Bahis sitelerinde spin’ler değil sömürü ve taciz free (*)

Kriz derinleştikçe slot, bahis ve şans oyunlarına artan ilgi, sektörün hızla genişlemesine yol açtı. Sarya’nın anlattıkları, sektörde çalışan kadınlar için sömürü ve tacizin en az “spin”ler kadar “free” olduğunu gösteriyor.
Paylaş:

Son yıllarda gittiğiniz her yerde; otobüste, metroda, vapurda yanınızda oturandan ya da bir kafede yan masadan gelen seslerin aynılığı dikkatinizi çekmiştir. Hafif müzik eşliğinde düşen ve ardından bir hesaplama makinesinin sesine benzeyen bu ritmi tanırsınız. En bilinenleri “dede”, “şeker”, “prenses” gibi isimlerle anılan slot, şans ve bahis oyunlarının sesidir bu. Gizlemeye gerek yok. Her birimiz birkaç kez, bazılarımız da çok kez şansımızı denemişizdir bu oyunlarda. Birbirimizi bu seslerden tanırız.

İnsanların daha önce evlerinde zaman zaman oynadıkları bu oyunlardan yayılan seslerin kamusal alanda bu kadar sık duyulmaya başlanmasının, gelirimizin giderek eridiği ve enflasyonun hiper boyutlarda olduğu ekonomik kriz koşullarıyla doğrudan ilgisi var. Araştırmalar şans oyunlarını oynayanların büyük çoğunluğunun yoksul insanlardan oluştuğunu söylüyor. Çünkü milyonlarca insan, insanca yaşanacak bir ücreti çalışarak elde edemeyeceklerinin farkında. O yüzden küçük de olsa, şans oyunundan gelecek paraya bel bağlıyor.

İnsanlar bu alana yönelirken burada “hizmet” veren internet siteleri de hızlı bir şekilde artıyor. Tabii yasal olduğu kadar yasal olmayan bahis siteleri de verdiği oranlar ve bonuslar nedeniyle revaçta. Ancak itildiğimiz bu bataklık ekranının bir de gerisinde olanlar var. Öfkenin ve hayal kırıklığının acısının çıkarıldığı, bahis sitelerinin müşteri hizmetlerinde çalışanlardan bahsediyorum.

Yoksul da olsa, hane içerisinde geliri elinde tutanın; emek sömürüsü yoğun da olsa, istihdamda en çok tercih edilenin erkekler olduğu bilindiğinden; bahis sitelerinin müşteri hizmetlerinde çalışanlar ya direkt kadın oluyor ya erkek de olsa kadın rumuzu kullandırılıyor ya da her ikisi birden…

Yasal olmayan bir bahis sitesinin müşteri hizmetlerinde gece vardiyasında çalışan Sarya* ile bu sektörü ve bu sektörde kadın olmayı konuştuk.

Geleceği olmayan bir iş…

Bir süredir çeşitli bahis sitelerinde çalışan Sarya, hem oyun sitelerine rağbet hem de bu sektörde çalışanların hızla arttığı bir dönemde yani Pandemi’de işe başladığını anlatıyor. “Hepimizin işsiz ve evde kaldığı bir dönemdi. Evden çalışma fırsatı olduğu için tercih ettim. Güvence namına bir şey yok bu alanda ama bazen de güzel paralar dönüyor.”

“Bu işin bir geleceği yok, biliyorum” diyor Sarya. “Bir garantisi yok, hakkını arayamıyorsun çünkü zaten legal olmayan siteler oldukları için işe başlarken hiçbir şekilde kişisel bilgi vermiyorsun. Sadece paranı gönderecek kişiye banka hesabını veriyorsun. O da gidip başkasının hesabı üzerinden senin paranı yatırıyor. Mesela hiç kimse kendi adını kullanmıyor. Hep fake isimler var.”

