Tartışıyoruz… ‘Cinsiyetler Arası Toplumsal İlişkiler ve Kesişimsellik’: Her şey sınıfsal mı…

Gülnur Savran tarafından derlenen Cinsiyetler Arası Toplumsal İlişkiler ve Kesişimsellik kitabını, daha önce Feryal Kadın İşçi'de değerlendirmişti. Şimdi de Hülya, kitabın temel ekseni "cinsiyetler arası toplumsal ilişkiler” kavramını güncel siyasete değen yanlarıyla tartışmaya açarken, feministleri de tartışmaya davet ediyor…
Paylaş:

“Tarihsel olarak sermaye birikimi, kapitalist ekonomi ile, var olmadıkları

durumda ilerleyemeyeceği, bu bağlamda aşındırdığı ve

massettiği kapitalizm öncesi üretim yöntemleri arasındaki bir süreçtir.” *

(Rosa Luxemburg)

Gülnur Savran’ın Fransızca feminist yazından derlediği çeviri kitabı Cinsiyetler Arası Toplumsal İlişkiler ve Kesişimsellik, kimlik siyasetinin hüküm sürmeye devam ettiği bir politik ve kuramsal âlemde maddeci feminizmi yeniden gündeme getirmesi açısından çok önemli bir çalışma. Feminizm-kesişimsellik ilişkisinin eleştirel olarak ele alınmasının en hafifinden şaşkınlıkla karşılandığı bu dönemde, maddeci feminizmin içinden bir kesişimsellik eleştirisi, güncel tartışmaları verimli kılmak açısından çok önemli bir adım olacak kuşkusuz. Irk/etnisite, heteroseksizm, sınıf, [toplumsal] cinsiyet arasındaki ilişkilerin, hangi kuramsal/politik temelde güncel siyasete ışık tutacak şekilde ele alınabileceğine ilişkin, ufuk açıcı bir tartışma olanağı sunuyor derleme. Ancak kesişimsellik gibi güncel bir tartışmanın ötesinde (hatta bu tartışmaya altyapı oluşturacak biçimde), bir sistem/yapı olarak patriyarka -kapitalizm ilişkisi (mi?), cinsiyete dayalı iş bölümü, ev içi karşılıksız emeğin kuramlaştırılması üzerine yine güncel siyaset ile bağ kuran bir dizi makale ile sosyalist feminizm (ikili sistem kuramı), Marksist feminizm, radikal feminizm ve özellikle Delphy’nin ev emeğinin sömürüsü üzerine tezlerini hatırlayarak, bir maddeci feminizm tartışması yapmayı mümkün kılıyor.  Kitabın bütünlüklü çerçevesine dair Feryal Saygılıgil’in yine Kadın İşçi’de çıkan yazısı[1] ile Yeşim Dinçer ve Gülnur Savran’ın Çatlak Zemin’deki söyleşileri[2] içeriğe ve temel tartışmalara ilişkin gerekli çerçeveyi çizmiş aslında (Kitap hakkında başka yazı varsa görmemişim affola).  Bu nedenle ben derlemenin merkezindeki cinsiyetler arası toplumsal ilişkiler kavramlaştırmasıyla inşa edilen maddeci feminizm analizine ilişkin kafamda oluşan soru işaretleri ve tartışma başlıklarına değinmeye çalışacağım.

Kitap, “cinsiyetler arası toplumsal ilişkiler” başlığıyla ifade edilen maddeci feminizm analizi çerçevesinde, üç temel meseleyi ele alan makalelerden oluşuyor: Kadınların emeklerine özellikle aile içinde karşılıksız el konulmasının cinsiyete dayalı iş bölümü merkeze konularak kuramlaştırılması; cinsiyet, sınıf, ırk bağlamındaki sömürü ilişkilerinin birbirleriyle olan bağının eştözlülük temelinde açıklanması; eştözlülük ile kesişimsellik arasındaki açı ve maddeci feminizm ile kimlik siyaseti arasındaki farkın tespiti. Seçilen makalelerin feminist hareketin mücadelesine ilişkin örnekler üzerinden yürüttüğü tartışmalar bizim de güncel mücadeleler içinden bir tartışma yapmamıza ve kuramsal bir tartışmayı politikleştirerek yaygınlaştırmamıza olanak sağlayacaktır diye düşünüyorum.

