Yeşiller Partisi’nden Özlem Teke: “Kadınlar için mor yeşil işler”

‘Sol Partilerin Kadın Emeği Politikaları’ söyleşi dizimizde bu hafta Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Özlem Teke var. Partinin adil geçiş ve adil dönüşüm programına vurgu yapan Teke, kadın emeğine dair pek çok sorunun iş tercihinden kaynaklandığını, bu tercihin değişmesi gerektiğini söylüyor.
Sol partilerin kadın emeği politikaları-4
Paylaş:

Türkiye’de kendisini solda tanımlayan partiler kadın emeğini yeterince gündemleştiriyor mu? Yeşiller Partisi olarak politikalarınızı oluştururken kadın emeğinin geri planda kalmaması için neler yapıyorsunuz?

Yeşil felsefe üzerinden bizim 10 temel ilkemiz var. Bunların dördüncüsü toplumsal cinsiyet eşitliği ve feminizm. Hem eşsözcülük sistemimiz hem kadın kotamız, LGBTİ+ kotamız ve gençlerle, engellilerle ilgili kotalarımız, aslında diğer politikalarımızın belirlenmesi açısından programı da etkiliyor. Ekofeminist bir çizgiyi temel alıyor ve buradan besleniyoruz. Bu bizim kadın emeğiyle ilgili politikalarımızı da belirliyor.

Yeşiller, sistemin ikilikler yaratarak bizi sömürdüğünü düşünüyor. Bu sistem doğayı, kadını, işçileri sömürülecek bir alana yerleştirerek böyle bir ikilik yarattı. Bütün bu eşitsizlikler de bu ikilik halinden beslenerek çoğalıp, bizi bugünkü felakete sürükledi. Son 40 yıldır dünya genelinde baskın olan neoliberal kapitalizm de sömürünün en şiddetli, en korkunç, en yıpratıcı formlarından birini oluşturuyor. Bu dönemde kadın emeği sömürüsü de arttı.

İkinci feminist dalgadan itibaren feminist iktisatçıların çabalarıyla, kadınların evde yaptığı işler, bakım emeği görünürlük ve önem kazanmaya başladı.

Şu anda dünya üzerinde üretilen emeğin yüzde 41’ini ücretsiz bakım emeği oluşturuyor, bu çok önemli bir oran. Feminist iktisat ve onun bize sunduğu kazanımlar çok kıymetli. Anaakım iktisat, üretim ve finans gibi paranın ulaşabildiği alanlar üzerinden tanımladı kendini ama emeğin yeniden üretimi ve geçimlik üretim gibi paranın ulaşmadığı alanları sisteme katmadılar. Uzun süre buraları görmeyi reddettiler. Ama feministler şöyle söylüyor: “Toplumsal cinsiyete duyarlı bir şekilde ekonomik modeller geliştirmek gerek. Bunu görmezden gelmeniz bunun olmadığı anlamına gelmiyor.”

O nedenle bakım emeğinin tanımlanması ve onun var olan ekonomik sistemin devamı için önemli olduğunun altının çizilmesi gerekiyor. Burası bir mücadele alanı. O yüzden kadınların var olduğu, feminist mücadelenin var olduğu alanlarda kadın emeğiyle de ilgili politikalar üretilip bu dönüşüm sisteme dâhil edilecektir diye düşünüyorum.

Özlem Teke

Bakım emeğini gözeten politikalar üretiyoruz

Bakım emeği kadınların omuzunda, feministler yıllardır bunun mücadelesini veriyor.  Ücretli kadın emeğinin en önemli sorunlarından biri de kreş. Yeşiller Partisi olarak siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Bakım emeğinin çok farkında bir yerden politikalar üretiyoruz. Pandemi döneminde bu emeğin önemi çok açık biçimde görüldü. Bakım emeği bu dönemde bilim insanlarının, akademisyenlerin, aktivistlerin, sendikaların ilgisini çekti. Bu emek olmadan sistemin nasıl kitlendiğini gördük. Bu emek kadınların sırtında tümüyle. Onların çalışma yaşamına katılımı açısından kreş sorununun kamu tarafından çözümünün gerekli olduğunu düşünüyoruz. Kamu kaynaklarının bir kısmını kadınlara ayırarak, onların çalışma yaşamına, eğitime, sağlık erişimine eşit bir şekilde katılımını sağlayabilirsiniz. Özel sektörü de teşviklerle, yasalarla buna itmek zorundasınız. Kadınlar dünyanın yarısıysa çalışma yaşamının da yarısı olmaları gerekir ve bunu sağlayabilmek için bakım emeği toplumsallaştırılmalıdır.