Sarya, gece mesaisinde sekiz saat çalıştığını, toplamda sadece 30 dakika molası olduğunu ve bunu da çalışanın kendisinin belirleyebildiğini söylüyor. Haftalık sadece bir gün izin yapabildiklerini ama onu da hafta içi günlerde kullanabildiklerini ekliyor.

Aslında Sarya bir öğretmen…

Sarya aslında okul öncesi öğretmeni. Atanamadığı için özel okullarda işe başlıyor. İki yıl kadar bu alanda çalıştıktan sonra işten ayrılıyor. “Fark etmiyor ki! Özel okulda da bizim hiç hakkımız yoktu. Mesela temel öğretmen, yardımcı öğretmen vardı. İlk senem olduğu için ben yardımcı öğretmen olarak başladım. Normalde öğretmenler için hafta sonu çalışma olmaz. Cumartesi çalışıyorduk, onu bir yere kadar kabul ediyordum ama pazar günleri çalıştığımı da biliyorum. İş alanıma girmeyen işleri yapıyordum. Birçok okul yüksek ücret verirken bu şartlarda çalışmama rağmen asgari ücret alıyordum.”

Sarya’nın servisi olmayan bu okula gidebilmesi için iki araç değiştirmesi gerekiyor.

“Temel öğretmen”, “yardımcı öğretmen” ve “baş öğretmen” gibi ayrımların iş kolaylaştırmadığını, aksine mobbinge neden olduğunu ve öğretmenler arası rekabet duygusu yarattığını söyleyen Sarya, “O dönemde psikolojim bayağı bozuldu. Artık okula gitmek istemiyordum. Bana mobbing uygulayan öğretmen oradayken çocuklarla iletişim kuramıyordum ama o yokken çocuklarla çok rahattık. Oysa onun bütün işlerini ben yapıyordum” diyerek yaşadıklarını anlatıyor.

Gerekli CV: Arkadaş tavsiyesi…

Asgari ücrete baskı altında çalışmaktansa işsiz kalmayı göze alıyor Sarya. Sonra da bir arkadaşının vasıtasıyla bu işe giriyor. Bahis sitelerine direkt başvuru olmadığı için “arkadaş tavsiyesi” en önemli CV.

“Temel şey, ilk kez çalıştığını ve işi bilmediğini sakın belli etme” diyor Sarya. Bu yüzden Sarya da işi kendi kendine öğrenmiş, müşteri ile nasıl iletişim kurması gerektiğini de(!) “Müşteri ile yumuşak huylu konuşman lazım. Adam arıyor, bize küfrediyor, yine yumuşak konuşmam lazım. Çünkü karşılık vermen, sert çıkman demek; müşteri kaybetmeleri demek. Bu yüzden seni anında işten çıkarabilirler. Bir de yazım hatalarına, harf yanlışlarına dikkat etmen gerek.”

Erkek de olsa rumuz kadın…

Sarya, müşterilerin genelinin erkek olduğunu ve buna karşın müşteri temsilcilerinden sadece ikisinin erkek olduğunu söylüyor, fakat erkeklerin de kadın rumuzu kullanarak orada çalıştıklarından bahsediyor. “Hani araba pazarlarken bile hiç alakası olmasa da arabanın yanına manken gibi bir kadın dikerler ya, o hesap!”

Bu arada şunu belirtmeden geçemeyeceğiz. Şans ve bahis oyunlarını telefonundan aratan herhangi bir kişi, bundan sonrasında bu legal ya da illegal sitelerin reklamları ile sık sık karşılaşıyor. Özellikle legal olmayan sitelerin reklamları dikkat çekici. Reklamlardaki hikâye, patriyarkanın güzellik standartlarında bir kadınla birlikte olabilmek için erkeklerin paraya sahip olması gerektiği ve o parayı bu sitelerden edinebileceği üzerine kuruluyor.

