güvencesiz çalışma

Beğendiğimiz filmler, hiçbir bölümünü kaçırmadan izlediğimiz diziler uzun mesai saatleri, ağır çalışma koşulları altında güvencesizlik ve düzensiz ödemelerle üretiliyor. Kameranın önündeki oyuncuları az buçuk tanıyoruz. Ya kamera arkasındaki işçiler, özellikle kadınlar neler yaşıyor? Sinema emekçisi kadınlar ve SİNE-SEN temsilcileriyle konuştuk
Ailesi Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç ettiğinde 19 yaşındaydı. İşçilik yaptığı yılların ardından yolu piyangoyla kesişti. Buz gibi havalarda, bazen kavurucu güneşin altında bilet satarken aslında kendisi şansa inanmıyordu. Meryem’in hikayesini dinledik…
Habertürk’e yönelik operasyon bir kere daha medyada kadınların yaşadıklarını ortaya döktü. Kadın gazeteciler ve sendikalar, medyadaki tacize, şiddete, baskıya, mobbinge, işten atma tehditlerine karşı sessiz kalmamak gerektiğine dikkati çekerek, “Taciz paylaşıldıktan sonra utanç biter, mücadele başlar. Sendikal örgütlenme, kadın gazeteciler için hayati bir önem taşıyor. Susmak zorunda değilsiniz, yalnız değilsiniz. Örgütlü mücadele, erkek egemen medyaya karşı en güçlü araçtır” dediler
Hürrem Sönmez, İstanbul Barosu’nun Genel Sekreteri… Diken’de hak ihlalleri üzerine yazdığı yazılar, Medyaskop’ta katıldığı programlarda sadece bir hukukçu değil, aktivist ve gazetecilik ruhuna sahip biri olduğunu da gördük. Hürrem Sönmez ile yaşadığımız günlerden ve hukuktan konuştuk.
haziran ayı dünyanın her yerinde onur ayı. sendikalar ve genel olarak emek hareketi, sanki bu insanlar emek gücünün parçası değilmiş gibi davranmaya devam etse de biliyoruz ki lgbti+ emekçiler var; onlar da geçinmek için emeklerini satmak zorunda. bütün bunları pembe yaka inisiyatifi’nden seçin tuncel ile konuştuk.
Ameliyat edilen hastaların üçer beşer adım attıkları hastane koridorları, koridorlarda turlarken tanışan kadınların dertleştikleri, ağrı/sızılarını azaltmak için birbirlerine tavsiyelerde bulundukları/destek oldukları sosyal mekanlara dönüşüyor. Hastanedeki tüm kadınların sabah rutinleri Müge Anlı’nın Tatlı Sert programını izlemek, geriye kalan zamanlarda ise çilekeş hayatlarında onları ameliyat masalarına taşıyan etmenleri paylaşmak. Liste başı koca şiddeti.
55 yaşında bir grafiker Zülal.* 14 yaşından itibaren çalışmaya başlamış. Kuru temizleyiciden tekstil fabrikalarına oradan matbaa işlerine…Boşandığı kocasından kalan vergi borçlarını ödüyor hâlâ. Erkekler en bildiğin işi bile sana öğretmeye kalkıyorlar, diyor. Sigorta primleri eksik olduğu için emekli olamıyor. Olsa da nasıl geçinecek her şey ateş pahası…
Mahallede yaşayan bazı insanlar tarafından ilçe emniyetine şikayet edilmiş kayısı emekçileri. “Görsel ve ses kirliliği yaptıkları” iddia edilmiş! Hidayet mahallesindeki kadın emekçilerin doldurdukları kasalar, metreler boyunca yerlere serili bezlere dizdikleri kayısılar, “görüntü kirliliği” yaratmış! Açık havada gerçekleştirdikleri bu iş esnasında konuşmaları ise, “ses kirliliği” olarak dilekçeye konu olmuş. İşçi Neslihan, “kayısı patiği “sürecini anlattı.
Hem engelli, hem yaşlı, hem sosyal yardım almayan, hem de halen çadırda yaşayan bir kadın olarak neden konteyner kente gitmediğini öğrenmeye çalıştığımız Semra bu konuda oldukça dertli. Yaşlı ve yalnız kadınlar için konteyner kentlerin de sağlıklı ve güvenli alanlar olmadığını belirtiyor.
Mersin Serbest Bölgesi’nde çalışan Menekşe, çocukluğundan beri çalışmasına rağmen 49 yaşında ilk kez sigortalı olabilmiş. “Gündüz iş, akşam iş. Sadece yaşamak, nefes almak için çalışıyorum” diyor.
Siverek’te erkekler, “Bu paraya, bu rezillik çekilmez” diye düşünüyor. Dolayısıyla tarım işçiliğini, bile isteye “kadın işi” diye kodluyor ve “ek gelir” olarak gördükleri için kadınlara bırakıyorlar.
Deprem bölgelerinde devlet, kadın istihdamı sorununu Toplum Yararına Programlar aracılığıyla çözmeyi kafasına koymuş görünüyor. İşsizliğin yoğun olduğu bölgede kadınlar, gerçekten kendilerinin değil ama “birilerinin yararına”, asgari ücretle, her türlü sosyal haktan mahrum şekilde çalışıyorlar. Ne servis var ne de can güvenliği…
TYP kadın işsizliğine çözüm olarak gösterilmişti. Bir süre çalışıp kadroya alınacaklardı. En fazla dokuz ay istihdamda kalan kadınların büyük bölümü kadroya alınmadığı gibi sosyal haklardan mahrum üç kuruşa çalıştırılıyor. Ekmek parası uğruna her şeye katlanmak zorunda kalan kadınlar arasında depremzedeler de var.
Tekstil sektörünün ağırlıklı olduğu Malatya’da depremden iki hafta sonra fabrikalar açıldı. Civardaki konteynerler işçi kamplarına dönüştürülürken kadın ve çocukların buralarda kalmasına izin verilmediğinden, kadınların çoğu fabrika dışına itilmiş. Bazı kadınlar ise güvenlik ve hijyen sorunları nedeniyle ücretli işlerini bırakmışlar.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!