Türkiye’de son 20 yıldır kadınların evde kalmasına yol açacak politikalar üretildi. İstatistikler genç kadınların da eğitim almış kadınların da evde olduğunu gösteriyor. Sistem kadınlara kaliteli işler de sunmuyor. Biz ekonomik olarak bağımsız olacağımız, kendi ayaklarımız üzerinde duracağımız bir ücret alamıyoruz. İstihdam politikaları eril tahakküm sisteminin devam etmesi üzerine kurulu. Bunları değiştirecek olan da bizim mücadelemiz, bizim üreteceğimiz politikalar.

Aslında kaynak var. Siyasi idare bu kaynakları nasıl kullanıyor, bu önemli. Mesela kadınların çalışma hayatına katılabilmesi için mahallelerde kreşler açıyor mu? Biz mahalle kreşlerini yeşil politikalar açısından önemli buluyoruz. Mahallelerde açılacak kreşler sayesinde çocuklar, ev yemekleri yiyip mahalle ortamında büyüyecekler. Buralarda kaynak israfına yol açarak iklim krizine neden olabilecek bir takım faaliyetler de engellenebilecek. Bu işin peşini bırakmayıp, hep birlikte mücadele etmeliyiz.

Kadın ve LGBTİ+ Meclisimiz çok aktif

Kadın istihdamı anlamında çalışan feminist gruplar ve örgütler var. Aynı şekilde kadın işçi direnişleri ve grevlerini de ziyaret ediyor bu gruplar.  Yeşiller Partisi olarak feminist hareketle nasıl bir ilişkiniz var?

İçimizde feminist arkadaşlarımız var, onların dâhil olduğu farklı feminist yapılanmalar bulunuyor. Yeşiller Partisi’nin aktif meclislerinin en başında Kadın ve LGBTİ+ Meclisi geliyor. Biz dediğiniz bütün feminist yapılanmalara açığız. Birlikte iş yapıyor, politikalar üretiyoruz.  Zaman zaman onlardan gelen eğitim çağrılarına da kampanya çağrılarına da yanıt veriyoruz. Son dönemlerde en çok kadınların sesi çıkıyor biliyorsunuz. Bu feminist hareketin ortaklaşmayı başarmış olduğunun en önemli kanıtı.

Türkiye’de her gün üç kadından biri; eşi, kocası, yakın akrabaları tarafından öldürülüyor. Kadın cinayetleri sadece bizim sorunumuz değil, dünyada da yaygın. Sistem kadın bedeni üzerinde kurduğu tahakkümle varlığını sürdürüyor. Şiddeti de bizim üstümüzden deniyor. Birçok şiddet biçimi var. Ekonomik şiddete de en çok biz maruz kalıyoruz. Ortaklaştığımız konulardan biri de bu.

Burada siyasi partinin rolü nedir? Aktif kadın mücadelesi içinden ve sivil toplumdan gelen talepler, kanun yapıcılar üzerinde yeterince bir karşılık bulamıyor. Bu yüzden bizim siyaset alanını da boş bırakmamamız gerekiyor. Siyaset gibi çok eril bir alanda kadınların başarılı olması için çok daha büyük mücadeleler vermek gerekiyor. Yeşiller Partisi’nin tüzüğünde olan eşsözcülük mekanizması gereği, bizde iki erkek eşsözcü olamıyor ama iki kadın eşsözcü olabiliyor. Bütün parti yapılanmalarımızda yüzde 50 kota var.