Cinsiyetçi işbölümü, sömürü, sınıf

Öncelikle Christine Delpy’e de sıklıkla referans verilerek (ki Delphy’nin bir makalesi de kitabın başında yer alıyor) sömürü kavramının sadece kapitalist üretim ilişkilerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan artı değer bağlamında ele alınması gerekmediği, farklı üretim ilişkileri/tarzları içinde de emeğin ürününe karşılıksız el koyma bağlamında ele alınması gerektiği belirtiliyor. Toplumsal ilişki kavramını sermaye-sınıf ilişkisinin ötesine taşıyarak, cinsiyete dayalı toplumsal ilişki olarak kuramlaştırarak kadınlarla erkekler arasındaki ilişkinin bir sınıf ilişkisi olduğu sonucuna varılıyor. Bu noktada Delphy’nin kadınların ev/aile içindeki emeğine karşılıksız el konmasını bir sömürü ilişkisi ve patriyarkanın da bu sömürü ilişkisi üzerinde yükselen bir sistem olduğu analizinden, sistem kısmını ayırarak sömürü ilişkisini merkeze koyan bir cinsiyete dayalı toplumsal ilişki analizi söz konusu. Delphy’nin yanı sıra sömürü ilişkisini merkeze koyan bir başka analiz olarak Colette Guillaumin’in yazısı ise, özellikle ev içinde gerçekleştirilen üretim söz konusu olduğunda kadınların sadece emeklerine değil bir bütün olarak bedenlerine ve cinselliklerine el konulmasından yola çıkarak, cinsiyete dayalı bir kölelik ilişkisi ve cinsiyet sınıfları analizi yapıyor. Klasik maddeci analizlerden ayrışırken kölecilik benzetmesi ile emek, beden ve cinselliğin temellük edilmesinin eşanlı olarak sömürü ilişkisinin inşasının unsurları olduğunu söylüyor. Oysa patriyarkayı bir sistem olarak gören maddeci feminist yaklaşımlar, karşılıksız emeğe dayalı bir sistem olarak kendini yeniden üretmek için patriyarkanın kadınların bedenlerini ve cinselliklerini denetlemek zorunda olduğunu iddia ederler. En genel çerçevede sömürü ilişkisini temel alarak ortaya koyduğu cinsiyetler arası toplumsal ilişkiler analizinde Daniele Kergoat ise bu sömürü ilişkisinin ortaya çıkış nedeni olarak cinsiyetler arası iş bölümünü işaret ediyor. Sıklıkla Delpy’nin odaklandığı sömürü kavramına referans vermekle birlikte, cinsiyete dayalı toplumsal ilişkiler analizini sahiplenen maddeci feministlerin bir sistem/yapı olarak patriyarkadan değil cinsiyete dayalı iş bölümü temelinde ortaya çıkan sömürü ilişkisi “sürecinden” bahsettiklerini görüyoruz. Bu sürecin kadınların/feminist hareketin mücadelesinden etkilenerek şekillendiğini söylemelerine rağmen, fazlasıyla emeğin sömürüsüne indirgenmiş bir yaklaşımla, patriyarkayı bir sistem/yapı olarak gören maddeci feminizmin, şiddet, cinsellik, heteroseksizm bağlamındaki mücadeleleri ile sömürü ilişkileri arasındaki bağı kurmaktan uzak kaldığını söylemek mümkün. Bu anlamıyla patriyarkanın bir sistem/yapı olarak kendini yeniden üretme biçimlerinden bahsedilmediğinde, sömürü ilişkisi aynı koşullarda kendini yeniden üretirken,  hukukla, haklarla, devletle ilişkisi bağlamında farklı ülkelerde yaşanan farklılıklar da görünmezleşiyor ve bir başka tartışma başlığı olarak beliriyor. Yani sömürü ilişkilerinin eştözlülüğünün başta hukuk olmak üzere üstyapıya yansımasına bakılmıyor. Patriyarka- kapitalizm ilişkisi bir bütün olarak görülmeyince patriyarka ile sermaye arasındaki uyum gerilim ilişkisi ve hem evdeki kadın emeğine karşılıksız el konması süreci hem de işçi kadınların sermaye ve erkek işçi sınıfı karşısındaki durumu analiz edilemiyor.