Müşterilerin genelinin erkek, müşteri temsilcilerinin -salt rumuz şeklinde bile olsa- kadın olmasından doğan sorunlara geçmişken, Sarya’ya, çalışanlara dönük cinsel tacizin olup olmadığını varsa bununla nasıl baş ettiklerini sorduk.

“Mesela adam bahiste ya da oyunda kaybediyor, geliyor. Ağır küfürler ediyor. Ya da cinsel içerikli resim atıyor. Bunları ilk olarak alttan almak zorundayız. Çünkü adamın yatırımı var site içinde. Ama tabii kurallar da var. Adamlar, bir noktayı geçince onları uyarıyoruz, ‘Devam ederseniz hem üyeliğiniz hem de paranız silinecektir’ diye. Eğer devam ederse de siliyoruz. Ama tabii bunun sonu yok. Adamlar farklı farklı hesaplar alıp yine girebiliyorlar siteye.”

Ne iş yerinin ne çalışanın kaydı var…

Bu işi tercih etmesinin nedeninin, ücretinin asgari ücretten biraz daha yüksek olması olduğuna vurgu yapan Sarya, “Ama çok yoruluyorum. Hem yıpranıyorum hem de çok çabuk sinirleniyorum artık. Annemler ben çalışırken yanıma bile gelemiyorlar. Bazı geceler ağladığımı biliyorum sinirimden. Tek cazip yanı, ücreti ve evden çalışmam. Başka bir gelirim yok.”

Ücreti iyi, ama sosyal güvencesi yok. “Bu işe hiçbir zaman garanti gözüyle bakmadım” diyor Sarya. Çünkü güvenceli çalışma şartları şöyle dursun, ne çalıştığı yerin resmi bir kaydı var ne de kendisinin burada çalıştığına dair bir iz… Dolayısıyla işten çıkarılma ve hak edişini alamama ihtimali, her daim bir kılıç gibi başında sallanıyor. “Geçenlerde bir arkadaşımız, müdürle yazışırken ‘peki tamam’ yazıyor ve gülücük koyuyor. Müdürün onu kovması için bu yeterli oldu.”

Müdür denilen kişinin görevi iş organizasyonu yapmak, müşteri temsilcilerinin yazışmalarını kontrol etmek ve istediğini işten çıkarabilmek! Özellikle gündüz çalışan müşteri temsilcileri üzerindeki müdür baskısının daha yoğun olduğundan bahsediyor Sarya. “Bir hatanı gördüklerinde ya da bazen haksız yere, bir gün olan tatilini silebiliyorlar. Fazla mesai yazabiliyorlar.” Sarya, ücretlerin genelde düzenli yattığını ama son ay parayı yatırmayı geciktirdiklerini söylüyor.

“Tuvalete bile gidemiyorsun”

Sarya, bu işte çalışırken en temel ihtiyacı olan bilgisayarı kendi edinmek zorunda. Evden çalışmanın diğer bir “getirisi” olarak, internet ve elektrik de Sarya’nın cebinden ödeniyor. Ancak bu çalışma şeklinin aynı zamanda Sarya’nın sağlığından götürdükleri de var.

Sarya ailesiyle yaşıyor. Kendine ait bir odası yok. Bilgisayarla çalışıp saatlerce oturduğunda biraz rahat edebileceği bir ofis sandalyesi ya da koltuğu bile yok. Annesiyle kardeşinin yattığı odada, yalnızca bilgisayarın ışığında çalışıyor. Bilgisayarı koyduğu küçük sehpayı, üzerinde oturduğu üçlü koltuğun dibine çekerek sabaha dek bu şekilde çalışıyor aylardır.

Yakın ama belirsiz bir zamanda ağzına dek eşyalarla dolu bir oda boşalınca kendine ait bir odası olacak. Ancak bu, çalışma şartlarının sağlığı üzerinde yarattığı tahribatın düzeleceği anlamına gelmiyor.