“Kadınlar her zaman en kötü işleri yapan kesimler oldu. Bunu tersine çevirmemiz, kadınları geçindirebilecek güvenceli işler talep etmememiz, bu eşitsizlikleri gidermemiz gerekiyor. Eşit işe eşit ücret, bizim de en önemli mücadele alanlarımızdan biri.”

İnsan haysiyetine yaraşır bir ücret

Kadınlar tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de erkeklerden daha düşük ücret alıyorlar. Eşdeğerde işe eşit ücret, feministler olarak yükselttiğimiz taleplerden biri.  Siz Yeşiller olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Tabii, biz bu konuyu çok önemsiyoruz. Esasında ücret eşitliği mücadelesi, dünyadaki en eski mücadelelerden biri. İnsan haysiyetine yaraşır bir ücreti kadınlar için de savunuyoruz. Dünyada bunu başarmış ülkeler var; onlara bakmak gerekiyor. İskandinav ülkelerinin 70’li yıllardan beri sürdürdüğü makroekonomi politikaları var. Bu ülkeler bugün ücret eşitliğine de en yaklaşmış ülkeler. Ücret ayrımcılığı, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün de (ILO) pandemi sürecinde en fazla gündeme getirdiği konulardan biri oldu. İnsan haysiyetine uygun işlerden bahsediliyor. Kadınlar her zaman en kötü işleri yapan kesimler oldu. Bunu tersine çevirmemiz, kadınları geçindirebilecek güvenceli işler talep etmememiz, bu eşitsizlikleri gidermemiz gerekiyor. Eşit işe eşit ücret, bizim de en önemli mücadele alanlarımızdan biri.

Türkiye’de kadın ücretleri asgari ücret civarında, bazen daha da düşük. Asgari ücretin belirlenmesi sürecinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği göz önüne alınmıyor. Sizin bu konuda politikanız nedir?

Türkiye’de toplumun yüzde 60’ından fazlası asgari ücret alıyor. Avrupa ülkelerine baktığımızda bu oran yüzde 10’lara kadar düşüyor. Bir de kayıtdışı alan bulunuyor; orada durum daha vahim. Kadın yoksulluğu üzerine OXFAM raporları var. Kadınlar dünya genelinde yoksulluktan en çok etkilenen grup. Hiçbir şey toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir şekilde şekillenmediği için asgari ücret belirlenirken de bu göz ardı ediliyor. 

Özlem Teke, TİP’in milletvekili adayları arasında.

Ücretler denetlenebilir olmalı

Dünyada ücret eşitsizliğini biraz olsun giderebilmek için ücret şeffaflığı politikaları yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. İşyerleri ücret ayrımcılığına karşı denetime tabi tutuluyor. Ücret şeffaflığıyla ilgili ne söylersiniz?

Bu, altını çizdiğiniz gibi önemli bir mesele. Olması gereken ve devletin yasalarla özel sektörü de denetlediği bir süreç olmalıdır, ücret şeffaflığı. Ücret şeffaflığı olmadığında, kimse kimsenin ücretini bilmediğinde patronlara göre belirleniyor her şey, böylece sömürü yaygınlaşabiliyor. Denetim mekanizmalarının iyi işlemesi gerekiyor. Kamuda bu denetim sağlanabildiği, her şey önceden belirlendiği için ücret eşitsizliği nispeten daha az. Burada da kamu iradesi çok önemli.

Temel gelir uygulaması olabilir

Kadın işsizliği rekor kırıyor. Siz Yeşiller Partisi olarak kadın istihdamını artırmaya yönelik ne gibi somut politikalar geliştiriyorsunuz?

