü hissetme çabasıdır. özsavunmanın en önemli alanlarından biri bize yüklenmeye çalışılan her türden suçluluğu sırtımızdan, ruhumuzdan atmak. her birimizin varlığı değerli, hepimiz güvenli, huzurlu ve mutlu yaşamayı hak ediyoruz.

elin kalktığı an

yukarıda da andığım gibi, bazı erkekler şiddete özellikle meyyal ama neredeyse her erkek çocukluğundan itibaren kolayca şiddet uygulayacak şekilde yetişiyor. erkeklerin fiziksel karşı karşıya gelişlerde kadınları alt etmesi sadece bedensel sebeplerden yani daha uzun boy ya da daha güçlü kaslardan kaynaklanmıyor. bu kısa bir örnekle açıklamak istiyorum; karma bir savunma kursunda eğitmen, bütün öğrencilerden göğsüne vurmalarını istiyor ve erkeklerin vurabildiği ama kadınların vuramadığı görülüyor. çünkü erkekler küçük yaştan itibaren kavgaya alışık. buna karşılık kız çocukları nadiren fiziksel kavgaya giriyor; okullardaki akran zorbalığının da çoğunlukla oğlanlardan kızlara yöneldiğini gözlemlemişizdir. erkeklerle aramızdaki bu farkın kapanması imkânsız değil ama bunun kolay bir iş olmadığını da bilmek gerek. ayrıca kadınların ufak tefek, minyon, boyu uzun olsa bile zayıf olmasını vaaz eden güzellik standartlarını da sorgulamakta yarar var. fiziksel olan da dahil olmak üzere güç hepimizin hak ettiği ve ihtiyaç duyduğu bir şey, kendimizi bundan mahrum etmeyelim. karşımızda kalkan ele, “önce indir o elini” demeyi de öğrenelim çünkü özsavunma sözle başlar.

*o tür erkeklerden her türlü uzak durmak gerektiğini ne kadar vurgulasak azdır

Paylaş:

Benzer İçerikler

“bu kadar düşmanlık karşısında korkmak hakkımız, her durumda “yanlış anlama”, “aklımıza kötü bir şey getirme” hakkımız var, haklarımızı bilelim, onlardan vazgeçmeyelim, unutmayalım; her erkek yapmıyor ama yapanların hepsi erkek.”
“Patriyarka, devlet politikaları ve hukuktan ibaret değil. bunlardan çok daha fazla, toplumsal kurallarla şekilleniyor. Örtü de dahil olmak üzere kadın giyiminin politikleşmekten uzaklaştırılması bence ilk hedef. Kaldı ki, kadınların sadece toplum içinde makbul sayılmak için değil, iktidara yakın görünmenin avantajlarından yararlanmak için de örtündüğü bir dönemdeyiz.”
solda erkek şiddetinin bir kavram olarak tanınması, kınanması büyük ölçüde ortak bir değer haline geldi. ancak feminizm karşıtlığı çok önemli bir ortak değer ve erkek şiddetine duyulan tepkiden güçlü olabiliyor. böylece erkek şiddeti, patriyarkadan başka aklınıza gelebilecek binbir şeyle açıklanıyor ve çözümsüz kalıyor…
erkek şiddetinin tek sebebinin akp dönemindeki politikalar olduğunu söylemek, düşünmek bizi yanıltır. erkek şiddeti erkeklerden kaynaklanıyor, erkekliğin bugün geldiği noktada şekilleniyor, iktidar buna karşı önlem almıyor, cezasızlıktan vazgeçmiyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!