“Ben açgözlü değilim, neden bana böyle söylüyorlar?”

Antep İslahiye’deki çadır kentlerde bazı görevlilerin olumsuz söz ve tavırları nedeniyle kadınlar ihtiyaçlarını dile getiremiyor. Giysi ve yemek sırasına girmek istemiyorlar. Göçmen kadınlar için bir tercüman da bulunmuyor. İlçede beş gün çalışma yapan feministlerden Zehra Karahan, izlenimlerini anlattı.
Paylaş:
Öznur Kaya
Öznur Kaya
oznurr.kayaa@gmail.com

Maraş merkezli depremler sonucu ağır yıkımın yaşandığı Antep’te, son açıklanan resmi verilere göre 12 bine yakın bina yıkıldı ya da ağır hasar aldı, can kaybı 4 bine yaklaştı. Kentte depremlerden en çok etkilenen ilçeler ise Nurdağı ve İslahiye.

Afet için Feminist Dayanışma’dan bir grup kadın, 8 Şubat’ta İslahiye’ye gitti, beş gün boyunca ilçede arama kurtarma çalışmalarına katıldı, dayanışma faaliyeti yürüttü. Çadır kentte de çalışma yapan, çok sayıda kadın ve çocukla görüşen feministlerden Zehra Karahan, gözlem ve tespitlerini Kadın İşçi’ye anlattı.

Fotoğraf: Zehra Karahan

Kurumlar arasında koordinasyon yok

İslahiye’de kurulan çadır kentte Bursa ve Eskişehir belediyeleri ile AFAD’ın hizmet verdiğini söyleyen Karahan, bu kurumlar arasındaki koordinasyon eksikliğine dikkat çekti:

“Görevli arkadaşlarla konuştuğumuzda, belediyeler ve AFAD’ın aynı çadır kent içerisinde yürüttükleri deprem sonrası destek çalışmalarıyla ilgili herhangi bir koordinasyon için toplantı almadıklarını, birbirleriyle iletişim kurmadıklarını öğrendik. Onlar söylemese bile zaten oradaki aksaklıklardan, kadınların deneyim ve aktarımlarından bunu anlamak çok kolaydı.”

Kadınlardan aldıkları bilgiye göre, görevlilerin çadırları tek tek gezerek “Nasılsınız, neye ihtiyacınız var, size nasıl destek olabiliriz?” diye sormadığını aktaran Karahan, “Bu çadırlarda kalan insanların sağlık durumu nedir, tıbbi desteğe ihtiyaçları var mı, yatağa bağlı hastası olan ya da özel bakıma ihtiyacı olan çocuk, yetişkin, yaşlı insanlar var mı? Bunların hiçbirinin bilgisi, orayı koordine eden iki belediye ve AFAD’da yoktu. Çadırlardaki hastalardan ve onların ihtiyaçlarından bihaberdiler” dedi.

Kadınlar artık sıraya girmek istemiyor

İlçedeki durumun yandaş medyada anlatıldığı gibi olmadığını vurgulayan Karahan, “İktidar yanlısı medya kuruluşlarında desteklere herkesin erişebildiği söylense de kaç gün ilçede kaldık, bunun böyle olmadığını net şekilde gördük, yaşadık. AFAD’ın, yardımların her yere ulaşabildiği vb. söylemler gerçeği yansıtmıyor” diye konuştu.

Kadınların özellikle iç çamaşırı, temizlik malzemesi, eşofman, ayakkabı gibi yardımlara erişemediğini belirten Karahan, “Hatta size çok daha üzücü bir şey söyleyeyim” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birkaç kadından duyduk bunu: Kadınlar kıyafet ya da yemek için sıraya girdiklerinde oradaki bazı görevli ya da görevliler ‘açgözlü’ gibi olumsuz, kötü, hadsiz söylemlerde bulunuyorlar. Kadınlar da artık sıraya girmek istemiyor. Ne yemek almaya gitmek istiyorlar ne de kıyafet. ‘Sabahtan beri açım, kıyafete ihtiyacım da var ama gitmiyorum, gitmek istemiyorum, çünkü ben açgözlü bir insan değilim. Neden bana böyle söylüyorlar?’ diyorlar.”

Arabadan fırlattıkları çaylar gibi…

Karahan, başta giysiler olmak üzere İslahiye’ye gönderilen birçok ayni desteğin insan onuruna yakışır bir biçimde yurttaşlara sunulmadığını, kaldırımlara atıldığını anlattı:

“Bir zamanlar birilerinin arabalardan insanlara fırlattığı çaylara benzer şekilde kıyafetler sokaklara saçılmış durumda. Mesela erkek, kadın ve çocuk kıyafetleri diye koliler yapılmış ama öyle karışmış ki o koliler, kendine bir parça giysi alabilmek için üç koliyi ayırıp seçmen gerekiyor. Dolayısıyla tüm bunlar direnç kıran, umutsuzluğa düşüren, kaygı yaratan, travmayı tekrar tekrar tetikleyen bir duruma sebebiyet veriyor.”