Kadın istihdamını artırmak için bizim makro düzeyde politikalara ihtiyacımız var. Bakım işlerini kadınların sırtından alarak bunları toplumsallaştıracak, eğitim alanını kadınlar lehine düzenleyecek politikalara ihtiyaç var. Vergilendirme sistemini değiştirerek, buradan elde edilecek kaynaklarla kadınlara yeni istihdam alanı yaratabilirsiniz. Yoksulluk en çok kadınları vuruyor; temel gelir, geçim ücreti gibi dünyada da konuşulan farklı uygulamalara da ihtiyaç var. Türkiye bilinçli tercih edilen kötü ekonomi politikaları yüzünden, yoksulluğun çok derinleştiği bir ülke. O yüzden bu tarz bir sosyal destek mekanizmasının hemen yürürlüğe girmesi gerekiyor. Bu alan güçlendirilirse yani kadınlar devletin sosyal destek mekanizmasından faydalanırlarsa, kendilerine daha iyi iş bulmak, eğitim almak yani kendilerini özgürleştirmek için fırsat bulacaklardır.  

Sendikalarla ortak iklim politikası

Çalışma hayatında şiddet ve tacizi ele alan ilk uluslararası sözleşme olan ILO 190’ın Türkiye’de onaylanmasıyla ilgili ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Bununla ilgili sendikalarla iletişime geçerek onlarla ortaklaşma gerekiyor. Sendika çalışmalarının içerisinde yer almayı ve bu noktadan politikalar üretip sözleşmenin savunuculuğunu yapmayı düşünüyoruz. Ama sendikalar eril yapılar, buralarda kadın mücadelesi çok kıymetli. Küresel düzeydeki sendikal hareketin kazanımlarını bizim yerelde de uygulamamız, bu konuda mücadele etmemiz gerekiyor. 

İklim adaleti üzerine yürüttüğümüz çalışmalarda sendikalarla temaslarımız olabiliyor. Şu an iklim krizinden dolayı bir adil geçiş, adil dönüşüm süreçleri tüm dünyada gündemde. Burada ortaklaşmaya çalışıyoruz sendikalarla. Bu konudaki politikaları nasıl üretiriz, sendikal hareket buradan bize nasıl katkı sunar, bunları konuşuyoruz. İklim hareketiyle sendikal hareket gibi, kadın hareketiyle de sendikal hareketin ortaklaşması ve siyasetin de bu alanlarda sürekli temasta bulunması çözüm üretimini kolaylaştıracaktır. Bu, var olan hükümetin hiç yapmadığı bir şey. Siyasi partilerin de sivil toplumun, sendikanın, aktivizmin ürettiği bilgiyi politika metinlerine yansıtması gerekiyor.

Türkiye’de gezici, geçici tarım işçilerinin büyük çoğunluğu kadın. Ciddi sorunlarla da karşı karşıyalar. Sizin parti politikalarınızda gezici geçici tarım işçilerine yönelik bir şey var mı?

Tarımda geçici, gezici kadın işçiler var; ayrıca aile içi ücretsiz emek de yoğun olarak kullanılıyor.  Bu alan kadınların en çok sömürüldüğü, kötü koşullarda ve düşük ücretlerle çalıştığı bir alan. Kadınlar bir taraftan da ev ve bakım işlerini yapıyorlar. Tarım, kadın ve eğitim politikalarının ortak olarak düşünülmesi gerekiyor. Bunun bir de ekolojik boyutu bulunuyor. Tarımda kadınlar toksik maddelerle de karşı karşıya kalıyorlar. İlaçlama gibi tarım zehirlerinin yanı sıra plastiği yakmak da zehir üretiyor mesela başlı başına. Tarımda ekolojik politikaları da işin içine katmak lazım.

Fotoğraf: Gültekin Tetik

Yeniden şekillenmiş bir istihdam

DİSK’in deprem sonrası hazırladığı raporda, deprem bölgesindeki kadınların yarısından fazlasının kayıtdışı çalıştığı görülüyor. Kadın işsizliği de çok yüksek. Yeşiller olarak bu konuya ilişkin somut politika önerileriniz, çalışmalarınız var mı?

