Ben çalışmazsam ne yaparız?

Melek yemek dağıtımı yapan bir firmada, bulaşıkçı olarak çalışıyor. Pandemi döneminde, çalışma ve yaşama koşulları iyice ağırlaştı. Virüsten kendisi için değil çocuklarına bulaştıracağı için korkuyor ama en büyük korkusu işsiz kalma.
Paylaş:
Nuran Gülenç
Nuran Gülenç
nurangulenc@gmail.com
Nuran Gülenç

Melek yemek dağıtımı yapan bir firmada, bulaşıkçı olarak çalışıyor. Pandemi döneminde, çalışma ve yaşama koşulları iyice ağırlaştı. Virüsten kendisi için değil çocuklarına bulaştıracağı için korkuyor ama en büyük korkusu işsiz kalma.

Biraz sohbet edelim mi dediğimde, “Neyini anlatayım ki, sıradan bir hayat işte” dedi, telefonun ucundaki bezgin ses,  oysa her gün mucizeler yaratıyordu. 11 yıllık taşeron işçisi Melek Sönmez, 39 yaşında evli ve üç çocuğu var. Çocuklardan biri 20 diğeri 18 en küçüğü ise13 yaşında.  “ İki yıllık üniversiteyi kazanmıştı kızım ama dışarı gitmek istemedi. Sonra nişanlandı, nişanlısı da istemedi, o nedenle vazgeçti. Oğlan desen lise birde devamsızlık yaptı, ısınmadı okula ben de aldım okuldan, boşu boşuna para ödüyorum servisine, şuna buna okula gitmiyordu. Küçüğüm orta sonda, zaten okullar yok ama okuyor evden derslere giriyor.”

11 yıldır yemek dağıtımı yapan taşeron bir firmada çalışıyor. Asgari ücret aldığını belirttikten sonra işverenin asgari ücret tespitinden önce zam yaptığını söylüyor. Şu andaki ücreti 2 bin 650 TL. Asgari ücret açıklandıktan sonra bu paranın üstüne biraz ekliyormuş işveren. “Zam mı? Al sana zam” diyor.

Kocası işsiz    

Eşi fabrikada çalışırken pandemi öncesinde işten çıkarılmış, bir senedir boşta. Bir sene işsizlik maaşı almış ama geçtiğimiz eylül ayında işsizlik parası alma hakkı da sona ermiş. İş arıyor şu anda kaynakçı fakat fabrikalar işçi alımı yapmıyorlar. Kızı çalışırken “düğün olacak” diye işten ayrılmış, şu anda o da evde oturuyor. 18 yaşında “okumadı ben de aldım okuldan” dediği oğlu bir işe girmiş. Evde iki kişi çalışıyor. Ama kirada oturuyorlar; 550 TL kira parası veriyor. “Öyle idare ediyoruz işte” diyor. Onunla asgari ücret tartışmalarının yoğun olduğu bir zamanda konuştuğum için, asgari ücret hakkındaki fikirlerini de soruyorum.  “Hepimizin kulağı onda ama Cumhurbaşkanı ne verecek? Bilmiyoruz. Vereceğini sanmıyorum. Ama verse de bir şey değişmiyor, hemen ertesinde her şeye zam geliyor.   Asgari ücretle evde iki-üç kişi çalışmaz ise geçinmek çok zor. Kira veren, çocuk okutan 2 bin 500 TL ile nasıl geçinsin? Bence en az 3 bin 500 olmalı bu şartalar altında bir kişin alacağı öyle olmalı. Ama işçiyi düşünen yok,  milletvekilleri bir dünya para alırken 4-5 kişilik ailelerin bu 2bin 500 TL ile geçinmelerini. Evde tek kişi çalışanı ve hatta çalışamayanı var ama bunları düşünen yok.”

Her şeyden kısıyoruz

Dışarıdan destek alıp almadıklarını merak ediyor ve soruyorum… Yok almıyorlar. Kredi kartlarına yükleniyorlarmış, pek çok işçi ailesinde olduğu gibi. Eylül’e kadar eşi işsizlik maaşı aldığı için idare edebilmişler. Doğal gazla değil kömürle ısınıyorlar. Oduna kömüre de para ayırmaları gerekiyor, kışın. Pandemi döneminde giyime, kuşama para vermediklerini üstlerindeki birkaç parça giyecek ile idare ettiklerini fakat yemeklerinden kesmemeye çalıştığını söylüyor: “ Her şeyden kısıyoruz. Ama yemeğimden kısmamaya çalışıyorum özellikle bu hastalık döneminde, meyvemi evden eksik etmemeye çalışıyorum. Yemek zorundayız ama yağ olmuş 56 lira düşünsenize. Pandemi olmasa ben de evde otursam. gelen gidenimiz çok olur bizim beş litre yağ yetmez bir ay. Ne olacak böyle bilmiyorum, adam güle güle bir de kıdem tazminatlarımızı elimizden almaya kalktı, işçinin elinde kalan tek şey ona da göz koydu.