Cinsiyetler, sınıflar, ırklar ve eştözlülük

Cinsiyetler arası toplumsal ilişkiler kuramı, kadınların ev/aile içinde emeklerine karşılıksız el konması (kitaptaki analiz bağlamıyla sömürü ilişkisi) ile kapitalist üretim ilişkileri arasındaki bağ/belirlenime dair olarak ikili sistem kuramının patriyarkal kapitalizm/kapitalist patriyarka analizlerini eleştiriyor. Artı değere dayalı sömürü ilişkileri ile kadınların ev içindeki karşılıksız emeği arasındaki bağı cinsiyete dayalı iş bölümü[3] ekseninde açıklarken “… cinsiyete dayalı iş bölümü bütün toplumsal alanlarda ‘cinsiyetler arası toplumsal ilişkilerin’ maddi temeli haline gelir” (sf.100) diyor, Xavier Dunuzat kitaptaki makalesinde. Kergoat ise cinsiyetler, sınıflar ve ırksallaştırma arasındaki ilişkinin, sistemlerin birbiriyle ilişkisi üzerinden değil sömürü ilişkilerinin eştözlülüğü üzerinden açıklanabileceğini söylüyor. Ev emeğini merkeze koyarak;

“Toplumsal bağlar düzeyinde, ama ayrıca hem cinsiyete ve etnisiteye dayalı işbölümü ile toplumsal işbölümünün hem de cinsiyetler, sınıflar ve etnik gruplar arası toplumsal ilişkilerin kesişiminde yer alan yeni bir kölelik paradigması düzeyinde” (sf.151)

derken, öncelikle Güney diye tanımlanan toplumlardan Kuzey’e göç eden kadınların, evlerde bakım işlerini üstlenirken maruz kaldıkları sömürü ve ırkçılıkla, kadın olmaları arasındaki ilişkiyi örnek vererek açıklama yapıyor. Ancak bu kuram ev içindeki erkek şiddeti nedeni sonucunda gerçekleşen kadın cinayeti ile inşaatta alınmayan önlem nedeniyle ölen Suriyeli erkek işçinin ölümünü de eştözlülük ile açıklamakla malul hale gelebilir. Ayrı yapıların/sistemlerin kendilerini yeniden üretmek için şiddeti bir araç olarak kullanması analiziyle kadın cinayetleri ile işçi cinayetlerinin farkını ortaya koymak mümkünken, cinsiyetler ve sınıflar arası ilişkileri açıklarken sadece sömürü ilişkilerini merkeze alan eştözlülük analizi, aradaki ayrımı ortadan kaldırırken feminist mücadelenin doğrultusunu da tartışma konusu yapabilir.

