erkek şiddeti

“Oy kullanırken İliç’in, eşit yurttaşlık talebinin, birlikte barış içinde yaşamanın, inanç özgürlüğünün, erkeklerin işlediği kadın cinayetlerinin, milyonlarca emeklinin ömrünün son yıllarında sefalete mahkum edilmesinin, işçilerin ucuz ve güvencesiz çalıştırılmasının arasındaki bağı görüp oy kullanmak önemli.”
“lubunyaların newroz alanlarında yer aldıkları gibi, parti çalışmalarında, parti binalarında ve tabii sendikal çalışmalarda yer almaları gerekiyor. çünkü dayanışma önemli ama tarih bize defalarca gösterdi ki, her özne kendinden ve değişimden sorumlu.”
Nilgün, Malatya’da yaşayan bir depremzede. Onunla konteyner kentte tanıştık. 20 yaşında evlenmiş, iki çocuğu var. Evlendiği günden beri koca şiddetine maruz kalmış. Baba evine dönmek imkânsız; orası da koca evinden farksız. Fakat kararlı; boşanacak, çocukları yanına alacak, bir iş bulacak, hayatını yeniden kuracak. Biraz desteğe ihtiyacı var.
Antabus, gazetelerin üçüncü sayfasına sıkıştırılmış kadınların kitabıdır. Antabus bir sorular, çelişkiler ve çatışmalar kitabıdır. Antabus iki senaryodan oluşur ama aynı zamanda, kendi senaryomuzu yazma zorunluluğunun kitabıdır.
istanbul sözleşmesi’ne itiraz eden iktidar, biraz da siyasi mahkûmlara yönelik bir tehdit olarak idamı gündemde tutuyor. erkek şiddetinin cezasızlığına mutlaka son verilmeli, bu da göze batan birkaç vakada idam uygulamak demek değil. daha geniş anlamıyla çare, kadınları güçlendirmek ve erkekleri zayıflatmak.
“Yani neyi anlatayım abla? Lüks bir hayatım yoktu benim önceden, şimdi iki katı zorlanıyorum. Depremden sonra Mersin’e bir kampa gittik ya, ay dedim, keşke burada kalsak. Suyum sıcak, yatağım var, her şeyim vardı. Yemek sıkıntım yoktu. Mesela şimdi oturduğumuz çadır bizim evden daha sıcak. Yaz kış çadırda yatarım ben artık…”
Şiddet dolu evliliğini zor da olsa bitirmiş, yeni bir hayat kurmuş, kendi ayakları üzerinde duran bir kadın… Depremde yalnız evini, işini ve sevdiklerini değil, özgürlüğünü de kaybettiğini söylüyor. “Önce iş bulmam lazım” diyor, “Yoksa asla özgür bir alanım, kendi hayatım olmayacak. Tek istediğim kendime ait bir hayat.”
Trollerin bile boşa düştüğü böyle bir dönemde her taraftan istifa sesleri yükseliyor. Bu sesin her gün daha artacağı belli. İktidarın sesi değil, ölmesi dahi önemsizleştirilmiş milyonların yükselen sesi duyuluyor. Onlarsa hâlâ seçim derdindeler. Oysa seçime gidebilecek takatleri bile yok.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!