Pandemi sırasında hep çalışmış. Fakat işten ayrılmadan önce kızı işyerinde virüs kaptığı için onlar da 14 günlük karantinaya girmişler. İş yeri 14 günlük rapor istemiş, o da raporu almış. “O ayın ücretinin yarısını işverenden yarısını da SGK’dan aldım” diyor. Zorunlu karantina da bile işçilere yok oraya git yok buraya müracaat et diye eziyet çektiren işçinin bir hiç olduğu bir çalışma kültürümüz var. Pandemide çalıştığı firmada  işe ara verilmediği için o da çalışmaya devam etmiş. Çalıştığı fabrikalar kapandığı için bazı arkadaşlarının çalışmadığını ve hala evde oturmaya devam ettiklerini, para alamadıklarını ve çok zor durumda kaldıklarını anlatıyor.

Herkes doğrudan kendi çalıştığı fabrikaya gittiği için arkadaşlarıyla pek bir araya gelemediklerini, bazen cumartesi günleri firmanın merkezine gidip orada çalıştıklarını söylüyor.

Bulaşıkta hijyen çok önemli

Sönmez’in işi bulaşık yıkamak, pandemi döneminde işi daha da ağırlaşmış, “Bulaşıkçı olduğumuz için eldivenleri ve maskeleri sürekli çıkarıp değiştiriyoruz. Milletin yemek yediği tabağı, kaşığı toplamak zorundasın, masaları silmek zorundasın, daha dikkatli olmalı ve buraları sık sık temizlemelisin. Bayağı sıkıntı içindeyiz yani. Her an virüs kapabilirsin, onun tedirginliğini de yaşıyoruz.

Evde çocukların hijyen koşullarını düzenlemek de onun işi ama ev işlerinin çoğunu kızının yüklendiğini söylüyor.  İnce temizliği hafta sonları kızıyla beraber yapıyorlar.  Kaygı ve korkuları; hem hastalık hem işsizlik: “Bu dönemde en çok korktuğum hastalanmak, ciddi bir kaygı içindeyim. Ben hastalanırsam hem evdekilere bulaştırırım, hem de işten atılırım, diye korkuyorum.  Ben de çalışmazsam ne yaparız.”

Paylaş:

Benzer İçerikler

Yukarıdaki başlık Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından 17 Eylül Cumartesi günü Cezayir Toplantı Salonu’nda yapılan uluslararası bir konferansın başlığıydı. Toplantıda vakfın konuyla ilgili raporu sunulduktan sonra, pandemi ile birlikte kadınları iyice zorlayan bakım emeğinin çeşitli biçim ve yönleri tartışıldı.
Sağlıkta teşvik adı altında bir iyileştirme yaptılar, güya… Sağlık çalışanlarını hekim ve hekim dışı, diye ayırarak ücretleri iyice farklılaştırdılar. Pandemi döneminde bütün gün binlerce riske maruz kalarak çalışan, emekleri görmezden gelinen hemşireler başta olmak üzere sağlık emekçileri çok öfkeli… “Hak ettiğimizi almak için daha iyi bir örgütlenme” diyorlar.
Evden çalışmak, özellikle yeni olanlar için kuşkusuz zorlu bir iş. Sadece farklı bir çalışma şekli değil, farklı bir yaşam biçimi. Özel hayat ile iş arasındaki ayrım fiziksel olarak ortadan kalkıyor. Damla Şentürk, uzaktan çalışan beyaz yakalıları araştırdı.
Ev işçisi kadınlar, geçenlerde Twitter’de dönen “Ev işçisine yemek verilmeli mi?” tartışmasına oldukça tepkili. “Biz sadaka istemiyoruz, hakkımızı istiyoruz. O bir öğün yemek bizim zaten hakkımız, hakkımızı vermek zorundasınız” diyorlar. Ev işinin iş, ev işçisinin de işçi olduğunu ısrarla vurguluyorlar
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!