Türkiye tarımının da beşte biri o bölgelerde yapılıyor. Kayıtdışılık özellikle kadınlar arasında çok yaygın. Depremle ilgili öncelikle toplumsal cinsiyete duyarlı raporlamalara ihtiyaç var. DİSK yaptı bunu. EŞİK’in farklı bir bağlamda yaptığı bir raporlama var. Akademinin ve sivil toplumun bu tarz çalışmalarıyla birlikte politikaların yeniden şekillenmesi gerekecek.

Adil geçiş, adil dönüşüm olarak bizim çok bahsettiğimiz bir şeyin bu alanda da uygulanması gerekiyor. Çünkü bugüne kadar gelmiş olan bütün adaletsizlikler için bu krizin bir fırsat olması gerekiyor. Krizler genelde zenginlerin daha çok zengin olmasına yarıyor. Şunu çok iyi biliyoruz ki pandemide milyarderlerin serveti dörde katlandı. Ya da Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş yine enerji şirketlerinin aşırı miktarda para kazanmasına, servetlerine servet katmasına sebep oldu. Ama kriz anlarında hükümetler adil geçiş ya da adil dönüşüm gibi mekanizmaları işletirlerse, işte o zaman geçmişten gelen bu tutarsızlıkları da giderip daha farklı ve yeniden şekillenmiş bir ekonomi inşa edebilirler. Bunun sonucunda yeniden şekillenmiş bir istihdam hayatı ortaya çıkabilir.

Tarım yapmamanın şu an gıda krizine neden olabileceğini, iklim krizinin, kuraklığın nelere sebep olacağını biliyoruz.  Yeşiller, on yıllardır politika metinlerinde adil geçiş, adil dönüşüm mekanizmalarının mikro ölçeklendirilmiş şekilde uygulanması gerektiğini anlatıyor.

Kadınlar siyasi alanı boş bırakmamalı

Az önce siz de söylediniz, sendikalarda kadınların temsili çok düşük. Sendikaların kadın politikalarına dair siz neler söyleyebilirsiniz?

Sendikalar kendi kendine dönüşmeyecektir, feminist mücadele ile dönüşecektir. Yıllardır sol mücadele içinde kadınların tüm sorunlarının devrimle çözüleceğine dair bir kanı vardı. Sanki devrim olacak ve bizim bütün sorunlarımız çözülecek gibiydi. Bunun böyle olmadığı görüldü tabii. Kadınların bizzat yaşayarak deneyimlediği bir şey var; inisiyatifi hiçbir zaman bırakmamak gerekiyor. Türkiye’de sendikalaşma oranı ve kadınların sendikalar içindeki oranı çok düşük. Sendikaları, dernekleri yönlendirecek siyasi alanı da boş bırakmamalıyız. Bizim kadınlar olarak bu alanlarda var olmak gibi bir derdimizin olması gerekiyor. O yüzden Türkiye’deki sendikal alanı da dönüştürecek, daha nitelikli hale getirecek şey, yine kadınların mücadelesi olacaktır.

“Biz mor ve yeşil işler olarak tanımladığımız işleri savunuyoruz. Doğayla uyumlu yaşayabileceğimiz, insanın ve canlıların sağlığına rağmen değil, bu ikisini de geliştirerek ilerletecek kaliteli işleri bulmak ve yaratmak zorundayız.”

Regl izni tabii ki bir hak ama…

Avustralya’da sendikaların yıllar süren kararlı mücadelesi sonucu, ev içi şiddete maruz kalan kadın çalışanlar, 10 gün ücretli izin hakkı kazandı. Türkiye’de ise ev içi şiddet çalışma yaşamından tamamen bağımsızmış gibi ele alınıyor, bu konuda bir adım atmayı düşünür müsünüz?

Burada temel olanın bu şiddetin engellenmesiyle ilgili politikaların geliştirilmesi olduğunu düşünüyorum. Avustralya’da sendikanın verdiği mücadelenin mutlaka bir anlamı vardır; ama öncelikle bu şiddeti durdurmamız, engellememiz gerekiyor.

Regl izniyle ilgili partinizin görüşleri neler?