Dünya kadın yürüyüşü örneğinde Güney ülkelerinden, Müslüman toplumlardan gelen kadınların kürtaj ve lezbiyenlerin hakları başlıklarını içeren metinlere yönelik ortaklaşmama eğilimi, Kuzey/Güney ayrışmasına dayalı olarak ve bu bağlamda kadınlar arasındaki siyasal farkları sömürüye dayalı eştözlü toplumsal ilişkiler bağlamında açıklamaya çalışıyor. Bu noktada, geç kapitalistleşen ülkelerde birinci dalga feminist hareketin formel eşit yurttaşlık haklarını kazanmadan ikinci dalga feminist hareketin en temel mücadele alanlarından biri olan kürtaj ve lezbiyenlerin hakları gibi başlıkları gündeme alamadığını görmeksizin, sorunu Kuzey-Güney toplumlarındaki -kadınlar arası- çelişkiler olarak açıklamaya çalışmak söz konusu oluyor. Oysa bir sistem olarak patriyarka- kapitalist devlet ilişkisini tartışmak daha anlamlı olabilir. Burjuva-patriyarkal hukuk içinde feminist mücadelenin kazanımları, feminist mücadelenin devlette yarattığı dönüşümler[4]bir yapı-sistem analizi ve kapitalist devletin patriyarka ile ilişkisini açıklayan bir ikili sistem kuramına ihtiyacı ortaya çıkarabiliyor. Avrupa’daki Müslüman kadınlar da sadece eştözlülük ilişkisi içinde ucuz emek olarak çalıştırılmalarıyla cinsiyet-sınıflar- ırk bağlantısı çerçevesinde politik tartışmanın konusu yapılırken, Müslüman kadınların Avrupa’da yaşarken bizzat evdeki erkeklerin şiddetine uğradıkları için evden ayrılarak kapitalist sömürü ilişkilerine tabi olmayı tercih etmeleri yine bir soru işareti olarak ortaya çıkıyor.  

Kesişimsellik –kimlik, eştözlülük -sömürü

Maddeci feminizmin entelektüel olarak geri itildiği bir dönemde, büyük teorilerin başta ayrımcılık ve şiddet olmak üzere bir dizi toplumsal hiyerarşiyi açıklamadığı iddiasına kesişimsellik siyasetinin/analizinin yükselişi eşlik etti. Hiç kuşku yok ki cinsiyet-sınıf- ırk (etnisite) ekseninde, özellikle erkek şiddeti bağlamında yaşananları kuramlaştırmak ve açığa çıkarmak mücadelenin yönünü belirlemek açısından önemliydi. Ancak kesişimselliğin kitapta da değinildiği biçimiyle, kimlikleri maddi altyapıdan tümüyle koparan, kültür-ideoloji ve söylem düzeyine hapseden yapısı, mücadelenin günlük tepkinin ötesinde uzun vadeli yönelimlerini belirlemek için yetersiz kalıyor. Daniele Kergoat ile Elsa Galerand da tam da bu bağlamda kimliklere dayalı kesişimsellik siyaseti ile maddeci bir analiz arasındaki farkı (kuşkusuz eştözlülük ekseninde) şöyle ifade ediyorlar:

“Ezilmenin mekanizmaları hakkında bilgilenme hedefi; bu, söz konusu mekanizmaların karmaşıklığını yadsımamayı, tersine onu tahlilin merkezi konusu olarak ele almayı gerektirir. Bunun için egemenlik sistemlerinin çoğulluğu ve iç içe geçmişliğiyle tam anlamıyla yüzleşmek kaçınılmazdır. İkincisi- kısaca söylemek gerekirse- bu sistemlerin dışına çıkma hedefidir ve ufkunda kurtuluş vardır.” (sf. 206)

“…’Toplumsal cinsiyet, sınıf, ırk’ üçlemesinden yola çıkmak yerine, cinsiyet sınıf ırk kategorilerini üreten süreçleri toplumsal ilişkiler terimiyle düşünmek bu nedenle bize kaçınılmaz gelmektedir.” (sf.211)

