Bismilli tarım işçisi kadınlar: Emeğimizin karşılığını alamıyoruz

Diyarbakır Bismil’de zor koşullarda günde 12 saat ter döken tarım işçisi kadınlar, emeklerinin karşılığını alamamaktan yakınıyor. Günlük yevmiyeyle çalışan kadınların aylık kazancı, asgari ücretin altında kalıyor. Çoğunun sosyal güvencesi de bulunmuyor
Paylaş:
Gülbahar Altaş
Gülbahar Altaş
gulbahar.altash@gmail.com
Gülbahar Altaş       gulbahar.altash@gmail.com

Diyarbakır Bismil’de zor koşullarda günde 12 saat ter döken tarım işçisi kadınlar, emeklerinin karşılığını alamamaktan yakınıyor. Günlük yevmiyeyle çalışan kadınların aylık kazancı, asgari ücretin altında kalıyor. Çoğunun sosyal güvencesi de bulunmuyor.

Diyarbakır’ın Bismil ilçesi ve köylerinde pamuk, mercimek, arpa, buğday ve çilek hasadı dönemlerinde çalışan tarım işçisi kadınlar, emeğinin karşılığını alamıyor. Kadınların aldıkları günlük yevmiyelerin toplamı, çoğu zaman asgari ücret tutarını bulmuyor.

Tarlada çalışan işçilerin çalışma koşulları çok zor, bir de üzerine kadın olmak eklenince bu zorluk katlanıyor.

Kadınların bir kısmı “aile bütçesine katkı sağlamak”, bir kısmı da “çocuklarını okutmak” için sabahtan akşama kadar tarlada çalıştığını anlatıyor.

Bölgede kadınların en fazla çalıştığı sektör olan tarımda, işçilerin yüzde 60’ından fazlasını kadınlar oluşturuyor.

Şafak vaktinde yola düşüyorlar

Bismil’de tarım işçiliği yapan kadınlardan 44 yaşındaki Kadriye D., okuma imkânı bulamadığını ve tarımda çalışarak geçimlerini sağlamaya çalıştıklarını söylüyor.

Dört çocuk annesi Kadriye D., “Daha önce Diyarbakır merkezdeydik, kazandığımız para kiramıza yetmiyordu. Şimdi köyde yaşıyoruz. Kendimize ait tarla, bağ, bahçe yok. Biz de geçimimizi sağlamak için başkalarının tarlasında çalışıyoruz. Mevsimine göre domates, biber gibi sebzeler topluyoruz; pamuk, buğday topluyoruz. Ne yapalım Allah bizim de rızkımızı bu işe koymuş” diye konuşuyor.

İşlerinin çok zor olduğunu, şafak vaktinde kalkıp yola düştüklerini dile getiren Kadriye D. bir günün nasıl geçtiğini şu sözlerle anlatıyor: “Saat 05.00 gibi evden çıkıyoruz. Traktör ya da minibüs gelip bizi alıyor ve iş yapacağımız yere götürüyor. Akşam 17.00 -18.00 saatlerinde de eve dönüyoruz. Evde de zaman; yemek, ev işleri, yıkama, temizlikle geçiyor.”

Tüm zorluklarına karşın çalışmak zorunda olduğunun altını çizen Kadiye D., “Biz okuyamadık, en azından çocuklar okusun diye çabalıyoruz. Büyük çocuğum henüz lise 2’ye gidiyor” diyor.

Bırakın sosyal güvenceyi…

Pamuğun kilosunu 7-8 kuruştan toplayan işçiler, günlük en fazla 120-130 kilo toplayabildiklerini dile getiriyor.

Her gün tarlada 12 saate yakın çalıştıklarını söyleyen Kadriye D. kendisi gibi diğer arkadaşlarının da sosyal güvencelerinin olmadığına dikkat çekiyor ve ekliyor: “Bırak sosyal güvenceyi, bazen yediğimiz yemek bile iş sahibinin gözüne batıyor.”

25 yaşındaki M.A. da, beş yıl önce tarım işçisi olarak çalışmaya başladığını söylüyor. “Aslında amacım okumaktı. Ancak olmadı” diyerek iç çeken M.A. şöyle devam ediyor:

“Önceleri babam ve ağabeylerim çalışıyordu. Ben ev işi yapıyordum, bir de açık öğretimde okumaya çalışıyordum. İki ablam evlendi, ağabeylerimden biri de evlenince evde kaldık 6 kişi, maddi sorunlarımız arttı. Ben de mecbur tarlada çalışmaya başladım. İlkin geçici bir süreliğine çalışıp işimi değiştirmeyi düşündüm ama olmadı; iş yok, güç yok… Başka alternatif olmayınca da bu işi sürdürdüm.”

Kadın tarım işçileri, tarlada çalışmanın büyük bir emek gerektirdiğini ancak emeklerinin karşılığını alamadıklarını söylüyor.

Bizimki de hayat mı?

Bir başka kadın işçi Nuriye A. da, 8 yıldan fazladır tarlalarda çalıştığını, kazandıkları parayla zar zor geçindiğini anlatıyor.

İki çocuğunu evlendiren Nuriye A., “Çoğu zaman ‘bizimki de hayat mı’ diye söyleniyorum. Allah günah yazmasın ama hakikaten şartlar zor ve çalışmaktan başka çare yok. Kocam üç yıl önce ölünce sırtımdaki yük daha bir arttı. Bulunduğumuz bölgede tarlada çalışmaktan başka seçenek yok” İfadelerini kullanıyor.

Paylaş:

Benzer İçerikler

Yukarıdaki başlık Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından 17 Eylül Cumartesi günü Cezayir Toplantı Salonu’nda yapılan uluslararası bir konferansın başlığıydı. Toplantıda vakfın konuyla ilgili raporu sunulduktan sonra, pandemi ile birlikte kadınları iyice zorlayan bakım emeğinin çeşitli biçim ve yönleri tartışıldı.
Sağlıkta teşvik adı altında bir iyileştirme yaptılar, güya… Sağlık çalışanlarını hekim ve hekim dışı, diye ayırarak ücretleri iyice farklılaştırdılar. Pandemi döneminde bütün gün binlerce riske maruz kalarak çalışan, emekleri görmezden gelinen hemşireler başta olmak üzere sağlık emekçileri çok öfkeli… “Hak ettiğimizi almak için daha iyi bir örgütlenme” diyorlar.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!