“Benim gözlerim şeytan gibi görürdü. Herkes öyle söylerdi. Şu an ben yakınıma baktığım zaman yazıları seçemiyorum. Gözlerim bozuldu. Annemler uyuyor diye gece lambayı açamıyorum. Bilgisayar ışığı insanı mahvediyor. Bir de biz sürekli oturuyoruz ve yoğun olduğunda kalkıp tuvalete bile gidemiyorsun. Ben böbrek sancısı çok çektim biliyorum. Çalışırken sık sık bu sancıyı çekmeye başladım. Çünkü tuvalete gidemiyorum, müdür baskı yapıyor işin başında kalman için. Sistemden gelen çağrıya hızlıca cevap vermediğinde uyarı geliyor hemen. Saatlerce oturduğumuz için sürekli sırt ağrısı çekiyorum. Eskiden çok yürüyen biriydim ama şimdi yürümediğim için geceleri sürekli ayaklarım şişiyor.”

Bunlarla sınırlı değil, yaşadığı sağlık sorunları…

“Bir de insanın cidden en çok beyni yoruluyor. Ve sürekli uyumak istiyorsun. Sürekli kafanda kuruyorsun, sabır kalmıyor. İnsanlara diyorum, ‘bana dokunmayın, yaklaşmayın’. İstiyorum ki, kimseyle muhatap olmak zorunda kalmayayım. Rüyamda bile kavga ettiğimi biliyorum.”

“Sürekli savaşmak zorundasın”

Bu arada sadece iş koşullarını konuşmadık Sarya ile. Ev içi işlerin de Sarya’nın sırtında olduğu bir durum var evde. Sarya’nın annesi yakın zamanda kalp ameliyatı geçirdiği için ev işleri bir süre tamamen Sarya’ya kalmış. Gece işte, gündüz biraz uyuyup evde çalışmış.

“Annem bu aralar yeni toparlandı. Biraz yardım edebiliyor bana. Ama bir dönem artık o noktaya gelmiştim, ağlıyordum, ‘artık yeter’ diyordum. Kendi halime acıyordum. Sürekli savaşmak zorundayım. Geçinmek için, evde durabilmek için.”

*Spin: Slot oyunlarında her bir dönüşe/devire verilen isim

**Gerçek ismi değil.

Paylaş:

Benzer İçerikler

18 gündür Urfa’da Özak Tekstil’de patronun çıkarlarını koruyan Öz İplik-İş Sendikası’ndan kurtulmaya çalışan işçiler, biber gazıyla, tazyikli suyla dağıtılıyor, darp ediliyor ve gözaltına alınıyor. Fabrikada cinsel taciz, mobbing, sağlık hakkı ihlali ile karşı karşıya kalan kadın işçiler, bu süreçte bir de evdeki babayla, kocayla, enişteyle mücadele etmek zorundalar. Direnişçi kadınlar kadın örgütlerini dayanışmaya çağırıyor.
25 Kasım’da kadınlar erkek ve devlet şiddetini protesto etmek ve mücadeleyi birleştirmek için sokaklardaydı. Kadınlar eylemlerde “Filistin’deki soykırıma karşı İsrail’le ticarete son” çağrısı da yaptılar. 25 Kasım sendikaların da gündemindeydi.
Yemek sektöründe çalışan kadınlar, cinsiyet ayrımcılığına maruz kalıyor. Bu sektörde çalışan kadınların yükselmesine erkekler engel oluyor. Erkek egemen baskılar yüzünden kadınlar belli alanlara sıkıştırılıyor. Ama “mutfak erkek işidir” şeklindeki cinsiyetçi önyargıyı kıranlar var. Onlarla konuştuk.
25 Kasım vesilesiyle, kadın sendikacılarla işyerindeki kadına yönelik şiddet biçimlerini ve sendikaların bu konudaki çalışmalarını, DİSK’e bağlı Genel İş sendikası İstanbul Anadolu Yakası 1 No’lu şube başkanı Nazan Gevher Çam Ay ve DGD-SEN genel başkanı Neslihan Acar ile konuştuk.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!