Bu kadınlar için bir hakmış gibi gözükebilir ama şöyle bir riski de var: Kadınları ikincil gören bir noktadan da beslenebilir bu politika. Tabii ki bu dönemi sağlığıyla ilgili problemli geçiren kadınlar için düzenlemeler olmalı. İzin hakları her şekilde olmalı; ama bu, yine kadını evin içine kapatmanın bir aracı haline gelmemeli.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği maliyet kalemi değildir

Son 10 yılda en az bin 124 kadın, iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Kadın işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili politikanız var mı?

İş cinayetleri, hem kadınlar hem erkekler için çok ciddi bir mesele. Bu cinayetlerin fazlalığı, Türkiye’nin seçtiği ekonomik modellerle ilgili. Bu modeller şirketlerin kârlarını korumaya odaklanmış; dolayısıyla işçi sağlığı ve iş güvenliği, işverenler için maliyet kalemi gibi gözüküyor. Bu konuda alınması gerekli önlemlerin hiçbiri alınmıyor.

Yeşiller olarak biz şu anda dünyanın yaşadığı iklim krizini de göz önünde bulundurarak, “Neden bu işleri tercih ediyoruz?” sorusunu öncelikle soruyoruz. Bu tip işler, çalışanları soludukları kimyasallar nedeniyle meslek hastalığı riskiyle de karşı karşıya bırakıyor. Bir iş kazasında ölmeyebilirsiniz; ama onlarca yıl soluduğunuz kimyasallar nedeniyle ağır hastalıklar geçirebilirsiniz, sağlığınızı kaybedebilirsiniz. Örneğin kömür madenlerinde çalıştığınız zaman oradaki ölüm mutlaka bir patlamayla gelmiyor. Bu kadınlar için de geçerli.

O yüzden biz çok farklı, mor ve yeşil işler olarak tanımladığımız işleri savunuyoruz. Bu alanı büyütmek, genişletmek ve bu alan üzerinden doğayla uyumlu yaşayabileceğimiz, insanın ve canlıların sağlığına rağmen değil, bu ikisini de geliştirerek ilerletecek kaliteli işleri bulmak ve yaratmak zorundayız. Neoliberal kapitalist sistemin getirdiği, endüstriyalizmin getirdiği işler, zaten bizim yapımıza da aykırı. Doğaya da aykırı. Doğayı da yok ediyoruz, kendi sağlığımızdan da oluyoruz. O yüzden işlerin de değişmesi gerekiyor, bunun altyapısının kamu otoriteleri tarafından sağlanması gerekiyor.

Manşet fotoğrafı: Aposto

*Bu haber, Rosa Luxemburg Stiftung tarafından desteklenen ‘Solun Kadın Emeği Politikaları: Sorunlar ve Çözümler’ başlıklı çalışmamız kapsamında yayımlanmıştır.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Bu söyleşiyi yaptığımızda HDP’nin Yeşil Sol Parti çatısı altında seçime gireceği açıklanmamıştı. Ama emek, kadın emeği politikaları konusunda bir değişiklik yok. Gezici ve geçici tarım işçileriyle özel olarak ilgilenen HDP, ücretli emek politikalarını da ev içi emeğini gözeten bir yerden kuruyor.
Gürkan, işyerlerinde kadın olmaktan kaynaklanan sorunların çözümüne çok önem verdiklerini, bunun için parti olarak özel politikalar geliştirdiklerini anlatıyor. Eşit ücret mücadelesini de kadın emeğinin ikincilleştirilmesine karşı yürütülen bir mücadele olarak değerlendiriyor.
Kayıtdışılığın ortadan kaldırılmasıyla istihdam ve ücret eşitsizlikleri gibi temel meselelerin daha kolay çözülebileceğine vurgu yapan Çetinkaya, kreşin kadın istihdamını artırıcı rolünün yanı sıra örgütlenmenin, toplumsal cinsiyet temelli eğitimin ve kotanın önemine dikkat çekiyor.
Emekçi Hareket Partisi (EHP) Merkez Komite Üyesi Sanem Deniz Kural, partisinin kadın emeği politikalarına dair Kadın İşçi’nin sorularını yanıtladı.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!