Ancak kitaptaki kesişimsellik tartışmasında da görülen, kesişimsellik ağırlıklı olarak ırk (-etnisite) merkezli bir şiddet ve söylem çerçevesine sıkışırken (hatta kadınlar arası hiyerarşilere fazlasıyla odaklanırken), eştözlülüğün de sömürü- kölelik bağlamına sıkıştığını söyleyebiliriz. Eştözlülük ile ifade edilen toplumsal ilişkilerin iç içe geçmişliği analizi, Filipinli bir göçmen kadın işçinin bakım hizmeti vermek üzere bir Kuzey ülkesinde eve kapalı olarak çalışırken, iş saati-serbest zaman ayrımı olmamasından yola çıkarak örneklendiriliyor.  Bedenin ve emeğin eşanlı olarak temellük edilmesi cinsiyetler arası toplumsal ilişkileri ortaya çıkaran sömürü ilişkisi bağlamında cinsiyete dayalı kölelik olarak tanımlanırken, kapitalist üretim ilişkilerinin, sermayenin uluslararası iş bölümünün ve nihayetinde emperyalizmin, cinsiyetin yanı sıra fazlasıyla belirleyici olduğu görülmüyor denebilir.   

Sonuç yerine

Cinsiyetler Arası Toplumsal İlişkiler ve Kesişimsellik’in bir web sitesi yazısının sınırları içinde en dikkat çeken, belki de güncel siyasal mücadeleye en değen kısımlarını değerlendirmeye, tartışmaya çalıştım. Kitapta anlatıldığı kadarıyla dahi cinsiyetler arası toplumsal ilişkiler analizi/kuramı yazıda tartışabildiğimden çok daha geniş bir çerçeveye sahip. Farklı üretim tarzlarının eşanlı olarak var oluşu; üretim-yeniden üretim ilişkisi; toplumsal yeniden üretim ve cinsiyetler arası ilişkiler; emperyalizm, heteroseksizm, neoliberalizm; postmodernizm karşısında kadın kategorisinin neleri içerdiği; kadınlar sınıfının birleşme ve ayrılma noktaları; bakım işlerinde ya da ücretsiz aile işçisi olarak tarımda çalışan genç erkeklerin kadınların sınıfına dâhil sayılıp sayılmayacağı gibi, bir dizi başlığı bütünsel bir bakışla ele alan makaleler dizisini içeriyor kitap. Gülnur Savran’ın hazırladığı bu derleme, maddeci feminist kuram(lar)ı yeniden güncel siyasetle birlikte ele almak üzere gündeme getirmenin ötesinde, benim gibi ağırlıklı olarak İngilizce feminist yazının çevirilerini okuma şansına sahip olanlar açısından, Fransız maddeci feminizmine ilişkin tartışmalara vakıf olmak gibi bir olanak da sunuyor. Bir dizi başlıkta bir dizi önemli açılım yapan bu kitabı hiç kuşku yok ki çok tartışmak gerekiyor, çok da tartışacağız. Bu yazı da anlayabildiğim kadarıyla benim bu tartışmalara dâhil olmak açısından bir adımım olsun.

Cinsiyetler Arası Toplumsal İlişkiler ve Kesişimsellik
Yayınevi
: Dipnot
Derleyen: Gülnur Acar Savran
İlk Baskı Yılı: 2022
Sayfa Sayısı: 320


* https://www.marxists.org/archive/luxemburg/1913/accumulation-capital/ch29.htm

[1] https://www.kadinisci.org/kultur-sanat/sinif-cinsiyet-irk-butun-somuru-bicimleri-bir-arada/

[2] https://catlakzemin.com/cinsiyetler-arasi-toplumsal-iliskiler-ve-kesisimsellik-uzerine-gulnur-acar-savran-ile-soylesi/          

[3] Ki İris Young da cinsiyete dayalı işbölümünü kapitalizm ile patriyarka arasındaki ilişkinin temel unsuru olarak ortaya koyarken “iki sistem”den bahseder: https://umutgazetesi42.org/arsivler/46159

[4] Sylvia Walby, Patriyarka Kuramı, Dipnot yay. çev. Hülya Osmanğaoğlu, sf235-267

Paylaş:

Benzer İçerikler

Gösterilecek içerik bulunamadı!
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!