Bölgede kadınların da çocukların da gelecekle ilgili herhangi bir tahayyülünün olmadığını aktaran Karahan, “Ne olacak, nasıl yaşayacağım, okul olacak mı olmayacak mı, ben gelecek miyim gidecek miyim… Hiçbir şey yok akıllarında. Çünkü hiç kimse bu insanları muhatap alıp bir şey söylememiş, sürece ve sonrasına dair herhangi bir bilgilendirme yapmamış” dedi.

Göçmen kadınlar için tercüman yok

Çadır kentlerdeki göçmen kadınların durumuna da değinen Karahan, bu kadınların en acil ihtiyacının tercüman olduğunu söyledi. Karahan, tercüman olmadığı için kadınların, 7-8 yaşlarında biraz Türkçe bilen çocukları aracılığıyla diğer insanlarla iletişim kurmaya çalıştıklarına, bu nedenle kendi duygusunu, travmasını, sıkıntısını başka bir insanla paylaşamadıklarına dikkat çekti:

“Düşünün, kadın ‘Ben çok üzülüyorum, çok korkuyorum’ vb. demek istese, bunu çocuğundan Türkçeye çevirmesini nasıl isteyebilir ki? Bu çocuğun tekrar bir travma yaşaması anlamına geliyor. Diğer yandan kadının da gittikçe yalnızlaşması anlamına geliyor. Böylelikle oradaki görevli ve gönüllüler hiçbir şekilde kadınla doğrudan bir temas ve ilişki kurmamış oluyorlar. Dolayısıyla alanlarda mutlaka ama mutlaka tercüman bulunması gerekiyor.”

100’den fazla çadır, tek tuvalet

Çadır kentteki temizlik ve hijyen sıkıntısına da vurgu yapan Karahan, “Yanlış hatırlamıyorsam 100’ün üstünde çadır vardı ama yalnızca bir tane tuvalet vardı. Duş yoktu, el yıkamak için sabun dahi yoktu. Birçok kadın hâlâ ilk gün giydikleri, yani depremden çıktıkları kıyafetle duruyordu. Orada herkes salgın bir hastalığın çıkmasından endişe ediyor ki bu çok yerinde bir endişe, hepimiz bunun kaygısını yaşıyoruz” dedi.

Karahan’ın aktardığına göre feministler, çadır kentte çalışma yapan belediyeler ve AFAD’a aralarında koordinasyon toplantıları yapmalarını önerdi. Karahan, diğer önerilerini ise şöyle sıraladı:

Çadırları tek tek ziyaret ederek ihtiyaç tespiti yapmalarını, kişilerin ihtiyaçlarını çadırlara ulaştırmalarını önerdik. Eğitim için bir çadır okulu kurulmasını ve gönüllü eğitimci çağrısı yapılmasını istedik. Konteyner duş ve tuvaletlere vurgu yaptık.”

Burada kadın, LGBTİ+ ve çocuklara psikososyal destek verebilmek için çalışmalara başlanması gerektiğini de söyleyen Karahan, “Bunun için harekete geçenler var. Bunun etrafında bir plan oluşturmamız lazım” diye konuştu.

Herkesin bizi unuttuğunu düşündük

Zehra Karahan, görüştüğü depremzede bir kadının şu sözlerini de aktardı: “Biz deprem olduktan sonra küçücük bir delikten dışarıya çıkabildik kendi çabamızla. Hiç kimse yanımızda yoktu. Evin bahçesinde, soğukta, aç ve susuz şekilde beklemek zorunda kaldık, iki gün boyunca kimse gelmedi. Yetkililer geldiğinde o kadar bitik durumdaydık ki, psikolojik olarak da tüm gücümüz tükenmişti. Herkesin bizi unuttuğunu düşündük.”

Fotoğraf: haber3.com

Paylaş:

Benzer İçerikler

Üç yıldır yayın hayatını sürdüren kadınların ücretli, ücretsiz emek deneyim, talep ve direnişlerini dile getirmek için hak haberciliği yapan sitemiz Kadınİşçi, Metin Göktepe Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü. Yolumuzu aydınlatan ve halkın, sınıfın gerçeklerini aktarırken yaşamını yitiren Metin Göktepe’yi saygıyla anıyoruz.
Yoksulluğa, erkek şiddetine, savaşa, emek sömürüsüne karşı sokakları terk etmeyeceklerini vurgulayan kadınlar, “Haklarımız, hayatlarımız için mücadelemizi büyüteceğiz” dedi.
6 Şubat depreminin birinci yılındayız. Bu büyük felakette 11 ilde binlerce insan yaşamından olurken, devlet geride kalanların hayatını kolaylaştıracak hiçbir şey yapmadı. İnsanlar çoğu zaman dayanışma ile ayakta kaldı. Depremin her türlü yükünü çekmek zorunda kalan kadınların sorunlarına kulak verenler ise yine kadınlardı. Bölgede çalışma yürüten Kadın Savunma Ağı,  Afet İçin Feminist Dayanışma, Mor Dayanışma, Kadın İşçi’den arkadaşlarımızla kadınların dertlerini, deneyimlerini konuştuk.
Düşük ücretler, ağır çalışma koşulları, yoksullaşma 2023’de kadın işçi yaşamına damgasını vurdu. Grev ve direnişlerde kadın işçiler en öndeydi. Kadınların kadın işçilerin mücadelesi 2024’te de devam edecek. Herkese mutlu ve dayanışma dolu bir yıl diliyoruz.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!