antakya

Çocuk yaşta evlendirilen Reyhan ve Emel’in hayatı hane halkına hizmet etmekle geçmiş. 6 ve 20 Şubat depremleri hayatlarını daha da zorlaştırmış… Pahalılıkla baş etmeye çalışırken kendi ihtiyaçlarını unutmuşlar. Çocukları için sağlıklı ve güvenli bir ortam yaratmaya çalışıyorlar. Konteyner kent koşullarında ne kadar mümkün?
Depremin ilk haftası yaşadıklarım geldi aklıma. İnsan en çok çaresizliğine ağlarmış. Gözyaşlarım yine dökülüverdi. Ablam da bu anı bekliyormuş. O an göz göze geldik. Gözyaşlarımızla birlikte yolumuza devam ettik.
“Gerçekten doğayla dost, ekolojik, kültürlerin korunmasına uygun, bir arada olmayı savunan bir kenti inşa etme planımız var. Elbette cinsiyetçi olmayan, kadın odaklı. Şu açıdan çok umutluyuz; Hatay’da halk bunu istiyor.”
Bir yanda uyuyamayan, sürekli tetikte olan, çocukları etkilenmesin diye yasını bile yaşayamayan kadınlar; çadırlara kapatılan kız çocukları… Diğer yanda bu kadim kenti yeniden kurabilecek kadar güçlü “elleri olan”, müthiş bir dayanışma… KADAV’dan Arzu Aydoğan, Antakya’dan izlenimlerini aktarıyor; “Bu şehirden asla vazgeçmeyeceğiz” diyor.
Antakya’nın yüzde 90’ı yerle bir. Enkazda torununu, kızını, akrabalarını bekleyenler var hâlâ. Çoğu yardım ekiplerine değil, sivil topluma güveniyor. Kadınlar çocuklarının, onların anneleri de kadınların derdinde. Barınma, başını sokacak sıcak bir yer, geride kalanların en önemli talebi…
Antakya Merkez ve Defne’de kadınlarlayız, öfke büyük. Nişanlısı enkaz altında olan bir kadın “Daha önce gelselerdi bunlar” diyor; “Üç binada insanlar toplanırdı. Kaç can var burada Allah bilir. Tuvalet gelecekti ya. Bak şu hale, her taraf bok ya, her taraf bok. Nerede bunlar?”
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!